Bir Deyim Öğrenelim!
Dudak Ucuyla Söylemek:
Belli belirsiz anlatmak, isteksizce söylemek.
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
İpini Kırmak:
Azmak, ele avuca sığmaz bir durum almak.
İpini Koparmak:
Başıboş kalmak.
İpini Sürüyüp Gezmek:
Serserice dolaşıp zaman öldürmek.
İpiyle Kuyuya İnilmemek:
Kendisine güvenmemek, ona güvenilerek bir iş yapmamak. "O ipiyle kuyuya inilmez adamla yola çıkmam ben."
İpiyle Kuyuya İnilmez:
Kendisine güvenilmez, ona güvenilerek bir işe girilmez. ”O ipiyle kuyuya inilmez adamla yola çıkmam ben.”
İple Çekmek:
Zamanın gelmesini sabırsızlıkla beklemek, çok istemek. ”Yarını iple çekiyorum.”
İplememek:
Önem vermemek, umursamamak.
İpleri Başkasının Elinde Olmak:
O işi el altından başkası yönetmek. "O karışamaz, onun ipleri başkasının elinde zaten."
İpleri Birinin Elinde Olmak:
O işi el altından biri yönetmek. "O karışamaz, onun ipleri babasının elinde zaten."
İpliği Pazara Çıkmak:
Herkese rezil olmak, gizlediği kötülükleri ve suçları açığa çıkmak. "İpliği pazara çıkınca arkasına bakmadan nasıl da gitti."
İpliğini Pazara Çıkarmak:
Kötü yanları ve suçlarını ortaya çıkarmak, herkese rezil etmek. "Senin ipliğini pazara çıkarmazsam ben de insan değilim."
İplik Çekmek:
1- Kumaştan iplik çıkarmak. 2- İplik eğirmek.
İpoteği Çözmek:
Tutudan kurtarmak. "İpoteği çözmek için, kalan borcun tümünü ödedim."
İpoteği Kaldırmak:
Tutudan kurtarmak. "İpoteği kaldırmak için, kalan borcun tümünü ödedim." "Bu ay içinde ipoteği kaldırmamız gerekiyor." Tutu: Borcun ödeneceğine ilişkin borçlunun alacaklıya bir taşınmazı güvence olarak göstermesi, ipotek.
İpotek Altında Tutmak:
1- Tutuda tutmak. 2- Baskı altına almak. Tutu: Borcun ödeneceğine ilişkin borçlunun alacaklıya bir taşınmazı güvence olarak göstermesi, ipotek.
İpotek Etmek:
Tutuya koymak. "İki evi de ipotek etmesine sinir oldum." "Bu araziyi kredi çekmek için ipotek etmem lazım." Tutu: Borcun ödeneceğine ilişkin borçlunun alacaklıya bir taşınmazı güvence olarak göstermesi, ipotek.
İpsiz Sapsız:
Boş gezen, serseri. "İpsiz sapsız biriydi."
İptal Olmak:
Bir nedenle şaşırıp kalmak. Ne yapacağını bilememek.
İpte Görmek:
Asılmış, idam edilmiş görmek.
İpten Kazıktan Kurtulmuş:
Her türlü kötülüğü yapacak yaradılışta olan (kimse).
İpten Kuşak Kuşanmak:
Yoksul düşmek.
İptidai Mektep:
İlkokul (Eski dilde)
İptila Halini Almak:
Alışkanlık haline gelmek.
İpucu:
İnsanı aradığı gerçeğe ulaştırabilecek iz, emare, işaret.
İpucu Vermek:
Aranılan şeyi bulmaya yarayan işareti, onu açıklamaya yarayan bilgiyi vermek. ”Bir ipucu vermezsen bu bilmeceyi çözemeyeceğim.”
İpucu Vermemek:
Aranılan şeyi bulmaya yarayan işareti, onu açıklamaya yarayan bilgiyi paylaşmamak. "Bir ipucu vermezsen bu bilmeceyi çözemeyeceğim."
İrade Çıkarmak:
Padişah tarafından bir işin yapılması için emir verilmek.
İrade Etmek:
Söylemek.
İradenin Emri:
Bir şey hakkında verilen kesin karar.
İradesine Hakim:
Verdiği kararları uygulayabilen, iradesi kuvvetli.
Irağı Yakın Etmek:
Güçlükleri ortadan kaldırmak. "Belediyemiz, vatandaşlarımız ırağı yakın etmek için çalışıyor."
İrapta Mahalli Yok:
Hiçbir değeri ve önemi yok.
İraptan Mahalsiz:
Hiçbir değeri ve önemi yok.
Irgat Gibi Çalışmak:
Zor bir işte çalışmak. "Evini taşımak için, akşama kadar ırgat gibi çalıştık." , "Yarım yevmiyeye, tüm gün bizi ırgat gibi çalıştırdı.
Irgat Pazarı:
Irgatların iş bulmak için toplandıkları yer.
Irgat Pazarına Döndürmek:
Bir yeri dağınık ve karışık hale sokmak." "Çocuklar bu odayı, ırgat pazarına döndürmüşler."
İri Kıyım:
1- İri kıyılıp parçalanmış. 2- İri yapılı vücut.
İrite Etmek:
Sinirlendirmek, rahatsız etmek. "Çevrendeki insanları irite etmemeye çalış."
İroni Yapmak:
Söylenen sözün tersini kastederek kişiyle veya olayla alay etmek. "Umarım yazdıklarınla ironi yapmışsındır."
İrtibat Kurmak:
Bağlantı sağlamak. "Yarın sabah benimle irtibat kurmaya çalış."
İrtihal Etmek:
Ölmek. "Babamız Mustafa Gökçe ahirete irtihal etmiştir."
Irz Düşmanı:
Gözüne kestirdiklerini cinsel zevkine alet etmek için her türlü yasa ve insanlık kurallarını çiğnemekten çekinmeyen kimse.
Irz Ehli:
Namuslu, iffetli, temiz kimse.
Irzına Geçmek:
1- Zor kullanarak bir kimseyi cinsel zevkine alet etmek, tecavüz etmek. "İki kişi gündüz vakti, ırzına geçmeye çalışmış." 2- Bekâretini bozmak. "Irzına geçmişler, diye dedikodusu çıkmıştı."
Irzını Bozmak:
1- Zor kullanarak bir kimseyi cinsel zevkine alet etmek, tecavüz etmek. "İki kişi gündüz vakti, ırzını bozmaya çalışmış." 2- Bekâretini bozmak. "Irzını bozmuşlar, diye dedikodusu çıkmıştı."
İş Açmak:
Uğraştırıcı, gereksiz bir durumun ortaya çıkmasına sebep olmak.
İş Almak:
Yapılması kesinleşen bir işi üstlenmek, taahhüt altına girmek. "Genelde aynı şirketler iş alıyor."
İş Ayağa Düşmek:
İş sorumsuz, yetkisiz ve beceriksizlerin elinde kalmak. ”Bunlar da işi iyice ayağa düşürdüler.”
İş Başa Düşmek:
Beklediği yardım gelmeyince, kendi işini kendisi yapmak zorunda kalmak. ”İş başa düştü desene!..”
İş Bilmek:
Becerikli olmak. "İş bilir bir insandır o."
İş Bırakmak:
Çalışanlar toplu halde işlerini terk etmek, çalışmayı durdurmak. "İki gündür fabrikada iş bırakma eylemi var."
İş Birinde Bitmek:
İşin bitmesi veya sorunun çözümü birine bağlı olmak. "Tüm evraklar tamam, iş genel müdürde bitiyor."
İş Birinden Bitmek:
İşin sonuçlanması ondan beklenilmek. "İşi ustanın bitirmesini bekliyoruz."
İş Birine Kalmak:
İşin bitmesi için asıl gayret birine düşmek. "Temizlik işi yine bana kaldı."
İş Birliği Yapmak:
Amaç ve çıkarları bir olanlarca çalışma ortaklığı kurulmak. "İhracat için şirketinizle iş birliği yapmak istiyoruz."
İş Bitirmek:
Başkasının işini olumlu bir biçimde sonuçlandırmak. "Bu işi ancak sen bitirirsin."
İş Çatallanmak:
Bir işin sonuca oluşması konusunda türlü güçlüklerle karşılaşmak, ya da çeşitli seçeneklerle yüz yüze gelmek, sonuca nasıl ulaştırılacağı bilinemez olmak. ”İş gittikçe çatallaşıyor, sense aldırmıyorsun bile.”
İş Çatallaşmak:
Bir işin sonuca oluşması konusunda türlü güçlüklerle karşılaşmak, ya da çeşitli seçeneklerle yüz yüze gelmek, sonuca nasıl ulaştırılacağı bilinemez olmak. "İş gittikçe çatallaşıyor, sen umursamıyorsun bile."
İş Çevirmek:
Gizli, dolambaçlı bir iş yapmak. "Babanın arkasından iş çevirme, öğrenirse canınıza okur."
İş Çığırından Çıkmak:
Bir iş asıl amaçtan çıkarak düzelmesi güç bir durum almak, bir bozukluk ve kargaşalık baş göstermek.
İş Çıkarmak:
1- Çok iş yapmak. "Mimar, iki günde çok iş çıkarmıştı." 2- Gereksiz, uğraştırıcı bir işe yol açmak, sorunlara neden olmak. "Geldi reçel kavanozunu kırdı, bana iş çıkardı."
İş Çıkmaza Girmek:
İş, içinden çıkılması çok güç bir durumda bulunmak. "Yarın dönecektim, ama iş çıkmaza girdi."
İş Dayıya Düştü:
Bu işin olması başarabilecek olanın işi ele almasına kaldı, gayret dayıya düştü. "Kız evde kalınca, iş dayıya düşermiş."
İş Değil:
1- Bir şeyin çok kolay olduğunu belirten bir söz. "Üç kişiye çay yapmak iş değil ki." 2- Kınama belirten bir söz. "Babanın söyledikleri iş değil gerçekten."
İş Düşmek:
Yapması gereken bir iş ortaya çıkmak. "Bu konuda sana da iş düşüyor."
İş Edinmek:
1- Bir şeyi görev, meslek olarak kabul etmek. "İş edindirme kurslarına katılıyor." 2- Bir şeyi kendi uğraşı, sorunu durumuna getirmek. "Bahçe düzenlemesini kendine iş edindi."
İş Etmek:
Aldatmak, birine beklemediği bir davranışta bulunarak onu zarara sokmak.
İş Görmek:
1- İş yapmak. "Bütün gün evde iş gördüm." "Akşama kadar bir iş görmeden yatmışsın." 2- İş yapmaya uygun olmak. "Bu balta işimizi görür."
İş Göstermek:
Yapması için bir kimseye iş vermek, iş buyurmak. "Annem iş gösterince hemen yaptım."
İş İnada Binmek:
1- Bir işi başarabileceğini göstermek için karşısına çıkan bütün güçlükleri ortadan kaldırmaya çalışmak. "İş inada binince sabahlara kadar çalışmaya başladı." 2- Zıt görüş ve davranışta ısrar edilmek. "İş inada binince, her ikisi de ayrı tarafa gitti."
İş İşten Geçmek:
Fırsatı kaçırmak, bir işi yapma olanağı kalmamak. "Artık iş işten geçti, bu yaştan sonra yüzme öğrenemem."
İş İşten Geçti:
Fırsatı kaçırdık, bir işi yapma olanağı kalmadı. "Artık iş işten geçti, bu yaştan sonra yüzme öğrenemem."
İş Karıştırmak:
1- Fesat sokmak. 2- Zararlı bir iş yapmak.
İş ki:
Yeter ki. "İş ki sınıfını geçsin."
İş mi:
Yapılan bir şeyin beğenilmediğini, küçümsendiğini bildiren bir söz.
İş Ola:
Yaptığı iş beğenilmediğinde "Sanki iş görmüş gibi." anlamında kullanılan bir söz.
İş Olacağına Varır:
Bir soruna aldırmamayı, ne yapılırsa yapılsın yine aynı sonuca ulaşılacağını anlatan bir söz. "Biz elimizden geleni yaptık, artık iş olacağına varır."
İş Olsun Diye:
Gereksiz bir hareketi belirtmek için kullanılır. "İş olsun diye çalışanların arasına karışmış."
İş Ortada Olmak:
Yapması gereken kişi belli olmamak. "İş ortada, bu işi kime yaptırmamız uygun olur?"
İş Pot Gelmek:
Sonu iyi olmamak, ters gelmek.
İş Sarpa Sarmak:
İş, içinden çıkılması zor bir durum almak; engellerle karşılaşmak. ”İşler sarpa sarmadan çekip gidelim buradan.”
İş Şirazesinden Çıkmak:
Düzenini kaybetmek, çığırından çıkmak. "İş şirazesinden çıkınca, bir usta çağırmak zorunda kaldık."
İş Tutmak:
1- İş yapmak, çalışmak. "İş tutmak için emir mi bekliyorsunuz?" 2- Cinsel ilişkide bulunmak. "Sen kimlerle iş tutuyorsun?"
İş Üç Nalla Bir Ata Kaldı:
Eline önemsiz bir imkan geçtiğinde büyük işlerin düşüne kapılanlar için söylenen bir söz. "Gördüğüm kadarıyla iş üç nalla bir ata kalmış."
İş Üç Nalla Bir Ata Kalmak:
Eline önemsiz bir imkan geçtiğinde büyük işlerin düşüne kapılanlar için söylenen bir söz. "Gördüğüm kadarıyla iş üç nalla bir ata kalmış."
İş Var:
Bu nesnenin işe yarayacağı, bu kişinin iyi işler yapacağı anlaşılıyor.
İş Vermek:
1- Bir kimseyi bir işle görevlendirmek. "Öğretmenimiz bana da bir iş verdi." 2- Gönlü olduğunu gösterecek davranışlarda bulunmak, pas vermek. "Sana iş vereceğinin sanmıyorum."
İş Yapmak:
Çalışmak. "İş yapmak için erkenden yola çıktık."
İş Yok:
O şeyde yarar yok, faydası olmaz. ”O arabada hiç iş yok, almaya değmez.”
İş Yürütmek:
Bir çalışmayı gerçekleştirmek. "Cahil insanlarla iş yürütmek kolay değil."
İsabet Almak:
Vurulmak, yaralanmak: Düşman uçağı isabet aldı. "İsabet alan helikopter son anda iniş yaptı."
İsabet Etmek:
1- Nişan alınan yere değmek, rastlamak. 2- Çıkmak. 3- Yerinde iş görmüş olmak. ”Böyle karar vermekte çok isabet ettiniz.”
İsabet Oldu:
"Yerinde, tam isteğe uygun." anlamında kullanılan bir söz. "Ben de seni arayacaktım, araman isabet oldu."
İsabet Olmak:
Yerinde bir harekette bulunmak.
İşaret Etmek:
1- Bir şeyi, bir durumu el, yüz hareketleriyle anlatmak, göstermek "Küçük çocuk balonları işaret ediyor, balonlara el uzatıyordu." 2- Dikkat çekmek "Bu arada çiftçilerimizin de sorunlarına işaret etmek isterim."
İşaret Vermek:
Bir araç kullanarak bir şeyi belli etmek. "Hakem ofsayt işareti verdi."
İşbaşı Yapmak:
İş yerinde işe başlamak. "Yarın sabah gel, burada işbaşı yap."
İşbaşına Gelmek:
Yönetici olmak. "İşbaşına gelmek için çalmadığı kapı kalmadı."
İşbaşında Eğitim Almak:
Hizmet içi eğitim görmek. "İki ay süreyle işbaşında eğitim almak zorundasın."
İşe Alınmak:
Bir işte çalışması uygun bulunmak, işe kabul edilmek. "Bu işe alınırsam sana bir telefon hediye edeceğim."