D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Bahse Girmek:

Görüşünde veya iddiasında haklı çıkacak tarafa bir şey verilmesini kabul eden sözlü anlaşma yapmak. "Erken kalkmak konusunda onunla bahse girdik."

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Kan Taşı:  

Kırmızı veya esmer renkte olan doğal demir oksidinden oluşan, yaralardan akan kanı durdurmak için kullanılan bir mineral, hematit.

Kan Ter İçinde Kalmak:  

Çok yorgun, terli, bitkin ve perişan durumda olmak. ”Elindeki kazmayı bırakmaya niyetli değildi, kan ter içinde kalmış bedenini doğrultarak yüzüme baktı.”

Kan Tere Batmak:  

Her yanı kana bulanmak. "Yürürken ayakkabıları yoktu, ayakları kan tere batmıştı."

Kan Tükürmek:  

Çok eziyet çekmek.

Kan Tutmak:  

1- Kan görünce bayılmak. "Başarılı olmasına rağmen, kan tuttuğu için doktor olmaktan vazgeçti." 2- (Adam öldüren kimse korku ve heyecandan) şok geçirmek, kaçamamak, olduğu yere yığılıp kalmak. "Olaydan sonra katili kan tutmuş şekilde polis olay yerinde gözaltına aldı."

Kan Vermek:  

1- Hastaya, yaralıya kan aktarmak. "Kan vermek için iki ünite kan kullanıldı." 2- Kan nakli için kan aldırmak. "Kan vermek için vatandaşlar hastaneye akın etti."

Kan Yürümek:  

Bir organda aşırı kan birikmek. "Son günlerde ellerimde kan yürümesi fark ettim."

Kan Yürümesi:  

Bir organda aşırıca kan birikmesi.

Kan Yutturmak:  

Bir iş oluncaya dek o işi yapana çok sıkıntı vermek.

Kana Boyamak:  

Kan içinde bırakmak. "Soyguncular bankayı kana boyamadan polis olay yerine geldi."

Kana Bulamak:  

Kan içinde bırakmak. "Soyguncular bankayı kana bulamadan polis olay yerine geldi."

Kana Bulatmak:  

Kan içinde bırakmak. "Soyguncular bankayı kana bulatmadan polis olay yerine geldi."

Kana Kan İstemek:  

Birinin öldürülmesine karşılık olarak, öldürenin ya da onun bir yakınının öldürülmesini istemek. "Ne yazık ki ülkemizde hâlâ kana kan isteyen insanlar var."

Kana Kana İçmek:  

Doya doya içmek. "O kadar susamış ki suyu kana kana içti." Deyim değildir.

Kana Susamak:  

Birini öldürme hırsı içinde olmak. ”Bırak elindeki bıçağı dedim ama dinletemedim, kana susamış gibiydi.”

Kanaat Etmek:  

Yetinmek.

Kanaat Getirmek:  

Kanmak, aklı yatmak, inanmak. "Satış konusunda çoğunluk olumlu kanaat getirdiği için, satmaya karar verdik."

Kanadı Altına Almak:  

Korumak, gözetmek, himayesi altına almak. ”Yeğenini kanadının altına aldı.”

Kanadı Altına Sığınmak:  

Bir kimsenin koruyuculuğu altına girmek. "O iyi insanın kanadı altına sığınmıştı, artık geleceğe güvenle bakıyordu."

Kanadı Kırılmak:  

Çaresiz kalmak. "Kocası ölünce kadının kanadı kırılmış."

Kanat Açmak:  

1- Birini korumak, himaye etmek. "Bu zor günlerimizde bize kanat açtığınız için size teşekkür ederiz." 2- Uçmak, gitmek. 3- Gemi, yelkenlerini açıp rüzgarla şişirmek.

Kanat Alıştırmak:  

1- Bir işe alışmaya çalışmak. "Bir aydır kanat alıştırmaya çalışıyorum." 2- Uçmayı yeni öğrenmeye başlamak.

Kanat Altına Almak:  

Himayesine almak, korumak.

Kanat Birliği Yapmak:  

Hep birlikte hareket etmek. "Kanat birliği yaparsak patronu dize getirebiliriz."

Kanat Çırpmak:  

1- Uçmak. "Bizden ürken güvercinler kanat çırpmaya başladı." 2- Kanatlarını hareket ettirmek. "Yaralı kuş, kanat çırpmakta zorlanıyordu." 3- Yeni bir başlangıç yapmak. "Mutlu bir hayata kanat çırpmak için yola çıktılar."

Kanat Germek:  

Birini korumak, gözetimi altına almak. Korumak, himaye etmek, gözetimi altına almak. "Bu yetimlere amcası kanat gerdi de, bugünlere gelebildiler." "Bu sokak hayvanlarına hep bizim dernek kanat gerdi."

Kanat Vermek:  

Hızlanmak, acele etmek.

Kanayan Yara Olmak:  

Sürekli sıkıntı, üzüntü ve zarar veren bir durumda olmak. "Cehalet bu toplumda kanayan yara olmaya devam ediyor."

Kanca Atmak:  

Bir kimseyle uğraşmak, musallat olmak, kancayı takmak.

Kancayı Atmak:  

Bir kimseye musallat olmak, kötülüğü için uğraşmak. "Bu adam sana kancayı atmış gibi görünüyor."

Kancayı Takmak:  

Bir kimseye musallat olmak, kötülüğü için uğraşmak. "Bu adam sana kancayı takmış gibi görünüyor" , ""Dikkat et, hoca kancayı sana takarsa dersi zor geçersin."

Kandil Çöreği:  

Kandil günlerinde yapılıp satılması adet olan çörek, kandil simidi.

Kandil Gecesi:  

Berat, Miraç, Regaip ve Hz. Muhammed'in doğum yıl dönümlerine rastlayan mevlid gecelerinden her biri.

Kandil Günü:  

Kandil gecesinden önceki gün.

Kandil Yağı:  

Kötü cins zeytinyağı.

Kandilin Yağı Tükenmek:  

Hayatı sona ermek, ölmek. "Zamanla her kandilin yağı tükenecek."

Kandilli Küfür:  

İşitilmedik veya ağırca bir sövüş. "Kandilli küfürler etmeye başlayınca, hemen oradan uzaklaştım."

Kandilli Temenna:  

Eli yere kadar uzatarak yapılan selâmlama. "İçeri giren uşaklar kandilli temenna etiler." , "Kandilli temenna eyledikten sonra lafa başladım."

Kanı Ağır:  

Davranışları yavaş, sevimsiz, konuşması insana sıkıntı veren, hoşa gitmeyen kimse. "Kanı ağır adamlarla dostluk kurmam." , "Dayısının kanı ağır olduğundan, yanına pek uğramazdı."

Kanı Başına Çıkmak:  

Çok sinirlenmek, öfkelenmek, hiddetlenmek, kontrolü yitirmek. "Kanı başına çıkmıştı, sağa sola bağırıp duruyordu."

Kanı Başına Sıçramak:  

Çok sinirlenmek, öfkelenmek, hiddetlenmek, kontrolü yitirmek. "Kanı başına sıçramıştı, sağa sola bağırıp duruyordu."

Kanı Başına Toplanmak:  

Çok sinirlenmek, öfkelenmek, hiddetlenmek, kontrolü yitirmek. "Kanı başına toplanmıştı, sağa sola bağırıp duruyordu."

Kanı Bozuk:  

Soysuz, iğrenç işler yapmaktan geri durmayan. ”Toplum bu kanı bozuk insanlardan temizlenmelidir.”

Kanı Canı Çekilmek:  

Kanı Çekilmek:  

Donakalmak, çok şaşırmak. "Haberi duyunca kadının kanı çekildi."

Kanı Donmak:  

Donakalmak, çok şaşırmak. "Anlattıklarını işitince kanım dondu, inanamadım."

Kanı İçine Akmak:  

Derdini dışa vuramamak. "Kanı içine akar, ağzını açıp tek laf etmez."

Kanı Isınmak:  

Birine karşı yakınlık duymak, ondan elektrik almak. "Size kanım ısındı, iyi bir insana benziyorsunuz."

Kanı Isınmamak:  

Birinden elektrik alamamak, yakınlık hissedememek. "Yeni patrona kanı ısınmadığı için işten ayrıldı."

Kanı Kaynamak:  

1- Hareketli, coşkun olmak. 2- Birine içten bir sevgi beslemek, yakınlık duymak. ”Çocuğa, ilk rastladığımda kanım kaynamıştı.”

Kanı Kurumak:  

1- Çok usanmak, çok bıkmak. "Sizin isteklerinizden kanım kurudu benim." 2- Bitkin, yorgun, cansız duruma düşmek. "Kanı kuruyuncaya kadar temizlik yaptı."

Kanı Pahasına:  

Yaralanmayı veya öldürülmeyi göze alarak. ”Kanım pahasına da olsa, o adamlara, buradan adımlarını attırmayacağım.”

Kanı Sıcak:  

Sevimli, kendisini sevdiren, sempatik, sıcakkanlı. "Kanı sıcak bir öğretmendi."

Kanı Temizlenmek:  

Öldürülenin arkasından, öldüren kişi veya yakınlarından birini öldürerek öç almak. "Hırto aşireti, kanı temizlenmek için birini görevlendirmiş."

Kanı Yerde Kalmak:  

intikamı alınmamak. Yapılan bir kötülüğün hesabı sorulmamak.

Kanına Dokunmak:  

Çok öfkelenmek, sinirlenmek. "Kanına dokunacak sözler etmeye başlayınca kavga çıktı."

Kanına Ekmek Doğramak:  

1- Birinin ölümüne yol açarak sevinmek. 2- Birini küçük düşürmek, birine zarar vermek.

Kanına Girmek:  

1- Birini öldürtmek veya öldürmek. "Kan davası nedeniyle adamın kanına girdiler." 2- Bir şeyi harcamak, ziyan etmek. "Şu paranın da kanına girdin ya, yazıklar olsun sana." 3- Bir kızın bekaretini bozmak.

Kanına İşlemek:  

1- Bir şeyi aşırı ölçüde benimsemek. "Torpil ve rüşvet bu yöneticilerin kanına işlemiş." 2- Büyük ölçüde etkisinde kalmak. "Otuz yıllık memuriyetten sonra, memur ruhu kanına işlemiş."

Kanına Susamak:  

Belâsını aramak, kendisinin öldürülmesine yol açacak bir davranışta bulunmak. ”Kanına mı susadın sen, o katilin üstüne böyle gidilir mi hiç!”

Kanını Emmek:  

Hiç insaf etmeden sömürmek, varını yoğunu elinden almak. ”Yıllardır kanımızı emiyor bu soysuz herifler!”

Kanını İçine Akıtmak:  

Sıkıntısını belli etmemek. "Kanını içine akıtma, sorunlarını bizimle paylaş ki sana yardımcı olalım."

Kanını Kaynatmak:  

Heyecanlandırmak, coşturmak. "Şu görüntüler insanın kanını kaynatıyor."

Kanını Kurutmak:  

Canından bezdirmek. "Akşama kadar bu çocuklar kanımı kuruttular."

Kanını Su Etmek:  

Aşırı özveride bulunmak.

Kanını Yerde Koymak:  

Birini öldüreni ölümle cezalandırmamak. "Kanını yerde koymak istemeseler de adalete güveniyorlardı."

Kanıya Varmak:  

Belli bir kanı edinmiş olmak. "Bu kadar anlatımla bir kanıya varmak zor."

Kanıyla Ödemek:  

Yaptığı işin cezasını hayatıyla ödemek. ”Yaptığını kanıyla ödettiler zavallıya.”

Kanlı Bıçaklı Olmak:  

Birbirlerinin kanını dökecek, birbirlerini öldürecek kadar birbirlerine düşman olmak. ”Küçücük bir tarla yüzünden kanlı bıçaklı olduk.”

Kanlı Canlı:  

Sağlıklı, sapasağlam, dinç ve diri olduğu yüzünden belli olan. ”Kanlı canlı oluncaya kadar hastanede tutuldum.”

Kanlı Katil:  

Çok insan öldürmüş veya birini vahşice öldürmüş katil.

Kanlı Kavak Oyunu:  

Karagöz oyunlarından birinin adı.

Kanlı Yaş Dökmek:  

Büyük üzüntüyle ağlamak. "Babalarının ardından tüm aile kanlı yaş döktü."

Kanlı Yaşlar Dökmek:  

Büyük üzüntüyle ağlamak. "Babalarının ardından tüm aile kanlı yaşlar döktü."

Kanlısı Olmak:  

Birinin katili olmak. "Kanlısı olduğu için, sürekli kendini gizlemeye çalışıyordu."

Kantar Ağası:  

Eskiden çarşı ve pazarlarda tartı ayarlarını kontrol eden memur.

Kantara Çekmek:  

1- Bir şeyi tartmak. "Getirdiğim ürünler kantara çekiliyor." 2- Birini sınamak. "Daha yenisin, seni kantara çekerler, dikkatli ol."

Kantara Vurmak:  

1- Bir şeyi tartmak. "Getirdiğim ürünler kantara vuruluyor." 2- Birini sınamak. "Daha yenisin, seni kantara vururlar, dikkatli ol."

Kantarı Belinde:  

Gözü açık, aldatılmaz.

Kantarın Topunu Kaçırmak:  

Ölçüyü kaçırıp, aşırı davranmak. "Çocuğa o kadar ağır konuşma, kantarın topunu kaçırdın biraz."

Kantarın Topuzunu Kaçırmak:  

Ölçüyü kaçırıp, aşırı davranmak. "Çocuğa o kadar ağır konuşma, kantarın topuzunu kaçırdın biraz."

Kantarlıyı Savurmak:  

Ağır bir biçimde sövmek. "Basit bir olay yüzünden kantarlıyı savurmakla ayıp ettin."

Kapağı Atmak:  

Sıkıntılı bir yerden kurtulup rahat edeceği bir yere kavuşmak; uygun bir yere yerleşmek, işe girmek. ”Evimize kapağı attık mı tamam, gel keyfim gel o zaman.”

Kapağı Bir Yere Atmak:  

1- Sıkıntılı bir yerden kurtulup rahat edeceği bir yere kavuşmak; uygun bir yere yerleşmek. "Evimize kapağı attık mı tamam, gel keyfim gel o zaman." 2- İşe girmek "Adam devlet memurluğuna kapağı atmış, şimdi kasılıyor."

Kapak Atmak:  

Aşırı, tıka basa dolmuş olmak. "Buzdolabı kapanmıyor, kapak atıyor."

Kapalı Geçmek:  

Bir konuda önemli noktaya değinmemek. "Bu konuyu kapalı geçip, başka bir derste detaylı olarak işleyeceğiz."

Kapalı Kutu:  

İçinde ne sakladığını belli etmeyen, niteliği gizli kalan. "Mahallede yaşananlar kapalı kutu gibi, beni çok meraklandırıyor." , "Bu çocuk bir haftadır kapalı kutu gibi.

Kapalı Olmak:  

1- İş yapmamak. "İş yeri kapalı olduğundan izinliyim." 2- İlgisiz kalmak. "Kendisine uzatılan yardımlara da kapalı olması şaşırtıcı."

Kapalı Yetişmek:  

Toplum hayatına girmeden, karışmadan yetişmek. "Çocuğu kapalı yetişmesin diye sık sık yanında iş yerine götürürdü."

Kapan Kurmak:  

Bir hayvanı tuzağa düşürmek için kapan hazırlamak. "Geceden balıklar için kapan kurup geldiler."

Kapana Düşmek:  

İçinden çıkılmayacak bir duruma düşmek, ele geçmek. "Sanırım hepimiz buraya gelmekle kapana düştük."

Kapana Düşürmek:  

Hile ile yakalamak. "Fareyi kapana düşürmek için çok uğraştı."

Kapana Girmek:  

İçinden çıkılmayacak bir duruma düşmek, ele geçmek. "Sanırım hepimiz buraya gelmekle kapana girdik."

Kapana Kısılmak:  

İçinden çıkılmayacak bir duruma düşmek, ele geçmek. "Sanırım hepimiz buraya gelmekle kapana kısıldık."

Kapana Kıstırmak:  

Hile ile yakalamak. "Fareyi kapana kıstırmak için çok uğraştı."

Kapana Koymak:  

İçinden çıkılmayacak bir duruma düşmek, ele geçmek. "Sanırım hepimiz buraya gelmekle kapana koyulduk."

Kapana Sıkıştırmak:  

1- Birini zor durumda bırakmak. "Sözlerinizle beni kapana sıkıştırmaya çalışıyorsunuz." 2- Birini düzenle zor duruma sokmak, işin içinden çıkamaz duruma getirmek. "Adamı kapana sıkıştırıp senet imzalatmışlar."

Kapana Tutulmak:  

İçinden çıkılmayacak bir duruma düşmek, ele geçmek. "Sanırım hepimiz buraya gelmekle kapana tutulduk."

Kapana Yakalanmak:  

İçinden çıkılmayacak bir duruma düşmek, ele geçmek. "Sanırım hepimiz buraya gelmekle kapana yakalandık."

Kapanın Elinde Kalmak:  

1- Çok istenir ve aranır olmak. "Yeni gelen telefonlar kapanın elinde kalıyor." 2- Bir şeyden ancak çabuk davrananların yararlanabildiğini anlatır. "Bu balıklar kapanın elinde kalıyor."

WhatsApp