D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Gark Olmak:

1- Gömülmek, batmak. "Yürümekte zorlandık, sürekli kar ve çamura gark olduk." 2- Boğulmak. "Kısa zamanda zenginliğe gark oldu."

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Hakkı Var:  

"Doğru düşünüyor, doğru söylüyor, doğru davranıyor." anlamında kullanılan bir söz. "Hakkınız var, gurbette yaşamak gerçekten zormuş."

Hakkın Rahmetine Kavuşmak:  

Ölmek.

Hakkında Takibat Yaptırmak:  

Suçunu resmi makamlara bildirip hakkında kanuni yoldan kavuşturma yaptırmak.

Hakkından Gelmek:  

1- Güç bir işi başarı ile sonuçlandırmak. 2- Öç almak, yenmek veya cezasını vermek. ”Siz onu bana bırakın, hakkından gelmesini bilirim.”

Hakkını Aramak:  

Hakkı olduğuna inandığı şeyi elde etmeye çalışmak. "Normal olarak hakkını arıyor, ne var bunda?"

Hakkını Gözetmek:  

Birinin hakkına saygı göstermek, dikkate alarak davranmak. "Adalet kurumu mağdurun hakkını gözetir, mağdur yaratmaz."

Hakkını Helâl Etmek:  

Geçen hakkını, emeğini bağışlamak. ”Annem inşallah hakkını helâl eder bana.”

Hakkını Vermek:  

1- Bir şeyin lâyıkıyla yapılması için ne gerekiyorsa ondan kaçınmamak. 2- Birinin çalışmasını gereğince değerlendirmek, hakkı olan şeyi vermek. ”Çalıştırdığın kişinin hakkını vermek zorundasın.”

Hakkını Yemek:  

Birinin hakkı olan şeyi vermemek, onu kendisine mal etmek. ”Dürüst ol, milletin hakkını yeme, yoksa boğazında kalır.”

Hakkını Yememek:  

Birinin hakkı olan şeyi vermek. "Çalıştırdığın kişinin hakkını yememek zorundasın."

Hakkısükût:  

Bir kimseye bildiklerini söylememesi karşılığında sağlanan yarar, susmalık, sus payı. "Belli ki o adama da hakkısükût vermişler." Türkçe kullanımı hakkısükût şeklindedir, deyim değil isimdir.

Haklı Bulmak:  

Bir kimsenin davranışını, düşüncesini doğru bulmak. "Bu konudaki düşünceni haklı buluyorum."

Haklı Çıkmak:  

Haklı olduğu anlaşılmak. "Haklı çıkacağımı biliyordum."

Haksız Bulmak:  

Bir iddiayı, düşünceyi, davranışı doğru ve yerinde bulmamak. "Bana sorarsan, ben seni haksız buluyorum."

Haksız Yere:  

Haksız olarak, hak etmediği hâlde.

Haksızlığa Uğramak:  

Adalete aykırı bir duruma düşmek, haksızlıkla karşılaşmak, hakkı yenmek. "Yıllardır haksızlığa uğramaktan, adalete güveni kalmamış."

Haksızlık Etmek:  

Adalete aykırı davranmak, gadretmek. "Herkese söz hakkı vereceğim, kimseye haksızlık etmek istemem."

Haksızlık Yapmak:  

Adalete aykırı davranmak, gadretmek. "Herkese söz hakkı vereceğim, kimseye haksızlık yapmak istemem."

Hâl Hatır Sormak:  

Bir kimseye "Nasılsınız? Ne durumdasınız?" biçiminde nezaket sorusu sormak. "Kaç ay oldu, artık hâl hatır da sormaz oldun."

Hâlâ O Masal:  

"Hep aynı söz, aynı düşünce, davranış veya sorun." anlamında kullanılan bir söz. "Yıl olmuş 20018 , sen hâlâ o masalı anlatıyorsun."

Halatı Yısa Etmek:  

Çekmek. "Halatı yısa etmemiz gerekiyor."

Halay Çekmek:  

Halay oyunu oynamak. "Halay çekmekte olan gruba katıldı."

Halay Tepmek:  

Halay oyunu oynamak. "Halay tepmekte olan gruba katıldı."

Hâlden Anlamak:  

Bir kimsenin içinde bulunduğu zor durumu kavrayarak, anlayıp sezerek hoşgörülü olmak, anlayış göstermek. ”Dedem hâlden anlayan birisidir, bize iyi davranacağına eminim.”

Hâlden Bilmek:  

Bir kimsenin içinde bulunduğu zor durumu kavrayarak, anlayıp sezerek hoşgörülü olmak, anlayış göstermek. "Dedem hâlden bilen birisidir, bize iyi davranacağına eminim."

Haldır Haldır:  

Bir şeyin hızla ve düzensizce sürdürüldüğünü anlatmak için söylenir. "Makineler haldır haldır çalışıyor."

Hâle Yola Koymak:  

Düzenlemek, tertiplemek, iyi işler bir duruma getirmek. ”Hele şu işleri bir hâle yola koyalım, o zaman tatilini de düşünürüz.”

Halebi Orada İse Arşın Burada:  

Bir iddia veya söz abartılı bulunduğunda kanıtını istemek için kullanılan bir söz. "Tüm veriler ortada, Halebi orada ise arşın burada."

Halef Selef Olmak:  

Biri ötekinin makamını almak, yerine geçmek. "Halef selef olarak birlikte açıklama yaptılar."

Halel Gelmek:  

Bozulmak, zarara uğramak. "Yıllardır namusumuza halel gelmesin diye uğraşıyoruz."

Halel Getirmek:  

Zarar vermek. "Bu olayın şirkete halel getirmesinden korkyorum."

Halel Vermek:  

Bozmak, sarsmak. "Benim saygınlığıma halel verecek adamın alnını karışlarım."

Haleldar Etmek:  

Bozmak, sarsmak. "Benim saygınlığımı haleldar edecek adamın alnını karışlarım."

Halep Orada İse Arşın Burada:  

Bir iddia veya söz abartılı bulunduğunda kanıtını istemek için kullanılan bir söz. "Tüm veriler ortada, Halep orada ise arşın burada."

Halep Oradaysa Arşın Burada:  

Bir iddia veya söz abartılı bulunduğunda kanıtını istemek için kullanılan bir söz. "Tüm veriler ortada, Halep oradaysa arşın burada."

Halep Ordaysa Arşın Burada:  

Bir iddia veya söz abartılı bulunduğunda kanıtını istemek için kullanılan bir söz. "Tüm veriler ortada, Halep ordaysa arşın burada."

Haleti Ruhiye:  

Duyuş veya düşünüş havası.

Halı Altına Süpürmek:  

Çözümlenemeyen sorunların görüşülmesini ertelemek, gözden uzak etmek. "Halı altına süpürmekle sorunlar kalıcı olarak çözülemez."

Hâli Duman Olmak:  

Bitkin, perişan olmak, kötü duruma düşmek. "İşsiz kalırsan, bu kış günü hâlimiz duman olur."

Hâli Harap Olmak:  

Bitkin, perişan olmak, kötü duruma düşmek, hâli duman olmak. "Hâli haraptı, güçlükle yürüyordu."

Hâli Kalmamak:  

Gücü, takati, eski durumu olmamak. "Bu oyuncunun hâli kalmamış, hala oyunda tutuyorlar."

Hâli Tavrı Yerinde:  

Durumu, görünüşü, davranışı düzgün. "Hâli tavrı yerinde biriyle evlendiğini duydum."

Hâli Üzere:  

Olduğu gibi. "Dediğim paraya, bu arabayı hâli üzere almaya hazırım."

Hâli Vakti Yerinde:  

Zengin, oldukça varlıklı, para durumu iyi. ”Hasan efendiler mi? Hâli vakti yerinde insanlardır onlar.”

Halil İbrahim Bereketi:  

Bol kazanç, büyük varlık, zenginlik.

Halil İbrahim Katırı Ne Yüklersen Götürür:  

Her verileni alan, kabullenen kişi.

Halil İbrahim Katırı Neler Versem Götürür:  

Her verileni alan, kabullenen kişi.

Halim Selim:  

Yumuşak huylu ve doğru (kimse).

Hâline Bakmamak:  

Kendisinin ne durumda olduğunu düşünmeden gücünü aşan işlere kalkışmak. "Hâline bakmadan, kocaman valizi taşımaya kalkışıyor."

Haline Göre Hâllen, Arada Bir Sallan:  

"Kendine gel" anlamında söylenir. "Haline göre hâllen, arada bir sallan, ne yaptığının farkında mısın?"

Hâline Köpekler Bile Güler:  

Çok kötü bir duruma düşenler için kullanılan bir söz. "Bir gün öyle bir yalnız kal ki, hâline köpekler bile gülsün."

Haline Köpekler Güler:  

Acınacak duruma düşmek, sefil bir hale gelmek.

Hâline Köpekler Gülüyor:  

Çok kötü bir duruma düşenler için kullanılan bir söz. "Öyle bir yalnız kaldı ki, hâline köpekler gülüyor."

Hâlini Hatırını Sormak:  

Bir kimseye "Nasılsınız? Ne durumdasınız?" biçiminde nezaket sorusu sormak. "Kaç ay oldu, artık hâlimizi hatırımızı da sormaz oldun."

Halis Muhlis:  

Saf, katışıksız, temiz, eksiksiz, içinde yabancı madde bulunmayan. ”Halis muhlis bir zeytin yağı satarız biz.”

Halisane Dilek:  

Hiçbir kötü düşünce taşımayan istek.

Halk Çocuğu:  

Aydınların veya devlet çalışanlarının dışında kalanlardan alan.

Halka İnmek:  

Halkın anlayışı ve görüşü düzeyinde olmak. "Oy oranını arttırmak için halka inmeleri gerekir."

Halka Olmak:  

Bir çember biçiminde dizilmek. "Maçtan önce takım oyuncuları halka olup, ant içtiler."

Halka Oyunları:  

El ele tutuşup halka olarak oynanan oyun.

Halka Verir Talkını Kendi Yutar Salkımı:  

Kendi verdiği öğütlere kendisi uymaz.

Halkalı Gözler:  

Çevresindeki tenin rengi koyu olan gözler.

Hallaç Pamuğu Gibi Atmak:  

Bir arada, toplu bulunan şeyleri ya da kimseleri dağıtmak, parçalamak; bu yolla sağa sola, her birini bir yana atmak. ”Sizin takımı hallaç pamuğu gibi atacağız sahadan.”

Hâllenip Küllenmek:  

Kendi imkânlarıyla iyi kötü geçinip gitmek, kendi yağıyla kavrulmak. "Yirmi yıldır bu evde hâllenip külleniyoruz."

Hâlleri Duman Olmak:  

Bitkin, perişan olmak, kötü duruma düşmek. "İşsiz kalırsa, bu kış günü hâlleri duman olur."

Hallihamur Olmak:  

İçinde bulunduğu koşullara uymak. "Sayın vekil hallihamur olduğundan, her partide kendine yer buldu."

Hâlsiz Düşmek:  

Çok fazla yorulmak, gücü tükenmek. "Hastalıktan dolayı iki gündür hâlsiz düşmüştü."

Halt Etmek:  

Yakışıksız davranmak, uygunsuz bir söz söylemek veya kötü bir şey yapmak. ”Halt etmişsin, bir de utanmadan anlatıyorsun.”

Halt Karıştırmak:  

Yakışıksız davranmak, uygunsuz bir söz söylemek veya kötü bir şey yapmak. "Halt karıştırmışsın, bir de utanmadan anlatıyorsun."

Halt Yemek:  

Yakışıksız davranmak, uygunsuz bir söz söylemek veya kötü bir şey yapmak. "Halt yemişsin, bir de utanmadan anlatıyorsun."

Halvet Gibi:  

Çok sıcak (yer, oda). "Oda halvet gibi, biraz cam açalım mı?"

Halvet Olmak:  

Baş başa görüşmek için yalnız kalıp içeriye kimseyi sokmamak. "Halvet olmak için odayı girdiler."

Ham Armut Gibi Boğaza Durur:  

Sözünü keserek, hareketlerine engel olarak kişiyi sıkmak, işi zor duruma getirmek.

Ham Çıkmak:  

Kavun, karpuz olgunlaşmamak. "Dün aldığımız karpuz ham çıktı."

Ham Demir:  

İşlenmemiş demir.

Ham Ervah:  

Çiğ adam; yersiz ve yakışıksız sözleri, davranışları olan kaba kimse.

Ham Hum Etmek:  

Belirsiz, önemsiz, boş birtakım sözler söylemek. "Ham hum etme de bunu kim kırdı onu söyle."

Ham Hum Şorolop:  

Düzenle veya el çabukluğu ile yapılan, kimsenin akıl erdiremediği iş. "Ham hum şorolop edip, şapkadan tavşan çıkardı."

Ham İnsan:  

İdmansız insan.

Ham Meyve:  

Olgunlaşmamış meyve.

Hamallığını Etmek:  

Bir işin önemsiz, fakat ağır ve yorucu yükünü taşımak. "İşin hamallığını biz ediyoruz, kaymağını başkası yiyor."

Hamallığını Yapmak:  

Bir işin önemsiz, fakat ağır ve yorucu yükünü taşımak. "İşin hamallığını biz yapıyoruz, kaymağını başkası yiyor."

Hamam Gibi:  

Pek sıcak. "Odayı hamam gibi yapmışsınız, biraz pencere açalım."

Hamama Gider Kurnaya, Düğüne Gider Zurnaya Aşık Olur:  

Çok kolay aşık olan kimselerle alay etmek için söylenir. "Hamama gider kurnaya, düğüne gider zurnaya âşık olur, yine kime aşık olmuş?"

Hamamcı Olmak:  

Boy abdesti alması gerekmek, cenabet olmak. "Söylemesi ayıp bu sabah hamamcı olmuşum."

Hamamın Namusunu Kurtarmak:  

Görünüşü kurtarmaya yönelen birtakım yetersiz çarelere başvurarak kötü bilinen bir yere onur kazandırmaya çalışmak. "Böyle konuşarak hamamın namusunu kurtarmaya çalışıyorsun." , "Üç beş kişiyi görevden alıp, hamamın namusunu kurtarmaya çalışıyorlar." Bu deyimin ortaya çıkışı: Bir hamamın şöhreti kötüye çıkıyor, orada temizlenmenin dışında birtakım cürümler işlendiği ayyuka çıkıyor, tutuyorlar rastgele o cürümü işleyenlerin birini yakalayıp iyice bir dövüyorlar -biraz cinsiyetçi bir söylem olsa da- hamamın namusunu kurtarmak deniyor.

Hamle Etmek:  

1- Atılmak, saldırmak. "Kaleci hamle ederek golü engelledi." 2- Önemli bir işe girişmek, bir işte başarı sağlamak için çaba harcamak. "Şirket yeni hamleler ederek gelirlerini arttırıyor."

Hamle Yapmak:  

1- Atılmak, saldırmak. "Kaleci hamle yaparak golü engelledi." 2- Önemli bir işe girişmek, bir işte başarı sağlamak için çaba harcamak. "Şirket yeni hamleler yaparak gelirlerini arttırıyor."

Hamur Açmak:  

Yoğrulmuş hamuru inceltip yufka durumuna getirmek. "Hamur açma işini hiç beceremem."

Hamur Gibi:  

1- Yorgunluktan eli ayağı tutmayan. "Tüm evi boya badana yaptık, her yanım hamur gibi." 2- Çok pişip bulamaç durumuna gelen yiyecek. "Bu pilav hamur gibi olmuş, hiç beğenmedim."

Hamur İşi:  

Hamurdan yapılan yemek ve tatlı.

Hamur Tahtası:  

Üzerinde hamur açılan tekerlek biçiminde ve ayaklı tahta.

Hamur Tutmak:  

Hamur hazırlamak.

Han Gibi:  

Gereğinden çok geniş olan yer. "Han gibi bir iş yerine taşındık."

Han Hamam Sahibi Olmak:  

Malı mülkü çok, varlıklı kimse olmak. "İnşallah zamanla han hamam sahibi olacaksın."

Han Kapısından Teğelti Atmak:  

Defetmek, kovmak. "Gelen adamı hiç konuşturmadan, han kapısından teğelti atar gibi uzaklaştırdılar."

Hancı Sarhoş, Yolcu Sarhoş:  

Kimin ne yaptığı, ne ettiği belli değil.

Hangar Gibi:  

Çok büyük ve geniş yer anlamında kullanılan bir söz. "Kadının evi hangar gibi, ama yine de beğenmiyor."

Hangi Akla Hizmet Ediyor:  

Ne gibi bir düşünce ile böyle olmayacak, mantıksız bir iş yapıyor? "Hangi akla hizmet edip de bu yaşta evlenecek?"

Hangi Dağda Kurt Öldü?:  

Kendisinden hiç umulmayan, beklenilmeyen bir kimsenin olumlu davranışı görüldüğünde; “Nasıl oldu da böyle güzel bir iş, bir iyilik yaptı?” anlamında söylenir.

WhatsApp