D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Kuyruğuna Basmak:

Birini tahrik etmek, incitip saldırmasına yol açmak. "Birileri yine kuyruğuna basmış, durduğu yerde duramıyor."

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




İki Seksen Yatmak:  

Bir çarpma, vurma sonucu boylu boyunca serilmek. "Sana bir çakarım, iki seksen yatar kalırsın."

İki Söz Bir Pazar:  

"Uzun boylu pazarlık etmeden." anlamında kullanılan bir söz. "İki söz bir pazar aldık geldik."

İki Sözü Bir Araya Getirememek:  

Düşüncelerini, duygularını düzgün bir biçimde anlatamamak, güzel konuşma becerisinden yoksun olmak.

İki Taş Değirmen:  

İlkel, küçük değirmen.

İki Ucu Boklu Değnek:  

Çözülmesi çok güç iş veya durum. "İki ucu boklu değnek! Bu iş olmaz.

İki Ucu Pis Değnek:  

Her iki türlü davranmak ta sakıncalı.

İki Ucunu Bir Araya Getirememek:  

Gelirle gideri denkleştirememek, işleri düzene koyamamak. "Kaç aydır uğraşıyoruz, şu işin iki ucunu bir araya getiremedik."

İki Yakası Bir Araya Gelmemek:  

Geçim sıkıntısı içinde olmak ve borçtan kurtulamamak, gelir ve giderini denkleştirememek. ”Bilmiyorum ne zaman iki yakamız bir araya gelecek.”

İki Yakası Bir Yere Gelmez:  

Bir türlü düzene kavuşamaz. "Bu yaştan sonra iki yakası bir yere gelmez."

İki Yakasını Bir Araya Getirememek:  

Maddi sıkıntıdan kurtulup rahata erememek. "Kaç kez destek olduk, hala iki yakasını bir araya getiremedi."

İki Yakayı Bir Araya Getirememek:  

Maddi sıkıntıdan kurtulup rahata erememek. "Kaç kez destek olduk, hala iki yakasını bir araya getiremedi."

İki Yüzlü:  

Özü sözü bir olmayan kimseler için söylenir. "İki yüzlü birine benziyor."

İkide Bir:  

Sık sık. "İkide bir sözümü kesmeyin."

İkilemde Kalmak:  

İki şey arasında karar verememek. "Ayakkabılar konusunda ikilemde kaldım."

İkileme Düşmek:  

Karar verememek. "Hangi kıyafetleri giysem acaba, ikileme düştüm."

İkili Oynamak:  

Birbirine karşı olanlardan hem birini, hem ötekini çıkarı için destelemek. ”Sendika başkanı ikili oynuyormuş.”

Ikına Sıkına:  

Güçlükle, zorlukla. "Bugün çocuk geldi, ıkına sıkına 10 TL istedi."

İkinci Baharı Yaşamak:  

İleri yaşlarda mutluluk, refah ve esenlik içinde bulunmak. "Yeni bir evlilik yaptı, ikinci baharı yaşıyor."

İkinci Gelmek:  

Bir yarışmada birinciden sonraki dereceyi almak. "Benim yazdığım şiir ikinci geldi."

İkinci Plana Düşmek:  

Bir kimsenin veya topluluğun gözünde eski önemini, değerini yitirmek. "Bizim düşüncelerimiz ikinci plana düştü."

İkindi Vakti:  

Öğle ile akşam arasında, ikindi için belirlenen süre, ikindi zamanı. "İkindi vakti parkta buluşmaya gideceğim."

İkindiden Sonra Dükkan Açmak:  

Bir işe başlamakta geç kalmak. "İkindiden sonra dükkan açarsan elbette kaybeden sen olursun."

Ikınıp Sıkınmak:  

Bir işi yapabilmek için kendini çok zorlamak. ”Ikınıp sıkındı ama bir çare bulamadı.”

İkişer Olmak:  

İkişer ikişer sıraya dizilmek. "İkişer olup, bahçeye doğru ilerleyin."

İkisi Bir Kapıya Çıkmak:  

Aynı sonuca varmak, aynı sonucu doğurmak. "Hangi yoldan giderseniz gidin, ikisi de bir kapıya çıkar."

İkisi de Bir Kapıya Çıkar:  

O da bu da aynı sonucu verir, anlamına gelir. "Öyle de yapabilirsin, ama ikisi de aynı kapıya çıkar."

İkisi de Put:  

İkisi de şaşkınlıktan hareketsiz.

İkisini Bir Kazana Koysan Kaynamazlar:  

Birbirine zıt insanları anlatmak için kullanılır. "İkisi de öz kardeş, ama ikisini bir kazana koysan kaynamazlar."

İkiyüzlü Olmak:  

Özü sözü bir olmamak, riyakâr davranmak. "İkiyüzlü olduğun için sana güvenmiyorum."

İkiz Doğurmak:  

1- İkiz bebek dünyaya getirmek. "Dün ikiz doğurmuş, durumları gayet iyiymiş." 2- Herhangi bir işte çok sıkıntı çekmek. "Bu araba ikiz doğurmaya başladı."

İkmal İmtihanı:  

Bütünleme sınavı.

İkna Etmek:  

İnandırmak, kabul ettirmek, kandırmak. "Annemi ikna edebilirsem ben de gelirim."

İkna Olmak:  

İnanmak, kanmak. "Çocuğun söylediklerine pek ikna olmadım."

İkrah Etmek:  

Tiksinmek.

İkrah Getirmek:  

Tiksinmeye, iğrenmeye başlamak. "Aynı şeyleri dinlemekten ikrah geldi."

İkrahlık Getirmek:  

Tiksinmeye başlamak.

İkram Etmek:  

1- Konuğu bir şeyle ağırlamak, konuğa bir şey sunmak. 2- Fiyatta indirim yapmak.

İkram Görmek:  

Ağırlanmak. "Gelirseniz, çok iyi ikram göreceğinizi garanti ederim."

İkramda Bulunmak:  

Bir şey ikram etmek.

İkrar Etmek:  

Açıkça söylemek, kabul etmek.

İkrar Vermek:  

Söz vermek. "Benim işi halledeceğine ikrar verirsen gelirim."

İktidardan Düşmek:  

1- Devlet yönetiminde yetkiyi başka bir partiye bırakmak zorunda kalmak. "İktidardan düşünce çevresindekiler de terk etmeye başladı." 2- Cinsel gücü azalmak. "Yaşı ilerleyince iktidardan düşmesi normal."

İktisadı Buhran:  

Ekonomik hayattaki geçici bozukluk.

İktisadı Durum:  

Ekonomik durum, para durumu.

İktisat Etmek:  

Mal ve parasını artıracak şekilde tutumlu davranmak.

İlaç Gibi:  

İşe yarar, her derde deva. "Seninle dertleşmek bana ilaç gibi geldi."

İlaç Gibi Gelmek:  

1- İyileşmeyi veya çözümü kolaylaştırmak. "Verdiğin beş bin lira ilaç gibi geldi." 2- Rahatlatmak, huzura kavuşturmak. "Seninle dertleşmek bana ilaç gibi geldi."

İlaç İçin:  

İlaç kadar az olsa bile. "Evde ilaç için şeker kalmamış."

İlaç İçin Olsun:  

Bir şeyin hiç bulunmadığını anlatmak için kullanılan bir söz. "İlaç için olsun evde bir gram tuz yok."

İlaç İçin Yok:  

Hiç yok. "İlaç için bile bir damla yağ yok."

İlaç Olmak:  

1- İyileşmeyi veya çözümü kolaylaştırmak. "Verdiğin beş bin lira bize ilaç oldu." 2- Rahatlatmak, huzura kavuşturmak. "Kazanılan son maç takım için gerçekten ilaç oldu."

İlaç Yazmak:  

(Doktor) Reçete yazmak. "Size birkaç ilaç yazmam lazım."

İlah Gibi:  

Çok yakışıklı erkek. "İlah gibi bir beyefendiyle gördüm."

İlan Vermek:  

Çeşitli basın yayın organlarıyla bir durumu duyurmak, açıklamak. "Gazetenize üç günlük ilan vermek istiyorum."

İlanı Aşk Etmek:  

Bir kimseye kendisini sevdiğini, aşık olduğunu açıkça söylemek.

İlave Etmek:  

Eklemek, katmak, ulamak. "Biraz daha un ilave etmemiz gerekiyor."

İler Tutar Yeri Kalmamak:  

İşe yarar bir durumu bulunmamak. "Bu bisikletin iler tutar yeri kalmamış."

İler Tutar Yeri Olmamak:  

İşe yarar bir durumu bulunmamak. "Bu bisikletin iler tutar yeri yok."

İleri Almak:  

1- Öne almak. "Arabanızı biraz ileri alırsanız iyi olur." 2- Saati önceki vakte almak, öne ayarlamak. "Saatini bugün ileri almayı unutma."

İleri Atılmak:  

1- Öne doğru çıkmak. "Şef kim diye sorulunca, ben ileri atıldım." 2- Hücum etmek. "Hücum emri verildiğinde tüm askerler ileri atıldı."

İleri Çıkmak:  

Öne doğru çıkmak. "Şef kim diye sorulunca, ben ileri çıktım."

İleri Geçmek:  

1- Öne geçmek. "Sen uzun boylusun, ileri geç." 2- Üstün bir makama geçmek. "Hala şef olarak devam, ileri geçmek nasip olmadı."

İleri Gelenler:  

Bir topluluğun önemli kişileri. "Kentimizin ileri gelenleri ön sırada oturuyorlardı."

İleri Gelmek:  

1- Oluşmak, meydana gelmek. "Peribacaları doğal olaylardan ileri gelen yapılardır." 2- O şeyden doğmak, ortaya çıkmak; o şey neden olmak. "Canlı türlerinin azalması, çevre kirliliğinden ileri gelmektedir." 3- Bağlı bulunmak. "Çok hoşgörülü olmamızdan ileri geliyor."

İleri Geri Etmemek:  

Uzun boylu tartışmamak, sorgu sual etmemek. "İleri geri etmeden tüm borçlarını ödediler."

İleri Geri Konuşmak:  

Yersiz, kırıcı, yaralayıcı biçimde konuşmak.

İleri Geri Laf Etmek:  

Yersiz, kırıcı, yaralayıcı biçimde konuşmak. "İleri geri laf edip, insanları sinirlendiriyorsun."

İleri Geri Laflar Etmek:  

Yersiz, kırıcı, yaralayıcı biçimde konuşmak. "İleri geri laflar edip, insanları sinirlendiriyorsun."

İleri Geri Söylemek:  

Yersiz, kırıcı, yaralayıcı biçimde konuşmak. "İleri geri söyleyip insanları sinirlendiriyorsun."

İleri Gitmek:  

Söz ve davranışta ölçü dışına çıkmak; gereksiz, aşırı davranışta bulunmak ve haddi aşmak. ”O saygısız adamın daha fazla ileri gitmesine fırsat verilmemelidir.”

İleri Götürmek:  

Bir durum veya davranışta ölçüyü aşmak. "Lütfen aranızdaki tartışmayı daha ileri götürmeyin."

İleri Karakol:  

Düşmanın hareketlerini kontrol için ordunun ilerisine gönderilen birkaç kişiden meydana gelen askeri birlik.

İleri Sürmek:  

1- Üzerinde görüşülmek, tartışılmak üzere bir düşünce belirtmek. "Yeni bir görüş ileri sürdü." 2- Öne doğru yürütmek. "İki çocuğunu ileri sürüp bekledi."

İleri Varmak:  

1- Söz ve davranışta ölçü dışına çıkmak; gereksiz, aşırı davranışta bulunmak ve haddi aşmak. "O saygısız adamın daha fazla ileri varmasına fırsat verilmemelidir." 2- İlerlemek, gelişmek. "Firma olarak hedefimiz bugünden de ileri varmak.

İlerisine Gitmek:  

Bir işin sonuna kadar gitmek. "Peyzaj işinin ilerisine gitmek istiyoruz."

İlerisini Gerisini Düşünmemek:  

Sonucun ne olacağını hesaplamamak. "İlerisini gerisini düşünmeden konuşmayınız."

İlerisini Gerisini Hesaplamamak:  

Herhangi bir konuda çok ve ayrıntılı düşünmeden hareket etmek, tedbirsizce davranmak. "İlerisini gerisini hesaplamadan kredi çekmeyin."

İleriye gitmek:  

1- Söz ve davranışta ölçü dışına çıkmak; gereksiz, aşırı davranışta bulunmak ve haddi aşmak. "O saygısız adamın daha fazla ileriye gitmesine fırsat verilmemelidir." 2- İlerlemek, gelişmek. "Firma olarak hedefimiz bugünden de ileriye gitmek."

İleriyi Görmek:  

Bir işin sonucunu, nasıl gelişeceğini önceden tahmin edebilmek. "Biraz düşününce ileriyi görmek pek de zor değil."

İletişim Kurmak:  

Bilgi, haber vb. alışverişi yapmak. "Sizinle iletişim kurmamız kolay olmadı."

Ilgar Etmek:  

Alabildiğine koşmak.

İlgi Çekmek:  

Çevresinde ilgiyi, dikkati ve merakı üzerine toplamak, alaka çekmek, alaka toplamak veya alaka uyandırmak. "Çocuklardan ilgi çekmek için palyaço kıyafeti giydi."

İlgi Duymak:  

Bir işe, bir olaya, bir kimseye önem vermek, yakınlık duymak, alaka duymak. "Matematik dersine hiç ilgi duymuyorum."

İlgi Görmek:  

Çevresinde ilgiyi, dikkati ve merakı üzerine toplamak, alaka çekmek, alaka toplamak veya alaka uyandırmak. "Çocuklardan ilgi görmek için palyaço kıyafeti giydi."

İlgi Göstermek:  

İlgisini esirgememek, belli etmek. "Lütfen çocuğunuza biraz ilgi gösterin."

İlgi Toplamak:  

Çevresinde ilgiyi, dikkati ve merakı üzerine toplamak, alaka çekmek, alaka toplamak veya alaka uyandırmak. "Çocuklarda ilgi toplamak için palyaço kıyafeti giydi."

İlgi Uyandırmak:  

Çevresinde ilgiyi, dikkati ve merakı üzerine toplamak, alaka çekmek, alaka toplamak veya alaka uyandırmak. "Çocuklarda ilgi uyandırmak için palyaço kıyafeti giydi."

Ilgından Sılgından:  

Çok uzaktan.

İlgisini Çekmek:  

Çevresinde ilgiyi, dikkati ve merakı üzerine toplamak, alaka çekmek, alaka toplamak veya alaka uyandırmak. "Çocukların ilgisini çekmek için palyaço kıyafeti giydi."

İlgisini Kesmek:  

Bir kimse veya şeyle bütün bağlarını koparmak, ilişkisi kalmamak, alakayı kesmek. "Sevda ile ilgisini kesmiş."

İlgisini Toplamak:  

Çevresinde ilgiyi, dikkati ve merakı üzerine toplamak, alaka çekmek, alaka toplamak veya alaka uyandırmak. "Çocukların ilgisini toplamak için palyaço kıyafeti giydi."

İlgisini Uyandırmak:  

Çevresinde ilgiyi, dikkati ve merakı üzerine toplamak, alaka çekmek, alaka toplamak veya alaka uyandırmak. "Çocukların ilgisini uyandırmak için palyaço kıyafeti giydi."

İlgiyi Kesmek:  

Alakası kalmamak, ayrılmak. "Sevda ile ilgiyi kesmiş."

İlham Almak:  

Esinlenmek. "Bu şiirimi, güneşin doğuşundan ilham alıp yazdım."

İlham Etmek:  

İçe doğmasına sebep olmak, esindirmek. "Kıvrım kıvrım akan bu dereler bana ilham ediyor."

İlham Kaynağı:  

İlham veren, esinlendiren.

İlham Vermek:  

İçe doğmasına sebep olmak, esindirmek. "Kıvrım kıvrım akan bu dereler bana ilham veriyor."

Ilıca Ördeği:  

Sıcağa ve rahata düşkün. "Ilıca ördeği gibi, sobanın yanından ayrılmıyor."

İliği Kemiği Donmak:  

Çok üşümek. "Salonda iliğim kemiğim dondu."

İliği Kemiği Isınmak:  

Üşümüşken vücudu iyice ısınmak. "Güneş kendini gösterdi de iliğim kemiğim ısındı."

WhatsApp