Bir Deyim Öğrenelim!
Göl Ayağı:
Göl suyunun artanını başka bir yere akıtan çay.
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Hizaya Gelmek:
1- Düz çizgi durumunda dizilmek. 2- Aykırı, yanlış davranışlardan vazgeçmek; doğru yola gelmek, düzelmek.
Hizaya Getirmek:
Birinin davranışını düzeltmek, doğru yola getirmek. "Sizi hizaya getirmek için artık bir ceza vereceğim."
Hızını Alamamak:
1- Hızlı giderken gidişini yavaşlatamamak. "Hızını alamayınca direğe çarptı." 2-Yatışamamak, şiddetini azaltamamak. "Hızını alamayınca bana da sataşmaya başladı."
Hızını Almak:
1- Şiddetini yenmek, yatışmak. 2- Yavaşlamak, hızını yitirmek.
Hızını Kaybetmek:
Etkisini, geçerliliğini yitirmek, hükmü kalmamak. "Kar yağışı hızını kaybetmeye başladı."
Hızını Kesmek:
Yavaşlatmak. "Viraja yaklaşırken arabanın hızını kesmelisin."
Hızını Yitirmek:
Etkisini, geçerliliğini yitirmek, hükmü kalmamak. "Kar yağışı hızını yitirmeye başladı."
Hızır Gibi Yetişmek:
Dara düştüğü, çok sıkıştığı, çaresiz kaldığı bir zaman da, beklemediği bir kişi yardımına yetişmek.
Hızlı Sağanak Tez Geçer:
Gereksiz bir hızla başlayan şeyler az sürer.
Hızlı Yaşamak:
Eğlenceye aşırı düşkün olarak yaşamak. "Hızlı yaşayan erken ölür derler."
Hizmet Erbabı:
Hizmet gören insanlar.
Hizmet Eri:
Subayların hizmetlerini gören asker.
Hizmet Etmek:
1- İş görmek, çalışmak. 2- Birinin amaçlarının gerçekleşmesini sağlamak.
Hizmet Görmek:
Birisinden yardım almak.
Hizmete Girmek:
1- Çalışmaya başlamak. 2- Görev almak.
Hizmeti Dokunmak:
Görevde bulunmak, iş yapmak.
Hizmetinde Olmak:
Birinin yanında çalışmak, işlerini yapmak. "Sizin gibi kıymetli birinin hizmetinde olmak beni mutlu ediyor."
Hobarak Güberek:
Kabaca ve kendiliğinden gelişen şey.
Hocalık Etmek:
1- Öğretmenlik yapmak. 2- Akıl öğretmek, öğüt vermek.
Hodri Meydan:
“Kendine güvenen ortaya çıksın” anlamında kullanılır.
Hödük:
Görgüsüz, anlayışsız kimse. "Hödük biri gibi davranman hoş değil."
Hokka Gibi:
Ufak ve düzgün. (ağız, burun)
Hokka Gibi Oturmak:
Dikilen elbisenin tam üzerine uyması. "Balo elbisesi hokka gibi oturdu, çok da yakıştı." Hokka: Metal, cam ya da topraktan yapılan küçük kap.
Hop Hop:
Taşıt manevrası yapanlara tehlikeli bir durumda "dur!" anlamında haykırma.
Hop Oturup Hop Kalkmak:
Ya heyecanından ya da öfkesinden yerinde duramaz olmak.
Hoppala Bebek:
Çocukça davrananlara söylenir.
Hor Bakmak:
Önem vermemek, değersiz saymak, adam yerine koymamak, küçümsemek. "Bana yoksul diye hep hor batılar."
Hor Davranmak:
Kıymetini bilmemek.
Hor Görmek:
Önem vermemek, değersiz saymak, adam yerine koymamak, küçümsemek. ”Beni, yoksul diye hep hor gördüler.”
Hor Kullanmak:
Özen göstermeden, kabaca, dikkat etmeyerek, hırpalayarak kullanmak. ”Çok hor kullanmışsınız bu dolabı.”
Hor Tutmak:
Birine karşı küçümseyici, incitici davranışlarda bulunmak.
Hora Geçmek:
Beğenilmek, hoşa gitmek, makbule geçmek, kendisine verilen kimsenin çok işine yaramak.
Hora Tepmek:
1- Ayaklarını yere vurarak oynamak. 2- Gürültü çıkarmak. ”Yandaki sınıfta hora tepiyor, ortalığı birbirine katıyorduk ki…”
Horon Vurmak:
Horon oyununu oynamak.
Horoz Akıllı:
Beyinsiz.
Horoz Gibi:
Kabadayıca davranan kimse.
Horoz Şekeri:
Çocuklar için, horoz şeklinde yapılıp bir değneğe takılarak satılan şeker.
Horozayağı:
(horoz ayağı) Tüfekten boş kovanı çıkarmaya yarayan alet. "Benim tüfeğin horozayağı bozulmuş." Doğrusu horozayağı şeklindedir, deyim değil isimdir.
Horozdan Kaçar:
Erkeklere görünmemek, onlardan kaçmak göreneğine aşırı derecede bağlı olan kadın.
Horozdan Kaçmak:
Kadın, erkeklerden uzak durmak, onlardan kaçmak.
Horozlar Ötmek:
Sabah olmak. "Horozlar ötmeden yola çıkmamız lazım."
Horozu Ötmek:
Erkek çocuk büyüyüp ergenliğe girmek, buluğa ermek. "Horozu ötmeye başlamış bu çocuğun."
Hortum Gibi:
Çok uzun burun.
Hortum Sıkmak:
Bir yere veya kişiye doğru su sıkmak.
Hoş Beş Etmek:
Şundan bundan konuşarak sohbet etmek. ”O iki ihtiyar kadın hoş beş etmek için yaratılmışlar sanki.”
Hoş Bulduk:
"Hoş geldiniz." sözüne verilen karşılık. "- Hoş geldiniz dayı - Hoş bulduk evladım."
Hoş Geldin:
Gelen kişiye söylenen bir nezaket sözü. "Hoş geldin diyerek beni kapıda karşıladı."
Hoş Geldiniz:
Gelen kişilere söylenen bir nezaket sözü. "Hoş geldiniz diyerek bizi karşıladılar."
Hoş Gördük:
"Hoş geldiniz." sözüne verilen karşılık. "- Hoş geldiniz hala - Hoş gördük evladım."
Hoş Görmek:
Gücenilecek ya da karşılık verilecek bir davranışı hoşgörü ile karşılamak, anlayışla karşılamak, kusur saymamak. "Öğretmenimiz bu davranışımı hoş gördü."
Hoş Görünmek:
Göze girmek, beğenilmek.
Hoş Karşılamak:
Gücenilecek ya da karşılık verilecek bir davranışı hoşgörü ile karşılamak, anlayışla karşılamak, kusur saymamak. "Öğretmenimiz bu davranışımı hoş karşıladı."
Hoş Tutmak:
Birine iyi ve sevecenlikle davranmak, onu incitmemek. "Aile bireyleri, yaşlı anne babayı hep hoş tutardı."
Hoşa Gitmek:
Beğenilmek, bir kişiden veya bir şeyden hoşlanmak.
Hoşaf Gibi:
Çok yorgun. "Altı saatlik orman yürüyüşü beni hoşaf gibi yaptı."
Hoşafın Yağı Kesilmek:
Söyleyecek söz, verecek karşılık ya da yapacak bir şey bulamayacak bir duruma düşmek.
Hoşbeş Etmek:
Söyleşmek, sohbet etmek. "Haftada bir buluşup hoşbeş ederdik."
Hoşça Kal:
Ayrılırken birbirimize söylediğimiz iyi dilek sözü. "Hoşça kal diyerek oradan ayrıldım."
Hoşça Kalın:
Ayrılırken birbirimize söylediğimiz iyi dilek sözü. "Hoşça kalın diyerek oradan ayrıldım."
Hoşnut Etmek:
Memnun etmek, sevindirmek.
Hoşnutluk Duymak:
Memnun olmak. "Bu davranışınızdan hoşnutluk duyduğumu açıkça ifade etmeliyim."
Hoşnutluk Getirmek:
Memnun olduğunu göstermek.
Hoşnutsuzluk Getirmek:
Memnuniyetsizlik göstermek.
Hoşsohbet:
(hoş sohbet) Güzel ve tatlı konuşan, konuşması zevkle dinlenilen kimse. "Hoşsohbet biri olduğun için yanından insan eksik olmaz." "Kendisiyle tanışıp sohbet ettik, gerçekten hoşsohbet biri." Doğrusu hoşsohbet şeklindedir, deyim değil sıfattır.
Hoşuna Gitmek:
Bir kişiden ya da bir şeyden hoşlanmak, beğenmek. Zevkine gitmek. "Bu oyun çok hoşuma gitti."
Höt Demek:
Gözdağı vermek, korkutmak. "Camdan höt dedim, hepsi arkasına bakmadan kaçtı."
Hoydur Hoydur:
Hiçbir şeyi kafasına takmadan, sorumsuzca. "Millet hoydur hoydur geziyor, biz işe gidiyoruz."
Hoydur Hoydur Dolanmak:
Hiçbir şeyi kafasına takmadan sorumsuzca gezip tozmak. "Bu hafta sınavın var, ama sen hoydur hoydur dolanıyorsun."
Hoydur Hoydur Gezmek:
Hiçbir şeyi kafasına takmadan sorumsuzca gezip tozmak. "Bu hafta sınavın var, ama sen hoydur hoydur geziyorsun."
Hücum Etmek:
Saldırmak. "Maçın ikinci yarısında takım hücum etmeye başladı."
Hücuma Kalkmak:
Asker, siperden düşmana doğru fırlamak.
Hüd Dağı Gibi Şişmek:
Bir hastalık sebebi ile bir tarafı, özellikle de karın tarafı şişmek.
Huduttan Hududa Atılmak:
Bir sınırdan diğer bir sınır boyuna gönderilmek.
Hükme Varmak:
İyice düşündükten sonra karar vermek.
Hükmü Geçmek:
1- Sözü geçmek, gücü yetmek, egemen olmak. "Bu evde kimin hükmü geçiyor?" 2- Geçerli, etkili durumunu yitirmek. "Soğukların hükmü geçti artık."
Hükmü Geçmemek:
1- Sözü geçmemek, önemsenmemek, dikkate alınmamak. "Benim bu çocuklara artık hükmüm geçmiyor." 2- Geçerli, etkili durumunu yitirmek "Daha soğuk havaların hükmü geçmedi."
Hükmü Olmamak:
Önemi, geçerliliği, etkisi bulunmamak.
Hükmü Parasına Geçmek:
Para ile dilediğini yapabilme gücünü kazanmak.
Hükmünü İcra Etmek:
Gerekeni yerine getirmek.
Hüküm Giymek:
Mahkemece ya da birileri tarafından kendisine ceza verilmek.
Hüküm Sürmek:
1- İş başında olmak. 2- Yaygın olmak. 3- Bir şeyin güçlü varlığı sürüp gitmek. ”Beşinci Kral beş yıl hüküm sürdü.”
Hüküm Vermek:
1- İyice düşündükten sonra bir karara varmak. "Artık hükmünü vermişti, buralardan gidecekti." 2- (Yargıç) Bir karar vermek. "Yargıç hükmünü verdi."
Hüküm Yemek:
Mahkemece ya da birileri tarafından kendisine ceza verilmek. "O olay nedeniyle beş yıl hüküm yedi."
Hüküm Yürütmek:
1- Sözü geçmek, gücü yetmek, egemen olmak. "Bu evde kim hüküm yürütüyor?" 2- Geçerli, etkili durumunu yitirmek. "Bu zamandan sonra soğukların hükmü yürümez."
Hükumet Darbesi:
Memleket idaresinde bir değişiklik meydana getirmek için şiddete dayanarak yapılan kanun dışı hareket.
Hükûmet Etmek:
Bir ülkenin yönetimini elinde bulundurmak.
Hükûmet Gibi:
Güçlü, her dediğini yaptıran.
Hükümet Kapısı:
Devlet dairesi. ”Hükümet kapıları halka açık kılınmalıdır.”
Hükumet Konağı:
İl ve ilçelerde başta vali veya kaymakam olmak üzere hükumet memurlarının iş gördüğü bina.
Hükûmet Sürmek:
Ülke yönetiminin başında bulunmak.
Hükûmeti Devirmek:
Zor kullanarak devlet yönetiminde değişiklik yapmak.
Hükümsüz Kılmak:
Yürürlükten kaldırmak, iptal etmek.
Hülasa Etmek:
Özetlemek.
Hülle Yapmak:
1- Hülleyi gerçekleştirmek. 2- Bir işte geçici çözüm için hileye başvurmak.
Hulus Çakmak:
Dalkavukluk etmek, yaranmaya çalışmak.
Huluslar Çakmak:
Dalkavukluk etmek, yaranmaya çalışmak.
Hülyaya Dalmak:
Hayal kurmak.
Hüner Göstermek:
1- Beceriklilik ortaya koymak. 2- Herkesin yapamayacağı bir işi yapmak.
Hünersiz Adam:
Elinden beğenilecek bir iş gelmeyen kimse.
Hüngür Hüngür Ağlamak:
Yüksek sesle ve hıçkıra hıçkıra ağlayıp gözyaşı dökmek. "Yarışmayı kazanamayınca hüngür hüngür ağladı."