Bir Deyim Öğrenelim!
Albeni Katmak:
Çekiciliğini artırmak, ilgi toplamak, hoş ve güzel göstermek. "Evi satılıkmış, albeni katmak için boya badana filan yaptırmış."
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
İğne Deliğinden Hindistan'ı Seyretmek:
Küçük bir olaydan büyük anlamlar çıkarmak. "Basit bir rastlantıydı, iğne deliğinden Hindistan'ı seyretmeye gerek yok."
İğne Deliğine Girmek:
Kimsenin bulamayacağı bir biçimde gizlenmek, saklanmak. "Bu çocuk iğne deliğine mi girdi, iki saattir bulamıyoruz."
İğne İle Kuyu Kazmak:
Zor denecek bir işi yetersiz araç ve gereçlerle başarmaya çalışmak.
İğne İpliğe Dönmek:
Aşırı derecede zayıflamak, kilo vermek. ”O iri yarı adam hapisten çıktı ki iğne ipliğe dönmüş.”
İğne İplik Kalmak:
Çok Zayıflamış Olmak.
İğne Üstünde Oturmak:
Bir yerde tedirginlik duymak, her an kalkmak durumunu belirtir olmak, huzursuz olmak, diken üstünde oturmak. "İnan, iğne üstünde oturuyorum şurada."
İğne Vurmak:
İğne ile vücuda sıvı bir ilaç vermek. "Hastanede bana iki iğne vurdular."
İğne Yapmak:
İğne ile vücuda sıvı bir ilaç vermek. "Hastanede bana iki iğne yaptılar."
İğne Yemek:
İğne olmak. "İğne yemekten bıktım, ne zaman bitecek bu iğneler."
İğne Yutmuş:
Çok bitkin ve sıkıntılı kişi. "Hastalık yüzünden iğne yutmuşa döndüm."
İğne Yutmuş İte Dönmek:
Zayıf ve bitkin duruma gelmek. "Hastalık yüzünden iğne yutmuş ite döndüm."
İğne Yutmuş Maymuna Dönmek:
Zayıf ve bitkin duruma gelmek. "Hastalık yüzünden iğne yutmuş maymuna döndüm."
İğneden İpliğe Kadar:
Ne kadar eşya varsa, her şey. "İğneden ipliğe kadar yeni zamlar yolda."
İğneli Fıçı:
Çok sıkıntılı ve üzüntü veren şey.
İğneli Söz:
Dokunaklı, kırıcı, üzücü söz. ”O iğneli sözlere ben bile dayanamazdım doğrusu.”
İğneye Dizmek:
Bir kimsenin tüm açıklarını birer birer toplayıp yüzüne karşı söylemek.
İğneyle Kuyu Kazmak:
Yeterli araçlar olmaksızın, sürekli ve sabırlı çalışmalarla çok güç olan ya da çok ağır yürüyen bir işi başarmaya çalışmak. "İğneyle kuyu kazmışlar, sonunda köy yolunu tamamlamışlardı."
Iğrıp Çekmek:
Balık yakalamak için atılmış ığrıbı yukarı çıkarmak. "İki kişi zorlukla ığrıp çekmeye çalışıyorlardı."
Iğrıp Çevirmek:
Yalan dolanla bir şeyden yararlanmak. "Iğrıp çevirip, garibanlardan para toplamışlar."
İhaleye Çıkarılmak:
Eksiltmeye veya artırmaya çıkarılmak. "Bugün de beş ev ihaleye çıkarılıyormuş."
İhanete Uğramak:
Aldatılmak, sadakatsizlik görmek. "En ufak bir ihanete uğramak istemiyorum."
İhata Etmek:
1- Çevirmek, çevrelemek, kuşatmak, sarmak. "Evin çevresini ihata etmemiz lazım." 2- Kavramak, anlamak. "Söylediklerini ihata etmeye başladım."
İhdas Etmek:
1- Ortaya çıkarmak, meydana getirmek. "Bu takımı ihdas etmemiz kolay olmadı." 2- Kurmak. "İthalat için bir şirket ihdas etmeliyiz." 3- Bir şeyin olmasına, ortaya çıkmasına sebep olmak. "Site yönetimini ihdas edelim."
İhmal Edilmek:
Gereken ilgiden yoksun bırakılmak. "Bu bölge, belediye tarafından çok ihmal edilmiş."
İhmal Etmek:
1- Savsamak, savsaklamak, boşlamak. "Maçlar yüzünden derslerini ihmal ettin." 2- Birine gereken ilgiyi göstermemek. "İşlerim çok yoğun, çocuklarımı da çok ihmal ettim."
İhmal Etmemek:
1- Önemsemek, savsaklamamak. "Maçlar yüzünden derslerini ihmal etmemeni umuyorum." 2- Birine gereken ilgiyi göstermek. "Çocuklarımı da ihmal etmemem gerekiyor."
İhraç Etmek:
1- Yurt dışına mal veya hizmet satmak. "Rusya'ya domates ihraç etmeye başladık." 2- Çıkarmak, dışarı atmak. "Hakem oyuncuyu kırmızı kartla ihraç etti."
İhrama Girmek:
Hac görevini yerine getirmek üzere ihram giymek. "İhrama girip yollara düştük."
İhramdan Çıkmak:
Hac görevini tamamladıktan sonra giyilen ihramı çıkarmak. "Nasipse yarın ihramdan çıkacağız."
İhtar Etmek:
Dikkatini çekmek, hatırlatmak.
İhtarda Bulunmak:
İhtar etmek. "Hakem kaleciye ihtarda bulundu."
İhtarname Çekmek:
Yasal yollarla yazılı uyarı göndermek. "Evi boşaltmamız için ihtarname çekmişler."
İhtilafa Düşmek:
Anlaşamamak, bozuşmak, uyuşamamak. "Eşimle bazı konularda ihtilafa düşebiliyoruz."
İhtimal Vermemek:
Bir şeyin gerçekleşeceğini, olabileceğini hiç düşünmemek. "Üniversiteyi kazanabileceğine ihtimal bile vermiyordum, çok şaşırdım."
İhtiraz Kaydı:
Bazı hakları kullanabilme koşulu.
İhtisas Yapmak:
Belli bir konuda özel eğitim görmek, uzmanlaşmak, ihtisaslaşmak. "Ben balıkçılık üzerine ihtisas yapmış biriyim."
İhtiyaç Duymak:
O kimse veya şey gerekli saymak. "İki personele ihtiyaç duyuyoruz."
İhtiyaca Cevap Vermek:
Gereksinimini karşılamak. "Bu cihazlar artık ihtiyaca cevap vermiyor."
İhtiyar Etmek:
1- Seçmek, yeğ tutmak. "Bu yolu ihtiyar ettik." 2- Katlanmak.
İhtiyat Askeri:
Yedekte bulundurulan asker.
İhtiyat Kaydı İle:
Doğruluğu şüpheli görülerek.
İhtiyat Zabiti:
Asıl kuvvetlerin haricinde, yedekte bulundurulan subay.
İhtiyatlı Bulunmak:
Beklenmedik sonuçlara karşı hazırlıklı olmak. "Mahkemede hep ihtiyatlı bulunmak durumundayız."
İhtiyatlı Davranmak:
Uyanık olmak, düşünerek davranmak. "İhtiyatlı davrandığımız için muhtemel bir kayıptan kurtulduk."
İhtiyatsızlık Etmek:
Tedbirsiz davranmak.
İhtizaz Etmek:
Titreşmek.
İkbal Düşkünü:
Önce iyi bir hayat sürerken sonradan yoksulluğa düşmüş kimse.
İkbali Sönmek:
Daha önce iyi olan durumu veya işi bozulmak. "Bana yanlış yapanın, ikbalini söndürürüm."
İkbali Vatan:
Vatanın saadeti.
İki Ahbap Çavuş:
Her yerde hep birlikte görülen, birbirinden ayrılmayan iki arkadaş. "İki ahbap çavuş, yine nereye gidiyorsunuz?"
İki Ahbap Çavuşlar:
Hemen her yerde birlikte görülen, birbirlerinden ayrılmayan iki arkadaş, dost.
İki Arada Bir Derede Kalmak:
Sıkışık, zor şartlar altında kalmak. Herhangi bir taraftan yana olunsa diğer tarafı üzecek durum. "İki arada bir derede kalınca seni aradım."
İki Arada Kalmak:
Birbirine karşıt iki kişi arasında ne yapacağını bilemeyerek şaşırmak. "İkisinin de düğünleri aynı güne denk gelince, biz de iki arada kaldık."
İki Ateş Arasında Kalmak:
1. İki yandan saldırıya uğramak. "İki ateş arasında kaldığımız için, kayıplar verdik." 2- Zor bir durumda karar verememek. "İki ateş arasında kaldım, ne diyeceğimi bilemiyorum."
İki Ayağı Bir Pabuca Girmek:
Bir iş yaparken zor ve sıkıntılı duruma düşmek. "Kızım acele ettirme, iki ayağım bir pabuca girmesin."
İki Ayağını Bir Pabuca Sokmak:
Bir kimseyi, bir işi yapması için zorlamak, sıkıntıya sokmak.
İki Ayaklı Kütüphane:
Çok bilgili, çok şeyi bilen kimse.
İki Baştan Olmak:
Bir şey, her iki tarafın aynı şeyi istemesiyle, iyi niyetiyle gerçekleştirilebilmek. "İyi bir geçim iki baştan olur."
İki Büklüm:
Beli çok bükülmüş. "Karşımda iki büklüm duruyordu."
İki Büklüm Olmak:
1- Yorgunluk, hastalık, yaşlılık vb. nedenlerle beli bükülmek, öne doğru eğilmek. "İki büklüm olmuş kadıncağız, torunlarına yemek hazırlıyordu." 2- Riyakârlık, dalkavukluk, gerçek olmayan saygı vb. nedenlerle iki kat olup öne eğilmek. "Koltuk sevdası yüzünden iki büklüm olan nice karaktersizler gördüm."
İki Cami Arasında Kalmış Beynamaza Dönmek:
İki yoldan hangisini tutacağını; şöyle mi, böyle mi yapacağını bilememek; şaşırıp bir şey yapamaz olmak.
İki Canlı:
Gebe, hamile. "İki canlı olduğunu görmüyor musun?"
İki Çift Laf Etmek:
Biraz söyleşmek. "Rahat bırakırsanız iki çift laf edeceğiz."
İki Çift Lakırtı Etmek:
Bir araya gelip birkaç söz söylemek. "Ne zamandır seninle bir araya gelip de iki çift lakırtı edemedik."
İki Çift Söz Etmek:
Bir araya gelip birkaç söz söylemek. ”Ne zamandır seninle bir araya gelip de iki çift söz edemedik.”
İki Çifte Sandal:
İki çift kürekle işletilen sandal.
İki Cihanda:
Dünyada ve ahirette.
İki Cihanda Yüzü Ak Olmak:
Doğru ve faziletli yaşayıp dünya ve ahrette mükâfat görmek.
İki Dirhem Bir Çekirdek:
Çok güzel ve özenli giyinmiş. "İki dirhem bir çekirdek mahallede yürüyordu."
İki Eli Birinin Yakasında Olmak:
Ahrette, hesap gününde ondan davacı olmak; hakkını istemek.
İki Eli Böğründe Kalmak:
Çaresiz kalıp ne yapacağını bilememek. "Otobüs çekip gidince iki eli böğründe kaldı."
İki Eli Kanda Olsa:
Ne kadar önemli olursa olsun, elindeki iş hiç bırakılamayacak derecede olsa bile. ”Söyleyin ona, iki eli kanda olsa da durmasın gelsin.”
İki Eli Kızıl Kanda Olsa:
Ne kadar önemli olursa olsun, elindeki iş hiç bırakılamayacak derecede olsa bile. "Söyleyin ona, iki eli kızıl kanda olsa da durmasın gelsin."
İki Eli Şakaklarında Düşünmek:
Derin derin düşünmek. "Patron içeride oturmuş, iki eli şakaklarında düşünüyor."
İki Eli Yakasında Olmak:
Ahrette, hesap gününde ondan davacı olmak; hakkını istemek. "Benden kurtulamayacaksın, iki elim yakanda olacak."
İki Eli Yanına Gelmek:
Ölmek. "Dünkü kazada iki eli yanına gelmiş garibin."
İki Elim Yanıma Gelecek:
Doğru söylendiği kanıtlanmak istendiğinde "Öleyim ki doğru söylüyorum." anlamında kullanılan bir söz. "İki elim yanıma gelecek, ben hiçbir şey görmedim."
İki Geçeli:
Karşı karşıya iki sıra olarak.
İki Gözü İki Çeşme:
Sürekli, çok ağlayarak. ”Kadıncağız iki gözü iki çeşme ağlayıp duruyormuş.”
İki Gözü İki Çeşme Ağlamak:
Sürekli veya çok ağlamak. "Dün bahçede iki gözü iki çeşme ağlıyordu."
İki Gözüm:
Gönül okşayıcı bir söz olarak kullanılır.
İki Hırtı, Bir Pırtı:
Aşırı yoksulluğu anlatan bir söz. "Yıllardan beri iki hırtı, bir pırtı yaşayıp gidiyorlar."
İki İple Dikmek:
Karşıt, iki tarafın birbirine yardım etmesi.
İki İyilikten Biri:
Ağır hasta olan birisi için "ya şifa, ya ölüm" anlamında kullanılır. "Allah iki iyilikten birini tez zamanda versin."
İki Karpuzu Bir Koltuğa Sığdırmak:
Aynı anda iki işi veya görevi yapmak. "İki karpuzu bir koltuğa sığdırmaya çalışma, kendini yıpratırsın."
İki Kat Olmak:
İki büklüm olmak. "Yıllar sonra evinin kapısında, iki kat olmuş gördüm."
İki Kere İki Dört Eder:
"Gerçekliğinden şüphe edilmeyecek kadar açık." anlamında kullanılan bir söz. "Senden ressam olmaz, iki kere iki dört eder bunu böyle bil."
İki Kere İki Dört Eder Gibi:
Gerçekliğinden şüphe edilmeyecek kadar belli.
İki Kulak Bir Dil İçin:
Çok dinleyip az söylemeli. "Dinlemeyi bilmiyorsun canım, iki kulak bir dil için diye boşuna dememişler."
İki Laf Etmek:
Biraz söyleşmek, iki çift laf etmek. "Rahat bırakırsanız iki laf edeceğiz."
İki Lafı Bir Araya Getirememek:
Düşüncelerini, duygularını düzgün bir biçimde anlatamamak, güzel konuşma becerisinden yoksun olmak. "Öğretmen olmuş, ama iki lafı bir araya getiremiyor."
İki Lafın Belini Kırmak:
Sohbet etmek. "Bir haftadır seninle iki lafın belini kıramıyoruz."
İki Lakırtı Etmek:
Biraz söyleşmek, iki çift laf etmek. "Rahat bırakırsanız iki lakırtı edeceğiz."
İki Lakırtıyı Bir Araya Getirmek:
Meramını kısaca, düzgün ve açık bir biçimde anlatmak.
İki Paralık Etmek:
Değerini, onurunu çok düşürmek. ”Seni arlanmaz utanmaz seni, beni iki paralık ettin, senin yüzünden topluma çıkamaz oldum!”
İki Paralık Olmak:
Değeri, onuru çok düşmek. "Seni arlanmaz utanmaz, iki paralık oldum senin yüzünden!"
İki Rahmetten Biri:
Ağır hasta olan birisi için “ya şifa, ya ölüm” anlamında kullanılır.
İki Satır Laf Etmek:
Biraz söyleşmek, konuşmak. "Rahat bırakırsanız iki satır laf edeceğiz."
İki Satır Laf Konuşmak:
Biraz söyleşmek. "Rahat bırakırsanız iki satır laf konuşacağız."
İki Seksen Uzanmak:
Bir çarpma, vurma sonucu boylu boyunca serilmek. "Sana bir çakarım, iki seksen uzanır kalırsın."