D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Açmış Ağzını Yummuş Gözünü:

Kızarak ağır sözler söylemiş, anlamında söylenir. "Öfkeyle yerinden fırlayıp; açmış ağzını, yummuş gözünü, demedik şey bırakmamış."

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Hem Kel Hem de Fodul:  

"Bu kadar kusuruna, bu yeteneksizliğine rağmen bir de övünüyor, üstünlük taslıyor" anlamında kullanılır. "Hem kel hem de fodulsun, utanma arlanma yok mu sende!"

Hem Kel Hem Fodul:  

“Bu kadar kusuruna, bu yeteneksizliğine rağmen bir de övünüyor, üstünlük taslıyor” anlamında kullanılır.

Hem Kemankeş Hem Çilekeş:  

Tasavvuf yol­unda olmadığı hâlde çile çeken ve acılarla yaşayan kişi.

Hem Nalına Hem Mıhına Vurmak:  

Birbirine zıt olan iki yanı da desteklemek. ”Ben hem nalına hem de mıhına vuran adamlardan korkarım.”

Hem Sağır Hem Sığır:  

İyi yanı bulunmayan.

Hem Şoför Mahalli Hem 25 Kuruş Olmaz:  

1- Ayrıcalık istiyorsan, külfetine katlanacaksın. 2- İyi şeyler ucuz olmaz.

Hem Suçlu Hem de Güçlü:  

Gerçekte kendisi suçlu olduğu hâlde suç işlememiş gibi davranan ve karşısındakini suçlamaya çalışan kimse. "Benim yüzümden ders çalışamadığını söylüyor; hem suçlu hem de güçlü."

Hem Suçlu Hem Güçlü:  

Gerçekte kendisi suçlu olduğu hâlde suç işlememiş gibi davranan ve karşısındakini suçlamaya çalışan kimse.

Hem Ziyaret Hem Ticaret:  

Bir yeri veya kimseyi ziyarete giden kimsenin, bu görüşmeden yararlanarak başka bir işi de yapması durumunu anlatmak için kullanılır.

Hemhâl Olmak:  

Bütünleşmek, birliktelik özelliği göstermek.

Hemzemin Geçit:  

Kara yoluyla aynı düzeyde olan tren yolu geçidi. "Hemzemin geçitten geçip sola dönersen görürsün."

Hepsi Bir Kapıya Çıkar:  

Amacı aynı olan çalışmalar, düşünceler sonunda birleşir; bunun için boşa zaman geçirmeye gerek yok, anlamında söylenir. "Hiç uğraşmayın, hepsi bir kapıya çıkar."

Her Aşın Kaşığı:  

Her şeye karışan, her şeye burnunu sokan.

Her Aşın Kaşığı Olmak:  

Her şeye karışmak, her şeye burnunu sokmak.

Her Bacada Duman Gerek:  

Ailenin dağılmaması, işlerin bozulmaması gerektiğini anlatır.

Her Beyaz Dediğine Kara Demek:  

Söylenenin tam aksini savunmak.

Her Biri Başka Bir Hava Çalmak:  

Her biri, birbiriyle çelişen, birbirine uymayan davranış ve düşüncede bulunmak. "Bu sınıftaki öğrencilerin her biri başka bir hava çalıyor." "Çalışanların her biri başka bir hava çalarsa, işi başaramayız."

Her Boyaya Girip Çıkmak:  

Farklı farklı işlerde kısa süre de olsa çalışmış olmak.

Her Boyayı Boyadı, Bir Fıstıki Yeşil mi Kaldı:  

Yapılması gereken bir şey varken, önemsiz, zorunlu olmayan şeylerle ilgilenildiğinde söylenen bir söz.

Her Gördüğü Sakallıyı Babası Sanmak:  

Görünüşe aldanmak. "Her gördüğü sakallıyı babası sandığı için hep zarara uğruyor."

Her Gördüğü Sakallıyı Dedesi Sanmak:  

Görünüşe aldanmak. "Her gördüğü sakallıyı dedesi sandığı için hep zarara uğruyor."

Her Gördüğün Sakallıyı Baban Zannetme:  

Etrafında bulunan herkese güvenmek doğru değildir. İyi tanımadığın kimselere güvendiğin takdirde olmayacak sorunlarla karşılaşabilirsin.

Her Gördüğün Sakallıyı Deden Zannetme:  

Etrafında bulunan herkese güvenmek doğru değildir. İyi tanımadığın kimselere güvendiğin takdirde olmayacak sorunlarla karşılaşabilirsin

Her Gün Papaz Pilav Yemez:  

"Hep aynı şeyler yapmak mümkün olmayabilir, her zaman fırsatlar el geçmez." anlamında kullanılır. "Bugün ucuz bir şey bulamadım, her gün papaz pilav yemez sonuçta."

Her İşe Burnunu Sokmak:  

Bildiği, bilmediği her işe karışmak, fikir ileri sürmek.

Her Kafadan Bir Ses Çıkmak:  

Bir konu üzerinde herkesin istediği gibi, rastgele konuşması ve bu konuşmalardan bir sonuç alınamaması. ”Ortalık kızıştı, her kafadan bir ses çıkmaya başladı, kimin ne dediği anlaşılmaz oldu.”

Her Lafın Altından Kalkmak:  

Genellikle yerme veya hakaret sözlerinin altında kalmayıp cevap verebilmek.

Her Ne Hikmetse:  

Nedendir bilinmez, anlamında kullanılır. "Her ne hikmetse gelmekten vazgeçti."

Her Ne Kadar:  

Başına getirildiği şartlı cümledeki (...ise de, ...dır, ...ama) yargının doğru veya doğal görüldüğünü fakat bunun yeterli olmadığını anlatan bir söz. "Her ne kadar geniş ise de biraz alçak."

Her Ne Pahasına Olursa Olsun:  

Her türlü sıkıntı ve tehlikeyi göze alarak, ne kadar büyük fedakârlık isterse istesin. "Her ne pahasına olursa olsun ben bu işi bitireceğim."

Her Şeyden Kendine Pay Çıkarmak:  

1- Her fırsatta kendini ileri sürmek. 2- Her işte kendi payı olduğunu ileri sürmek.

Her Şeye Baş Sallamak:  

Karşısındakinin her sözünü uygun bulur görünmek.

Her Tarafın Buz Kesilmesi:  

Soğuktan her tarafın uyuşması, çok üşümesi.

Her Tarakta Bezi Olmak:  

Her işle ilgili olmak, kendine özgü ilişkileri çok olmak. "Anladığım kadarıyla onun her tarakta bezi var."

Her Telden Çalmak:  

Pek çok konuda bilgi sahibi olmak, içinde bulunduğu ortamın şartlarına göre her çeşit iş yapabilir olmak.

Her Yanı Buz Kesmek:  

Tüm vücudu çok üşümek. "Seni kapı önünde beklerken her yanım buz kesti."

Her Yanlış, Bir Nakış:  

Doğruyu bulmak için denemek ve belki de yanlış yapmak gerektiğini ya da her yanlıştan bir ders çıktığını belirtmek için söylenir.

Herhangi Bir Biçim Kolayına Gelmek:  

Bir işin herhangi bir biçimde yapılmasını daha kolay bulmak.

Herhangi Bir Nitelikte Kalemi Olmak:  

Herhangi bir nitelikte yazı yazabilmek. Güçlü bir kalemi var.

Herhangi Bir Şey Pahasına:  

Karşılığında, uğruna, ... için.

Herhangi Bir Şeye ... Süsü Vermek:  

Gerçeğe aykırı olarak kendisinde veya herhangi bir şeyde üstün bir nitelik ve değer varmış gibi göstermek. "Boş bir kutuya bomba süsü verip, insanları tedirgin etmişlerdi."

Herhangi Bir Şeye Talim Etmek:  

1- Az para karşılığında çalışmak. 2- Hep aynı şeyi yemek zorunda olmak.

Herhangi Bir Şeye Varıncaya Kadar:  

Ne varsa her şeyini.

Herhangi Bir Şeyi Şekle Koymak:  

1- Uygun bir biçime girmesini sağlamak. "Artık bu sınıfı bir şekle koyma zamanı geldi." 2- Herhangi bir biçimde sonuca ulaştırmak. "Bu hafta sonu işi belli bir şekle koyarız diye düşünüyorum."

Herhangi Bir Şeyi Şekle Sokmak:  

1- Uygun bir biçime girmesini sağlamak. "Artık bu sınıfı bir şekle sokma zamanı geldi." 2- Herhangi bir biçimde sonuca ulaştırmak. "Bu hafta sonu işi belli bir şekle sokarız diye düşünüyorum."

Herhangi Bir Şeyi Sokakta Bulmamak:  

Herhangi bir şeyi değerli ve önemli bulmak.

Herhangi Bir Yerde Ne Arıyor:  

"Neden oraya gitmiş?" anlamında kullanılan bir söz. "Sen sokakta ne arıyorsun? Haydi, doğru babanın yanına!"

Herhangi Bir Yerde Ne Arıyor:  

"Neden oraya gitmiş?" anlamında kullanılan bir söz. "Sen sokakta ne arıyorsun? Haydi, doğru babanın yanına!"

Herhangi Bir Yılın Kurası Olmak:  

O yılda askerlik çağına girenlerden olmak. "Biz 1990'ın kurası olduğumuz için böyle."

Herkes Gider Mersine, Biz Gideriz Tersine:  

Başkaları bu işi yöntemine uygun olarak yapıyor, biz ise yanlış yapıyoruz, anlamına gelir. "Böyle olmaz! Herkes gider Mersine, biz gideriz tersine."

Herkese Şapır Şupur da Bize Gelince Yarabbi Şükür mü:  

Başkalarına bolca verdiğiniz şeyi benden niçin esirgiyorsunuz? anlamında söylenir. "Bana yok diyorsunuz. Herkese şapır şupur da bize gelince yarabbi şükür mü?"

Herkese Şapur Şupur da Bize Gelince Yarabbi Şükür mü:  

Başkalarına bolca verdiğiniz şeyi benden niçin esirgiyorsunuz? anlamında söylenir. "Bana yok diyorsunuz. Herkese şapur şupur da bize gelince yarabbi şükür mü?"

Herkesin Nabzına Göre Şerbet Verir:  

Kendi kişiliğini hesaba katmadan başkaları nasıl davranılmasını istiyorsa öyle davranır. Kendi çıkarı için başkalarının istediği gibi davranır.

Herkesin Nabzına Göre Şerbet Vermek:  

Kendi kişiliğini hesaba katmadan başkaları nasıl davranılmasını istiyorsa öyle davranmak. Kendi çıkarı için başkalarının istediği gibi davranmak.

Herze Yemek:  

1- Yersiz söz söylemek. 2- Gereksiz davranışta bulunmak.

Hesaba Almak:  

Bir işi yaparken ya da yürütürken bir başka şeyi de göz önünde bulundurmak, dikkate almak. "Hasan'ı da hesaba alalım, az zorluk çıkarmayacaktır bize."

Hesaba Almamak:  

Önemsememek, ciddiye almamak. "Onun kabul etmeyeceğini hiç hesaba almadık."

Hesaba Çekmek:  

Bir kişiyi, bir makamı yaptığı işler üzerine açıklama ve savunma yapmaya çağırmak. ”Sakın oraya gitme, seni hesaba çekecekler.”

Hesaba Dökmek:  

Bir konu ile ilgili işlemlerin hesabını kâğıt üzerinde yapmak.

Hesaba Gelmez:  

1- Beklenmedik, umulmadık. "Hesaba gelmez hatalar yaptık ve yenildik." 2- Sayılmayacak kadar çok, pek fazla, sayısız. "Onun sahip olduğu servet hesaba gelmez"

Hesaba Katılmak:  

Göz önüne alınmak. "Lütfen bizim isteklerimiz de hesaba katılsın."

Hesaba Katılmamak:  

Göz önüne alınmamak. "Bizim isteklerimiz neden hesaba katılmadı?"

Hesaba Katmak (almak):  

Bir işi yaparken ya da yürütürken bir başka şeyi de göz önünde bulundurmak. ”Hasan`ı da hesaba katalım, az zorluk çıkarmayacaktır bize.”

Hesaba Katmamak:  

Önemsememek, ciddiye almamak. "Onun kabul etmeyeceğini hiç hesaba almadık."

Hesaba Kitaba Gelmemek:  

Sınırsız olmak.

Hesaba Kitaba Gelmez:  

1- Beklenmedik, umulmadık. "Hesaba kitaba gelmez hatalar yaptık ve yenildik." 2- Sayılmayacak kadar çok, pek fazla, sayısız. "Onun sahip olduğu servet hesaba kitaba gelmez"

Hesabı Kapamak:  

1- Alacak ya da borç kalmamak. "Bakkalla hesabı kapadım." "Sana borç vermiştim, o hesabı kapamak için gecikme." 2- Her türlü ilişkiyi bitirmek, sona erdirmek. "Ben çoktan o hesabı kapadım."

Hesabı Kapatmak:  

1- Alacak ya da borç kalmamak. "Bakkalla hesabı kapattım." "Sana borç vermiştim, o hesabı kapatalım artık." 2- Her türlü ilişkiyi bitirmek, sona erdirmek. "Ben çoktan o hesabı kapattım."

Hesabı Kesmek:  

Alış verişi ya da ilgiyi kesmek. ”Dükkân sahibi, uzun zamandır borcunu ödemeyen müşterisinin hesabını kesti.”

Hesabı Temizlemek:  

Borçlarını ödemek. "Haftaya tüm market hesabını temizlerim."

Hesabı Yok:  

Sayılamayacak kadar çok, sayısız.

Hesabına Gelmek:  

Yararına uygun, elverişli olmak. "Hesabına gelmiş olmalı ki hemen almış"

Hesabına Uydurmak:  

Yasal olmayan bir işi yasal boşluklardan yararlanarak yasalmış gibi göstermek. "İşi hesabına uydurmuşlar, çok zengin olmuşlardı."

Hesabını Almak:  

Bir iş sonunda hakkını almak.

Hesabını Bilmek:  

Boş yere para harcamamak, tutumlu davranmak. ”Her ev kadını hesabını bilmek zorundadır.”

Hesabını Bilmemek:  

Boş yere para harcamak, israf etmek, tutumlu davranmamak. "Hesabını bilmeyen insan, bir gün aç kalmaya mahkumdur."

Hesabını Görmek:  

1- Alacağını ödeyip ilişkisini kesmek. 2- Cezalandırmak, vücudunu ortadan kaldırmak ya da öldürmek. ”Çabuk şu adamın hesabını görün!”

Hesabını Kitabını Bilmek:  

Boş yere para harcamamak, tutumlu davranmak. "Her ev kadını hesabını bilmek zorundadır."

Hesabını Vermek:  

1- Herhangi bir davranışının ya da sözünün sebebini açıklamak. "Bakalım müdürümüze hesabını nasıl vereceğiz." 2- Bir işin sorumluluğunu üstlenmek. "Rahat olun, bu konunun hesabını vermek bana düşer."

Hesap Açmak:  

1- Hesap defterinde, bir kişiye alış veriş için alacağını borcunu kaydetmek üzere bir yer ayırmak. 2- Bankada, gereğinde çekilmek üzere yatırılan para için işlem yapmak. 3. Birine kredi açmak, birine borçlanma imkânı tanımak.

Hesap Çıkarmak:  

Alacakla vereceği kâğıt üzerinde karşılaştırmak.

Hesap Etmek:  

1- Kazançla gideri karşılaştırıp bir sonuca ulaşmak. 2- Düşünmek, tasarlamak, ayrıntıları gözden geçirip ihtimalleri değerlendirmek. ”Hesap etmeden sakın işe girişmeyin!”

Hesap Etmek, Kitap Etmek:  

Bütün ayrıntılarıyla düşünmek. "Bu ay hesap etmeden, kitap etmeden hareket etmeyelim."

Hesap Görmek:  

Taraflarca alacakla vereceği karşılaştırıp ödeşmek. ”Çok uzadı, hesap görmek için ne zaman bir araya geleceğiz?”

Hesap İşi:  

Bir tür el işlemesi, iğneyi göz kararıyla değil de, aşacağı kumaş ipliklerin sayarak batırıp çıkarmak yoluyla yapılan işleme.

Hesap Kesmek:  

İlişiğini kesmek.

Hesap Kitap:  

Düşünüp taşındıktan sonra, hesap sonunda. ”Hesap kitap, baktım işler kötüye gidiyor; hemen sizi çağırdım.”

Hesap Kitap Etmek:  

Bütün ayrıntılarıyla hesap edip düşünmek. "Bu ay hesap kitap etmeden hareket etmeyelim."

Hesap Kitap Yapmak:  

Bütün ayrıntılarıyla hesap edip düşünmek. "Hesap kitap yaptım, işler biraz kötüye gidiyor."

Hesap Sormak:  

Bir kimseyi kanunsuz, kural dışı, ahlâka aykırı, usulsüz davranış ve sözlerinden ötürü sorgulamak, o kişiden savunma istemek. ”Size hesap sormak için mutlaka geri döneceğim.”

Hesap Tutmak:  

Alış verişle ilgili alacağı ve vereceği bir kâğıda ya da deftere yazmak.

Hesap Vermek:  

1- Herhangi bir davranışının ya da sözünün sebebini açıklamak 2- Bir işin sorumluluğunu üstlenmek. ”Rahat olun, bu konuda hesap vermek bana düşer.”

Hesaplamak Kitaplamak:  

Hesap kitap yapmak.

Hesaplı Hareket Etmek:  

Ölçülü davranmak.

Hesapsız Kitapsız:  

1- Sorumsuz, ölçüsüz, tutumsuz. 2- Deftere geçirilmeden, herhangi bir belgeye dayanmadan. ”Ne hesapsız kitapsız işlerin içine girmişiz de haberimiz yokmuş.”

Hesapta Olmamak:  

Daha önce düşünülen ve planlananların dışında olmak. "Yağmurun yağacağı hiç hesapta yoktu."

Hesaptan Düşmek:  

Borçtan, alacaktan, hesaptan çıkarıp yok saymak. ”Elli bin lirayı hesaptan düşmeyi unutmadın inşallah.”

Heves Etmek:  

Bir şeye karşı istek duymak, eğilimli olmak.

Hevesi Boğazında Kalmak:  

Çok istediği, imrendiği, kavuşmak dilediği şeyi elde edememek. "Pikniğe gitmek istiyorduk, yağmur yağınca hevesimiz boğazımızda kaldı."

Hevesi İçinde Kalmak:  

Çok istediği, imrendiği, kavuşmak dilediği şeyi elde edememek. "Pikniğe gitmek istiyorduk, yağmur yağınca hevesimiz içimizde kaldı."

WhatsApp