D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Yüz Akı İle Çıkmak:

Bir işi, kendi saygınlığını yitirmeden, onurunu zedelemeden, utanılacak bir duruma düşmeden, eksiksiz ve başarılı olarak yapıp bitirmek. "Bu işten de yüz akı ile çıkacağına inanıyorum."

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Havadan Kazanmak:  

Emek sarf etmeden, açıktan kazanmak.

Havadan Nem Kapmak:  

Çok alıngan olmak, en küçük şeylerden bile alınmak. "Havadan nem kapıyorsun, seninle konuşmak imkansız."

Havadan Sudan Konuşmak:  

Öylesine, gelişigüzel, rast gele konuşmak.

Havalara Uçmak:  

Çok sevinmek. "Doğum günü hediyesini gören çocuk, sevinçten havalara uçtu."

Havale Etmek:  

1- Bir şeyin alınmasını, yapılmasını bir kimseye bırakmak, ısmarlamak, devretmek. 2- Yollamak, göndermek.

Havale Gelmek:  

1- Postane veya banka yoluyla para gelmek. "Sağ olsun, babamdan bin lira havale geldi." 2- Gebe ve çocuklara çoğu zaman bayılma, yüksek ateşle beraber çırpınma krizleri gelmek. "Çocuğa havale gelmeden doktora yetiştirdiler."

Havan Batsın:  

"Böbürlenmen boşa çıksın." anlamında kullanılan bir söz. "Havan batsın be muhtar, nereye böyle?"

Havan Dövücünün Hınk Deyicisi:  

"Başkasına yardım edecek veya yüreklendirecek gücü olmadığı hâlde öyle görünüp yardakçılık eden kimse." anlamında kullanılan bir söz. "Bu haysiyet yoksunu da, havan dövücünün hınk deyicisi."

Havan Topu:  

Aşırma atışı yapmakla kullanılan kısa namlulu top.

Havanda Su Dövmek:  

Bir işle boşuna uğraşmak. ”Senin yaptığına havanda su dövmek derler,bırak artık şu işle uğraşmayı.”

Havanın Gözü Yaşlı:  

"Nerede ise yağmur yağacak." anlamında kullanılan bir söz. "Havanın gözü yaşlı, şemsiyeni almayı unutma."

Havası Olmak:  

1- Bir şeyin veya kişini etkileyici, çekici bir yanı, albenisi veya cana yakınlığı olmak. "Onun havası olsa ne yazar, eğitim sıfır." "Gerçekten bu sahilin çok etkileyici bir havası var." 2- Bir kimseye benzemek, o kimseyi hatırlatmak. "Kızında annesinin havası vardı."

Havasına Uymak:  

1- Bulunduğu çevre ve ortamı benimsemek. "Bu şehrin havasına uymak zor olmadı." 2- Birinin huyunu almak. "Arkadaşının havasına uymaya devam edersen, başın belaya girer."

Havasını Almak:  

1- Kalorifer peteğinde oluşan havayı boşaltarak sıvı maddenin dolmasını sağlamak. "Şu iki peteğin havasını almak lazım." 2- Birinin eli boş çıkmak. "Aldığı piyango biletinden havasını aldı." 3- Birini sakinleştirmek. "Havasını almak kolay olmadı." 4- Karşıdaki kişinin böbürlenmesinin boşuna olduğunu ortaya çıkarmak. "Öğretmen iki soruyla çocuğun havasını aldı."

Havasını Bulmak:  

İstediği ortama kavuşmak, keyiflenmek, neşelenmek. "Paralar hesabına gelince, havasını bulmaya başladı."

Havasını Teneffüs Etmek:  

1- İçinde hissetmek. "Tarihin büyülü havasını teneffüs etmekten mutlu oldum." 2- Ortamı yaşamak. "Hukuk fakültesinin havasını teneffüs etmiş birisi olarak söylüyorum." "Biraz da buraların havasını teneffüs edelim dedik."

Havaya Girmek:  

1- Hazır olmak. "Takım havaya girerse bu maçı rahat alır." "Görüyorum ki üniversite için iyice havaya girmişsin." 2- Kibirlenmek. "Şampiyonluk konusunda havaya girmek için erken." "Sonuçlar açıklanmadan havaya girme bence."

Havaya Gitmek:  

Umulan sonucu alamamak, sonuç vermemek, hiçbir şeye yaramamak, boşa gitmek. "Onca emek, para havaya gitti."

Havaya Kılıç Sallamak:  

Boşuna, gereksiz çaba harcamak. "Havaya kılıç sallamakla eline ne geçecek?"

Havaya Pala Sallamak:  

Boşuna, gereksiz çaba harcamak. "Havaya pala sallamakla eline ne geçecek?"

Havaya Savurmak:  

Gereksiz yere harcamak. "O işe girmen doğru olmaz, yoksa paranı havaya savurursun."

Havaya Uçmak:  

1- Patlama dolayısıyla zarar görmek. "Bomba patlasaydı herkes havaya uçacaktı." 2- Hiçbir şeye yaramamak, boşa gitmek, Havaya gitmek. "Yatırdığı paralar havaya uçmuş."

Havayı Bozmak:  

Bir topluluğun keyfini kaçırmak. "Bu adam geldi geleli kahvenin havası bozuldu."

Havayı Dağıtmak:  

Ortamdaki can sıkıcı durumu, üzüntüyü yok etmeye çalışmak. "Sağlık olsun deyip havayı dağıtmak için şarkı söylemeye başladı."

Havayı Koklamak:  

1- Bir yere göz atmak. "Okul müdürü havayı koklamak için sınıfa gelirdi." 2- Gelişmeleri veya ortamı anlamaya çalışmak. "Bu seçimlerde havayı koklamak oldukça zor."

Havi Olmak:  

İçinde bulundurmak, içine almak, kapsamak, içermek.

Havlamak:  

Bazı hoşa gitmeyen konuşmalar için söylenir.

Havlu Atmak:  

1- Başarısızlığını kabul edip mücadeleyi bırakmak, pes etmek. "Başaramayacağını anlayınca bu işte de havlu attı." "Ligin bitmesine üç hafta kala takım şampiyonluğa havlu attı." 2. Çalıştırıcı, sporcusunun karşılaşmayı terk ettiğini bildirmek için ringe havlu fırlatmak. "Bu karşılaşmada havlu atmak zorunda kaldılar."

Havsalası Almamak:  

Aklı kabul etmemek. ”Nasıl yaparsın bana bunu, hâlâ havsalam almıyor.”

Havsalasına Sığmamak:  

1- Aklı almamak, kavrayamamak. "Ne yapayım yani, matematik dersi havsalama sığmıyor." 2- Kabul edememek. "Hırsızlık yapmış olması insanın havsalasına sığmıyor."

Havuç Burunlu:  

Burnu büyük ve kırmızı olan.

Havyar Kesmek:  

Çalışmadan vakit geçirmek, vakti boşa harcamak. "Gün gelir, gençliğinde havyar kestiğin zamanları çok ararsın."

Hay Aksi:  

Bir iş yolunda gitmediği zaman kızgınlıkla söylenir. "Hay aksi! Arıza yapacak zamanı buldu."

Hây-u Huy:  

Kalabalığın yaptığı gürültü.

Hayâ Perdesi Yırtılmak:  

Utanç duymamak. "Hayâ perdesi yırtılmış kişiden, her türlü edepsizlik beklenir."

Hayal Etmek:  

Bir şeyi zihinde tasarlayıp canlandırmak. "Hayal etmek, bir şeyi gerçekleştirmenin ilk adımıdır."

Hayal Gibi:  

İnce, zarif. "Hayal gibi bir sevgilisi vardı."

Hayal Kırıklığı:  

Gerçekleşmesi istenilen veya umulan bir şeyin gerçekleşmemesinden duyulan üzüntü, düş kırıklığı.

Hayal Kırıklığına Uğramak:  

Çok istenilen veya umulan bir şeyin gerçekleşmemesinden üzüntü duymak. "Üniversitede güzel bir yer kazanmayı bekliyordu, hayal kırıklığına uğradı."

Hayal Kurmak:  

Gerçekleşmesi istenen, özlenen şeyi düşünmek. "Bir şeyi gerçekleştirmenin ilk adımı hayal kurmaktır."

Hayal Mahsulü:  

Hayalin yarattığı şey, gerçeklerle bağdaşmayan şey.

Hayal Meyal:  

Belli belirsiz, açık seçik belli olmayan, bulanık (bir şekilde hatırlanan). ”O olayı hayal meyal hatırlıyorum.”

Hayal Meyal Hatırlamak:  

Belli belirsiz, açık seçik belli olmayan, bulanık bir şekilde hatırlamak. "O olayı hayal meyal hatırlıyorum."

Hayal Olmak:  

1- Gerçekleştirilememek. "Tüm tatil planlarımız hayal oldu." 2- Geçmişte kalmak, hatıra olmak. "Yaşadıkları büyük aşk, hayal olmaktan öte gidemedi."

Hayal Oyunu:  

Karagöz oyunu.

Hayale Dalmak:  

Dış dünyadan uzaklaşıp gerçekleşmesini istediği şeyleri düşünmek. "Ne zaman oraya gitse hayale dalardı."

Hayale Kapılmak:  

Hayallerin etkisi altında kalmak. "Bunları boş hayale kapılma diye söylüyorum."

Hayalî Fenere Dönmek:  

Çok zayıflamak. "Görmeyeli hayalî fenere dönmüşsün."

Hayali Gerçek Olmak:  

Olmasını çok istediği, düşündüğü şey gerçekleşmek. "Dilerim hayalin gerçek olur."

Hayalinden Geçirmek:  

Dileklerinin olmasını istemek, düşünmek. "Anne ve babasıyla uzun bir tatil yapmayı hayalinden geçiriyordu."

Hayalleri Gerçek Olmak:  

Olmasını istediği, düşündüğü şeyler gerçekleşmek. "Dilerim hayallerin gerçek olur."

Hayat Adamı:  

Zamana kolayca uyan, her türlü güçlüğü yenmesini bilen kimse. "Babam gibi hayat adamı olmayı hayal ediyorum."

Hayat Arkadaşı:  

Evli eşlerden her biri. "Hayat arkadaşını buldu ya, arayıp sormaz bizi." , "O benim hayat arkadaşım olmalı diye düşündüm."

Hayat Boyu:  

Yaşadığın sürece, ömür boyu. "Hayat boyu bu mahallede yaşadı."

Hayat Dolu:  

Yaşama isteği çok olan, neşeli, canlı, yaşam dolu. "Hayat dolu biri olduğunu düşünüyorum."

Hayat Geçirmek:  

Yaşamak, varlığını sürdürmek. "Mutlu ve huzurlu bir hayat geçirmekti tek dileği."

Hayat Kötü, Kolla Götü:  

Kimseye güvenmemek gerektiğini belirtmek için söylenir. "Hayat kötü, kolla götü, sen yine de tedbirli davran."

Hayat Memat Meselesi:  

Sonucu çok tehlikeli olan, ölüm kokan bir durum. ”Artık burada kalamam, iş hayat memat meselesine döndü.”

Hayat Memat Meselesi Olmak:  

Yok olmamak amacıyla girişilen mücadele, ölüm kalım meselesi. "Artık burada kalamam, durum hayat memat meselesi oldu."

Hayat Memat Meselesi Yapmak:  

Yok olmamak amacıyla girişilen mücadele, Ölüm kalım meselesi. "Bu anlaşmayı şirketi için bir hayat memat meselesi yapmıştı."

Hayat Pahalılığı:  

Yiyecek, içecek ve giyecek gibi geçim için gerekli olan maddelerin pahalı olması. ”Hayat pahalılığından herkes şikâyetçi olmaya başladı.”

Hayat Seviyesinin Yükselmesi:  

Yaşamanın kolaylaşması.

Hayat Tecrübesi:  

Hayatta karşılaşılan olayların insana öğrettikleri.

Hayat Vermek:  

Canlılık vermek, canlandırmak. "Yeni açılan iş yerleri, bölgeye hayat verdi."

Hayata Atılmak:  

Geçimini sağlamak için çalışmaya başlamak. "Liseyi bitirdikten sonra hayata atılmıştı."

Hayata Bağlamak:  

Yaşamayı sevdirmek, hayattan kopmamak. "Dünyaya gelen nur topu gibi çocukları, onları hayata yeniden bağlamıştı."

Hayata Geçirmek:  

Uygulanır duruma getirmek, canlılık kazandırmak. "Bu kurallar kağıt üzerinde kalmasın, hayata geçirmeye çalışalım."

Hayata Gözlerini Kapamak:  

Ölmek. "Yetmiş beş yaşında hayata gözlerini kapadı."

Hayata Gözlerini Yummak:  

Ölmek. "Yetmiş yaşında hayata gözlerini yumdu."

Hayata Küsmek:  

Bezgin, kötümser olmak, yaşama isteğini yitirmek. "Basit bir olay için, hayata küsmenin anlamı yok."

Hayata Tutunmak:  

Zorluklara rağmen yaşamak, hayatta kalmak. "Hayata tutunmak için her zaman bir sebep vardır."

Hayatı Cehennem Etmek:  

Büyük üzüntü ve sıkıntı vermek. "Sizin gibi vatan hainlerine, hayatı cehennem edeceğiz."

Hayatı Kararmak:  

Yaşama düzeni altüst olmak, her işi ters gitmek, mahvolmak. "O trafik kazasından sonra hayatı karardı."

Hayatı Kaymak:  

Her işi ters gitmek, mahvolmak. "Bu adamlar insanın hayatı kaydırır, dikkat et!"

Hayatına Girmek:  

Yaşamında yeri olmak. "Hayatına bir erkek girmişti."

Hayatına İstikamet Vermek:  

Hayatına yön vermek, hayatını düzene sokmak.

Hayatından Bezmek:  

Çektiği sıkıntılar veya üzücü olaylar nedeniyle yaşamaktan bıkıp usanmak. "Kendisiyle görüştüm, bana hayatından bezmiş biri gibi geldi."

Hayatından Çıkarmak:  

İlgisini, ilişkisini tamamen kesmek. "Kötü alışkanlıklarını hayatından çıkarmaya kararlıydı."

Hayatını Adamak:  

Bir şeye bütün varlığıyla bağlanmak, başka şeylerle ilgisini kesip yalnızca onunla ilgilenmek, bir şeyi tüm gücüyle yapmaya çalışmak. "Kadın hayatını çocuklarına adamış."

Hayatını Birine Borçlu Olmak:  

1- Biri tarafından ölümden kurtarılmış olmak. "Az daha boğuluyordum, hayatımı sana borçluyum." 2- Birinin yaşamı bir başkasının desteği ile sağlanmış olmak. "Aile olarak hayatımızı Necmettin Abiye borçluyuz."

Hayatını Harcamak:  

Ömrünü bir şeye adamak. "Şirketi bugünlere getirmek için hayatımı harcadım."

Hayatını Kaybetmek:  

Ölmek. "Abim geçen yıl trafik kazasında hayatını kaybetti." Deyim değildir.

Hayatını Kazanmak:  

Çalışıp elde ettiği para ile geçimini sağlamak. ”Ben iyi ya da kötü hayatımı kazanıyorum, sen kendi işine bak.”

Hayatını Vermek:  

Ömrünü bir şeye adamak. "Şirketi bugünlere getirmek için hayatımı verdim."

Hayatını Yaşamak:  

Canının istediği gibi hayatını sürdürmek. ”Bana karışmaya hakkınız yok, bırakın beni, artık hayatımı yaşamak istiyorum.”

Hayatının Baharında Olmak:  

Hayatının en güzel dönemini yaşıyor olmak. "Bunu yazan, hayatının baharında olan bir şairdir."

Hayatının Baharını Yaşamak:  

Hayatının en güzel dönemini yaşıyor olmak. "Bunu yazan, hayatının baharını yaşayan bir şairdir."

Hayatta Olmak:  

Yaşamak, canlı olmak. "Annen baban hayatta olduğu için şanslısın."

Hayattan Bezmek:  

Çektiği sıkıntılar veya üzücü olaylar nedeniyle yaşamaktan bıkıp usanmak. "Kendisiyle görüştüm, bana hayattan bezmiş biri gibi geldi."

Haybeye Kürek Çekmek:  

Boşu boşuna uğraşmak. "Desene bunca zaman haybeye kürek çekmişiz, olmayacak bu iş."

Haydi Canım Sen de:  

Böyle şey olmaz, inanılacak gibi değil, anlamında söylenir. "Kim söyledi? Haydi canım sen de."

Haydi Haydi:  

1- (eşanl.) "Kolaylıkla, rahatlıkla" 2- "Olsa olsa, en çoğu"

Haydi Oradan:  

1- Kovmak, azarlamak için kullanılan bir söz. "Haydi oradan, ne biliyorsun da konuşuyorsun, kes sesini!" 2- Böyle şey olmaz, inanılacak gibi değil, anlamında söylenir. "Sınavda birinci mi olmuş, haydi oradan sen de."

Haydut Gibi:  

1- İnsana korku veren, iri yarı kişi. "İki tane haydut gibi adam gelip babamı sordu." 2- Yaramaz ve sevimli çocuk. "Ben bu haydut gibi çocukla baş edemem."

Hayır Beklemek:  

İyilik, yararlı bir sonuç ummak. "Bu işten de hayır bekliyorum."

Hayır Beklememek:  

İyilik ummamak, yararlı olacağını sanmamak. "İstediği işi yapsın, ben ondan hayır beklemiyorum."

Hayır Dememek:  

Bir şeyi geri çevirmemek. "Böyle güzel bir teklife kimse hayır demez."

Hayır Dua Almak:  

Kendisi için iyi dilekte bulunulmak. "İnsanlardan hayır dua almaktan daha güzel ne olabilir ki."

Hayır Dua Etmek:  

İyi dileklerde bulunmak. "Şu anda kendisi için hayır dua etmekten başka bir şey yapamıyoruz."

Hayır Duasını Almak:  

Bir kişi tarafından kendisi için iyi dilekte bulunulmak. "İnsanların hayır duasını almaktan daha güzel ne olabilir ki."

WhatsApp