D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Dipsiz Testi:

Eline geçen para veya malı hesapsızca, boş yere harcayan.

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




İçi Açılmak:  

Sıkıntısı dağılıp gitmek, ferahlamak. ”Denizi, kuşları, ağaçları seyre dalarım, böylelikle içim açılır, rahatlarım.”

İçi Acımak:  

Üzülmek, merhamet etmek. "Çocukları perişan gördükçe içim acıyor."

İçi Alaylı, Dışı Kalaylı:  

"Dışı süslü, güzel görünüşlü ancak içi berbat." anlamında kullanılan bir söz. "Senin için alaylı, dışı kalaylı olduğu için böyle düşünebilirsin."

İçi Almamak:  

1- Herhangi bir sebeple midesi kabul etmemek. "Şu bamya yemeğini bir türlü içim almıyor." 2- Sakıncalı gördüğünden ya da beğenmediğinden, bir işi yapmak istememek. "Onun evine girmeyi içim almıyor."

İçi Bayılmak:  

1- Çok acıkmak. "İçim bayıldı, yiyecek bir şey yok mu?" 2- Çok yağlı ya da çok şekerli yiyecekler ağır geldiğinden artık yiyememek ve su içme gereksinimi duymak. "Artık yeter, içim bayıldı."

İçi Beni Yakar, Dışı Eli Yakar:  

"Dıştan görünüşü, herkesi imrendirecek kadar güzel ama içyüzü elverişsiz, kötü, sahibini üzücü" anlamında kullanılır. "Ah bir bilseler işin iç yüzünü, içi beni yakar, dışı eli yakar."

İçi Boşalmak:  

Önemi ve anlamı kalmamak. "Bu anma töreninin içini boşaltmayın."

İçi Bulanmak:  

Kusacak gibi olmak. "Benzin kokusundan içim bulanmaya başladı."

İçi Burkulmak:  

Bir şeye çok üzülmek, içi sızlamak. "Bu kış günü bu zavallıları görünce, insanın içi burkuluyor."

İçi Çekmek:  

Canı arzu etmek, istek duymak.

İçi Çıfıt Çarşısı:  

1- Başkaları için daima art niyet besleyen, içinden türlü kötülükler geçiren. 2- Çok karışık.

İçi Çirkin:  

Yüreği kötü düşüncelerle dolu.

İçi Cız Etmek:  

Ansızın içi sızlamak, çok üzülmek. ”O zavallı ihtiyarı birden bire karşımda görünce içim cız etti.”

İçi Dar:  

Tez canlı, sabırsız.

İçi Daralmak:  

Sıkılmak, bunalmak. "İçim daralıyor anne, nerde bu çocuk?"

İçi Dayanmamak:  

Acıklı bir durumu kaldıramamak. "Artık haberleri izlemeye içim dayanmıyor."

İçi Dışı Bir:  

İkircikli olmayan, iki yüzlü davranmayan, düşündüğünü açıkça söyleyen, özü sözü bir olan. ”İçi dışı bir olan insanlara her zaman güvenebiliriz.”

İçi Dışı Bir Olmak:  

İkircikli olmayan, iki yüzlü davranmayan, düşündüğünü açıkça söyleyen, özü sözü bir olan. "İçi dışı bir olan insanlara her zaman güvenebiliriz."

İçi Dışına Çıkmak:  

1- Kusmaktan ötürü çok fena olmak. 2- Bindiği taşıtın çok sarsılması yüzünden bedenî rahatsızlık duymak.

İçi Dönmek:  

Midesi bulanmak.

İçi Erimek:  

Kaygı duymak, çok üzülmek.

İçi Ezilmek:  

1- Üzülmek, yüreği burkulmak "Anlattıklarını dinledikçe içim ezildi." 2- Acıkma hissi duymak. "Gecenin bir yarısı içim ezilmeye başladı." 3- Sıkıntı ve heyecan içine düşmek. "Yarınki sınavı geçmem lazım, stresten içim eziliyor."

İçi Ezim Ezim Ezilmek:  

Çok üzülmek. "Kaza geçiren dostlarını görünce içi ezim ezim ezildi."

İçi Ferahlamak:  

Yaşadığı kaygı ve sıkıntıdan kurtulmak. "Seninle konuştuktan sonra içim ferahladı, Allah razı olsun."

İçi Fık Fık Etmek:  

Sabırsızca, tedirgin davranmak. "İlk kez uçağa bineceğim için, içim fık fık etmeye başladı."

İçi Geçmek:  

1- İstemediği hâlde uyuya kalmak. 2- İşe yaramaz duruma gelmek. 3- Yaşlılıktan, zayıflıktan gücü azalmış olmak; hiçbir şeye ilgi duymamak. ”O artık içi geçmiş bir ihtiyardır.”

İçi Gitmek:  

Çok fazla istek duymak. ”Vitrindeki kızarmış tavuklara içim gidiyordu ama param olmadığı için alıp yiyemiyordum.”

İçi Götürmemek:  

1- Acıklı bir durum karşısında dayanamamak. "Sokakta yatıp kalkan çocuklara bakamıyorum, içim götürmüyor." 2- Kıskanmak, çekememek. "Yarışmayı onun kazanmasını içi götürmüyordu." 3- Vicdanına sığdıramamak. "İçin götürüyorsa tüm parayı al."

İçi Gülmek:  

Belli etmeyerek sevinmek.

İçi Hop Etmek:  

Birdenbire heyecanlanmak. "Karşımıza babam çıkınca içimiz hop etti."

İçi İçine Geçmek:  

Tedirgin olmak. "Mobilyalarına zarar gelecek diye içi içine geçmeye başladı."

İçi İçine Sığmamak:  

Çok heyecanlanmak, coşkunluk duymak ve sevincini belli etmekten kendini alamamak. ”Annemi karşımda görünce ne yapacağımı şaşırdım, içim içime sığmıyordu, koşup boynuna sarıldım.”

İçi İçini Yemek:  

1- İstediğini yapamamaktan üzülmek. "Kimseye de bir şey anlatamadım, içim içimi yedi." 2- Dert etmek. "Babamın verdiği işi zamanında bitiremeyeceğim diye içim içimi yiyordu." "İki gündür adamın parasını veremedim, içim içimi yiyor."

İçi Isınmak:  

Hoşlanmak, sevmek. "Benim bu öğretmene içim çok ısındı."

İçi Kabarmak:  

1- Midesi bulanmak. 2- Duygulanıp heyecanlanmak. 3- Taşkın bir ağlama duygusu içinde olmak. ”Ne berbat bir koku, içimiz kabarmadan kalkalım buradan.”

İçi Kabul Etmemek:  

1- Bir şeyden midesi bulanmak. "Bamya yemeğini içim kabul etmiyor." 2- Benimsememek, kabullenememek. "Onun belediye başkanı olmasını içim kabul etmiyor."

İçi Kağşamak:  

İsteksiz ve gönülsüz olmak. "Onunla konuşmak konusunda içim kağşıyordu."

İçi Kaldırmamak:  

Vereceği üzüntü nedeniyle bir işi yapamamak. "Tavuğu kesip ayıklamayı içi kaldırmazdı."

İçi Kalkmak:  

1- Midesi bulanmak. 2- Duygulanıp heyecanlanmak. 3- Taşkın bir ağlama duygusu içinde olmak. ”Ne berbat bir koku, içimiz kabarmadan kalkalım buradan.”

İçi Kan Ağlamak:  

İçten, büyük bir üzüntü duymak; dıştan belli etmeyerek çok acımak. ”Çocuğunun yüzüne bakarken içim kan ağlıyordu.”

İçi Kapanmak:  

Sıkılmak, bunalmak. "Evde otur otur içim kapandı."

İçi Kararmak:  

1- Sıkılmak, bunalmak. "İnan filmi izlerken içim karardı." 2- Dünya zevklerine karşı isteği kalmamak, hiçbir şeyden tat alamaz olmak. "Mutlu olmak için, içinizi karartan insanlardan uzak durun." 3- Umutsuzluğa düşmek. "Bu haberleri dinledikçe içim kararıyor."

İçi Katılmak:  

İç organları dermansızlıktan hareketsiz kalmak.

İçi Kazınmak:  

Çok acıktığından ötürü midesinde eziklik duymak. ”Sabahtan beri açtı, içi kazınıyor ama belli etmemeye çalışıyordu.”

İçi Kıyılmak:  

Çok acıktığından ötürü midesinde eziklik duymak, midesi kazınmak. "Sabahtan beri açtı, içi kıyılıyor ama belli etmemeye çalışıyordu."

İçi Paralanmak:  

Birine acıyarak çok üzülmek. ”Onun bu hâlini gördükçe içim parçalanıyor.”

İçi Parçalanmak:  

Birine acıyarak çok üzülmek. ”Onun bu hâlini gördükçe içim parçalanıyor.”

İçi Pır Pır Etmek:  

Sabırsızca, tedirgin davranmak. "İlk kez uçağa bineceğim için, içim pır pır etmeye başladı."

İçi Rahat Etmek:  

Endişelenecek bir durum bulunmadığını öğrenerek sıkıntıdan kurtulmak, rahatlamak. ”Ne yapayım, ben anneyim, onlar sağ salim dönerlerse içim rahat edecektir ancak.”

İçi Rahatlamak:  

Endişelenecek bir durum bulunmadığını öğrenerek sıkıntıdan kurtulmak, rahatlamak. "Ne yapayım, ben anneyim, onlar sağ salim dönerlerse içim rahatlar."

İçi Sıkılmak:  

Daralmak, bunalmak. "İçim sıkılıyor anne, nerde bu çocuk?"

İçi Sızlamak:  

Bir şey veya kişinin içine düştüğü durum sebebiyle üzülmek.

İçi Sürmek:  

İshal olmak, . "Bir şey dokundu, içim sürmeye başladı."

İçi Tez:  

Tez canlı, aceleci.

İçi Titremek:  

1- Çok üşümek. 2- Çok istek duymak. 3- Bir zarar gelecek korkusu içinde bulunmak. ”Hava iyice soğudu, içim titremeye başladı, haydi içeri girelim.”

İçi Vık Vık Etmek:  

Sabırsızca, tedirgin davranmak. "İlk kez uçağa bineceğim için, içim vık vık etmeye başladı."

İçi Yağ Bağlamak:  

İstenilen bir şeyin olmasından ferahlık duymak, yüreği yağ bağlamak. "Diplomayı aldığını duydum, içim yağ bağladı inan."

İçi Yanmak:  

1- Çok susamak. 2- Büyük bir acı sebebiyle çok fazla üzülmek. ”Sanki yalnız onun içi yanıyordu.”

Icığı Cıcığı:  

İçi dışı, hepsi. "Icığı cıcığı bu kadar, başka para yok."

Icığını Cıcığını:  

İçini dışını, hepsini. "Icığını cıcığını masaya koydum, başka para yok."

Icığını Cıcığını Bilmek:  

Bir şey ya da kişi hakkında her şeyi detaylarıyla bilmek. "Icığını cıcığını bildiğim bir ilçede yaşıyorum."

İciğini Ciciğini Bilmek:  

Bir şey ya da kişi hakkında her şeyi detaylarıyla bilmek. "İciğini ciciğini bildiğim bir ilçede yaşıyorum."

Icığını Cıcığını Çıkarmak:  

1- Her yanını ellemek, didiklemek. 2- Bir meseleyi en ince ayrıntılarına kadar soruşturmak, incelemek. ”İyice ıcığını cıcığını çıkardınız meselenin.”

İciğini Ciciğini Çıkarmak:  

1- Her yanını ellemek, didiklemek, incelemek. "Televizyonun iciğini ciciğini çıkardın, bırak artık." 2- Bir meseleyi en ince ayrıntılarına kadar soruşturmak, incelemek. "İyice iciğini ciciğini çıkardınız meselenin."

Icığını Cıcığını Sormak:  

Bir kişi veya bir şey hakkında bilgileri en ince ayrıntısına kadar öğrenmek için sormak. "Bu adam da şimdi ıcığını cıcığını sorar."

İciğini Ciciğini Sormak:  

Bir kişi veya bir şey hakkında bilgileri en ince ayrıntısına kadar öğrenmek için sormak. "Bu adam da şimdi iciğini ciciğini sorar."

İçin İçin Gülmek:  

Belli etmeden, gizli gizli gülmek. "İki çocuğun tartışmasına için için gülüyordu."

İçin İçin Gülümsemek:  

Belli etmeden, gizli gizli gülmek. "İki çocuğun tartışmasına için için gülümsüyordu."

İçin İçin Kaynamak:  

Aşırı heyecan, gözü peklik ve hareket içindeyken bunu belli etmemek. "Sunuculuk yapmak için ilk kez sahnedeydim ve için için kaynamaktaydım."

İçin İçin Kendini Yemek:  

Açığa vurmadan gizli gizli üzülmek. "İçin için kendimi yedim bitirdim bu iş yüzünden."

İçin İçin Yanmak:  

1- Ateşin yanması sürmek, farkına varılmadan yanmak. "Yangın söndürülmesine rağmen, bazı kısımlar için için yanmaya devam ediyordu." 2- Dışa vurmadan çok üzülmek. "İçin için yandığını biliyorum, ama bu kadar üzülmene gerek yok."

İçinde At Koşturmak:  

Bir alanda çok geniş olduğu için alabildiğine rahat hareket edebilmek. "Bir düğün salonu var, içinde at koştur."

İçinde Duymak:  

Hissetmek, varlığını algılamak. "Çocuğun acısını içimde duydum inan."

İçinde Ecinniler Top Oynuyor:  

Çok sakin, hiç kimse yok.

İçinde Kaybolmak:  

1- Göze çarpmamak. "İnsan bu villanın içinde kaybolur." 2- Giysi çok büyük gelmek. "Sen bu kıyafetin içinde kayboldun, hiç yakışmadı." 3- Beklenen sonuca ulaşamamak. "Hayallerimiz üç gün içinde kayboldu."

İçinde Olmak:  

1- Herhangi bir özellik yaradılışında var olmak. "Ressamlık senin içinde var kardeşim." 2- Hevesli, istekli olmak. "Çalışmak içinde olduktan sonra, her zaman başarırsın."

İçinde Yüzmek:  

Olumlu veya olumsuz bir durumun aşırı derecesinde bulunmak. "Para içinde yüzen bir insan."

İçinden Bir Şeyler Kopmak:  

Üzülmek, yüreği burkulmak. "Ondan ayrılırken içimden bir şeyler koptuğunu hissettim."

İçinden Çıkmak:  

Güç bir işi, engelleri ortadan kaldırarak başarıyla sonuçlandırmak. "Merak etmeyin, bu işin de içinden çıkarız."

İçinden Doğmak:  

Birdenbire arzu edivermek.

İçinden Geçirmek:  

Bir şeyi yapmayı düşünmek, aklından geçirmek. "Benim pantolonumu giymeyi içinden bile geçirme."

İçinden Geçmek:  

Düşünmek, aklından geçmek. "İçinden geçenleri bana da söyler misin?"

İçinden Gelmek:  

Bir şeyi yapmak için içten bir istek duymak. "Bunu almanı istiyorum, içimden geldi işte."

İçinden Gülmek:  

Birisine sezdirmeden içten içe gülmek, eğlenmek.

İçinden Kan Gitmek:  

İçten, büyük bir üzüntü duymak; dıştan belli etmeyerek çok acımak, içi kan ağlamak. "Çocuğunun yüzüne bakarken içimden kan gidiyordu."

İçinden Konuşmak:  

Kimsenin duymayacağı kadar yavaş sesle konuşmak. "Biraz içinden konuş, duyan olacak."

İçinden Okumak:  

1- Dudaklarını kıpırdatmadan, hiç ses çıkarmadan okumak. 2- Ses çıkarmadan sövmek, beddua etmek. ”Hikâyeyi şimdi de içinizden okuyacaksınız.”

İçinden Olmak:  

Bir yerin merkezinde yaşamak veya orada doğmuş bulunmak. "Ben Kocaeli'nin içindenim."

İçinden Pazarlıklı:  

Sinsi, yapacağı kötülükleri sezdirmeyen. ”Senin gibi içten pazarlıklı adamlarla iş yapmam ben.”

İçinden Yanmak:  

Çok istemek, sabırsızlık göstermek. "Zil çalsa da gitsek diye öğrenciler içinden yanıyor."

İçine Almak:  

1- Kapsamak. "Bizim okulu da içine alan bir aşı kampanyası başladı." 2- Bir şey bir yere sığmak. "Bu valiz, kıyafetlerimin hepsini içine almadı."

İçine Ateş Atmak:  

Aşırı acı, sıkıntı veya üzüntü verecek davranışta bulunmak. "Evden kaçan genç, ailesinin içine ateş atmıştı."

İçine Ateş Düşmek:  

Büyük bir acı ve üzüntünün etkisi altına girmek, yüreği yanmak. "İçine ateş düşürdünüz kadının, Allah sizi kahretsin."

İçine Atmak:  

1- Derdini, sıkıntısını kimseye söylememek. 2- Kendisine yapılan kötülüğe karşı sesini çıkarmamakla beraber, bunu unutmamak. ”O her şeyi içine atar, bir gün kanser olacak diye korkuyorum.”

İçine Baygınlıklar Çökmek:  

Sıkıntı, fenalık basmak. "Evin halini gördükçe, içine baygınlıklar çöküyordu."

İçine Bir Kurt Düşmek:  

Kuşkulanmak, kendisine zarar geleceğinden şüphe etmek. "Tilkiyi civarda dolaşırken gördüğü andan itibaren içine bir kurt düşmüştü."

İçine Çekilmek:  

Duygularını kimseye açmamak, çevresindeki kişilerle ilişkisini kesmek, yalnızlığa gömülmek. "Kardeşinin ölümünden sonra içine çekildi, kimseyle görüşmüyor."

İçine Çekmek:  

1- Soluk almak. "Havayı içine çekmeye devam et." 2- Bilincine varmak, anlamak. "Yaşadığımız sıkıntıları içine çekmeyi dene."

İçine Daralma Gelmek:  

Sıkıntı basmak, sıkılmak. "Ödevleri bitiremeyeceğim diye içime daralma geliyor."

İçine Dert Olmak:  

Yapmak istediği bir şeyi yapamadığı için kaygılanıp üzüntü duymak. ”Hastahanedeki arkadaşımı ziyarete bir türlü gidemedim, bu da içime dert oldu.”

WhatsApp