D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Önüne Geçememek:

Engel olamamak, önleyememek, fırsat tanımak. "Polisiye tedbirlerle hırsızlığın önüne geçemezsiniz."

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




İçine Doğmak:  

Malûm olmak, bir işin olduğunu ya da olacağını sezinlemek, tahmin etmek. ”Onun bize geleceği sanki içime doğmuştu.”

İçine Dokunmak:  

Dertlendirmek, üzmek. "Senin bu halin içime dokunuyor."

İçine Etmek:  

Bozup berbat etmek, çok kötü bir duruma sokmak, içine sıçmak. "Bitmiş işin içine ettiniz."

İçine Fenalık Basmak:  

Ruhu daralmak, sıkılıp bunalmak. "Bu bodrum gibi yerde oturmaktan içime fenalık bastı, kalkıyorum ben."

İçine Fenalık Gelmek:  

Ruhu daralmak, sıkılıp bunalmak. "Bu bodrum gibi yerde oturmaktan içime fenalık geldi, kalkıyorum ben."

İçine Hüzün Çökmek:  

Kederlenmeye, hüzünlenmeye başlamak. "Kızı gelin gidince, içine hüzün çöktüğü besbelliydi."

İçine İşlemek:  

Duygulanmak, etkilenmek, dokunmak. ”Babamın o etkili sözleri âdeta içime işlemişti sanki.”

İçine Kapanmak:  

Duygularını kimseye açmamak, çevresindeki kişilerle ilişkisini kesmek, yalnızlığa gömülmek. ”Kardeşinin ölümünden sonra içine çekildi, kimseyle görüşmüyor.”

İçine Kurt Düşmek:  

Kuşkulanmak, kendisine zarar geleceğinden şüphe etmek. ”Tilkiyi civarda dolaşırken gördüğü andan itibaren içine kurt düşmüştü.”

İçine Kuşku Çökmek:  

İçten içe şüphesi yoğunlaşmak. "Gizli gizli telefon konuşmalarını fark edince içine kuşku çöktü."

İçine Oturmak:  

Çok etkilemek, sıkıntıya uğramak. "Kapıyı çarpıp gitmen, açıkçası içime oturdu."

İçine Sıçmak:  

Bozup berbat etmek, çok kötü bir duruma sokmak, içine etmek. "Güzelim pastanın için sıçtınız."

İçine Sindirmek:  

Benimsemek, iyice kabul etmek.

İçine Sinmek:  

1- İstediği gibi olduğu için rahatlık, mutluluk duymak. "İçine sinmiyorsa başka bir ayakkabı bakarız." 2- Endişelenecek bir durum bulunmadığını öğrenerek sıkıntıdan kurtulmak, rahatlamak, içi rahat etmek. "Doktor kontrolünden sonra sorun olmadığı ortaya çıkınca içime sindi."

İçine Sinmemek:  

1- İçi rahat etmemek, yaptığı şeyden memnun olmamak. 2- İstediği gibi olmadığı için rahatlık, mutluluk duymamak; tadına varamamak. ”İşi bitirdim ama hiç de içime sinmedi.”

İçine Sokacağı Gelmek:  

Birini aşırı ölçüde, çok sevmek.

İçine Su Serpilmek:  

Ferahlamak. "Çocuklarının bahçeye girdiğini görünce, içine su serpildi."

İçine Tükürmek:  

Bir şeyi bozup berbat etmek. "Güzelim çalışmanın içine tükürdünüz."

İçine Yedirememek:  

Benimsememek, kabul edememek.

İçini Açmak:  

1- Derdini anlatmak, içini dökmek. "İçimi ona açmakla, iyi mi ettim kötü mü ettim bilemiyorum." 2- Ferahlık verip güzel duygular uyandırmak. "İnsanın içini açan bir manzara karşısındaydık."

İçini Bayıltmak:  

1- Tatlı, ağır gelip artık yiyememek. "İki dilim baklava içimi bayılttı." 2- Çok konuşarak veya ağır davranarak birini usandırmak. "Artık şu adamın konuşmaları içimi bayıltıyor." 3- Yoğun olarak hissetmek. "İnsanın içini bayıltan bir parfüm sürmüştü."

İçini Bezemek:  

1- Kafasını bilgiyle doldurmak. 2- Bir yerin içini süslemek.

İçini Bir Kurt Yemek:  

Sürekli olarak bir kaygı içinde olmak.

İçini Boşaltmak:  

1- Sıkıntı ve derdini söylemek. "Biriyle konuşup içimi boşaltmam lazım." 2- Öfkesini açığa vurmak. "Belli ki bana öfkelisin, fırsat buldun içini boşalt." 3- Banka, şirket vb.ni yasal görüntü verip soymak. "Bankadaki bazı müşteri hesaplarının içini boşaltmış."

İçini Çekmek:  

Üzüntüyle ya da özlemle derin soluk almak, iç çekmek, iç geçirmek. "İçini çekti ve memlekette neler yaptığını anlatmaya başladı."

İçini Çürütmek:  

Ruhunu karartmak, bezdirmek, yıldırmak. "Son altı ayda yaşadıklarım inan içimi çürüttü."

İçini Dökmek:  

Dertlerini, sıkıntılarını, üzüntülerini anlatmak. ”Şu koca dünyada içimi dökecek bir insan bulamadım.”

İçini Dondurmak:  

Şaşırtmak, ürpertmek. "Benimle ilgili söyledikleri içimi dondurdu."

İçini Ezmek:  

Üzüntüsünü, sıkıntısını duymak. "Yaşadıkları durum insanın içini eziyor."

İçini Isıtmak:  

Hoş, güzel bir şey hoşluk duygusu yaratmak, coşku vermek. "İçinizi ısıtacak görüntülerle programımıza son veriyoruz."

İçini Karartmak:  

Bunalıma veya sıkıntıya sokmak, endişeye düşürmek. "İnsanın içini karartan haberlerden başka bir şey yok."

İçini Kemirmek:  

Bir üzüntü ve düşünce dolayısıyla rahatsızlık duymak. ”İçini kemiren bu düşünceden kurtulmak istiyordu.”

İçini Kıymak:  

1- Tatlı, ağır gelip artık yiyememek. "İki dilim baklava içimi kıydı." 2- Çok konuşarak veya ağır davranarak birini usandırmak. "Artık şu adamın konuşmaları içimi kıyıyor." 3- Yoğun olarak hissetmek. "İnsanın içini kıyan bir parfüm sürmüştü."

İçini Kurt Kemirmek:  

Sürekli bir kaygı içinde bulunmak. "Senin yüzünden iki gündür içimi bir kurt kemiriyor."

İçini Kurt Yemek:  

Sürekli bir kaygı içinde bulunmak. "Senin yüzünden iki gündür içimi bir kurt yiyor."

İçini Okumak:  

Birinin gizli, saklı düşüncelerini anlamak. "Senin içini okurum ben, bana yalan söyleme."

İçini Parça Parça Etmek:  

Çok üzülmek, aşırı derecede sıkılıp harap olmak. "Yaşadıkları sıkıntılar insanın içini parça parça ediyor."

İçini Parçalamak:  

Çok üzülmek, aşırı derecede sıkılıp harap olmak. "Yaşadıkları sıkıntılar insanın içini parçalıyor."

İçini Sarmak:  

Sürekli düşünmek, hep onunla meşgul olmak. "Sabaha güneş doğarken içimi bir yaşama sevinci sarar."

İçini Sıkmak:  

Sıkıntı vermek. "Bu ortam insanın içini sıkıyor."

İçini Yakmak:  

Çok üzülmek. "Bu ayrılık içimi çok yaktı."

İçini Yemek:  

Çok üzülmek. "Sabahtan beri kadıncağız içini yiyor."

İçinin Ateşi Küllenmek:  

Sıkıntısı azalmak, ferahlık hissetmek. "Yıllar geçtikçe içinin ateşi de küllenmeye başlamıştı."

İçinin Sesini Dinlemek:  

İnançlarının, ahlaki değerlerinin ve kişisel yargılarının etkisinde kalmak. "Sana söylenilenleri yapmadan önce içinin sesini dinlemeyi unutma."

İçinin Yağı Erimek:  

1- Kötü bir şey olacak diye telaş ya da kaygı ile üzülmek. "Akşamdan beri haber bekliyorum, içimin yağı eridi artık." 2- Çok korkmak. "İçinin yağını eritecek kadar ne oldu ki?" "Kapıya hızlı hızlı vurdular, o an içimin yağı eridi."

İçinin Yağları Erimek:  

1- Kötü bir şey olacak diye telaş ya da kaygı ile üzülmek. "Akşamdan beri haber bekliyorum, içimin yağları eridi artık." 2- Çok korkmak. "İçinin yağlarını eritecek kadar ne oldu ki?" "Kapıya hızlı hızlı vurdular, o an içimin yağları eridi."

İçler Acısı:  

Oldukça üzücü, çok acıklı.

İçli Dışlı Olmak:  

Teklifsiz, çok samimi, sıkı fıkı, senli benli olmak. ”Biz Fatma`yla iyice içli dışlı olduk.”

İçli Dışlı Tanımak:  

Yakından, bütün özellikleriyle bilmek. "Akrabam olur, ama içli dışlı tanımıyorum."

İcra Vekili:  

Bakan.

İcraata Geçmek:  

Uygulamaya veya çalışmaya başlamak.

İcraya Vermek:  

Alacağın borçludan alınabilmesi için icraya başvurmak.

İçten Bağlanmak:  

Birisini veya bir şeyi yürekten sevmek.

İçten Davranmak:  

Açık yürekli olmak, güler yüzlü olmak, yakınlık göstermek. "İçten davranmasa kapısına gitmem."

İçten İçe:  

Belli etmeden, gizli gizli. "Bu hastalık onu içten içe eritiyordu."

İçten Pazarlıklı:  

Sinsi, yapacağı kötülükleri sezdirmeyen. "Senin gibi içten pazarlıklı adamlarla iş yapmam ben."

İçtenlikle Yanıtlamak:  

Dürüstçe ve samimi olarak cevap vermek. "Sorularımızı içtenlikle yanıtladığınız için teşekkür ederiz."

İçtikleri Su Ayrı Gitmemek:  

Sıkı fıkı dost, samimi arkadaş olmak; birbirlerinden saklayacakları bir şeyleri bulunmamak.

İçtikleri Su Ayrı Gitmez:  

Pek sıkı fıkı ahbaplar.

İçtimai Hayat:  

Toplumsal yaşayış.

İdam Etmek:  

Verilen ölüm cezası hükmünü yerine getirmek.

İdare Amiri:  

Bir il veya ilçenin ya da başka bir yerin yönetim işlerine bakan kimse.

İdare Etmek:  

1- Yönetmek, çekip çevirmek. 2- Tutumlu olmak, kullanmak. 3- Elvermek, yetmek, yetişmek, korumak, kurtarmak. 4- Hoş görmek, göz yummak. 5- Örtbas etmek. ”Bu ayakkabıyı bu fiyata veremem, çünkü idare etmez.”

İdarei Maslahat Politikası:  

Yatıştırma politikası.

İdaresini Bilmek:  

Yerine göre harcamak, tutumlu davranmak. "Çok iyi maaş alıyorsun, ama idaresini bilmiyorsun."

İddia Etmek:  

Sözünde direnmek, bir iddia ileri sürmek. "Sen yaptın diye iddia etmiyorum ki."

İddiaya Girmek:  

Karşıt iddialarda bahse girişmek. "Fenerbahçe Beşiktaş maçı için iddiaya girdik."

İddiaya Tutuşmak:  

Karşıt iddialarda bahse girişmek. "Fenerbahçe Beşiktaş maçı için iddiaya tutuştuk."

İfade Etmek:  

Anlatmak. "Yaşadığınız bir olayı yazıyla ifade edin."

İfade Vermek:  

Sorguya cevap vermek.

İfadesini Almak:  

1- Sorguya çekmek. "İfadesi alınırken avukatı da yanındaydı." 2- Görgü tanığının anlattıklarını yazmak. "Feride hanımın ifadesini de alın." 3- Tepelemek. "Yakalarsam, senin ifadenin alırım." 4- Üstün gelmek, yenmek. "Tavlayı getir de senin bir ifadeni alayım."

İfadesini Zapta Geçirmek:  

Söylenenleri olduğu gibi yazıp ilgiliye imzalatmak.

İflah Olmak:  

Kötü, güç bir durumdan kurtulmak, iyi bir duruma gelmek, onmak, düzelmek. "Sen bu kafayla gidersen asla iflah olmazsın."

İflah Olmamak:  

1- Onmamak, düzelmemek. "İflah olmayacak bir sevdaya düştüm." 2- Doğru davranışta bulunmamak. "Sen ne iflah olmaz bir insansın be Kadir!"

İflahı Kesilmek:  

Çaresiz kalmak. "Borç ödemekten iflahım kesildi."

İflâhını Kesmek:  

Gücünü tamamiyle yok edip bir daha karşı koyamayacak, düzelemeyecek, iş yapamayacak duruma getirmek. ”Ben adamın iflâhını keserim, anladın mı?”

İflas Bayrağını Çekmek:  

1- Ticarette batmak. "Böyle giderse iki ayda iflas bayrağını çekeriz." 2- Her şeyini yitirmek. "Babam olmasa, iflas bayrağını çoktan çekmiştik."

İflas Borusunu Çalmak:  

1- Ticarette batmak. "Böyle giderse iki ayda iflas borusunu çalarız." 2- Her şeyini yitirmek. "Babam olmasa, iflas borusunu çoktan çalmıştık."

İflas Etmek:  

1- Bir kimse veya kuruluş için mahkeme kararıyla anaparasını yitirdiği açıklanmak, batmak. "Bizim sayemizde iflas etmekten kurtuldular." 2- Düşünce, iddia, tez, kimse vb. yenilgiye uğramak, değeri düşmek. "Sizin planlarınız iflas etti, artık bir işe yaramaz." 3- Bir organ işlevini yitirmek. "İki böbreği de iflas etmiş."

İfrat Tefritte Bulunmak:  

Herhangi bir konuda çok ileri gitmek veya geride kalmak. "Namaz konusunda böyle konuşup, ifrat tefritte bulunma."

İfrat Tefritte Kalmak:  

Herhangi bir konuda çok ileri gitmek veya geride kalmak. "Namaz konusunda böyle konuşup, ifrat tefritte kalma."

İfrata Kaçmak:  

Çok ileri gitmek, aşırı davranmak. "Böyle konuşarak ifrata kaçma."

İfrata Vardırmak:  

Bir şeyin ölçüsünü kaçırmak. "Yorumlarınızı artık ifrata vardırmayın."

İfrit Etmek:  

Birinin çok kızmasına yol açmak, öfkelendirmek. "Sen beni ifrit etmeye mi çalışıyorsun?"

İfrit Kesilmek:  

Çok öfkelenmek; aşırı ölçüde, kendini kaybedecek kadar sinirlenip kızmak. "Şu şoförün araba kullanmasına ifrit kesildim."

İfrit Olmak:  

Çok öfkelenmek; aşırı ölçüde, kendini kaybedecek kadar sinirlenip kızmak. ”İfrit oluyorum şu adamın hareketlerine.”

İfrit Yardağı:  

Kötülüğe yardımcı olan. "Sonuçta sen de ifrit yardağısın."

İftar Etmek:  

Akşam ezanıyla birlikte oruç açmak.

İftihar Etmek:  

1- Övünmek. 2- Kendi değerini yükselten bir olaydan haz duymak.

İftihara Geçmek:  

Okuldaki başarısı ve iyi davranışları sebebiyle üstün öğrenci seçilmek, övünç çizelgesinde yer almak. "Dilerim sen de ablan gibi iftihara geçersin."

İftira Atmak:  

İftira etmek "Masum bir insana iftira attın, cezasını çekeceksin."

İftira Çalmak:  

İftira etmek. "Boş yere iftira çalmaya çalışma, kimseyi inandıramazsın."

İftira Etmek:  

Haksız yere suçlamak, kara çalmak, kara sürmek.

İftiraya Uğramak:  

Kasıtlı ve asılsız suç yüklenmek. "Allah bizleri iftiraya uğramaktan korusun."

İğdiş Etmek:  

Hayvanlarda erkeklik bezlerini çıkarmak veya körletmek, burmak, enemek.

İğfal Etmek:  

1- Aldatmak, kandırmak, baştan çıkarmak. "Sana inanan insanları iğfal etmeye çalışma." 2- Irzına geçmek, tecavüz etmek. "Gönül rızasıyla birlikte olmuşlar, ama kız iğfal etti diye şikayetçi olmuş."

Iğıl Iğıl:  

Usulca, ağır ağır, yavaş yavaş. "Geç saatlerde gelince ığıl ığıl odasına girip uyudu."

İğne Atsan Yere Düşmez:  

Çok kalabalık, yürünecek gibi değil.

İğne Deliği Gibi:  

Küçücük. "İğne deliği gibi bir yere kamera yerleştirmişler."

İğne Deliğinden Geçmek:  

1- Aşırı derecede zayıflamak. "Bu halin ne, iğne deliğinden geçmeye niyetin mi var?" 2- Herhangi bir işte, durumda zorlu bir süreçten geçmek. "Bu şirketi bu duruma getirmek için, kaç kez iğne deliğinden geçtik, bunu sen bilemezsin."

WhatsApp