Bir Deyim Öğrenelim!
O Gün Bugün:
O günden beri. "O gün bugün ağzıma bir yudum baklava koymadım." "O gün bugün bir kez bile kapısına gitmedim."
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
İştaha Gelmek:
Arzulamak. "İştaha gelmişken ver istediği kadar yesin."
İştahı Açılmak:
Yemek isteği artmak. "Bugünlerde iştahım açıldı."
İştahı Kabarmak:
İsteği çoğalmak, heveslenmek.
İştahı Kapanmak:
Yemek isteği azalmak. "Sinirlenince iştahım kapandı."
İştahı Kesilmek:
Yemek isteği azalmak. "Sinirlenince iştahım kesildi."
İştahı Olmak:
Yemek isteği fazla olmak. "İştahı olunca iki tabak yer."
İştahı Yerinde Olmak:
Yemesi, içmesi ve yaşaması düzenli olmak. "İştahı yerinde olmasa bu kadar yemez."
Istakoz Gibi:
Çok kırmızı. "Utancından yüzü, ıstakoz gibi oluverdi."
İstasyon Şefi:
Demir yolu kenarlarında bulunan durakların idaresiyle görevli kimse. İstavrit azmanı: Orkinos balığına yanlış olarak verilen ad.
İstasyon Yapmak:
Duraklamak, beklemek.
İstavroz Çıkarmak:
Hristiyanlar, sağ ellerini alın, karın, iki omuz başı ve göğüs hizasına götürerek haç biçiminde tapınma işaretini yapmak, haç çıkarmak. "İstavroz çıkarmak için yurt dışından gelenler çok oluyor."
Istavroz Çıkarmak:
Haç Çıkarmak.
İşte Kuyu, İşte Suyu:
"Ne yapılacağı belli ama yapılması güç" anlamında kullanılır.
İstediği Gibi At Koşturmak:
Keyfince, istediği gibi davranmak. "Sen bu mahallede, istediğin gibi at koşturabileceğini mi sanıyorsun?"
İstediği Gibi At Oynatmak:
Keyfince, istediği gibi davranmak. "Sen bu mahallede, istediğin gibi at oynatabileceğini mi sanıyorsun?"
İstediği Önünde, İstemediği Ardında:
Bolluk, refah, varlık içinde yaşayanlar için söylenir. "Onun istediği önünde, istemediği ardında; daha ne istiyor ki!"
İstediği Önünde, İstemediği Arkasında:
Bolluk, refah, varlık içinde yaşayanlar için söylenir. "Onun istediği önünde, istemediği arkasında; daha ne istiyor ki!"
İstek Duymak:
Bir şeye karşı eğilim duymak, arzulamak.
İstek Uyandırmak:
İstemesine, arzu duymasına yol açmak.
İstemem Yan Cebime Koy:
Rüşvet konusunda alay yollu söylenir. Verilen bir hediyeyi almak istemez durumlar takındığı halde, o hediyenin verilmesinden çok memnun olan kişinin durumu için söylenir.
İşten Atmak:
Görevine son vermek. "Zavallıyı işten atmışlar."
İşten Bile Değil:
Çok kolay. "Oraya gitmek işten bile değil."
İşten Değil:
Çok kolay. "Oraya gitmek işten değil."
İşten El Çektirilmek:
Hakkında araştırma yapılırken görevli birini araştırma süresince işinden ayırmak. Görevden uzaklaştırılmak. "Belediye görevlisine işten el çektirdiler."
İşten El Çektirmek:
Görevden uzaklaştırmak.”Yolsuzluk yaptığı iddiası ile işten el çektirdiler ona.”
İşten Güçten Kalmak:
Herhangi bir sebeple çalışmamak, çalışamamak. "İşten güçten kalmak istemediği için sağlığına çok dikkat eder."
İşten Güçten Vakit Bulamamak:
Çok yoğun çalıştığı için zaman ayıramamak. "İşten güçten vakit bulup, pikniğe de gidemedik."
İşten Kaçmak:
İş yapmaktan, çalışmaktan kaçınmak. "İki gündür işten kaçıyorsun."
İşten Sayılmamak:
İş çok kolay görünmek.
İster İstemez:
1- Zorunlu olarak, elinde olmadan. 2- İstemesi üzerine, hiç vakit geçirmeden, istediği anda. ”İster istemez ben de ona bağırdım.”
İstif Etmek:
Yıkılmayacak bir biçimde, düzgünce yerleştirmek.
İstifa Etmek:
Çalıştığı yerden tamamen ayrılmak, işinden ayrılmak, işi bırakmak.
İstifade Etmek:
Faydalanmak, yararlanmak. "Sizin bilgilerinizden de istifade etmek isteriz."
İstifayı Basmak:
Herhangi bir sebeple görevinden ani bir kararla çekilmek. "Artık dayanamadım, istifayı basıp geldim."
İstifini Bozmamak:
Bir olay karşısında aldırış etmemek, durum ve davranışını hiç değiştirmemek. ”Karşıma geçmiş avazı çıktığı kadar bağırıyordu, bense istifimi bozmadan bekledim.”
İstifsarıhatır:
Hâl hatır sormak. "Beş dakika istifsarıhatır için size uğramıştım."
İstihareye Yatmak:
Girişilecek bir işin hayırlı olup olmadığını göreceği rüyadan anlamak için abdest alıp dua okuyarak uyumak.
İstihbarat Dairesi:
Haber alma dairesi.
İstihza Etmek:
Gizli veya kinayeli bir biçimde alay etmek, alaya almak.
İstihza Şetareti:
Biriyle alay edilirken duyulan sevinç.
İstikamet Vermek:
Yön vermek, yöneltmek. "Bu çocuğa bir istikamet vermemiz lazım."
İstiklal ilan Etmek:
Bir milletin, bağımsız olduğunu dünya milletlerine duyurmak.
İstiklal Kavgası:
Kurtuluş savaşı.
İstiklal Sevdasına Düşmek:
Bağımsız olmayı istemek. Bağımlı bulunduğu devletin idaresinden kurtulup bağımsız olmaya çalışmak.
İstikrar Bulmak:
1- Karar kılmak. "İstikrar bulmadan bir işe girişmek doğru olmaz." 2- Yerleşmek. "Bu şehirde istikrar bulduk."
İstikraz Etmek:
Borçlanmak. "İnsan istikraz etmeden yaşamayı öğrenmeli."
İstila Etmek:
1- Bir ülkeyi silah gücüyle ele geçirmek. "İşgalciler tüm ülkeyi istila etmişti." 2- Yayılmak, kaplamak, sarmak, bürümek. "Karıncalar mutfağı istila etmiş."
Istılah Paralamak:
Ağdalı, hiç kimsenin anlamadığı bir biçimde konuşmak. "Istılah paralayıp durma, Türkçe konuş."
İstim Üstünde Olmak:
1- Buharla işleyen araçlar kalkmaya hazır duruma gelmek. 2- Hemen gidecek durumda bulunmak.
İstinaf Mahkemesi:
Sulh ve asliye mahkemeleri vb. ilk derece mahkemeler ile temyiz mahkemeleri arasında yer alan ikinci derecede yüksek mahkeme.
İstinat Etmek:
Dayanmak, yaslanmak.
İstinat Ettirmek:
Dayandırmak.
İstinga Etmek:
Yelkenleri toplamak.
Istırap Çekmek:
Ağrı ve acı içinde kıvranmak, aşırı derecede üzülmek. "Sevgilisinden ayrıldığı günden beri ıstırap çekiyor."
İstirhamda Bulunmak:
İstirham etmek.
İştiyak Duymak:
Göreceği gelmek, özlemek. "Bazen memleketime iştiyak duymaya başlıyorum."
İstop Etmek:
Durmak, çalışmamak.
İsyan Bayrağı Açmak:
Karşı gelmek, başkaldırmak. "Maaşlarını alamayan işçiler, isyan bayrağı açmış."
İsyan Bayrağı Çekmek:
Karşı gelmek, başkaldırmak. "Maaşlarını alamayan işçiler, isyan bayrağı çekmiş."
İsyan Bayrağını Açmak:
Karşı gelmek, başkaldırmak. "Maaşlarını alamayan işçiler, isyan bayrağını açmış."
İsyan Bayrağını Çekmek:
Karşı gelmek, başkaldırmak. "Maaşlarını alamayan işçiler, isyan bayrağını çekmiş."
İsyan Çıkarmak:
Başkaldırı, ayaklanma başlatmak. "Cezaevindeki mahkumlar sabaha karşı isyan çıkarmış."
İsyan Etmek:
1- Başkaldırmak, ayaklanmak. "Fabrika işçileri isyan etmekte haklıydı." 2- Karşı gelmek, kabullenmemek, razı olmamak. "İş bittikten sonra isyan etmenin anlamı yok."
İsyanları Oynamak:
İsyan etmek. "İzin vermedik diye bizim kız isyanları oynuyor."
İt Canlı:
Sıkıntılara, hakaretlere, tehlikelere itirazsız katlanan kimse.
İt Damarı Tutmak:
Aşırı sinirlenmek.
İt Dişi Domuz Derisi:
Sevilmeyen iki kişi arasındaki anlaşmazlıktan duyulan hoşnutluğu anlatan bir söz. "İt dişi domuz derisi, yiyin birbirinizi!"
İt Gibi Çalışmak:
Çok çalışmak, yorulmak. "Biz de zamanında it gibi çalıştık."
İt İte Buyurur, İt de Kuyruğuna:
Öyle uyuşuk kimseler ki işi her biri diğerinin yapmasını istiyor, sonuçta iş yapılmadan kalıyor, anlamında söylenir. "Çok tembelsiniz; it ite buyuruyor, it de kuyruğuna."
İt ite, İt de Kuyruğuna:
Öyle uyuşuk kimseler ki işi her biri diğerinin yapmasını istiyor, sonuçta iş yapılmadan kalıyor, anlamında söylenir. "Çok tembelsiniz; it ite, it de kuyruğuna buyuruyor."
İt İzi At İzine Karışmak:
İyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayıramayacak halde bir karışıklık meydana gelmek, at izi it izine karışmak. "İt izi at izine karışmaya başladı, daha dikkatli olmak lazım."
İt Kadar İtibarı Olmamak:
Hiçbir yerde değer verilmemek, çok değersiz olmak.
İt Kılı:
Kaba saba ve görgüsüz erkek.
İt Ölüsü Gibi:
Çok ağır. "İt ölüsü gibi, bu çuvalı ben taşıyamam."
İt Öttükçe Bir Yalan:
Sürekli ve peş peşe yalan söyleyen kimseler için söylenir.
İt Sürüsü Kadar:
Gereğinden fazla, oldukça çok, kalabalık. ”İt sürüsü kadar adam, nasıl başa çıkacağız bunlarla.”
İt Yalamış:
Saçlarını briyantin ya da jöle ile yatırmak ve ıslak ıslak dolaşmak. "İt yalamış gibi saçlarıyla çok komik görünüyordu."
İt Yazar Kedi Bozar:
Bir konuda tarafların bir türlü uyuşup anlaşamadığını anlatmak için söylenir.
İt Yese Kudurur:
Çok ağır ve küçültücü söz.
İta Emri:
Ödeme emri, verile buyruğu.
İtaat Etmek:
Söz dinlemek, boyun eğmek, verilen buyruğa uymak. "Sınıf başkanına itaat etmek zorundasınız."
İtaatsizlik Etmek:
Söz dinlememek, boyun eğmemek, buyruğa uymamak. "Sakın ablanıza itaatsizlik etmeyin."
İte Atsan Yemez:
"Çok kötü, berbat" anlamında kullanılan bir söz. "Kusura bakma da, bu yemeği ite atsan yemez!"
İte Kaka:
Zorla, güçlükle. ”Adamı her sabah ite kaka işe götürüyoruz.”
İte Ot, Ata Et Vermek:
Uygunsuz iş yapmak; birbirini tamamlayan, birbirine uyan unsurları ters kullanmak; kişilere işlerine yaramayan şeyi, ilgili olmadıkları görevi vermek, ata et, ite ot vermek. "İte ot, ata et verilen bir ülkede dirlik düzenlik mi olur?"
İte Versen Yemez:
"Çok kötü, berbat" anlamında kullanılan bir söz. "Kusura bakma da, bu yemeği ite versen yemez!"
İthal Malı:
Yurt dışından getirilen mal.
İtham Etmek:
Suçlamak.
İthamda Bulunmak:
Birini suçlamak. "Aramızda olmayan insanlara ithamda bulunmayın."
İti İte Kırdırmak:
Kötülüğü kötülük aracılığıyla ortadan kaldırmak. "İti ite kırdırmak en akıllıca çözüm."
İti Peynir Tulumuna Bağlamak:
Kötülüklerin yolunu açmak, tedbirsiz davranıp yanlış şeyler yapılmasına kolaylık sağlamak. "Onu buraya müdür yapmak, iti peynir tulumuna bağlamak gibi bir şey."
İtibar Etmek:
Saymak, değer vermek.
İtibar Görmek:
1- Sayılmak, kendisine değer verilmek. 2- Aranmak, istenmek.
İtibar Kazanmak:
Saygınlık görmek, kendisine değer verilmek.
İtibar Mektubu:
Bir kimseye belirli bir sınıra kadar ödünç hesabı açılması için bir yere yazılan mektup.
İtibara Almak:
Göz önünde tutmak, hesaba katmak.
İtibardan Düşmek:
Saygınlığını yitirmek.
İtibarın Sağ Olsun:
Özellikle alışverişlerde kişiye güven duyulduğunda söylenen söz.
İtidal Sahibi:
Ölçülü ve soğukkanlı kimse.
İtidalini Kaybetmek:
Aşırılığa kapılmak, soğukkanlılığını yitirmek.