Bir Deyim Öğrenelim!
Baş Eğmemek:
Direnmek, teslim olmamak. "Türk milleti kimseye baş eğmez."
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Kaleyi İçeriden Ele Geçirmek:
Meseleyi karşı taraftan birinin yardımıyla halletmek. "Kaleyi içeriden ele geçirince işi sonuçlandı."
Kaleyi İçeriden Fethetmek:
Meseleyi karşı taraftan birinin yardımıyla halletmek. "Kaleyi içeriden fethedince işi sonuçlandı."
Kaleyi İçinden Ele Geçirmek:
Meseleyi karşı taraftan birinin yardımıyla halletmek. "Kaleyi içinden ele geçirince işi sonuçlandı."
Kaleyi İçinden Fethetmek:
Karşı taraftan birinin yardımını alarak davasını kazanmak. "Kaleyi içinden fethedince işi sonuçlandı.", "Kaleyi içinden fethetmek, dışından zorlamaktan çok kolaydır.- Nutuk"
Kaleyi İçten Ele Geçirmek:
Meseleyi karşı taraftan birinin yardımıyla halletmek. "Kaleyi içten ele geçirince işi sonuçlandı."
Kalıba Dökmek:
Dökmecilikte erimiş madeni kalıbın içine akıtmak. "Kurşunu kalıba döküp değişik şekiller elde ediyor."
Kalıba Vurmak:
Biçimi bozulmuş bir şeyi düzeltmek için kalıba geçirmek. "Ayakkabıları kalıba vurmak gerekiyor."
Kalıbı Değiştirmek:
Ölmek. "Kalıbı değiştirmeden önce yapmak istediğim çok şey var."
Kalıbı Dinlendirmek:
Ölmek. "Kalıbı dinlendirmeden önce yapmak istediğim çok şey var."
Kalıbı Kıyafeti Yerinde:
Görünüşü gösterişli olan kimse. "Kalıbı kıyafeti yerinde bir adamla gidiyorlardı."
Kalıbından Utanmamak:
Dıştan görüntüsünün verdiği etkiyi hiçe saymak. "Kalıbımdan utanmasam çıkıp oynayacağım."
Kalıbını Basmak:
Bir şeye bütün içtenliği ile güvenmek, bir şeyi doğrulamak. ”Kalıbımı basarım ki o, bu işi yapmamıştır.”
Kalıbının Adamı Olmamak:
Görünüşünden bekleneni yapamaz olmak, umulanı ortaya koymamak.
Kalıcı Eser:
Değeri kaybolmayan, gelecek nesillerce bile beğenilecek eser.
Kalın Kafalı:
Bir şeyi geç ve güç anlayan kimseleri nitelemek için kullanılır. "Kalın kafalı bir insandı."
Kalıp Gibi Oturmak:
Giysi, vücuda tam uymak. "Bu kıyafet kalıp gibi oturuyor, bunu alalım." , "Kalıp gibi oturan değil de bol kıyafetleri severim."
Kalıp Gibi Serilmek:
Yorgunluktan upuzun yatmak. "Eve gidip, kalıp gibi serilmek istiyorum."
Kalıp Gibi Uyumak:
Kımıldamadan uzun ve derin bir uyku uyumak. "Dün gece yorgunluktan kalıp gibi uyumuşum."
Kalıp Kesilmek:
Olduğu gibi kalmak. "Tüm aile haberi izlerken kalıp kesildik."
Kalıp Kıyafet:
Dış görünüş.
Kalıptan Kalıba Girmek:
1- Sık sık iş değiştirmek. "Kalıptan kalıba giriyor, şimdi nerede çalışıyor bilmiyorum." 2- Çıkar sağlamak için değişik kılıklara girmek. "Kalıptan kalıba girer, istediğini elde ederdi."
Kalır Yeri Olmamak:
Ayrımsız, farksız, daha aşağı durumda değil, anlamına gelir. Hangi bakımdan olursa olsun, birinden aşağı durumda olmamak. "Senin de kardeşinden kalır yerin yok."
Kalır Yeri Yok:
Ayrımsız, farksız, daha aşağı durumda değil, anlamına gelir. "Senin de kardeşinden kalır yerin yok."
Kalitece Düşük Olmak:
İstenen vasıfta olmamak, dayanıklılığı az olmak.
Kalitesi Düşük Olmak:
İstenen vasıfta olmamak, dayanıklılığı az olmak.
Kalkan Elli:
Büyük elli, kuvvetli, becerikli eli olan.
Kalkıp Kalkıp Oturmak:
Öfke, heyecan vb. duygular sebebiyle yerinde duramaz olmak, hop oturup hop kalkmak. "Maç boyunca taraftarlar kalkıp kalkıp oturdu."
Kalkışa Geçmek:
Uçak havalanmak için pistten ayrılmak. "Kalkışa geçmek üzere olan uçakta bir panik havası vardı."
Kalleşlik Etmek:
1- Sözünde durmayarak döneklik etmek. "Akşam bekliyoruz, bir kalleşlik etme sakın." 2- Birine gizlice kötülük etmek. "Sizin gibi hainler kalleşlik etmekten geri kalmıyor."
Kalori Saymak:
Diyet yapmak. "Bu günlerde kalori saydığımdan fazla bir şey yiyemem."
Kalp Ağrısı:
Aşk acısı. "Bu yaşlarda kalp ağrısı çekmek normaldir."
Kalp Ağrısı Çekmek:
1- Aşktan doğan üzüntü, yürek ağrısı çekmek. "Şu kıza kendini kaptırma, sonra çok kalp ağrısı çekersin." 2- Sıkıntı, keder, yürek ağrısı çekmek. "Kalp ağrısı çekmek bizim kaderimizde var."
Kalp Çalmak:
Sevgisini kazanmak, kendine âşık etmek, kalbini çalmak. "Kalp çalmayı iyi bilirsin, ama sana değer verenlere değer vermiyorsun."
Kalp Etmek:
Bir durumdan başka bir duruma çevirmek, dönüştürmek. "Zararımıza olan işi kalp edip kârlı bir duruma çevirdik."
Kalp Fethetmek:
Güzel bir davranış ve sözle birilerinin sevgisini kazanmak, ilgisini çekmek. "Bir demet çiçekle annemizin kalbini fethedebiliriz."
Kalp Kazanmak:
Güzel bir davranış ve sözle birilerinin sevgisini kazanmak, ilgisini çekmek. ”Bir demet çiçekle annemizin kalbini kazanabiliriz.”
Kalp Kırmak:
Davranışıyla birini incitip üzmek, kırmak, gücendirmek. "Kalp kırmaktan çok gönül yapmaya çalışın."
Kalp Olmak:
Sahte, düzme olmak. "Anlattıklarınızın kalp olduğunu biliyorum."
Kalp Olmamak:
Acıma duygusu olmamak. "Sende kalp olsa, bu kadar zalimlik yapmazdın."
Kalp Para:
Sahte para.
Kâm Almak:
Umduğunu ve istediğini elde etmek, dilediği biçimde zevk almak, keyfini çıkarmak. "Yeni işinden kâm almış, ben buradan emekli olurum diyor."
Kama Basmak:
Oyunda yenmek. "Bana kama basmak için daha acemisin."
Kamanço Etmek:
Yüklemek, aktarmak, elden ele geçirmek. "Pastayı canın çekmiyorsa, bize kamanço et kardeşim."
Kambersiz Düğün Olmaz:
“Bir toplantı, eğlence veya iş, en çok ilgili kişiler bulunmadan yapılırsa tadı çıkmaz” anlamında alay yollu kullanılır.
Kambersiz Düğün Olur mu:
"Bir toplantı, eğlence veya iş, en çok ilgili kişiler bulunmadan yapılırsa tadı çıkmaz" anlamında alay yollu kullanılır. "Sanırım sen de geleceksin, kambersiz düğün olur mu?"
Kambur Felek:
"Rast gelmeyen, yâr olmayan, kötü talih veya kader" anlamında kullanılan bir söz, kahpe felek.
Kambur Kambur Üstüne:
"Sıkıntı üstüne sıkıntı, terslik üstüne terslik, borç üstüne borç, aksilikler birbirini kovalıyor" anlamında kullanılır. "Bu işte de kambur kambur üstüne, bize yük oluyor."
Kambur Üstüne Kambur:
“Sıkıntı üstüne sıkıntı, terslik üstüne terslik, borç üstüne borç, aksilikler birbirini kovalıyor” anlamında kullanılır.
Kambura Vermek:
Ciltlenecek kitabın sırtını, formalar dikildikten sonra çekiç veya makine yardımıyla yuvarlaklaştırmak. "Şu kitapları sen kambura veriver."
Kambura Yatmak:
Ayakta duran birini sırtüstü düşürmek için gizlice arkasında iki büklüm olup eğilmek ve başka birinin onu önden üzerine itmesini sağlamak. "Kambura yatıp arkadaşına şaka yapmak istemişler."
Kamburu Çıkmak:
1- Sırtı kambur olmak. "Yaşı çok olmamasına rağmen kamburu çıkmış." 2- İhtiyarlamak. "Kamburun çıkmış artık, evlenip de ne yapacaksın." 3- Eğilerek yapılan işler için çok çalışmış olmak. "Yerleri silmekle uğraşıyorum, kamburum çıktı."
Kamburunu Çıkarmak:
İnsan, kedi vb. sırtını tümsek duruma getirmek. "Kedicik kamburunu çıkarıp yerdeki oyuncak fareye yaklaştı."
Kamçı Çalmak:
Kamçılamak. "Develere kamçı çalıp daha hızlı koşmasını sağlıyorlar."
Kamçı Vurmak:
Kamçılamak. "Develere kamçı vurup daha hızlı koşmasını sağlıyorlar."
Kamçıkuyruk:
İyi cins kıvırcık koyun. "Yirmi tane Kamçıkuyruk satın almış." "Kamçıkuyruk yetiştiriciliği yapmaya karar verdim." Doğrusu kamçıkuyruk şeklindedir, deyim değil isimdir.
Kamet Getirmek:
Farz namazına durmak için iç ezan okumak. "Müezzin olmayınca cemaatten biri kamet getirdi."
Kameti Artırmak:
1- Yüksek sesle konuşmak. "Kameti artırsana, seni duyamıyorum." 2- Ortalığı velveleye vermek. "Kameti artırıp, insanları telaşlandırmanın anlamı yok."
Kamil İnsan:
Her bakımdan yetişkin, olgun insan.
Kamış Atmak:
Birine oyun etmek, arabozanlık etmek. "Kamış atmak konusunda ustasındır sen."
Kamış Koymak:
Birine oyun etmek, arabozanlık etmek. "Kamış koymak konusunda ustasındır sen."
Kamp Kurmak:
Kamp için kalınacak yerde gerekli düzeni sağlamak. "Kamp kurmak için uygun bir bölge arıyoruz."
Kamp Yapmak:
Genellikle yarışma öncesi, yarışmaya gerektiği gibi hazırlanmak. "Takım kamp yapmak için Antalya'yı seçmiş."
Kampa Girmek:
Genellikle yarışma öncesi, yarışmaya gerektiği gibi hazırlanmak. "Takım Antalya'da bir haftalık kampa girmiş."
Kamuoyu:
Bir konuyla ilgili halkın genel düşüncesi, halkoyu, amme efkârı, efkârıumumiye.
Kamuoyu Oluşturmak:
Bir düşünceyi yaygınlaştırmak ve halkın dikkati o düşünce etrafında toplamak ve yoğunlaştırmak. "Dernek üyeleri kamuoyu oluşturmak için broşürler bastırmış."
Kamuoyu Yaratmak:
Bir düşünceyi yaygınlaştırmak ve halkın dikkati o düşünce etrafında toplamak ve yoğunlaştırmak. "Dernek üyeleri kamuoyu yaratmak için broşürler bastırmış."
Kan Ağlamak:
Büyük bir üzüntü içinde olup yakınmak. ”Dört çocuk tek başıma kaldım, çaresizim, içim kan ağlıyor ama kimseye açılamıyorum.”
Kan Akıtmak:
Kurban kesmek, adak olarak bir hayvan kesmek. "Kazadan kurtulduğu için kan akıtmayı düşünüyordu."
Kan Akmak:
1- Kanlı bir kavga ya da çarpışma olmak. "Bu yurdu kurtarmak için çok kan akmıştı." 2- Ölmek. "Çok şükür rehine krizi kan akmadan çözüldü."
Kan Alacak Damarı Bilmek:
Nereden veya kimden çıkar sağlanabileceğini bilmek. "Bizim manav var ya, kan alacak damarı biliyor gerçekten."
Kan Alacak Damarı Bulunmamak:
Yararlanılacak bir varlığı (özellikle parası) bulunmamak.
Kan Bankası:
Gereğinde hastalara, verilmek üzere sağlam kimselerden alman kanların saklandığı yer.
Kan Başına Çıkmak:
Çok sinirlenmek, öfkelenmek, hiddetlenmek, kontrolü yitirmek. "Kan başına çıkmıştı, sağa sola bağırıp duruyordu."
Kan Başına Sıçramak (beynine çıkmak):
Çok sinirlenmek, öfkelenmek, ”Kan başına sıçramıştı, sağa sola bağırıp duruyordu.”
Kan Başına Toplanmak:
Çok sinirlenmek, öfkelenmek, hiddetlenmek, kontrolü yitirmek. "Kan başına toplanmıştı, sağa sola bağırıp duruyordu."
Kan Beynine Çıkmak:
Çok sinirlenmek, öfkelenmek, hiddetlenmek, kontrolü yitirmek. "Kan beynine çıkmıştı, sağa sola bağırıp duruyordu."
Kan Beynine Sıçramak:
Çok sinirlenmek, öfkelenmek, hiddetlenmek, kontrolü yitirmek. "Kan beynine sıçramıştı, sağa sola bağırıp duruyordu."
Kan Boğmak:
Beynine kan hücumuyla ölmek. "Babası, kan boğması yüzünden ölmüş dediler."
Kan Çanağı Gibi:
Çok kızarmış, kanlanmış. "Gözlerin kan çanağı gibi olmuş, sabaha kadar uyumadın mı?"
Kan Çekmek:
1- Yüz ve huy, anne veya baba tarafının yüzüne ve huyuna benzemek. "Kan çekmiş işte, aynı halası gibi inatçı." 2- Akrabalar birbirlerine yakınlık duymak. "Teyze sizi sık sık göresim geliyor, kan çekiyor sanırım."
Kan Çıkmak:
Cinayet işlenmek, kan dökülmek. ”Şu adamı götürün gözümün önünden, yoksa kan çıkacak.”
Kan Davası:
Aralarında kökleşmiş bir düşmanlık bulunan iki ailenin karşılıklı kin güderek birbirlerini öldürmesi sorunu. "Köyümüzdeki kan davası sona erdi, barış yapıldı."
Kan Dere Gibi Akmak:
Vücudun bir yerinden çok kan akmak veya bir savaşta çok kişi yaralanarak ölmek. "Kaza yerinde şoförden kan dere gibi akıyordu."
Kan Dökmek:
Ölüme yol açmak, yaralanıp ölmek veya birini yaralayıp öldürmek.
Kan Gitmek:
1- Büyük ve küçük abdestini yaparken kan gelmek. "Kan gitmeye başlayınca, doktora gitti." 2- Kadınlarda aybaşı çok kanlı olmak. "Bugünlerde alttan kan gidiyor, karnım fena ağrıyor."
Kan Gövdeyi Götürmek:
Çok kan akıtılmış olmak, çok insan öldürülmek. ”Düşmanla göğüs göğüse gelmiştik, biliyordum ki birazdan kan gövdeyi götürecek ve pek çoğumuz ölecekti.”
Kan Gütmek:
Kan dökerek öç almayı istemek. "Kan gütmekle başını belaya sokarsın, bırak adalet cezasını versin."
Kan İstemek:
Öldürülen bir kimsenin öcünün alınmasını istemek. "Ne yazık ki ülkemizde hâlâ kan isteyen insanlar var."
Kan Kardeş:
Birbirinin kanını emip kardeşlik andı içmek yoluyla kardeş olanlardan her biri, ant kardeşi.
Kan Kardeşi:
Birbirlerinin kanını emerek ya da yalayarak kardeş olduklarını kabul edenlerden her biri. "Bir kan kardeşim olmuştu."
Kan Kaybetmek:
1- Herhangi bir nedenle vücuttan çok kan akmak. "Kan kaybetmesini engellemek için tampon yaptılar." 2- Güçsüzleşmek, etkisini kaybetmek. "Takım üç haftadır kan kaybetmeye başladı."
Kan Kesilmek:
Kıpkırmızı olmak.
Kan Kırmızı:
Çok kırmızı renkli.
Kan Kusmak:
1- Çok eziyet, sıkıntı çekmek. 2- Kan dökerek öç almayı istemek. "Kan gütmekle başını belaya sokarsın, bırak adalet cezasını versin."
Kan Kusturmak:
Çok büyük sıkıntı ve eziyet çektirmek. ”Bana kan kusturmaya yemin etmişler, haydi görelim.”
Kan Kusup Kızılcık Şerbeti İçtim Demek:
Çok sıkıntı ve üzüntü çektiği hâlde durumunu iyi göstermek, şikayetçi olmamak, suskun kalmak. "Kan kusup kızılcık şerbeti içtik diyecek kadar devletimize bağlıyız." "Anam üzülmesin diye, kan kusup kızılcık şerbeti içtim derim." "Hayat bazen kan kusup kızılcık şerbeti içtim demeyi gerektirir."
Kan Olmak:
İnsan öldürülmek. "Şu şehirde bir gün de, kan olmadan geçse keşke."
Kan Oturmak:
Kan, vücudun bir yerinde sızıp birikmek. "Yere düşünce dizine kan oturmuştu."
Kan Revan İçinde:
Her yanı kana bulanmış bir durumda, anlamını taşır. "Kazadan kurtulmuştu, ama kan revan içindeydi."
Kan Revan İçinde Kalmak:
Her yanı kana bulanmak. "Kazadan kurtulmuştu, ama kan revan içinde kalmıştı."