Bir Deyim Öğrenelim!
Dirlik Düzenlik:
Bir arada yaşayan, çalışan kimseler arasında iyi geçim, güven, sevgi ve anlaşma hâli. ”Bir aileye önce dirlik ve düzenlik gereklidir.”
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Güçlük Çekmek:
1- Bir şeyi çok zor yapabilmek, zorlanmak. "Kocaman paketi taşırken güçlük çekti." 2- Maddi açıdan sıkıntı içinde olmak. "Yaşlılığımda güçlük çekmemek için emekli olmaya çalışıyorum."
Güçlük Çıkarmak:
Bir şeyin gerçekleşmesini önlemek için çeşitli engeller yaratmak. "Ben de sizinle gelmek istiyorum, ama evdekiler güçlük çıkarıyor."
Güçlük Çıkartmak:
Bir şeyin gerçekleşmesini önlemek için çeşitli engeller yaratmak. "Ben de sizinle gelmek istiyorum, ama evdekiler güçlük çıkartıyor."
Güçlükleri Yenmek:
Bir güçlüğü, zorluğu ortadan kaldırmak. "Karşılaştığımız güçlükleri yenecek güce sahibiz."
Güçsüz Düşmek:
Gücü yetmemek. "Rakibi karşısında kendini çok zorladı ve güçsüz düştü."
Gücü Gücü Yetene:
Haklılığa değil kaba kuvvete veya güce dayanılarak. "Bu iş yerinde gücü gücü yetene dayılanıyor."
Gücü Kesilmek:
Kuvveti, takati azalmak. "Şu kutuyu taşımaktan gücüm kesildi, biraz da sen taşı."
Gücü Yetmek:
Eldeki imkanlarla ancak altından kalkabilmek, üstesinden gelebilmek. "Gücümün yettiği kadar, size yardımcı olmaya çalışacağım."
Gücüne Gitmek:
Bir söz, bir davranış bir kimsenin onuruna dokunmak, o kimseye ağır gelmek. ”Doğrusu onun bu sözleri gücüme gitti, çünkü hak etmedim o sözleri.”
Gücüne Koşmak:
Bir sorunun kolay çözümü varken onu güçleştirmek. "İşi gücüne koşup zaman kaybediyorsun."
Güdük Ay:
Şubat ayı.
Güdük Kalmak:
1- Büyüyememek, küçük, bodur kalmak. "Ben kardeş içinde, sonuncusu güdük kalmış." 2- Bitmemiş, sonuç vermemiş durumda olmak. "O kadar para aldık, iş güdük kalmasın diye uğraşıyoruz."
Guguk Gibi Kalmak:
Tek başına kalmak veya oturmak.
Gül Endam:
Fidan boylu, düzgün vücut.
Gül Gibi:
Çok iyi, çok güzel. "Gül gibi işin var."
Gül Gibi Bakmak:
1- Geçimini para sıkıntısı olmadan sağlamak. "Ben anneme gül gibi bakıyorum, bir sorun yok." 2- iyi, temiz bakmak. "İlk arabası olduğundan, arabaya gül gibi bakardı."
Gül Gibi Geçinmek:
1- Çok iyi anlaşmak, geçinmek. "Sen niye bize karışıyorsun ki, biz gül gibi geçiniyoruz." 2- Pek geniş olmayan bir imkanla rahat, sıkıntısız yaşamak. "Ben bu parayla, ömrümün sonunda kadar gül gibi geçinir giderim."
Gül Gibi Yaşamak:
1. Çok iyi anlaşmak, geçinmek. "Sen niye bize karışıyorsun ki, biz gül gibi yaşıyoruz." 2- Pek geniş olmayan bir imkanla rahat, sıkıntısız yaşamak. "Ben bu parayla, ömrümün sonunda kadar gül gibi yaşarım."
Gül Üstüne Gül Koklamamak:
Bir sevgili üstüne bir ikincisini sevmemek. "Gül üstüne gül koklamaya kalkarsan, bir gün dikeni kötü batar."
Güldükçe Yüzünde Güller Açılmak:
Neşelendikçe daha da güzelleşip bu güzelliği ile de dikkatleri daha çok kendi üstüne çekmek.
Güldükçe Yüzünde Güller Açmak:
Neşelendikçe daha da güzelleşip bu güzelliği ile de dikkatleri daha çok kendi üstüne çekmek.
Güle Oynaya:
Sevinerek, neşe ile.
Güleç Güleç Bakmak:
Mutlu bir şekilde gülümseyerek bakmak.
Güleç Yüzlü:
Güler yüzlü.
Güler Misin, Ağlar Mısın:
Hem gülünç hem de üzücü nitelikteki şaşırtıcı olaylar karşısında söylenir. "Gece bekçileri müzeyi soymuş. Güler misin, ağlar mısın!"
Güler Yüz:
Yumuşak, okşayıcı davranış.
Güler Yüzlü Olmak:
Yakınlık göstermek, içten davranmak. "Güler yüzlü olmasa kapısına gitmem."
Gülerken Isırır:
Görünürdeki iyiliğine güvenilmemesi gereken kimse.
Gülerken Isırmak:
İyilik yapar görünüp kötülük yapmak. "Senin yaptığına kısaca gülerken ısırmak denir."
Güllabicilik Etmek:
Birinin taşkın ve şımarık davranışlarına katlanıp durmak.
Gülle Gibi:
1- Çok ağır. "Gülle gibi yumruğu yemekten son anda kurtuldu." 2- Hâlsiz, yorgun argın. "Az önce gülle gibi geldi, salonda uyudu kaldı."
Gülleri Yarılmak:
Çok keyiflenmek. "Yeni arabalarını görünce çocukların gülleri yarıldı."
Güllük Gülistanlık:
Sorunları bulunmayan; neşe, bolluk ve huzur içinde olan yer. ”Ne zaman güllük gülistanlık içinde olacağız acaba?”
Gülmekten Çatlamak:
Çok fazla gülmek, aşırı derecede gülmek. "Yaşadığı olayı anlatınca umarım gülmekten çatlamazsın."
Gülmekten Katılmak:
Aşırı ölçüde gülmek, çok gülmekten halsiz düşmek. "Ne matrak adamdı, hareketlerine gülmekten katıldık hepimiz."
Gülmekten Kırılmak:
Aşırı ölçüde gülmek, çok gülmekten halsiz düşmek. ”Ne matrak adamdı, hareketlerine gülmekten kırıldık hepimiz.”
Gülmekten Yarılmak:
Aşırı ölçüde gülmek, çok gülmekten halsiz düşmek. "Ne matrak adamdı, hareketlerine gülmekten yarıldık hepimiz."
Gülmekten Yerlere Yatmak:
Komik bir şey karşısında çok fazla gülmek.
Gülü Tarife Ne Hacet, Ne Çiçektir Biliriz:
Birinin uygunsuz özellikleri sayılırken bunların öteden beri bilindiğini anlatmak için söylenen bir söz. Kisi kendini methetmez, o işi başkalarına bırakır. Gülü tarife ne hacet, ne çiçektir bilinir." "Söylediklerinde haklısın, gülü tarife ne hacet, ne çiçektir biliriz."
Gülünce Almak:
Birisiyle alay etmek.
Gülünce Tutmak:
Birisiyle alay etmek.
Gülüp Geçmek:
Bir durumu umursamamak, aldırış etmemek, gülünç bulup üzerinde durmamak. ”Gülüp geçilecek bir iş sanmayın sakın, ciddi durun üzerinde.”
Gülüp Oynamak:
Neşeli, sevinçli, keyifli, güzel vakit geçirmek. "Yaz tatili geldi, gülüp oynamak hakkınız."
Gülüp Söylemek:
Neşeli, sevinçli, keyifli, güzel vakit geçirmek. "Yaz tatili geldi, gülüp söylemek hakkınız."
Güm Güm Atmak:
Kalp heyecanla çarpmak. "Kopya çekmeye çalışınca kalbim güm güm atıyor, heyecanlanıyorum."
Güm Güm Etmek:
Derinden yankılı ses olmak, ses çıkmak. "Üst kattakilerin ayak sesleri güm güm etmeye başladı."
Güme Gitmek:
1- Bir söz, (bir davranış) karışıklığa gelerek, anlaşılmadan boşa gitmek. "Söylediklerimin hepsi güme gitti." 2- Bir hiç uğruna, boşu boşuna, sebepsizce ölmek. "Zavallı güme gitti." 3- Değeri anlaşılmadan yitip gitmek. "O kadar yıllık çalışması güme gitti."
Güme Götürmek:
Anlaşılmasını engellemek. "Benim düşüncelerimi güme götürmeye çalışma."
Gümleyip Gitmek:
1- Beklenmedik bir zamanda ansızın ölmek. "Çok hayalleri vardı, gümleyip gitti." 2- İflas etmek, batmak, faaliyetlerine son vermek. "Güvendiğimiz şirkette gümleyip gitmiş."
Gümrük Koymak:
Engel olmak, kısıtlamak. "Devlet bazı ürünlere, gümrük koymak için adım attı."
Gümrükten Mal Kaçırır Gibi:
Gereksiz bir telâş ve ivedilikle. Yangından mal kaçırır gibi. "Gümrükten mal kaçırır gibi hazırlanıp gitti."
Gümüş Sağ Olsun, Altın Gide Kosun:
Eldeki şey, elde edilmesi güç olan daha değerli bir şeyden daha üstün tutulmalı.
Gün Ağarmak:
Gece bitip gündüz başlamak. "Yattığında gün ağarıyordu."
Gün Almak:
1- Bir iş yapmak için ilgili kişiden gün ayırmasını; belirli bir tarih tespit etmesini istemek, randevu almak. 2- Yaşını bitirip daha sonraki yılın bir ya da birkaç gününü almak. ”Doktordan gün almayı unutmamışsındır umarım.”
Gün Atmak:
1- Davayı ileri bir tarihe bırakmak. "Bu duruşmada da gün atmasa bari." 2- Güneş doğmak. "Gün atmaya başlayınca, müşteriler çoğalmaya başlar."
Gün Batmak:
Güneş batmak. ”Gün batmadan yola çıkmalıyız.”
Gün Doğmak:
1- İstediklerini yapmak için iyi bir duruma erişmek ya da eline olağanüstü bir fırsat geçmek. "Sana gün doğdu, arabayla gidebilirsin artık." 2- Sabahleyin güneş görünür olmak. "Uyandığımda gün doğmuştu."
Gün Gibi Aşikâr:
Çok açık, çok belli. "Bu takımın küme düşeceği gün gibi aşikâr."
Gün Görmek:
Bolluk, mutluluk, esenlik içinde huzurlu günler geçirmek. ”Kaygılanma evlâdım, daha çok günler göreceksin inşallah.”
Gün Görmemek:
Sıkıntı içinde yaşamak. "Yetmiş yıllık ömründe gün görmedi zavallı."
Gün Görmüş:
Başından nice işler geçmiş, tecrübeli, görüp geçirmiş, çok yaşamış. ”Gün görmüş insanlarla konuşmaktan zevk alırım.”
Gün Işığına Çıkmak:
Aydınlanmak, açıklığa kavuşmak, anlaşılır olmak. ”İşlediği tüm suçlar yakında gün ışığına çıkacaktır.”
Gün Ola, Harman Ola:
Bir gün onun da zamanı gelir, anlamında söylenir. "Şimdilik bu kalsın; gün ola, harman ola."
Gün Saymak:
Herhangi bir iş veya olayın belirlenmiş süresinin sonunu heyecanla beklemek. "İş şubemizin açılışını yapmak için gün sayıyoruz."
Gün Yüzü Görmemek:
1- Güneş ışığından uzakta kalmak, ışık görmemek. "Hava çok güzel ama derslerden gün yüzü görmüyoruz." "Sana bu kötülüğü yapanlar gün yüzü görmesin." 2- Hiç kullanılmamak, yeni kalmak. "Kendi arşivinden gün yüzü görmemiş fotoğrafları gösterdi."
Gün Yüzü Görmemiş:
1- Hiç kullanılmamış. "Bir hata yüzünden, gün yüzü görmemiş küfürler işittik." 2- Ortalığa çıkmamış. "Beni gün yüzü görmemiş küfürler kullanmak zorunda bırakma." 3- Çok ağır hakaret içeren. "Gün yüzü görmemiş ağır sözlerinden dolayı güzel bir dayak yedi."
Gün Yüzü Görmemiş Küfür:
1- Hiç kullanılmamış küfür. "Bir hata yüzünden, gün yüzü görmemiş küfürler işittik." 2- Ortalığa çıkmamış küfür. "Beni gün yüzü görmemiş küfürler kullanmak zorunda bırakma." 3- Çok ağır hakaret içeren küfür. "Gün yüzü görmemiş küfürlerinden dolayı güzel bir dayak yedi."
Gün Yüzü Görmemiş Söz:
1- Hiç kullanılmamış söz. "Bir hata yüzünden, gün yüzü görmemiş sözler işittik." 2- Ortalığa çıkmamış söz. "Beni gün yüzü görmemiş sözler kullanmak zorunda bırakma." 3- Çok ağır hakaret içeren söz. "Gün yüzü görmemiş sözlerinden dolayı güzel bir dayak yedi."
Günah Benden Gitti:
Ben görevimi yaptım, bundan sonrası için sorumluluk taşımıyorum, anlamında söylenir. "Seni uyardım, günah benden gitti."
Günah Çıkarmak:
1- (Hristiyanlarda) Allah'ın bağışlaması için papaza gidip işlediği günahları itiraf etmek. "Günah çıkarmak için kiliseye gidiyordu." 2- Kötü davranışlarını, suçlarını açıklamak, anlatmak. "O kadar kötülük yaptı, şimdi de günah çıkarıyor."
Günah İşlemek:
Dince suç sayılan bir iş yapmak. ”Yetimlerin malını yiyerek günah işleyenlerden mutlaka hesap sorulacaktır.”
Günaha Girmek:
Dini bakımdan suç sayılacak bir iş yapmak ya da söz söylemek. ”Sebepsiz yere adam öldürmek, günaha girmek demektir.”
Günaha Sokmak:
Günah işlemesine yol açmak, dinin buyrukları dışına çıkmasına zemin hazırlamak. ”Kes sesini de bizi günaha sokma.”
Günahı Boynuna:
"Ben karışmam, sorumluluk sana veya ona düşer." anlamında kullanılan bir söz. "Günahı boynuna, evine doğru dürüst yiyecek bile almıyormuş."
Günahı Boynuna Olmak:
"Ben karışmam, sorumluluk sana veya ona düşer." anlamında kullanılan bir söz. "Böyle yapmamı o istedi, günahı boynuna."
Günahı Kadar Sevmemek:
Hiç sevmemek, değer vermemek. "Matematik dersini günahım kadar sevmiyorum."
Günahı Vebali Boynuna:
"Ben karışmam, sorumluluk sana veya ona düşer." anlamında kullanılan bir söz. "Günahı vebali boynuna, evine doğru dürüst yiyecek bile almıyormuş."
Günahına Girmek:
Bir kişi hakkında haksız olarak kötü düşünmek, kuşkulanmak; iftira etmek, günahını almak. "Adamın günahına girdin, sana hiç yakışmıyor."
Günahını Almak:
Bir kişi hakkında haksız olarak kötü düşünmek, kuşkulanmak; iftira etmek, günahına girmek. "Onun hakkında konuşup da günahını alma şunun."
Günahını Bile Vermemek:
Kendisine zararlı olan bir şeyi bile vermemek, çok cimri olmak. "Ondan bir şey istenmez, o adama günahını bile vermez."
Günahını Çekmek:
Birinin yaptığı ya da birine karşı yapılan kötülüğün cezasını görmek. "Onun günahını ben çekecek değilim ya, gitsin kendini affettirsin."
Günahını Vermez:
“Çok cimri, eli sıkı, hasis” kimselerin durumunu anlatmak için kullanılır.
Gündeme Almak:
Bir kurul toplantısında görüşülecek konuları bir listeyle belirlemek. "Üye aidatlarını da gündeme almalıyız."
Gündeme Gelmek:
Üzerinde durulacak, konuşulacak bir konu durumuna gelmek.
Gündeme Getirmek:
1- Bir konuyu görüşülecek, üzerinde tartışılacak bir duruma getirmek. "Bir arkadaşımız, sokak çocukları konusunu gündeme getirdi." 2- Bir konuya güncellik kazandırmak. "Kişisel temizlik konusunu da gündeme getirin."
Günden Güne:
Her gün biraz daha, gün geçtikçe, anlamını taşır. "Yeni ektiğim çiçek günden güne büyüyor."
Gündüz Feneri:
(Şaka yollu) Zenciler için söylenir.
Gündüz Gözüyle:
Gündüz vakti, her şeyin açık seçik görüldüğü saatlerde.
Gündüz Külahlı Gece Silahlı:
Gizliden ve kimseye hissettirmeden kötü işler yapan kimse. "Sizin komşu için, gündüz külahlı gece silahlı diyorlar."
Güneş Açmak:
Bulutlar dağılıp güneş görünmek. "Güneş açınca dışarı çıktık."
Güneş Almak:
Bir yere güneş ışığı ulaşmak. ”Evin bir odası güneş almıyor.”
Güneş Banyosu:
Vücudu güneşlendirme. "Tatilde bol bol güneş banyosu yaptım."
Güneş Batmak:
Gün sonunda, güneş ufukta kaybolmak. "Güneş batmadan eve döndük."
Güneş Çarpmak:
Sıcak havada güneş altında fazla kalmaktan dolayı hasta olmak. "Güneş altında fazla durma, güneş çarpar."
Güneş Çavmak:
Güneş yayılmak, güneş doğmak. "Güneş çavmadan bir araba bulmamız zor."
Güneş Doğmak:
Sabahleyin güneş görünür olmak, ufuktan yükselmek.. "Uyandığımda güneş doğmuştu."
Güneş Görmek:
1- Güneş ışınlarını alan bir yerde bulunmak. "Evin tüm odaları güneş görüyor." "Oturduğumuz yer güneş görmeye başlayınca, kalkıp gölgeye geçtik." 2- Güneş ışığından yararlanır durumda olma. "Bu çiçekler güneş görmediği için solmaya başlamış."
Güneş Olsa Kimsenin Üstüne Doğmaz:
Olanakları olduğu hâlde hiç kimseye iyilik etmeme huyunda olan, anlamında söylenir. "Onu tanırım, güneş olsa kimsenin üstüne doğmaz."
Güneş Olup Kimsenin Üstüne Doğmamak:
Olanakları olduğu halde hiç kimseye iyilik ve yardım etmez, anlamında söylenir. "Onu iyi tanırım, güneş olsa kimsenin üstüne doğmaz."
Güneş Tutulması:
Ay'ın, Dünya ile Güneş arasına girmesinden dolayı yeryüzünün bazı bölgelerine ayın gölgesinin düşmesi, gün tutulması.