D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Fikir Vermek:

1- Bir konuda düşüncesini bildirmek. 2- Bir konuda yol gösterici bilgi edinmek. ”Nasıl yapmalıyım? Bana biraz fikir versenize.”

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Kaale Almak:  

Önemsemek, değer vermek, sözünü etmeyi gerekli görmek. "Söylediklerimi kaale aldığın için teşekkür ederim."

Kaale Almamak:  

Önemsiz görmek, sözünü etmeye değer bulmamak. ”O, kaale alınacak bir insan değil.”

Kaba Saba:  

1- Görgüsüz. 2- Özensiz. 3- Görgüsüz bir biçimde.

Kaba Şiş:  

Kabakulak.

Kabadayı Kimse:  

Kendine özgü namus kurallarını esas alıp toplum kurallarının dışına çıkarak zorbalık yapan kimse.

Kabadayılık Taslamak:  

Kabadayı gibi davranmaya, kabadayı gibi görünmeye çalışmak. "Bazı öğrenciler sınıfta kabadayılık taslıyormuş."

Kabahat Etmek:  

Suç olacak, kusur sayılacak bir iş yapmak. "Size karşı bir kabahat mi ettik?"

Kabahat İşlemek:  

Suç olacak, kusur sayılacak bir iş yapmak. "Size karşı bir kabahat mi işledik?"

Kabahati Bir Şeye Yüklemek:  

İşlediği bir suçu başkasının üzerine atmak. "Kabahati bilgisayara yüklemeye çalışman çok saçma."

Kabahati Birine Yüklemek:  

İşlediği bir suçu başkasının üzerine atmak. "Kabahati Ceyda'ya yüklemeye çalışma."

Kabahati Birinin Üstüne Yüklemek:  

İşlediği bir suçu başkasının üzerine atmak. "Kabahati Ceyda'nın üstüne yüklemeye çalışma."

Kabak Başına Patlamak:  

Birçok kişi olduğu halde bir olaydan dolayı yalnızca bir kişi zarar görmek.

Kabak Başında Patlamak:  

Birçok kişi olduğu halde bir olaydan dolayı yalnızca bir kişi zarar görmek.

Kabak Birinin Başına Patlamak:  

Birçok kimsenin ilgili olduğu olaydan yalnızca bir kimse zararlı çıkmak; beklenmediği hâlde, bir işin zararlı sonucuna katlanmak. "Hepsi işin içinden sıyrılınca, kabak benim başıma patladı."

Kabak Birinin Başında Patlamak:  

Birçok kimsenin ilgili olduğu olaydan yalnızca bir kimse zararlı çıkmak; beklenmediği hâlde, bir işin zararlı sonucuna katlanmak. "Hepsi işin içinden sıyrılınca, kabak benim başımda patladı."

Kabak Çiçeği Gibi Açılmak:  

Çekimser ve utangaçlıktan sıyrılarak aşırı derecede serbestlik göstermek. "Komşu kızı, nasıl da kabak çiçeği gibi açıldı."

Kabak Çıkmak:  

Ham çıkmak. "O manavdan aldığımız karpuzlar kabak çıkıyor."

Kabak Gibi:  

Tüysüz, çıplak, her tarafı açık. "Kafasını kabak gibi tıraş ettirmiş."

Kabak Kafalı:  

1- Saçları dökülmüş, dazlak. 2- Saçları ustura ile kazınmış. 3- Aptal, budala.

Kabak Tadı Vermek:  

Bıktırmak, usanç vermek, tatsız olmaya başlamak. ”Senin bu konuşmaların da artık kabak tadı vermeye başladı.”

Kabakulak Olmak:  

Kabakulak hastalığına yakalanmak. "Ben kabakulak olduğumu hatırlamıyorum."

Kabasını Almak:  

1- Bir yeri veya bir şeyi gelişigüzel, üstünkörü temizlemek. "İnşaat bitti, şimdilik evin kabasını aldık." 2- Biçim verilecek bir maddenin gereksiz yerlerini gidermek. "Kedi heykelim bitiyor, kabalarını alıp getiririm."

Kabil Değil:  

İmkanı yok, mümkün değil, olanaksız. "Kabil değil biz bu dersten geçemeyiz."

Kabil Olmak:  

Mümkün durumda, olabilir halde bulunmak. "Kabil olmasa bizde içeri giremezdik."

Kabına Sığmamak:  

Sevinç ve heyecanından taşkın hareketlerde bulunmak.

Kâbına Varamamak:  

Değerce birinden pek aşağı olmak. "Hiç olumlu bir durum göremiyorum, ablanın kâbına varamadın."

Kabine Çekilmek:  

Bakanlar Kurulu görevini bırakmak. "Kabine çekildi, yeni görevlendirmeler bugün açıklanacak."

Kabine Düşmek:  

Bakanlar Kurulu herhangi bir sebeple görevini bırakmak zorunda kalmak. "Mecliste güven oylaması yapıldı, kabine düştü."

Kabir Azabı Çekmek:  

Çok sıkılmak, eziyet çekmek. ”Kabir azabı çekmeye daha ne kadar devam edeceğiz.”

Kabir Suali:  

1- İslam inancına göre öldükten sonra mezarda sorulan soru. 2- Uzun ve bıktırıcı soru.

Kabuğu Dışına Çıkmak:  

İçinde bulunduğu ortam veya durumdan ayrılmak. "Yıllar sonra kabuğu dışına çıkmakla en iyisini yaptı."

Kabuğuna Çekilmek:  

Tek başına kalmak, dış dünya ile ilgisini kesmek, kimse ile görüşmemek. ”Geçirdiği kazadan sonra iyice kabuğuna çekildi.”

Kabuğunu Çatlatmak:  

İçinde bulunduğu güç, olumsuz veya kötü durumdan kurtulup rahatlamak. "Planlarımıza göre şirketimiz kısa sürede kabuğunu çatlatıp, kâra geçecek."

Kabuğunu Kırmak:  

İçinde bulunduğu güç, olumsuz veya kötü durumdan kurtulup rahatlamak. "Planlarımıza göre şirketimiz kısa sürede kabuğunu kırıp, kâra geçecek."

Kabuk Bağlamak:  

Üstünde kabuk oluşturmak, kabuklanmak. "Kabuk bağlamış bir yarayı kaşıma, yoksa kanatırsın."

Kabuk Gibi:  

Sağlam ve sert kumaş. "Kabuk gibi malzemeden yapılmış balıkçılık kıyafetleri vardı."

Kabuk Tutmak:  

Üstünde kabuk oluşturmak, kabuklanmak. "Kabuk tutmuş bir yarayı kaşıma, yoksa kanatırsın."

Kabuksuz Yumurtlatmak:  

Bir işi ivedilikle yaptırıp eksik kalmasına yol açmak. "Evi boyamışsınız, ama işçileri kabuksuz yumurtlatmışsınız."

Kabul Buyurmak:  

1- İzin vermek, müsaade etmek. "Kabul buyurursanız yarın doktora gideceğim." 2- Sunulan bir şeyi almak. "Lütfen bu hediyeleri kabul buyurun."

Kabul Edilmek:  

1- İsteyerek veya istemeyerek bir şeye razı olunmak. "Teklifimiz kabul edildiğine göre, ortada sorun kalmadı." 2- Görüşme için yanına, makamına alınmak. "Müdür Bey tarafından yarın kabul edileceksiniz." 3- Sunduğu bir armağanı alınmak. "Gönderdiğim çiçeğin kabul edilmesine sevindim." 4- Onaylanmak, uygun bulunmak. "Bugün görüşülen iki kanun teklifi kabul edildi."

Kabul Etmek:  

1- İsteyerek veya istemeyerek bir şeye razı olmak, rıza göstermek. "Kabul ederseniz, akşama size oturmaya geleceğiz." 2- Görüşme için yanına, makamına almak. "Bakan Bey sizi az sonra kabul edecek." 3- Sunulan bir armağanı almak. "Lütfen bu çiçeği kabul edin." 4- Uygun bulmak, onaylamak. "Büyüklerinin yanında böyle konuşmanı kabul etmiyorum."

Kabul Etmemek:  

1- Bir şeye razı olmamak. "Son yaptığınız fiyat teklifini kabul edemem." 2- Yanına, katına almamak. "Boşuna beklemeyin, müdür sizi kabul etmeyecek." 3- Bir armağanı reddetmek. "Gönderdiğim çiçekleri neden kabul etmiyorsun?" 4- Onaylamamak. "Büyüklerinin yanında böyle konuşmanı kabul etmiyorum."

Kabul Ettirmek:  

Kabul etmesini veya edilmesini sağlamak. "Teklifinizi kabul ettirmeye çalışacağım."

Kabul Eylemek:  

1- İsteyerek veya istemeyerek bir şeye razı olmak, rıza göstermek. "Kabul eylerseniz, akşama size oturmaya geleceğiz." 2- Görüşme için yanına, makamına almak. "Bakan Bey sizi az sonra kabul eyleyecek." 3- Sunulan bir armağanı almak. "Lütfen bu çiçeği kabul eyleyin." 4- Uygun bulmak, onaylamak. "Büyüklerinin yanında böyle konuşmanı kabul eylemiyorum."

Kabul Görmek:  

Kabul edilmek, onaylanmak, benimsenmek. "Benim fikirlerim ne zaman kabul gördü ki, şimdi kabul görsün."

Kabul Görmemek:  

Kabul edilmemek, onaylanmamak, benimsenmemek. "Hazırladığımız proje kabul görmedi."

Kabul Günü:  

Ev hanımlarının konuk ağırladıkları belirli gün.

Kabul Olmak:  

Geçerli sayılmak. "Bizim yaptığımız itirazlar kabul olmadı."

Kabul Olmayacak Duaya Amin Demek:  

Gerçekleşmesi mümkün olmayan bir olaya olacak gözüyle bakmak. "Onun seninle evleneceğini düşünüyorsun, ama kabul olmayacak duaya âmin diyorsun."

Kabul Olunmayacak Duaya Amin Demek:  

Gerçekleşmesi mümkün olmayan bir olaya olacak gözüyle bakmak. "Onun seninle evleneceğini düşünüyorsun, ama kabul olunmayacak duaya âmin diyorsun."

Kabulü Bulunmak:  

İzni ve onayı alınmak. "Ev sahibinin kabulü bulunduğu için sorun yok."

Kabulü Olmak:  

İzni ve onayı alınmak. "Ev sahibinin kabulü olduğu için sorun yok."

Kaburgaları Çıkmak:  

Çok zayıf olmak. "Esir askerlerin çoğunun kaburgaları çıkmıştı."

Kaburgaları Sayılmak:  

Çok zayıf olmak. "Esir askerlerin çoğunun kaburgaları sayılıyordu."

Kâbus Basmak:  

1- Kötü rüya görmek. "Nedense iki gündür geceleri kabus basıyor." "Kabus basınca ter su içinde kaldım." 2- Büyük sıkıntı, korku duymak. "Oğlumun başına bir şey gelecek diye kâbus basmaya başladı."

Kâbus Çökmek:  

1- Kötü rüya görmek. "Nedense iki gündür geceleri kabus çöküyor." "Kabus çökünce ter su içinde kaldım." 2- Büyük sıkıntı, korku duymak. "Oğlumun başına bir şey gelecek diye kâbus çökmeye başladı."

Kâbus Görmek:  

1- Korkulu rüya görmek. "Sanırım yine kâbus görmeye başladı." 2- Büyük sıkıntı, korku duymak. "Senin yaptıkların yüzünden biz kâbus görüyoruz."

Kaç Baharın Yoğurdunu Yemek:  

Çok yaşamak, ömrü uzun olmak. "Kaç baharın yoğurdunu yemiş biri olduğundan öğütlerini dikkate alırım."

Kaç Para Eder:  

Ne değeri var? Neye yarar? anlamında söylenir. "Gelip özür diledi, ama kaç para eder?"

Kaç Paralık:  

Değersiz, önemsiz. "Kaç paralık adamlarla muhatap etme beni."

Kaç Paralık Adam:  

Değersiz, önemsiz. "Kaç paralık adamlarla muhatap etme beni."

Kaç Paralık Şey:  

Değersiz, önemsiz. "Yenisini alalım, kaç paralık telefon bu?"

Kaç Parça Olayım:  

"Birçok iş karşısında, hangi birine yetişeyim!" anlamında kullanılan bir söz. "Annem bir tarafta, kardeşlerim bir yanda, ben kaç parça olayım!"

Kaç Zamandır:  

"Belirsiz fakat çok zamandan beri, çoktan beri." anlamında kullanılan bir söz. "Kaç zamandır sana geleyim diyorum, ama fırsat bulamıyorum."

Kaça Patlamak:  

Ne kadara mal olmak, fiyatı ne olmak? "Bu tamir işi bize kaça patlayacak?"

Kaçacak Delik Aramak:  

Korkarak saklanacak yer aramak. "Karşısında beni görünce kaçacak delik aradı."

Kaçak Güreşmek:  

1- Asıl konuya girmeksizin başka şeylerden söz etmek. "Yatırımlar konusunda kaçak güreşmeden, net konuşun." 2- Politikada sık sık düşünce değiştirip esas amacını gizlemek. "Parti temsilcileri yine kaçak güreşmeye başladı."

Kaçamak Bakış:  

Başkalarına belli etmeden, gizlice yapılan bakma işi. "Kaçamak bakışlarla beni izlediğini fark ettim."

Kaçamak Yapmak:  

Hoş görülmeyen şeyi gizlice ara sıra yapmak. "Kaçamak yapan ünlü şarkıcı gazetecilere yakalandı."

Kaçan Treni Yakalamak:  

Bir işi gerçekleştirme, bir şeyi elde etme olanağını tekrar yakalamak. "Bu kez daha dikkatli olursan kaçan treni yakalama şansın olabilir."

Kaçanın Anası Ağlamamış:  

Tehlikeden kaçan kazançlı çıkmış.

Kaçarı Olmamak:  

1- Bir konuda mecbur kalmak, başka alternatifi olmamak. "Kaçarı yok, bu borcu son kuruşuna kadar ödeyeceğiz." 2- Bir şeyin ya da birinin elinden kurtulamayacağını belirtmek için kullanılır. "Kaçarı olsa, bir yol bulup sıyrılırız da, aklıma bir şey gelmiyor."

Kaçın Kurası:  

Görmüş geçirmiş, kandırılması çok zor kimseler için kullanılır. "Hiç sana inanır mı? Kaçın kurası o!"

Kaçın Kurrası:  

Birinin hiçbir oyuna gelmeyecek kadar açıkgöz, akıllı olduğunu anlatmak için kullanılır. "Senin baban kaçın kurrası, bu yalanı yutmaz."

Kaçın Kur`ası:  

Aldatılması güç, kurnaz; gün görmüş, geçirmiş; tecrübeli. ”O kaçın kur`ası, boşuna uğraşma, sen onu kandıramazsın.”

Kaçmaktan Kovalamaya Vakit Bulamamak:  

Önemli işler yüzünden başka işlere yetişememek. "Kaçmaktan kovalamaya vakit bulursam çok mutlu olacağım."

Kaçmaktan Kovalamaya Vakit Olmamak:  

Önemli işler yüzünden başka işlere yetişememek. "Kaçmaktan kovalamaya vakit olmuyor, fırsat bulursam işini halledeceğim."

Kaçmaya Yeltenmek:  

Kaçmaya kalkışmak. "Evden kaçmaya yeltenme, yoksa seni depoya kapatırım."

Kadastro Geçmek:  

Kadastrosu yapılmak.

Kadastroya Geçmek:  

Kadastrosu yapılmak. "Kadastroya geçince her şey netleşecek."

Kadeh Kaldırmak:  

Herhangi birini veya bir şeyi onurlandırmak için içmeden önce kadehleri yukarı kaldırmak. "Şirket temsilcileri, yeni anlaşma için kadeh kaldırdılar."

Kadeh Tokuşturmak:  

İçki içerken kadehleri karşılıklı olarak birbirine dokundurmak. "Akşam arkadaşlarıyla kadeh tokuşturuyorlardı."

Kader Birliği Etmek:  

Her zaman ve her yerde, her durumu birlikte yaşamak, her şeyi paylaşmak. "Eşiyle kader birliği etmişler, elli yıldır birlikteler."

Kadere Boyun Eğmek:  

Yazgısını, talihini kabul etmek. "Artık kadere boyun eğmekten başka yapılacak bir şey yok."

Kaderin Buyruğuna Boyun Eğmek:  

Yazgısını, talihini kabul etmek. "Artık kaderin buyruğuna boyun eğmekten başka yapılacak bir şey yok."

Kaderin Sillesini Yemek:  

Büyük bir felakete, yıkıma uğramak. "Kaderin sillesini yediğinden beri insanlarla ilişkileri bozuldu."

Kaderine Küsmek:  

Kötü bir durum ya da olayla karşılaşıldığında yalnızca kaderi suçlamak, sızlanmak. "Kaderine küseceğine biraz da kendinde suç ara."

Kadidi Çıkmak:  

1- Çok zayıflamak, bir deri bir kemik durumuna gelmek. "Kadidi çıkmış bir sporcu mu olur?" 2- İskeleti görünmek. "Bir haftadır evde kapalı kalan kedilerin kadidi çıkmış."

Kadife Gibi:  

Yumuşak, pürüzsüz ve parlak (ses, ten vb.). "Kadife gibi sesiyle muhteşem bir konser verdi."

Kadın Ağızlı:  

Kadınlar gibi dedikodu yapan erkek.

Kadın Avcısı:  

Kadınları ayartıp baştan çıkaran erkek.

Kadın Efendi:  

1- Padişah anası. 2- Bir evin en büyük kadın kişisi.

Kadın Kadıncık:  

Evinin işlerini en iyi şekilde yapmaya çalışan, kendi halinde kadın.

Kadın Nine:  

1- Büyükanne. 2- Yaşı epey ilerlemiş kadın.

Kadının Yüzünün Karası, Erkeğin Elinin Kınası:  

Yasak buluşmalar kadınlar için yüz karası olduğu halde erkekler bu gibi buluşmalardan övünme payı çıkartırlar.

Kadınlar Hamamı:  

Herkesin birden konuşup çok gürültü ettikleri yerler için söylenir.

Kadınlar Hamamına Dönmek:  

Konuşmalar ve gülüşmeler nedeniyle aşırı gürültülü bir ortam haline gelmek. "Bu sınıf kadınlar hamamına döndü."

Kadir Gecesi:  

Kur'an indirilmeye başlandığı için kutsal sayılan Ramazan ayının yirmi yedinci gecesi. Deyim değil isimdir.

Kadir Gecesi Doğmuş:  

Çok şanslı, kısmetli kimseler için söylenen bir söz. "Kadir Gecesi doğmuşsun belli ki."

Kadir Kıymet Bilmek:  

İyilik yapan birinin kıymetini bilmek, vefalı davranmak. "Kadir kıymet bilmediği için şimdi aç açıkta kaldı."

WhatsApp