D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Curcuna Koparmak:

Gürültüyle çevreyi karıştırmak. "Davetliler salonda curcuna kopardılar."

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Hayır Etmemek:  

1- Faydası ve yararı olmamak. "O cahil kimseye hayır etmez." 2- İyileşmemek, düzelememek. "Bu araba artık hayır etmez."

Hayır Gelmemek:  

Yararı olmamak. "Ondan size hayır gelmez."

Hayır Görmemek:  

Bir şeyin fayda ve güzelliğinden yaralanamamak. "Senin zenginliğinden de bir hayır görmedik."

Hayır iİe Anmak:  

Ölen birini iyilikle anmak.

Hayır İşlemek:  

Dine ve insanlığa uygun, iyi davranışlarda bulunmak. ”Hayır işle ki öbür dünyada kurtuluşa eresin.”

Hayır Kalmamak:  

İşe yarar, beğenilecek bir yanı ve tarafı kalmamak. ”Bu arabalarda hayır kalmamış, yenilerini almamız gerekecek.”

Hayır Ola:  

"Ne var?" "Ne oluyor?" anlamında olup merak edildiğini anlatır.

Hayır Sahibi:  

İyiliksever, yardımsever kimse. ”Şu yoksullara uzanacak bir hayır sahibi kalmadı mı acaba?”

Hayır Yok:  

"Bir şey yararlı değil." anlamında kullanılan bir söz. Anlaşılan senden de bana hayır yok."

Hayırdır İnşallah!:  

1- Anlatılan bir rüyayı iyiye yormak için söylenir. 2- Şaşma, heyecan ve merak uyandıran durumlar karşısında söylenir.

Hayırla Anmak:  

Ölen birini iyilikle anmak.

Hayırlı Olsun:  

1- "Güle güle kullan." anlamında kullanılan bir söz. "Otomobil almışsınız, hayırlı olsun." 2- "Hayırlar getirsin." anlamında kullanılan bir söz. "Kızınız evleniyormuş, hayırlı olsun."

Hayırlısı Olsun:  

"En iyisi olsun" anlamında kullanılan bir iyi dilek sözü. "Duyduğuma göre tayin istemişsiniz, hayırlısı olsun."

Hayızdan Nifastan Kesilmek:  

1- Menopoza girmek. "Hayızdan nifastan kesilmeden, bir çocuk sahibi daha olmak istiyordu." 2- Verimsiz olmak. "Bu arazi hayızdan nifastan kesilmiş, bize ne faydası olacak?"

Haymana Beygiri Gibi Dolaşmak:  

İşsiz güçsüz dolaşmak.

Haymana Öküzü:  

Hımbıl ve tembel kimse. "Haymana öküzü gibi yatacağına git ekmek al da gel."

Hayra Alamet:  

İyi bir olayın, durumun belirtisi, işareti.

Hayra Alamet Değil:  

İyi bir durum belirtisi yok, anlamında kullanılır. "Bu çocuğun durumu hayra alamet değil."

Hayra Yormak:  

Bir rüya ya da olayı iyi ve yararlı bir durumun işareti görmek.

Hayran Bırakmak:  

Hayranlık duygusu uyandırmak, çok beğenilmek. "Mükemmel oyunuyla izleyicileri kendine hayran bıraktı." "Muhteşem güzelliğiyle insanları hayran bırakmaya devam ediyor."

Hayran Etmek:  

Hayranlık duygusu uyandırmak, çok beğenilmek. "Mükemmel oyunuyla izleyicileri kendine hayran etti."

Hayran Kalmak:  

Çok beğenmek. "Yaptığı yağlı boya tablolara hayran kaldım." , "Güzelliğine herkes hayran kalıyor."

Hayran Olmak:  

Çok beğenmek. "Yaptığı yağlı boya tablolara hayran oldum." , "Güzelliğine herkes hayran oluyor."

Hayranlık Duymak:  

Çok beğenmek, tutkuyla bağlanmak. "Onun üstün zekasına her zaman hayranlık duydum."

Hayrat Kurmak:  

Hayır için topluma yararlı şeyler yapmak.

Hayret Etmek:  

Şaşmak, şaşırmak, şaşakalmak. "O daracık yerden nasıl geçti hayret ettim."

Hayret Vermek:  

Şaşmasına sebep olmak.

Hayrete Düşmek:  

Şaşakalmak, şaşırmak. "Sunucunun sözleri karşısında hepimiz hayrete düştük."

Hayretle Bakmak:  

Şaşkın bir biçimde izlemek. "Bizi bir arada görenler hayretle bakmaya başladı."

Hayretler İçinde Kalmak:  

Şaşakalmak, şaşırmak. "Konuşmasını dinlerken açıkçası hayretler içinde kaldım."

Hayretlere Düşmek:  

Şaşakalmak, şaşırmak. "Sunucunun sözleri karşısında hepimiz hayretlere düştük."

Hayrette Bırakmak:  

Şaşmasına sebep olmak. "Okuldaki başarısı bizi hayrette bıraktı."

Hayrı Dokunmak:  

Yararlı olmak. "O ilacın sana hayrı dokunmaz." "Hayrı dokunmayı geçtim, zararı dokunmasın yeter."

Hayrı Olmamak:  

İyiliği dokunmamak, yarar sağlamamak. "Öğrencisine hayrı olmayan öğretmenin hiçbir şeye hayrı olmaz. -A. İlhan." , "Kendi evine hayrı olmayan insanların dünyayı değiştirme ihtimali yoktur."

Hayrını Gör:  

Yeni alınan bir şey için "Güle güle kullan." anlamında kullanılan bir söz. "Yeni telefonunun hayrını gör."

Hayrını Görmek:  

İyiliği dokunmak. "Bugüne kadar zenginliğinin bir hayrını görmedik." , "Çocuklarının hayrını görmek nasip olur inşallah."

Hayrola:  

"Ne var?" "Ne oluyor?" anlamında olup merak edildiğini anlatır.

Hayrül Beşer:  

İnsanların en hayırlısı anlamında olup, Hz. Muhammed için kullanılır.

Haysiyet Divanı:  

Bir topluluğun üyeleri arasındaki onur davalarına bakan kurul.

Haysiyet Tacı:  

Şeref tacı, şeref sembolü.

Haysiyetine Dokunmak:  

Onuru incinmek. "Haysiyetine dokunan sözler onu çok kızdırdı."

Hayvan Gibi:  

1- Hayvana benzer biçimde. "Hayvan gibi davranmanın anlamı yok." 2- İri yarı. "Hayvan gibi iki kişi kapıyı zorlayıp içeri girmişler." 3- Akılsız, duygusuz, kaba. "Hayvan gibi bir satıcıdan ne beklenir ki."

Hayvan Oğlu Hayvan:  

1- Kurnaz, işini bilen, düzenbaz, açıkgöz, uyanık kimse. "Ben bu hayvanoğluhayvana nasıl kandım, halâ aklım almıyor." 2- Hakaret içeren bir seslenme sözü. "O hayvanoğluhayvan bir daha buraya gelmeyecek."

Hayvan Terli, Yemiyor:  

Bir kimseye "Ben kanmam" anlamında alay yollu olarak söylenir. "Sağ ol kendin ye, hayvan terli, yemiyor"

Hayvanoğluhayvan:  

1- Kurnaz, işini bilen, düzenbaz, açıkgöz, uyanık kimse. "Ben bu hayvanoğluhayvana nasıl kandım, halâ aklım almıyor." 2- Hakaret içeren bir seslenme sözü. "O hayvanoğluhayvan bir daha buraya gelmeyecek."

Haz Almak:  

Hoşlanmak, keyif almak. "Türk kahvesi içmekten çok haz alıyor."

Haz Duymak:  

Hoşlanmak. "Duygusal kitaplar okumaktan çok haz duymaya başladım."

Haz Vermek:  

Hoşlanmasını sağlamak. "Bu tür hafif müzikler bana haz veriyor."

Hazır Bulunmak:  

1- Bir yerde kendisi bulunmak, var olmak. 2- Bir yere hemen gidecek, bir şeyi anında yapacak durumda olmak. ”Yarınki toplantıda sen de hazır bulunmalısın.”

Hazır Cevap:  

Gerektiğinde çabuk, yerinde cevaplar bulup veren kimse. "Çok hazırcevap biri olduğu için laf altında kalmıyor."

Hazır Etmek:  

Hemen kullanabilecek duruma getirmek. "Arabanı yarından sonra hazır ederim."

Hazır Mezarın Ölüsü:  

Hep hazıra konmak isteyen tembel kimseler için kullanılır. "Hazır mezarın ölüsü, adaylık için çabalıyormuş."

Hazır Olda Durmak:  

Vücudun baş dik, göğüs ileride, omurga ve bacaklar gergin, topuklar bitişik, kollar doğal yerinde, avuçlar uyluklarda olarak ayakta durmak. "Öğretmenimiz hazır olda durmamızı söyledi."

Hazır Olmak:  

1- Bir yerde kendisi bulunmak, var olmak. "Yarınki toplantıda sen de hazır olmalısın." 2- Bir yere hemen gidecek, bir şeyi anında yapacak durumda olmak. "Onun da askerliği geldi, evde hazır olarak bekliyor."

Hazıra Konmak:  

Hiçbir emek sarf etmeden, çaba göstermeden başkasının emeği ile ortaya çıkmış olan şeyden yararlanmak. ”Hazıra konarak yaşamayı kural edinmiş bu adam.”

Hazırcevap:  

Gerektiğinde çabuk, yerinde cevaplar bulup veren kimse. "Çok hazırcevap biri olduğu için laf altında kalmıyor."

Hazırda Olmak:  

Yararlanılabilecek bir durumda, el altında olmak. "Şu malzemeler hazırda olsun, yemek pişerken alırız."

Hazırdan Yemek:  

Yenisini kazanmadan elindekini harcamak. ”Hemen her gün bir bahane buluyor, çalışmıyor ve hazırdan yiyiyordu.”

Hazırlık Görmek:  

Hazır olmak için gereken şeyleri toplamak veya durumları sağlamak. "İngilizcesi iyi olduğu için hazırlık görmedi."

Hazırlık Yapmak:  

Hazır olmak için gereken şeyleri toplamak veya durumları sağlamak. "İngilizcesi iyi olduğu için hazırlık yapmadı."

Hazırlıklı Bulunmak:  

Hazırlanmış olmak. "Hazırlıklı bulunun, araba her an gelebilir."

Hazırlıklı Olmak:  

Hazırlanmış olmak. "Hazırlıklı olun, araba her an gelebilir."

Hazırlıksız Bulunmak:  

Hazırlanmamış olmak. "Çocuklar sınava hazırlıksız bulundukları için düşük not aldılar."

Hazırlıksız Olmak:  

Hazırlanmamış olmak. "Çocuklar sınava hazırlıksız olduğundan düşük not aldılar."

Hazırlıksız Yakalanmak:  

Ani gelişen bir olayla beklenmedik bir biçimde karşılaşmak. "Haberim yoktu, sınava hazırlıksız yakalandım."

Hazreti Adem Kıyafeti:  

Anadan doğma, çıplak.

Hazreti Nuh'tan Kalma:  

Pek eski zamandan kalma.

Hazzını Çıkarmak:  

Zevkini çıkarmak. "Tatilin hazzını çıkarmak için üç günün kaldı."

Hece Vezni:  

Belirli sayıdaki hece kümelerine dayanan nazım ölçüsü.

Hedef Almak:  

1- Nişan almak. 2- Ulaşılmak istenen amaca göre davranmak. 3- Bir kimseyi, bir yeri yıpratmak, eleştirmek amacıyla karşısına almak.

Hedef Göstermek:  

1- Birini kötü bir durumda kalması için hedef hâline getirmek. 2- Bir kimseyi olumsuz, kötü bir amaç için bir yere veya şeye yönlendirmek.

Hedef Gütmek:  

Asıl amaç olarak belirlemek.

Hedef Olmak:  

Hoş olmayan herhangi bir davranışa uğramak.

Hedef Saptırmak:  

1- Hedefe isabet ettirememek. 2- Öngörülen amaçtan uzaklaştırıp başka bir amacı öne çıkarmak.

Heder Etmek:  

Boşuna harcamak, ziyan etmek.

Heder Olmak:  

Boşa gitmek, boşuna geçme.

Helak Etmek:  

1- Öldürmek, ortadan kaldırmak. 2- Aşırı derecede yormak, bitkin duruma getirmek.

Helak Olmak:  

1- Yok olmak, ölmek. 2- Yorulmak, bitkin duruma gelmek.

Helal Etmek:  

Üzerinde hiçbir hak iddia etmeksizin bağışlamak. "Senin gibi nanköre hakkımı helal etmeyeceğim."

Helal Olmak:  

Yapılmasında veya kullanılmasında dinen sakınca bulunmamak, uygun ve yerinde olmak.

Helâl Olsun:  

1- Bunu sana gönül hoşluğu ile veriyorum, hiç pişman değilim, Allah bunu sana bağışladığıma şahit olsun. 2- “Aferin, takdire değer iş yapıyorsun” anlamında kullanılır.

Helal Süt Emmek:  

Doğruluktan ayrılmamak. "Helal süt emmiş biriyle evlenmek istiyordu."

Helâl Süt Emmiş:  

İyi huylu, doğru yoldan sapmayan, temiz bir kişi. "İnanmıyorum onun yaptığına, o helâl süt emmiş birisidir."

Helâl Süt Emmiş Olmak:  

İyi huylu, doğru yoldan sapmayan, temiz bir kişi. ”İnanmıyorum onun yaptığına, o helâl süt emmiş birisidir.”

Helale Cömertlik Olmaz:  

Helal yoldan kazanılmış olan her şeyi mirasyedi tarafından harcamak doğru değildir. Çünkü onlar büyük bir çalışmanın ürünüdürler.

Helalliğe Almak:  

Biriyle evlenmek.

Helallik Dilemek:  

Birinden hakkını helal etmesini istemek.

Helallik Vermek:  

Helal etmek.

Helâlühoş Olsun:  

1- Bunu sana gönül hoşluğu ile veriyorum, hiç pişman değilim, Allah bunu sana bağışladığıma şahit olsun. "Eline sağlık, çok güzel oldu. Bu para sana helâlühoş olsun." 2- "Aferin, takdire değer iş yapıyorsun" anlamında kullanılır. "Helâlühoş olsun sana, bunu ancak sen bu kadar güzel yapabilirdin." 3- "Hakkımı helal ediyorum." anlamında kullanılan bir söz. "Bir daha görüşemeyebiliriz, benim hakkım helâlühoş olsun." 4- Bir davranış karşısında sitemle söylenen bir söz: "Helâlühoş olsun be, bunu senden beklemezdim."

Hele Hele:  

1- Karşısındakini söylemeye isteklendirmek için kullanılan bir söz "Hele hele sen bize onun nereye gittiğini söyleyiver." 2- Söylenen sözü pekiştirmek için kullanılan bir söz. "Hele hele bu günlerde gelirse hiç olmaz."

Hele şükür!:  

Allah`a hamdolsun, beklediğimiz sonuç gerçekleşti.

Helme Dökmek:  

Kaynatılmış taneler koyulaşmak.

Helme Gibi:  

İyice pişmiş.

Helva Demesini de Bilirim, Halva Demesini de:  

Her ortamda nasıl hareket edileceğini, nasıl konuşulacağını çok iyi bilirim.

Hem Anam Hem Babam:  

Her şeyim.

Hem Davuluna, Hem Kasnağına Vurmak:  

İki tarafı da idare etmek, hem ondan hem öbüründen yana olmak.

Hem de:  

Anlamı güçlendirmek, bir veya daha çok ögeye bir başkasının da eklendiğini belirtmek için kullanılan bir söz. "Kek yapar tabii, hem de çok iyi yapar."

Hem de Nasıl:  

Pek çok, çok iyi. "Kek yapar tabii, hem de nasıl yapar."

Hem İsa'yı Hem de Musa'yı Memnun Etmek:  

İstekleri birbirine karşıt olan iki kişiyi birden hoşnut edecek bir davranışta bulunmak.

Hem Kaçar, Hem Davul Çalar:  

Çekinir göründüğü işi yapmaktan vazgeçemez.

WhatsApp