Bir Deyim Öğrenelim!
Söz Götürmez:
Gerçekliği, doğruluğu kesin ve açık olan; tersi savunulamayan. ”Söz götürmez işler bunlar.”
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
İnce Ağrı:
Zaman zaman gelip geçen hafif ağrı.
İnce Eğirip Sık Dokumak:
Titizlik göstermek, bir şeyi en ince ayrıntılarına kadar araştırmak, gözden geçirmek. "O kadar da ince eğirip sık dokunacak bir iş değil, kaygılanma."
İnce Eleyip Sık Dokumak:
Titizlik göstermek, bir şeyi en ince ayrıntılarına kadar araştırmak, gözden geçirmek. ”O kadar da ince eleyip sık dokunacak bir iş değil, kaygılanma.”
İnce Hastalık:
Akciğer veremi. "İnce hastalıktan ölmüştü."
İnce Kesim:
Kemikleri ince ve zayıf.
İnce Nezaket:
İnsanda sevgi ve saygı uyandıran naziklik.
İnce Yapılı:
Boyuna göre şişman olmayan, beğenilir tipte.
İnce Yemek:
Özenilerek yapılan pahalı yemek.
İnceden İnceye:
En küçük ayrıntısına kadar, çok dikkat ederek. "Konuyu inceden inceye araştırdım."
İnceldiği Yerden Kopmak:
Sonucu neye varırsa varsın. "Ben çok sabrettim, artık inceldiği yerden kopsun."
İnceldiği Yerden Kopsun:
Sonucu neye varırsa varsın. "Ben çok sabrettim, artık inceldiği yerden kopsun."
İnceleyim Derken Üzülmek:
En küçük ayrıntıları yerine getireyim derken bozmak.
İnci Döktürmek:
Bir konuda önemli, anlamlı ve güzel söz söylemek. "Sunucu ekranlarda yine inci döktürüyor."
İnci Gibi:
Küçük, temiz, güzel ve düzgün. "İnci gibi yazı yazıyor."
İnciler Döktürmek:
Bir konuda önemli, anlamlı ve güzel söz söylemek. "Sunucu ekranlarda yine inciler döktürüyor."
İnciler Saçmak:
1- Güzel sözler söylemek. 2- Gözünden iri taneler halinde yaş damlamak.
İncir Çekirdeği Doldurmamak:
Önemi olmayan, dikkate almaya değmez. "Siz kardeşsiniz, incir çekirdeği doldurmayan meseleler yüzünden birbirinizi üzmeyin."
İncir Çekirdeğini Doldurmamak:
Önemi olmayan, dikkate almaya değmez. "Siz kardeşsiniz, incir çekirdeğini doldurmayan meseleler yüzünden birbirinizi üzmeyin."
İncir Çekirdeğini Doldurmaz:
Çok az veya pek önemsiz. ”Ne akılsız adam bunlar, kavga etmelerine sebep olan mesele incir çekirdeğini doldurmaz bile, ayırın şunları.”
İndirip Bindirmek:
Alçaltıp yükseltmek.
İneklemek:
Çok çalışmak, ezberleyerek öğrenmek. "İneklemeyi bırak da biraz dolaşmaya çıkalım."
İnfaz Etmek:
Yargı kararını yerine getirmek, uygulamak. "Hakkımızdaki kararı infaz etmek isteyecekleri belli."
İnfial Uyandırmak:
Kızgınlığa yol açmak, öfke yaratmak.
İnfiale Kapılmak:
Kızgınlık, öfke duymak.
İnfilak Etmek:
1- Patlamak. 2- Birdenbire şiddetle ortaya çıkmak.
İngiliz İpi İle Asılmak:
Bir işi ustasına yaptırmak, İngiliz sicimi ile asılmak.
İngiliz Sicimi İle Asılmak:
Bir işi ustasına yaptırmak, İngiliz ipi ile asılmak.
İngiliz Tabancası Gibi Kurulmak:
Çalım satmak, kasılmak.
İngiliz Tuzu:
İç sürdürücü olarak kullanılan magnezyum sülfatı.
İnhisara Almak:
Tekeline almak. "Evrensel bir dini hiç kimse inhisara alamaz."
İnhisarına Almak:
Tekeline almak. "Hiç kimse dini kendi inhisarına alamaz."
İnim İnim İnlemek:
Sürekli olarak inlemek, çok sıkıntıda olmak.
İnim İnim İnletmek:
Birini büyük sıkıntıya sokmak.
İnisiyatifi Ele Almak:
Karar verme yetkisini kullanmak. "Anladığıma göre kadın inisiyatifi ele almış."
İnisiyatifi Ele Geçirmek:
Karar verme yetkisini kullanmak. "Anladığıma göre kadın inisiyatifi ele geçirmiş."
İnisiyatifini Kullanmak:
Gerekli kararları öncelikle almak.
İnkar Etmek:
Yaptığı bir işi, söylediği sözü veya tanık olduğu bir şeyi yapmadığını, bilmediğini, görmediğini söylemek, yaptığını saklamak, yadsımak.
İnkardan Gelmek:
İnkâr etmek.
İnkıraz Bulmak:
Batmak, çökmek, dağılmak, yok olmak, son bulmak.
İnkıraz Gelmek:
Çökmek, dağılmak.
İnkıraza Uğramak:
Batmak, dağılmak, çökmek, yok olmak.
İnkişaf Etmek:
Gelişmek, ilerlemek.
İnkisarı Tutmak:
İlenci gerçekleşmek.
İnkıtaya Uğramak:
Kesilmek.
İnme İnmek:
Felç olmak, bedenin bir yeri hareketsiz ve duygusuz duruma gelmek. ”Adamın sağ yanına inme inmiş diyorlar.”
İnsafa Gelmek:
Acımasız ve haksız tutumdan vazgeçmek.
İnsafına Kalmak:
Bir işin olması, bir kimsenin doğruluğuna, isteğine kalmak. "Çamaşır makinesinin onarılıp onarılamayacağı, ustanın insafına kalmıştı."
İnsafına Kalmış:
Bir şeyin bir kimsenin doğruluğuna, adaletine ve isteğine bağlı olduğunu belirten bir söz.
İnsaflı Çıkmak:
Anlayışlı, hoşgörülü olduğu belli olmak.
İnsafsızlık Etmek:
Acımamak, insafsızca davranmak.
İnşallahla Maşallahla:
Hiç emek, çaba harcamadan, anlamında söylenir. "İnşallahla maşallahla bu iş bitmez."
İnsan Ayağı Basmamış:
İçine insan girmemiş, içinde insan olmayan. "İnsan ayağı basmamış bir ormanda yolumuzu kaybettik."
İnsan Ayağı Değmemiş:
İçine insan girmemiş, içinde insan olmayan. "İnsan ayağı değmemiş bir ormanda yolumuzu kaybettik."
İnsan Azmanı:
İnsanın çok gelişmişi, iri yapılısı. "Bu güreşçi insan azmanı gibi mübarek."
İnsan Eli Değmemiş:
Bakımsız kalmış yer. "İnsan eli değmemiş bu arazide çok işimiz var."
İnsan Eli Dokunmamış:
Bakımsız kalmış yer. "İnsan eli dokunmamış bu arazide çok işimiz var."
İnsan Eti Yemek:
Birini çekiştirmek. İnsan evlâdı: İyi, anlayışlı, ahlâk sahibi insan. ”İnsan evlâdı olmasaydı, tanımadığı birine onca yardım yapar mıydı?”
İnsan Evlâdı:
İyi, anlayışlı, ahlâk sahibi insan. "İnsan evlâdı olmasaydı, tanımadığı birine onca yardım yapar mıydı?"
İnsan Gibi:
İnsanlara yaraşır biçimde.
İnsan Hâli:
Olabilir, doğaldır, hoş karşılamak gerekir.
İnsan İçine Çıkmak:
Toplum içine karışmak, başkalarıyla ilişki kurmak.
İnsan Kaynamak:
Bir yer çok kalabalık olmak. "Tören nedeniyle okul bahçesi insan kaynıyordu."
İnsan Kuş Misali:
(Çok uzak yerlere gidildiğinde) Neredeydik, nerelere geldik? anlamını taşır. "İnsan kuş misali, şimdi Almanya'dayız."
İnsan Müsveddesi:
Bir insanda bulunması gerekli niteliklerden yoksun olan.
İnsan Ruhunun Derinlikleri:
İnsanın iyice bilinmeyen iç dünyası.
İnsan Sarrafı:
İnsanların karakterini çabucak anlayacak duruma gelmiş (olmak). ”Dedem insan sarrafıdır, onu bir görse ne biçim bir adam olduğunu hemen anlayıverir.”
İnsan Sarrafı Olmak:
Hayat tecrübesi nedeniyle insanların karakterini çabucak anlayacak duruma gelmiş olmak. "Dedem insan sarrafıdır, onu bir görse nasıl biri olduğunu hemen anlayıverir."
İnsanda Akıl Bırakmamak:
Düşünceleri karmakarışık yapmak, kararsızlığa yol açmak. "Sizin kavgalarınızdan bıktım, insanda akıl bırakmıyorsunuz."
İnsanda Akıl Koymamak:
Düşünceleri karmakarışık yapmak, kararsızlığa yol açmak. "Sizin kavgalarınızdan bıktım, insanda akıl koymuyorsunuz."
İnsanın Fizik Bünyesi:
İnsanın fiziki yapısı, vücut organlarının tümü.
İnsaniyet Namına:
"İnsanlığa yakışır duygulara uyarak." anlamında kullanılan bir söz.
İnsanlık Dışı:
Bir insana yakışmayacak biçimde.
İnsanlık Hâli:
Her insanda görülebilen, olağan karşılanması gereken durumlar için kullanılır. "İnsanlık hâli, gecelikleriyle karşılamış olabilir."
İnsanlıktan Çıkmak:
1- Çok zayıflamış, bir deri bir kemik kalmış olmak. 2- İnsanî niteliklerini yitirmek, insana yakışmayacak davranışlarda bulunmak.
İnsanoğlu Çiğ Süt Emmiş:
İnsanlardan tam bir doğruluk beklenemez.
İnşirah Bulmak:
İç açılmak, ferahlamak.
İntihar Bombacısı:
Üzerindeki patlayıcı maddeleri suikast yapmak amacıyla patlatarak kullanan kimse, canlı bomba. "Yapılan operasyonda iki intihar bombacısı kıskıvrak yakalandı."
İntihar Etmek:
Canına kıymak, kendini öldürmek. "İntihar etmek hiçbir zaman çözüm değildir."
İntihar Saldırısı Düzenlemek:
Kendini öldürmeye dayanan bireysel saldırı yapmak. "İntihar saldırısı düzenlemek isteyen kişi etkisiz hale getirildi."
İntikam Almak:
Öç almak.
İnziva Hastalığı:
Bir köşeye çekilip herkesten ayrı yaşamayı seven, onu bir alışkanlık haline getirmiş kimse.
İnzivaya Çekilmek:
Toplumdan kaçıp hiçbir şeyle ilgilenmeyerek tek başına yaşamak.
İp Korkusunu Boynuna Almak:
Ölümü göze almak.
İpe Çekmek:
Bir kimseyi asarak öldürmek. "O dönemde katilleri ipe çekerlerdi.
İpe Dizmek:
Boncuk vb.ni ipliğe geçirmek.
İpe Gelesice:
"Asılarak ölesice" anlamında bir ilenme.
İpe Gitmek:
Ölüme gitmek.
İpe Sapa Gelmemek:
Akla yakın olmamak veya birbirini tutmamak. "İpe sapa gelmez yalanlarınla beni kandıramazsın."
İpe Sapa Gelmez:
Akıl ve mantık dışı ya da birbiri ile tutarsız. "Anlattıkların ipe sapa gelmez şeyler, saçmalıyorsun."
İpe Un Sermek:
İstenilen işi yapmamak için birtakım bahaneler, sebepler ileri sürmek, güçlük çıkarmak, engeller göstermek. "Odasını temizlememek için ipe un seriyordu.
İpek Gibi:
1- Çok ince, parlak ve yumuşak. 2- Güzel, iyi huylu.
İpi Birinin Eline Geçmek:
Yönetimi başkasının eline geçmek, kontrolü başkasının elinde bulunmak. "Anlaşılıyor ki ipi karısının eline geçmiş."
İpi Çözmek:
İlgisini kesmek.
İpi Eline Geçmek:
Yönetimi başkasının eline geçmek, kontrolü başkasının elinde bulunmak. "Anlaşılıyor ki ipi karısının eline geçmiş."
İpi Kırmak:
İlgi çekmeden gizlice, aceleyle ayrılmak, savuşup gitmek. "İpi kırmak için fırsat kolluyormuş."
İpi Koparmak:
Bağlı bulunduğu yer ya da kişi ile ilişkisini kesmek, aradaki anlaşmazlığı artırmak.
İpi Sapı Yok:
Birbirini tutmaz, yersiz, anlamsız, işsiz, yersiz yurtsuz, saçma sapan. ”İpi sapı yok bu sözlerin, daha inandırıcı olmalısın.”
İpin Ucu Birinin Elinde Olmak:
İşi biri yönetir olmak.
İpin Ucunu Kaçırmak:
Bir yeri yönetmede veya bir şeyi kullanmada gereken ölçüyü kaçırıp, artık duruma hâkim olamamak; çıkmaza girmek. ”Biraz daha dikkatli olmalıyız, yoksa ipin ucunu kaçıracağız.”
İpini Çekmek:
Birini ölçülü davranmaya zorlamak.