Bir Deyim Öğrenelim!
Bekârlık Sultanlıktır:
Bekârlığı evlilikten üstün göstermek isteyenlerin sözü. "Bekârlık sultanlıktır diyorsun, ama gördüğüm kadarıyla sefilleri oynuyorsun."
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
İtidalini Muhafaza Etmek:
Kendini aşırılığa kaptırmamak, kendini tutmak.
İtimat Beslemek:
Güven duymak, güvenmek.
İtimat Telkin Etmek:
Kendisinin güvenilir bir kişi olduğu, kendisine itimat edilebileceği duygusunu uyandırmak, güven vermek. "Oldukça itimat telkin eden bir insan."
İtin Ayağını Taştan mı Esirgiyorsun:
Bırak da uğraşsın anlamında.
İtin Götüne Sokmak:
Rezil etmek, aşağılamak, gururunu kırmak, rencide etmek. "Seni o kadar insanın içinde itin götüne soktu, tek lef edemedin."
İtin Götüne Sokup Çıkarmak:
Rezil etmek, aşağılamak, gururunu kırmak, rencide etmek. "Seni o kadar insanın içinde itin götüne sokup çıkardı, tek lef edemedin."
İtin Kıçına Sokmak:
Rezil etmek, aşağılamak, gururunu kırmak, rencide etmek. "Seni o kadar insanın içinde itin kıçına soktu, tek lef edemedin."
İtin Kıçına Sokup Çıkarmak:
Rezil etmek, aşağılamak, gururunu kırmak, rencide etmek. "Seni o kadar insanın içinde itin kıçına sokup çıkardı, tek lef edemedin."
İtin Kuyruğunda:
Pek çok, pek bol. "İtin kuyruğunda bile o telefonlardan var."
İtina Etmek:
Özenmek, özen göstermek. "Siparişleri hazırlarken itina etmemişsiniz."
İtinayla Yapmak:
Titizlikle ve özenerek yapmak. "Ödevimi itinayla yaptım, umarım beğenirsiniz."
İtiraf Etmek:
1- Başkaları tarafından bilinmesi kendi için sakıncalı görülen bir gerçeği saklamaktan vazgeçip açıklamak, söylemek, bildirmek. 2- Kabul etmek.
İtiraz Etmek:
Bir düşünce veya kararı benimsemeyerek karşı çıkmak. "Benim kararlarıma itiraz etmek yok."
İtişip Kakışmak:
Birbirini itmek. "Çocuklar itişip kakışmayı bırakın, tören başlayacak."
İtiyat Etmek:
Alışkanlık etmek.
İtiyat Manzumesi:
Alışkanlıkların hepsi, birbirini takip eden alışkanlıklar.
Itlak Üzere:
Genel olarak.
İtsiz Köye Dönmek:
Sakinleşmek, tenhalaşmak.
İtten de Ölse Kâr, Kurttan da:
Kavga eden zararlı iki tarafın çatışmasını kim kazanırsa kazansın karlı çıkarız anlamında, kötülerin çatışmasından fayda sağlamak.
İttihaz Etmek:
1- Saymak, tutmak, ... olarak görmek 2- Almak, gerekeni yapmak.
İttihaz Olunmak:
1- Düşünülmek. 2- Kabul edilmek.
İyi Ama:
Bir görüşe karşıt bir düşünceyi söylerken kullanılan bir söz. "İyi gitsin ama, ya bize haber vermezse."
İyi Doğrusu:
Beğenilmeyen bir olay, bir durum karşısında şaşkınlığı anlatan bir söz. "İyi doğrusu, sen yat biz çalışalım."
İyi Elektrik Almak:
Olumlu etkilenmek, olumlu bir etki altında kalmak. "Ev sahibinden iyi elektrik aldım, o evi istiyorum."
İyi Etmek:
1- Hastalıktan kurtarmak, sıhhatine kavuşturmak. 2- Yerinde bir davranışta bulunmak. 3- Bir şeyi gizlice almak, kendisine mal etmek.
İyi Gelmek:
1- Yaramak. "Aspirin baş ağrısına iyi gelir." 2- Bedenine uygun olmak. "Bu pantolon size iyi geldi." 3- Uğurlu gelmek. "Bugün bize iyi gelir inşallah."
İyi Gitmek:
1- Bir iş yolunda olmak. "İşlerimiz iyi gidiyor." 2- Yakışmak. "Bu renk size iyi gitti doğrusu." "Kuru fasulye ile pilav iyi gider."
İyi Gözle Bakmamak:
Birisi hakkında iyi düşünmemek, kötü niyet beslemek. ”Komşuları ona hiçbir zaman iyi gözle bakmadılar.”
İyi Gün:
Refah ve huzur içinde geçen zaman.
İyi Gün Dostu:
Dostlarının sıkıntılı günlerinde onlardan kaçan kimse. ”Bize iyi gün dostu gerekli değil.”
İyi Gün Dostu Olmak:
Sadece iyi günlerde görünmek. "Bize iyi gün dostu gerekli değil."
İyi Hoş:
Bir görüşe karşıt bir düşünceyi söylerken kullanılan bir söz. "İyi hoş da, ya bize haber vermezse."
İyi İş:
Beğenilmeyen bir olay, bir durum karşısında şaşkınlığı anlatan bir söz. "İyi iş, sen yat biz çalışalım."
İyi Kalpli:
Başkaları için hep iyilik isteyen, düşünen kimseleri nitelemek için söylenir. "İyi kalpli bir adamcağızdı."
İyi Karşılamak:
1- Kabul etmek, beğenmek, benimsemek. "Verdiğimiz fiyat teklifini iyi karşıladılar." 2- İlgi ve yakınlık göstermek. "Konukları elimizden geldiğince iyi karşılamaya çalıştık."
İyi ki:
Güzel bir rastlantı olarak, ne mutlu. "İyi ki sizinle tanışmışım."
İyi Kötü:
1- Oldukça iyi. "İyi kötü yaşayıp gidiyoruz işte." 2- İyi de olsa kötü de olsa. "İyi kötü ne bulursak aldık."
İyi Olmak:
1- Beğenilir bir durum oluşmak. "Bana yardıma gelmeniz çok iyi oldu." 2- Hasta iyileşmek. "Artık iyi oldum, okula gidebilirim." 3- Uymak. "Gömlek babama iyi oldu."
İyi Saatte Olsunlar:
Cinlerden söz edilirken kullanılır. İzinden yürümek: Birine içten bağlanarak onun başladığı işi aynı anlayışla sürdürmek, fikirlerini ve hareketlerini aynen benimsemek.
İyi Söylemek:
Övmek. "Öğretmen hakkında iyi söylemiyor."
İyiden İyiye:
Adamakıllı, çok iyi, gereği gibi. "Bu konuyu iyiden iyiye öğrenin."
İyiliği Dokunmak:
Yararlı olmak, yararını görmek. "Bize çok iyiliği dokundu."
İyilik Bilir:
Değeri olan şeyleri, kimseleri koruyan veya sayan, değerbilir, kadirbilir, kadirşinas (kimse). "Kendisini iyilikbilir biri olarak tanırım." Doğrusu iyilikbilir şeklindedir, deyim değil sıfattır.
İyilik Bilmek:
Kendisine yapılan iyiliği unutmamak. "İyilik bilen insanlar oldukları için sevilirler."
İyilik Görmek:
Maddi, manevi yardım görmek. "Bu zamana kadar sizden hep iyilik gördük."
İyilikbilir:
Değeri olan şeyleri, kimseleri koruyan veya sayan, değerbilir, kadirbilir, kadirşinas (kimse). "Kendisini iyilikbilir biri olarak tanırım." "Kendisine gidin, iyilikbilir olduğu için sizi boş çevirmez." Doğrusu iyilikbilir şeklindedir, deyim değil sıfattır.
İyisi mi:
Yapılacak olanın en doğrusu, en uygun olanı. "İyisi mi siz gidin, bu konuyu babama anlatın."
İyiye Çekmek:
Bir düşünce veya olayı olumlu yönüyle değerlendirmek. "Hareketlerini iyiye çekmeye çalışsam da pek hoş değil."
İyiye İyi Kötüye Kötü Demek:
Hatır için söz söylememek, dürüst olmak. "Her zaman ve her yerde; iyiye iyi, kötüye kötü demesini bil."
İz Bırakmak:
Etkisini kalıcı duruma getirmek. "Bu programımızda tarihte iz bırakmış ressamlarla tanışacağız."
İz Sürmek:
1- Arkasından gitmek, takip etmek. "Bir süre iz sürdüm." 2- Av sırasında hayvanın izlerine bakarak gittiği yeri bulmaya çalışmak. "İz sürdük, ama bulamadık."
İzah Etmek:
İyice anlaşılacak şekilde anlatmak, açıklamak.
İzahatta Bulunmak:
İzahat vermek.
İzam Etmek:
Gözde büyütmek.
İzan Dedikçe Uzanmak:
Anlayışlı ve terbiyeli olması için öğütlenen kişi, söylenenlere hiç uymamak.
İzanı Yok:
Anlayışsız, kavrama yeteneği zayıf.
İzbandut Gibi:
Çok iri, cüsseli erkek.
Izbandut Gibi:
Çok iri, cüsseli erkek.
Izdırap Çekmek:
Ağrı ve acı içinde kıvranmak, aşırı derecede üzülmek. "Sevgilisinden ayrıldığı günden beri ızdırap çekiyor."
İzi Belirsiz Olmak:
İz bırakmadan kaybolmak.
İzi Silinmek:
Yok olmak, ortadan kaybolmak. ”Çiçek hastalığının bu kasabada izi silindi hemen hemen, çünkü çocuklar aşılanıyorlar.”
İzin Almak:
Bir şey yapmak için onay sağlamak. "Eşimin rahatsızlığı nedeniyle üç gün izin almak istiyorum."
İzin Çıkmak:
Bir şey yapmada serbest bırakılmak. "Bahçeye çıkmamıza izin çıktı."
İzinden Gitmek:
Birine içten bağlanarak onun başladığı işi aynı anlayışla sürdürmek, fikirlerini ve hareketlerini aynen benimsemek. "Türk milleti, Atatürk'ün izinden giderek kalkınacaktır."
İzinden Yürümek:
Birine içten bağlanarak onun başladığı işi aynı anlayışla sürdürmek, fikirlerini ve hareketlerini aynen benimsemek. "Türk milleti, Atatürk'ün izinden yürüyerek kalkınacaktır."
İzine Basmak:
Gözden uzaklaştırmayarak ne yaptığını gözetlemek.
İzine Dönmek:
Bir karar veya yargıdan geri dönmek, bir karardan vazgeçmek, rücu etmek.
İzine Düşmek:
Av hayvanlarının, gittiği yolu izleyerek arkalarından gitmek.
İzine Uymak:
Düşünce ve davranışlarını benimsemek.
İzini Düşürmek:
İz düşümünü çıkarmak.
İzini Kaybetmek:
Bir kimse hakkında bilgi alamamak. "Polis kaçakçıların izini kaybetmiş."
İzini Kaybettirmek:
Kimsenin bulamayacağı yere gitmek. İletişimi koparmak.
İzinli Çıkmak:
İzin alarak belli bir süre için bir yerden ayrılmak. "Bugün yurttan izinli çıkarsam gelirim."
İzinli Saymak:
1- İzin vermek. "Moralim çok bozuk, bugün beni izinli sayarsanız çok sevinirim." 2- Bir işte ayrı tutmak. "Ben izinli sayıldığım için bir şey demezler."
İzlenim Bırakmak:
Etki bırakmak. "Bu kıyafetler iyi bir izlenim bırakmıyor."
İzlenim Vermek:
Etki bırakmak. "Bu kıyafetler iyi bir izlenim vermiyor."
İzlenimi Bırakmak:
Etki bırakmak. "Bu kıyafetler iyi bir saygınlık izlenimi bırakmıyor."
İzlenimi Vermek:
Etki bırakmak. "Bu kıyafetler iyi bir saygınlık izlenimi vermiyor."
İzne Ayrılmak:
Bir iş yerinde üst makamların onayıyla belli bir süre için görevinden ayrılmak. "Pazartesi günü iki haftalık izne ayrılacağım."
İzne Çıkmak:
Bir iş yerinde üst makamların onayıyla belli bir süre için görevinden ayrılmak. "Pazartesi günü iki haftalık izne çıkacağım."
İzole Bant:
Elektrik akımının başka tarafa geçmesini önlemek için teli sarmakta kullanılan bant.
İzole Etmek:
1- Yalıtmak. 2- Yalnız bırakmak.
İzzetinefsine Dokunmak:
1- Onuruna dokunmak. 2- Gücüne gitmek.
İzzetinefsine Yedirememek:
Onursuz kalmayı kabul edememek, düşkünlüğü veya zavallılığı reddetmek. "İzzetinefsine yediremiyorsan bu çocuğa sahip çık."
İzzetüikbal İle:
(Eski nezaket dilinde) Güle güle (gidiniz.)
İzzetüikram:
(izzetü ikram) Ağırlama. "Bize çok iyi izzetüikramda bulundular." Doğrusu: izzetüikram şeklindedir.
Japon İşi:
Japonlara özgü olan sistem, fikir, tasarım vb. şey. "Japon işi bir araba almaya karar verdim."
Jet Gibi:
Hızla, süratle. "Jet gibi toplantı yapıp bitirdiler."
Jeton Düşmemek:
Bir durumun farkına varamamak, olayı anlayamamak. "Jeton düşmediği için, ağzını açıp tek laf edemedi."
Jeton Geç Düşmek:
Konuşulan veya sözü edilen konuyu geç anlamak, geç intikal etmek. "Bende jeton geç düşünce, tepki vermekte geciktim."
Jetonu Dört Köşe Olmak:
Geç anlayan, anlama güçlüğü çeken kimseler için şaka yollu söylenir. "Jetonu dört köşe olduğundan kandırıldığını hala anlamadı."
Jetonu Düşmek:
Bir durumun farkına varmak, olayı anlamak. "Jetonu düşünce gülmeye başladı."
Jetonu Düşmemek:
Bir durumun farkına varamamak, olayı anlayamamak. "Jetonu düşmediği için, ağzını açıp tek laf edemedi."
Jetonu Geç Düşmek:
Bir konuyu biraz geç anlamak. "Onun jetonu geç düşer."
Jetonu Plastik Olmak:
Geç anlayan, anlama güçlüğü çeken kimseler için şaka yollu söylenir. "Jetonu plastik olduğundan kandırıldığını hala anlamadı."
Jigolo Tutmak:
Yaşlı, zengin bir kadın genç bir erkekle ilişki kurmak. "Onun dersi evlilik değil, kendine jigolo tutmak."
Jilet Atmak:
1- Jiletle saldırmak. "Çok dengesiz biriymiş, hatta arkadaşına jilet atmış diyorlar." 2- Kendini jiletlemek. "İşsiz kalınca, jilet atıp, çatıya çıkmış."
Jilet Gibi:
1- Çok keskin. "Bu bıçak yeni, jilet gibi kesiyor." 2- Çok özenli ütülenmiş pantolon. "Jilet gibi takımları çektik, bekliyoruz."
Jilet Gibi Kesmek:
1- Hava çok soğuk olmak. "Bugün yine ortam jilet gibi kesiyor." 2- Pantolon çok özenle ütülenmiş olmak. "Kıyafetlerinle jilet gibi kesiyorsun."
Jurnal Etmek:
Biriyle ilgili olarak yetkililere kötülemek, ihbar yazısı vermek veya böyle bir bilgiyi iletmek. "Beni jurnal eden kişiyi çok iyi biliyorum."