Bir Deyim Öğrenelim!
İşe Girmek:
Bir göreve başlamak. "Üniversiteyi bitirir bitirmez bir işe girdi."
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Kafasını Dinlemek:
1- Zihni yoran sorunlardan bir süreliğine uzaklaşmak. "Kafasını dinlemek üzere tatile çıkmış." 2- Sessiz, sakin kalmak. "Bu hafta sonu kafasını dinlemek için pikniğe gitti."
Kafasını Dinlendirmek:
Tasa veya zihni yoran sorunlardan kendini uzaklaştırmak. "Kafasını dinlendirmek için hafta sonları bahçeye gidiyormuş."
Kafasını Ezmek:
Zararlı olabilecek bir hareketi, bir durumu başlangıçta yok etmek, etkisiz duruma getirmek. "En kısa zamanda bu isyancıların kafasını ezmek lazım."
Kafasını İşletmek:
Doğru ve iyi düşünmek. "Çenenizi değil, kafanızı işletin de soruları çözün."
Kafasını Kaldırmak:
Karşı gelmek, başkaldırmak. "Devlete kafasını kaldıran hainler, tek tek hesap verecek."
Kafasını Kaldırmamak:
1- Yoğun olarak çalışmak, meşgul olmak. "Sabahtan beri kafasını kaldırmadan sınava çalışıyor." 2- Yoğun bir biçimde düşünmek veya çalışmak. "Tüm işçiler kafasını kaldırmadan işi bitirmeye çalışıyorlar." 3. Karşı gelmemek. "Benim evladım büyüklerinde saygısızlık etmez, kafasını kaldırmaz."
Kafasını Karıştırmak:
Önceki düşüncelerini altüst etmek. "Hükumetten yapılan açıklamalar, insanların kafasını karıştırmaya devam ediyor."
Kafasını Kaşımaya Vakti Olmamak:
Arada en ufak başka bir iş yapamayacak kadar sıkışık durumda bulunmak. "O kadar yoğun çalışıyor ki, kafasını kaşımaya vakti yok."
Kafasını Kaşımaya Zamanı Olmamak:
Arada en ufak başka bir iş yapamayacak kadar sıkışık durumda bulunmak. "O kadar yoğun çalışıyor ki, kafasını kaşımaya zamanı yok."
Kafasını Kaşıyacak Vakti Olmamak:
Arada en ufak başka bir iş yapamayacak kadar sıkışık durumda bulunmak. "O kadar yoğun çalışıyor ki, kafasını kaşıyacak vakti yok."
Kafasını Kaşıyacak Zamanı Olmamak:
Arada en ufak başka bir iş yapamayacak kadar sıkışık durumda bulunmak. "O kadar yoğun çalışıyor ki, kafasını kaşıyacak zamanı yok."
Kafasını Kırmak:
İyice dövmek, pataklamak. "O satıcını kafasını kırmak lazım ki esnaflık öğrensin."
Kafasını Kullanmak:
Akıllıca davranmak. "Kafasını kullanıp yurt dışına gitmiş."
Kafasını Kurcalamak:
Zihnini meşgul etmek, düşündürmek. "Onun kafasını kurcalayan bir şey var, onunla ilgileniyor."
Kafasını Şişirmek:
Gürültü veya gevezelikle bir kimseyi huzursuz etmek. "Müziği son ses açmış, komşuların kafasını şişirmeye devam ediyor."
Kafasını Sokmak:
Barınabilecek bir yere yerleşmek, başını sokmak. "Kafasını sokacak iki odalı bir evi var."
Kafasını Taştan Taşa Çarpmak:
Bir davranışından dolayı üzülüp dövünmek, fırsatı kaçırdığı için çok pişman olmak, çaresiz kalarak kahırlanmak. "Zamanında eve gidip hasta çocuğu doktora götürmediği için kafasını taştan taşa çarpıyordu."
Kafasını Taştan Taşa Vurmak:
Bir davranışından dolayı üzülüp dövünmek, fırsatı kaçırdığı için çok pişman olmak, çaresiz kalarak kahırlanmak. "Zamanında eve gidip hasta çocuğu doktora götürmediği için kafasını taştan taşa vuruyordu."
Kafasını Toplamak:
Sağlıklı düşünebilir olmak. "Sen biraz kafanı topladıktan sonra konuşuruz."
Kafasını Tütsülemek:
Sarhoş etmek. "Kafası tütsülenmiş insanlar olay çıkarmışlar."
Kafasını Uçurmak:
Kafasını keserek koparmak. "Tek hamleyle horozun kafasını uçurdu."
Kafasını Ütülemek:
Çok lâf edip tedirgin etmek. "Bir saattir insanın kafasını ütülemekten başka bir şey yapmıyor."
Kafasını Vurmak:
Bir kimsenin kafasını kesmek. "Adil bir yargılama yapmadan, insanların kafasını vurmaktan çekinmezdi."
Kafasının Bir Tahtası Eksik Olmak:
Alay akıl dışı davranışlarda bulunan. "Bu lafı söyleyen kişinin kafasının bir tahtası eksik olmalı."
Kafasının Bir Tahtası Noksan Olmak:
Alay akıl dışı davranışlarda bulunan. "Bu lafı söyleyen kişinin kafasının bir tahtası noksan olmalı."
Kafasının Dikine Gitmek:
Kendi düşünce ve görüşünün en iyi olduğuna inanarak kimsenin öğüdünü, uyarısını dinlememek. "Kafasının dikine gitmeye devam ederse daha çok başı belaya girer."
Kafasının Etini Yemek:
Sürekli olarak, bıktırıncaya kadar, ısrarla birinden bir şey istemek; bu sebeple onu rahatsız edip üzmek. "Tamam kızım, alacağız o oyuncağı, yeter kafamın etini yediğin!"
Kafasının Kontağı Atmak:
Çok sinirlenmek, öfke ile dolmak. "Bir şey okuyorum, konuşup da kafamın kontağını attırma!"
Kafasının Tası Atmak:
Birdenbire çok sinirlenmek. "Babamın kafasının tası atarsa karışmam."
Kafayı Abur Cuburla Doldurmak:
Faydasız eserler okuyarak, lüzumsuz bilgiler öğrenmek.
Kafayı Bir Şeyle Bozmak:
Yalnızca ilgilendiği, üzerine düştüğü şeyle uğraşıp durmak, başka hiçbir mesele düşünmemek. "Bizim çocuk kafayı futbolla bozdu, işi gücü futbol."
Kafayı Bir Yere Vurmak:
1- Hasta olup yatağa düşmek. "Havalar yaramadı bana, kafayı yatağa vurduk kaldık." 2- Uyumak niyetiyle yatmak. "Çok yorgundum, kafayı yastığa vurup yattım." 3- Pişman olmak. "Kafasını duvarlara vuruyor şimdi, ama zamanında bizi hiç dinlemedi."
Kafayı Bozmak:
Ruhsal sorunlar nedeniyle, eskisi gibi sağlıklı düşünememek, dengesiz davranmak. "Nuray Teyze kafayı bozmuş diyorlar, kendi kendine konuşup duruyormuş."
Kafayı Bulandırmak:
Önceki düşünceleri altüst etmek, değiştirmek. "Yanlış örnekler verip çocukların kafasını bulandırma."
Kafayı Bulmak:
Sarhoş olmak. "Çok içince kafayı buldu."
Kafayı Çalıştırmak:
Akılcı davranarak sorunları çözmek. "Kafayı çalıştırıp parasını ikiye katladı."
Kafayı Çekmek:
Alkollü içki içmek. "Bu pis herif yine kafayı çekmiş."
Kafayı Değiştirmek:
Düşüncesini, kanaatini değiştirmek. "Kafayı değiştirmeden, tarzını değiştirmen sana bir şey kazandırmaz."
Kafayı Dinlemek:
1- Zihni yoran sorunlardan bir süreliğine uzaklaşmak. "Kafayı dinlemek üzere tatile çıkmıştı." 2- Sessiz, sakin kalmak. "Bu hafta sonu kafayı dinlemek için pikniğe gidelim."
Kafayı Dumanlamak:
Sarhoş olmak. "Kafası dumanlanmış, yine saçmalamaya başladı."
Kafayı İşletmek:
Akılcı davranarak sorunları çözmek. "Kafayı işletip parasını ikiye katladı."
Kafayı Oynatmak:
Ruhsal sorunlar nedeniyle, eskisi gibi sağlıklı düşünememek, dengesiz davranmak. "Leyla Hala kafayı oynatmış diyorlar, kendi kendine konuşup duruyormuş."
Kafayı Sıyırmak:
Ruhsal sorunlar nedeniyle, eskisi gibi sağlıklı düşünememek, dengesiz davranmak. "Semra Teyze kafayı sıyırmış diyorlar, kendi kendine konuşup duruyormuş."
Kafayı Takmak:
Sürekli bir şeyi düşünmek, zihnini devamlı o şeyle meşgul etmek. "Annem, yeni arkadaşıma kafayı takmış, sürekli onunla ilgili sorular soruyor."
Kafayı Tırlatmak:
Ruhsal sorunlar nedeniyle, eskisi gibi sağlıklı düşünememek, dengesiz davranmak. "Cemil Dayı kafayı tırlatmış diyorlar, kendi kendine konuşup duruyormuş."
Kafayı Tütsülemek:
Sarhoş olmak. "Kafayı tütsülemiş, yine saçmalamaya başladı."
Kafayı Üşütmek:
Ruhsal sorunlar nedeniyle, eskisi gibi sağlıklı düşünememek, dengesiz davranmak. "Nuray Teyze kafayı üşütmüş diyorlar, kendi kendine konuşup duruyormuş."
Kafayı Vere Vurmak:
Hastalanıp yatağa düşmek.
Kafayı Vurmak:
1- Hasta olup yatağa düşmek. "Havalar yaramadı bana, kafayı yatağa vurduk kaldık." 2- Uyumak niyetiyle yatmak. "Çok yorgundum, kafayı yastığa vurup yattım." 3- Pişman olmak. "Kafasını duvarlara vuruyor şimdi, ama zamanında bizi hiç dinlemedi."
Kafayı Yemek:
Aşırı yorgunluktan bunalıma düşmek. "Bu ödev bitmek bilmiyor, kafayı yemek üzereyim."
Kafayı Yere Vurmak:
1- Hasta olup yatağa düşmek. "Havalar yaramadı bana, kafayı yatağa vurduk kaldık." 2- Uyumak niyetiyle yatmak. "Çok yorgundum, kafayı yastığa vurup yattım." 3- Pişman olmak. "Kafasını duvarlara vuruyor şimdi, ama zamanında bizi hiç dinlemedi."
Kafes Gibi:
1- Çok küçük ve düzenli. "Aşağı mahallede kafes gibi bir evleri var." 2- Zayıf, kuru veya delik deşik. "Bu ahırın duvarları kafes gibi olmuş."
Kafes Tamiri:
Binalarda önemli değişiklikler yapmaksızın geniş ölçüde yapılan onarım.
Kafese Girmek:
1- Hapse girmek. 2- Aldatılmak, hile yoluyla kendisinden çıkar sağlanmak, oyuna gelmek. ”Zavallı kafese girmekten kurtulduğunu sanmıştı.”
Kafese Konmuş Terbiyeli Aslan:
Zararsız hale getirilmiş kimse.
Kafese Koymak:
Tuzağa düşürüp çıkar sağlamak. "Zavallı adamı kafese koymuşlardı."
Kâfi Gelmek:
Yetmek, yetişmek. "Umarım söylediklerim kâfi gelir."
Kâğıda Dökmek:
Düşüncelerini, duygularını yazıya geçirmek. "Bu düşüncelerinizi kâğıda döküp bana getiriniz."
Kâğıda Kaleme Sarılmak:
Bir şeyi hemen yazmaya başlamak. "Durumu bildirmek için kâğıda kaleme sarıldı."
Kâğıt Açmak:
İskambil kâğıtlarını oyunculara dağıttıktan sonra koz olacak kâğıdın yüzünü çevirmek. "Kâğıt açma sırası bana geldi."
Kâğıt Gibi Olmak:
1- Beyazlaşmak. "Yıkadıkça kâğıt gibi oluyor." 2- Yüzünden kan çekilip sararmak. "Yüzün kâğıt gibi olmuş, yoksa hasta mısın?"
Kâğıt Helvası:
Yassı ve gevrek bir çeşit helva. "Annem de ben de kâğıt helvasını severiz."
Kâğıt Kaleme Sarılmak:
Hemen yazmaya başlamak. "Kâğıt kaleme sarılıp söylediklerimi not edin."
Kâğıt Oynamak:
İskambil kâğıtlarını kullanarak çeşitli oyunlar oynamak. "Kâğıt oynamak için dün akşam bizde toplandık."
Kâğıt Üstünde Kalmak:
Yapılması kararlaştırıldığı halde uygulanmamak; konuşulan, kararlaştırılan yazıda kalmak. "O kadar yol yapımı, sulama kanalı hep kâğıt üstünde kaldı."
Kâğıt Üzerinde Kalmak:
Yapılması kararlaştırıldığı hùlde uygulanmamak; konuşulan, kararlaştırılan yazıda kalmak. ”O kadar yol yapımı, sulama kanalı hep kâğıt üzerinde kaldı.”
Kâğıt Üzerinde Kalması:
Bir anlaşmanın resmiyette kalması,tatbik edilmemesi "Bunlar kâğıt üzerinde kalmasın lütfen."
Kağnı Gibi Gitmek:
Çok yavaş gitmek. "Kağnı gibi gidiyoruz, toplantıya nasıl yetişeceğim."
Kağnıyla Tavşan Avına Çıkmak:
Bir işi bitirmemek için bahane bulmak, ayak sürümek. "Şirket kağnıyla tavşan avına çıkmış gibi, ödemeler yapılacak deniyor."
Kahır Çekememek:
Birinin huysuzluğuna veya verdiği sıkıntıya katlanamamak.
Kahır Çekmek:
Uzun süre sıkıntıya katlanmak. "Çocuklarını büyütünceye kadar çok kahır çekti."
Kahir Ekseriyet:
Çok büyük bir çoğunluk, ezici çoğunluk. "Teklifimiz kahir ekseriyetle kabul edildi."
Kahır Yüzünden Lütfa Uğramak:
Birine kötülük olsun diye yapılan iş, onun iyiliğine olmak. "Kahır yüzünden lütfa uğramış, Allah'ın sevgili kuluymuş."
Kahkaha Atmak:
Yüksek sesle gülmek. "Burada kitap okuyorum, kahkaha atmayı bırakın."
Kahkaha Basmak:
Kendini tutamayıp yüksek sesle gülmek "Filmin o sahnesinde tüm salon kahkaha bastı."
Kahkaha Koparmak:
Kendini tutamayıp yüksek sesle gülmek "Filmin o sahnesinde tüm salon kahkaha kopardı."
Kahkaha Salıvermek:
Kendini tutamayıp yüksek sesle gülmek "Filmin o sahnesinde tüm salon kahkaha salıverdi."
Kahkaha Tufanı Kopmak:
Birdenbire toplu olarak kahkaha atmak. "Kısa bir sessizlikten sonra, evde kahkaha tufanı koptu."
Kahkahadan Kırılmak:
Çok gülmek. "Çok komik bir filmdi, inan hepimiz kahkahadan kırıldık."
Kahkahalara Boğulmak:
Sesli olarak çok gülmek, gülmekten kendini alamamak. "Korku filmi diye izledik, izlerken kahkahalara boğulduk."
Kahkahayı Ağzında Söndürmek:
Edep sınırlarını aşmamak için gülmeyi sınırlamak. "Kahkahayı ağzınızda söndürmenizi rica ediyorum."
Kahkahayı Basmak:
Kendini tutamayıp yüksek sesle gülmek "Filmin o sahnesinde tüm salon kahkahayı bastı."
Kahkahayı Koparmak:
Kendini tutamayıp yüksek sesle gülmek "Filmin o sahnesinde tüm salon kahkahayı kopardı."
Kahkahayı Salıvermek:
Kendini tutamayıp yüksek sesle gülmek "Filmin o sahnesinde tüm salon kahkahayı salıverdi."
Kahpe felek:
"Rast gelmeyen, yâr olmayan, kötü talih veya kader" anlamında kullanılan bir söz, kambur felek.
Kahpelik Etmek:
Sözünden dönerek birine kötülük etmek.
Kahpenin Dölü:
Piç, soysuz. "Kahpenin dölü gelmiş bize kabadayılık taslıyor."
Kahve Dövücünün Hınk Deyicisi:
"Başkasına yardım edecek veya yüreklendirecek gücü olmadığı hâlde öyle görünüp yardakçılık eden kimse." anlamında kullanılan bir söz. "Bu haysiyet yoksunu da, kahve dövücünün hınk deyicisi."
Kahveyi Sele Vermek:
Türk kahve kültüründe, fincanın yanında su dolu bardağın getirilmesinin sebebi; kahve içecek kişinin önce su bardağından genellikle üç yudum su içip suyu ağzında dolaştırıp yutarak hem ağzını hem de boğazını kahvenin tadını almaya hazırlamasıdır. Kahve tiryakileri, kahveyi mutlaka böyle içerler. Kahvenin üzerine su içmek, görgüsüzlük kabul edilir.
Kahya Kesilmek:
Olur olmaz her işe karışmak.
Kâhyalık Etmek:
1- Kâhyalık görevinde bulunmak. "Bu konakta kâhyalık etmek kolay değildir." 2- Her şeye karışmak. "Sen bize kâhyalık etmeyi bıraksan iyi olacak."
Kail Olmak:
1- Razı olmak. 2- İnanmak.
Kainat-ı Sürur:
Sevinç dünyası.
Kakara Kikiri:
Gevezelikle, boş ve eğlenceli sohbetle vakit geçirmek. "Kakara kikiri yapmayı bırakıp, soruları çözün."
Kakılıp Kalmak:
Beklemek zorunda kalmak, hiçbir yere gidememek. "Bankada bekleyenler çok olunca, kakılıp kaldık."
Kalabalığa Karışmak:
Topluluğun içine katılmak. "Kalabalığa karışıp gözden kayboldu."
Kalabalık Etmek:
Gereksiz olarak yer doldurmak.
Kalafat Yeri:
Gemi ve kayıkların onarıldığı yer.
Kalafata Çekmek:
1- Gemiyi onarmak için karaya çekmek. "Çarpışmadan sonra yatı kalafata çekmek zorunda kaldık." 2- Azarlamak, paylamak. "Sana her gün kalafata çekmek zorunda bırakma beni."
Kalas Gibi:
Kaba, kibar veya nazik olmayan, incelikten yoksun. "Akşam akşam kalas gibi bir minibüs şoförüne denk geldim."