Bir Deyim Öğrenelim!
Saman Alevi Gibi Parlamak:
Birden kızıp öfkelenmek, çok kısa zamanda hırsı geçmek. "Sen onu kafana takma, o saman alevi gibi parlayıp söner."
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Hangi Peygambere Kulluk Edeceğini Şaşırmak:
Kimin sözünü yerine getireceğini bilemeyerek şaşkınlık içinde kalmak. "Senin dayın da hangi peygambere kulluk edeceğini şaşırmış yani, türlü laflar."
Hangi Peygambere Ümmet Olacağını Şaşırmak:
Kimin sözünü ve yolunu tutacağın, ne yapacağını şaşırmak. "Senin dayın da hangi peygambere ümmet olacağını şaşırmış yani, türlü laflar."
Hangi Rüzgâr Attı?:
“Nasıl oldu da gelebildin? Hiç görünmüyordun, sen de gelir miydin?” anlamında, uzun süre bir yerde görünmeyen kimse için kullanılır.
Hangi Taş Katı İse Başını Ona Vur:
Kendi kusuru yüzünden zor bir duruma düşen ve yardım istemek için başkalarına yüklenen bir kimseye öfkelenildiği zaman söylenir.
Hangi Taşı Kaldırsan Altından Çıkar:
1- Hemen her işte parmağı vardır. 2- Her işten anlar, her işe karışır ya da her işten anladığı izlenimi verir.
Hani Yok mu:
Dikkati arkadan gelen söze çekmek için söylenen bir söz. "Hani yok mu, Ömer abinin küçük kızı Büşra, ondan bahsediyorum."
Hanım Evlâdı:
Nazlı büyütülmüş, zora gelmeyen, çıtkırıldım kimse. ”Amma hanım evlâdıymışsın, çekil şuradan ben yaparım.”
Hanım Hanımcık:
1- Evine, çocuklarına, işine gereği gibi bakan kadın. "Hanım hanımcık bir annesi vardı." 2- Böyle bir kadına yaraşır davranışları olan. "Hanım hanımcık oturuyordu."
Hanım Köylü:
1- Karısının yakınlarını benimseyip kendi yakınlarını unutan erkek. 2- Kılıbık.
Hanım Köylü Olmak:
1- Erkek, karısının yakınlarını benimseyip kendi yakınlarını unutmak. "Hanım köylü olunca bizi iyice unuttun yeğen." 2- Kılıbıklık etmek. "Sen artık hanım köylü olmuşsun."
Hant Hant Ötmek:
Bir şeye aşırı istek duymak. "Bu çocuk her şeye hant hant ötüyor, kime çekmiş bilmem."
Hanumanını Yıkmak:
Ocağını yıkmak, evini barkını dağıtmak. "Az daha adamın hanumanını yıkacaktı."
Hanya'yı Konya'yı Anlamak:
Dünyada insanın başına neler gelebileceğini öğrenmek, zorluklarla karşılaşmak, tecrübe kazanmak. "Elbet sen de bir gün Hanya'yı Konya'yı anlayacaksın."
Hanya'yı Konya'yı Bilmek:
Dünyada insanın başına neler gelebileceğini öğrenmek, zorluklarla karşılaşmak, tecrübe kazanmak. "Elbet sen de bir gün Hanya'yı Konya'yı bileceksin."
Hanya'yı Konya'yı Görmek:
Dünyada insanın başına neler gelebileceğini öğrenmek, zorluklarla karşılaşmak, tecrübe kazanmak. "Elbet sen de bir gün Hanya'yı Konya'yı göreceksin."
Hanya'yı Konya'yı Öğrenmek:
Dünyada insanın başına neler gelebileceğini öğrenmek, zorluklarla karşılaşmak, tecrübe kazanmak. "Elbet sen de bir gün Hanya'yı Konya'yı öğreneceksin."
Hap Etmek:
Yemek, yutmak. "Bir porsiyon tatlıyı hap etti."
Hapı Yutmak:
Kötü bir duruma düşmek, zarar ve ziyana uğramak. ”Hapı yuttuk desene!”
Hapis Giymek:
Hapis cezasına çarptırılmak. "Davacı şikayetinden vazgeçince, hapis giymekten kurtuldu."
Hapis Kalmak:
1- Mahkûm olarak hapiste yatmak. İki yıl hapis kalmak zorunda kaldı." 2- Bir yere çıkamaz, gidemez durumda olmak. "Yaz günü bir aydır evde hapis kaldık."
Hapis Yatmak:
Hükümlü olduğu süreyi hapishanede geçirmek. "Suçsuz yere hapis yatan insanlar da var."
Hapishane Kaçkını Gibi:
Kılık kıyafetine dikkat etmeyen kimse. "İş yerine hapishane kaçkını gibi gelmeni istemiyorum."
Hapislerde Çürümek:
Çok uzun süre hapiste kalmak. "Yaptığı ağır suçun cezasını hapislerde çürüyerek çekiyor."
Har Vurup Harman Savurmak:
Hesapsızca, düşüncesizce harcamak; malını, parasını ölçüsüzce, bol bol harcayıp tüketmek.
Haraç Almak:
Başkasının sırtından geçinmek. "Haraç almak yerine, iyi bir dayak yediler."
Haraç Mezat Satmak:
Açık artırma ile satmak. "İflas eden iş adamının malları haraç mezat satışa çıkarıldı."
Haraç Yemek:
Başkasının sırtından geçinmek. "Haraç yemek yerine, iyi bir dayak yediler."
Haraca Bağlamak:
Bir kimseyi belli zamanlarda kendisine belli miktarda para vermeye zorlamak, haraca kesmek. "Semtin dükkânlarını haraca bağlamıştı."
Haraca Kesmek:
Bir kimseyi belli zamanlarda kendisine belli miktarda para vermeye zorlamak, haraca bağlamak, zorbalıkla para koparmak veya çıkar sağlamak. "Esnafları haraca kesmeye kalkışmışlar."
Haram Etmek:
Bir şeyden beklenen fayda ve rahatı tattırmamak. "Güzelim pazar tatilimi haram etti."
Haram Lokma:
Toplumun gelenek ve göreneklerine veya dinî kurallarına aykırı olarak elde edilen şey. "Ömrüm boyunca çocuklarıma haram lokma yedirmedim."
Haram Olmak:
Bir şeyden gerektiği gibi yararlanamaz olmak. ”Senin yüzünü görmek bana haram oldu.”
Haram Olsun:
Hayrını görme!
Haram Para:
Dinî bakımdan yasaklanmış yollardan elde edilen para. ”Haram parayla ekmek alınmaz.”
Haram Yemek:
Dinî inançlara aykırı olarak kazanç sağlamak, haksız olarak bir şeye el atmak. ”İnsan ol, haram yemek insana kâr getirmez.”
Harama Uçkur Çözmek:
Nikâhsız olarak cinsel birliktelik yaşamak. "Yapılan teklifi elimin tersiyle ittim, ben harama uçkur çözmem."
Haramzade:
Piç. "Bu memleketin en büyük haramzadesi kim biliyor musun?"
Harap Düşmek:
Kötü bir durumla karşı karşıya kalmak. "Tam bir haftadır diyetteyim, artık harap düştüm."
Harap Etmek:
Harap duruma getirmek. "Bu bahçeyi harap etmişler."
Harap Olmak:
Harap duruma gelmek, haraplaşmak, perişan olmak. "Çocukluğumuzun geçtiği evi harap olmuş görünce çok üzüldüm."
Harap ve Bitap Düşmek:
Yorgun, bitkin ve perişan hale düşmek. "Tam bir haftadır diyetteyim, artık harap ve bitap düştüm."
Harar Gibi:
İçine çok şey alabilen, geniş, büyük (eşya). "Harar gibi bir şey getir de, kullanılmayan kıyafetleri dolduralım."
Hararet Basmak:
1- Vücut ısısı artmak. "Hararet basınca soğuk bir duş aldım." 2- Çok susamak. "Sıcaktan hararet bastı, bir bardak su versene."
Hararet Kesmek:
Susuzluğu, harareti gidermek. "İçtiğim iki bardak çay, hararetimi kesti."
Hararet Söndürmek:
Susuzluğu, harareti gidermek. "İçtiğim iki bardak çay, hararetimi söndürdü."
Hararet Vermek:
Susatmak. "bu cipsler bana hararet veriyor." "Fıstığı tuzlu tuzlu yedik, iyice hararet verdi."
Hararetten Bunalmak:
Sıcaktan içine fenalık gelmek.
Harcı Alem:
1- Herkesin alabileceği, herkesin kullanabileceği, herkesin işine yarayan, her keseye uygun. "Gördüğüm kadarıyla, harcıâlem bir telefon kullanıyor." 2- Hiçbir özelliği olmayan, yeniliği olmayan, basmakalıp. "Bizi toplayıp, harcıâlem sözlerle nasihat etmeye başladı." Doğrusu harcıâlem şeklindedir.
Harcı Alem Olmak:
Çok tanınmak, yaygın olarak bilinmek.
Harcı Değil:
Bir iş, birinin yapabileceği nitelikte olmamak. "O malzemeyi taşımak sizin harcınız değil."
Harcı Olmak:
(bir şey, birinin) 1- Birinin yapabileceği bir iş olmak. 2- Ancak o kimseye özgü bir iş olmak.
Harcı Olmamak:
Bir iş, birinin yapabileceği nitelikte olmamak. "O malzemeyi taşımak sizin harcınız değil."
Harcıâlem:
1- Herkesin alabileceği, herkesin kullanabileceği, herkesin işine yarayan, her keseye uygun. "Gördüğüm kadarıyla, harcıâlem bir telefon kullanıyor." 2- Hiçbir özelliği olmayan, yeniliği olmayan, basmakalıp. "Bizi toplayıp, harcıâlem sözlerle nasihat etmeye başladı."
Harcıâlem Olmak:
Çok tanınmak, yaygın olarak bilinmek.
Hareket Noktası:
Bir sorunun incelenmesinde başlangıç olarak alınan nokta.
Harekete Geçirmek:
Bir işin yapılmasına sebep olmak, kımıldatmak, canlandırmak. "Yalan sözlerle, taraftarları harekete geçirmeye çalışıyorlar."
Harekete Geçmek:
1- Bir işi yapmaya başlamak, bitirmek amacı ile bir işe girişmek. "Bayram töreni için bütün sınıf harekete geçtik." 2- Bir yerden bir yere gitmeye başlamak. "Sabah erkenden harekete geçersek vaktinde orada olabiliriz."
Harem Ağası:
Eski saray, ve konaklarda harem hizmetinde bulunan hadım ağası.
Harem Kâhyası:
Haremin alışverişine bakan adam.
Harem Selamlık Olmak:
Bir yerde kadın erkek ayrı oturmak. "Harem selamlık olarak töreni izlediler."
Haremlik Selamlık Olmak:
Bir yerde kadın erkek ayrı oturmak. "Haremlik selamlık olarak töreni izlediler."
Harf Atmak:
Tanımadığı bir kadına uygunsuz sözler söyleyerek yaklaşmaya çalışmak. "Akıllı insan harf atarak insanları rahatsız etmez."
Harfi Harfine:
Tastamam, uygun, tıpatıp, gerçekte olduğu gibi. ”Söylediklerimi harfi harfine yerine getirdin mi?”
Harı Başına Vurmak:
1- Çok kızmak. "Senin yaptıklarını duyunca, harı başına vurdu." 2- Azmak, kendini tutamayacak duruma gelmek. "Harı başına vurmuş, gördüğüne saldırıyor. "
Harı Geçmek:
Kızgınlığı, sıcaklığı, hevesi, isteği veya öfkesi azalmak. "Harı geçmiş sakin görünüyor."
Hariç Olmak:
O işin içinde olmamak, dahil olmamak. "İkiniz hariç olmak üzere, tüm sınıf cezalı."
Hariçten Gazel Atmak:
1- İyice bilmediği bir konu üzerinde düşünce ve görüş ileri sürmek. "Hariçten gazel atınca herkesi sinirlendirdi." 2- Yersiz olarak bir konuşmaya katılmak. "Sen kendi işine bak, hariçten gazel atma."
Hariçten Gazel Okumak:
1- İyice bilmediği bir konu üzerinde düşünce ve görüş ileri sürmek. "Hariçten gazel okuyunca herkesi sinirlendirdi." 2- Yersiz olarak bir konuşmaya katılmak. "Sen kendi işine bak, hariçten gazel okuma."
Harika İcat:
Görenlerde bir hayranlık uyandıran buluş.
Harikalar Yaratmak:
Hayranlık uyandıracak başarılar elde etmek. "Sporcumuz dünya şampiyonasında harikalar yarattı."
Haritada Olmak:
Göz önünde bulundurulması gerekmek. "Babamın düşüncesinin haritada olması gereken bir konu olduğunu düşünmüyorum."
Haritadan Silinmek:
1- Bir yerleşim birimi, savaş ya da deprem, sel gibi bir olay sonucunda yok olmak. "Deprem nedeniyle kasaba haritadan silindi." 2- Bir ülke, başka devletin egemenliği altına girmek. "Bir imparatorluk zamanla haritadan silindi."
Harman Çevirmek:
Harmanlamak, bir çember oluşturacak biçimde dolaşmak. "Harman çevirmek için iki saat kadar çalıştı."
Harman Dövmek:
Ekin tanelerini saptan ayırma işini yapmak. "Hayvanlar sürekli harman dövmekten yorgun düşmüştü."
Harman Etmek:
Birçok çeşitten birer parça alıp yeni bir birleşim oluşturmak. "Farklı marka çayları harman edip içmeyi severdi."
Harman Savurmak:
Tahılı samandan ayırmak için dövülmüşünü rüzgâra karşı savurmak. "Rüzgar çıktığında hemen harman savurmak için gittiler."
Harman Sonu Dervişlerin:
Sabrın sonunda istenilen şeye daha iyi ulaşılır.
Harman Yapmak:
Birçok çeşitten birer parça alıp yeni bir birleşim oluşturmak. "Farklı marka çayları harman yapıp içmeyi severdi."
Harman Yeri Dişlemek :
Tarsus’un İncirgediği (şimdi Mersin Büyükşehir Belediyesine bağlı mahalle) köylerinde harman yerlerinde düvenler sürülüp buğday, arpa, çavdarlar çuvallara doldurulup ambarlara taşındıktan sonra, ilk yağmurların ardından toprağın yarıklarına gizlenmiş arpa ve buğdayların yeşerdiği görülür. Köylü, hayvanlarını evlerine yakın bu yeşil harman yerlerine salıverir. At, eşek, büyükbaş hayvanlar bir harman yerinden diğerine geçip sabahtan akşama kadar yeşermiş tahılları dişlerler yani otlarlar. Hayvanların bu otlama şekline İncirgediği’nde “harman yeri dişlemek” deniliyormuş.
Harmanı Kaldırmak:
Harman işini bitirmek. "İki güne kadar harmanı kaldırmış oluruz."
Harp Açmak:
1- Savaş açmak. "Güçlü bir ülkeye karşı harp açmak akıl işi değil." 2- Bir konuda güçlü biçimde mücadele etmek, bir konuyu şiddetle savunmak. "Toplum kurallarına uymayan insanlara karşı harp açmak gerekir."
Harp Ekonomisi:
Savaş sırasındaki iktisadi durum. Sıkıntılı ve darlık günleri.
Harp Malulü Olmak:
Askerin savaşta sakat kalması. "Harp malulü olduğu için bizimle yaşıyor."
Hart Hurt Etmek:
Korkutmak amacıyla sert ve yüksek sesle konuşmak. "Hart hurt edip beni korkutacağını sanma."
Haşa Huzurdan:
Uygunsuz bir şey söylemek zorunda kalındığında bağışlanma dileği anlatan bir söz. "Haşa huzurdan, kendisi için eşek gibi çalıştık."
Haşa Huzurunuzdan:
Uygunsuz bir şey söylemek zorunda kalındığında bağışlanma dileği anlatan bir söz. "Haşa huzurunuzdan, kendisi için eşek gibi çalıştık."
Haşa Sümme Haşa:
"Öyle olmasına ihtimal yok, öyle değildir." anlamında kullanılan bir söz. "Haşa sümme haşa, kendini ilah ilan etmiş."
Haşadı Çıkmak:
1- Bozulmak, işe yaramaz duruma gelmek. "Altı ayda telefonun haşadını çıkardın." 2- Çok yorulmak, bitkinleşmek. "Halı sahada maç yaptık, haşadım çıktı."
Hasara Uğramak:
Zarar görmek, yıkılmak, harap olmak. "Marmara depreminde evimiz hasara uğramış."
Hasbi Geçmek:
Bir şeye önem vermemek, ilgi göstermemek, kısa kesmek. "Saçmalamaya başlayınca, söylediklerini hasbi geçtim."
Haset Etmek:
Kıskanmak, çekememek. "Beni haset etmeyi bırak."
Hasıl Olmak:
Meydana gelmek.
Hasır Altı Etmek:
İşlem yapılması için verilen bir belgeyi alıkoyarak işlemi yürütmemek. Bir işi isteyerek, bilerek ve haksız olarak yürütmemek, örtbas etmek.
Hasır Gibi Serilmek:
Serilip kalmak, yere iyice yatmak.
Haşır Neşir Etmek:
Kaynaştırmak, bir arada bulundurmak. "Çocukları haşır neşir etmek için parka götürdü."
Haşır Neşir Olmak:
Aralarında bulunduğu kimselerle kaynaşmak, bir arada bulunup uğraşmak; kimi işlerle ilgilenip durmak. ”İnsanlarla haşir neşir olmayı sevdiğim söylenemez.”
Haşir Neşir Olmak:
Aralarında bulunduğu kimselerle kaynaşmak, bir arada bulunup uğraşmak; kimi işlerle ilgilenip durmak. ”İnsanlarla haşir neşir olmayı sevdiğim söylenemez.”
Hasıraltı Etmek:
Bir işi isteyerek ve haksız olarak yürütmemek; örtbas etmek, unutturmaya çalışmak. "Verdiğim dilekçeyi hasıraltı etmişler."
Haşre Dek:
Kıyamete kadar.
Hasret Bırakmak:
Gerektiği anda bir şeyin yokluğunu hissettirmek. "Fırsat buldukça uğra, yüzüne hasret bırakma."