Bir Deyim Öğrenelim!
Soyunup Dökünmek:
Sokak giysilerini çıkarıp ev içinde kullandığı rahat giysilerini giymek. "Soyunup dökündükten sonra televizyonun karşısına geçti."
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Karşı Karşıya Olmak:
1- Birden karşılaşmak. "Karşı karşıya olduğum için selam verdim." 2- Bir araya gelmek. "Bu meseleyi karşı karşıya olunca konuşursunuz."
Karşı Koyamamak:
Engel olamamak, direnememek, boyun eğmek, pes etmek. "Hırsızlar polise fazla karşı koyamadılar."
Karşı Koymak:
Engel olmaya çalışmak, direnmek, güç kullanarak dayanmak, boyun eğmemek. ”Hırsızlar polise silâhla karşı koymaya çalıştılar.”
Karşı Olmak:
Birine veya bir düşünceye katılmamak, karşıt olmak. "Benim burada çalışmama karşı olduğunuzu biliyorum."
Karşıdan Bakmak:
Bir işe karışmayarak uzaktan izlemek.
Karşılık Vermek:
1- Küçük büyüğüne karşı gelmek. "Ablana karşılık vermeyi bırak, saygısızlık yapıyorsun." 2- Cevap vermek, yanıt vermek. "Sorularıma karşılık vermekte zorlandığınızı görüyorum."
Karşılıkta Bulunmak:
Cevap vermek. "Tekliflerimize ne zaman karşılıkta bulunabilirsiniz?"
Karşısına Almak:
Birinin düşünce ve tutumuna katılmadığını belli etmek. "Tüm aileni karşına almakla hata ediyorsun."
Karşısına Çıkmak:
1- Karşısında bir şeyi, bir kişiyi görmek. "Sokakta, öğretmeni birden karşısına çıktı." 2- Karşısındakine engel olacağını göstermek. "Sana zarar vermeye çalışırsa, karşısına ilk ben çıkarım."
Karşısına Dikilmek:
1- Birinin karşısında durmak. "Karşımda dikilip durmayın, geçin yerinize oturun." "Karşımda dikilme, televizyonu göremiyorum." 2- Karşıt olmak. "Her söylediğinin karşısına dikilmenizi doğru bulmuyorum." 3- Engel olmak. "Karşısına dikildim ve gidersen bir daha bu eve giremezsin diye tehdit ettim."
Karşısına Geçmek:
1- Karşı düşünceye katılmak. "İkna olduktan sonra doğal olarak karşısına geçti." 2- Karşı partiye, gruba gitmek. "Vekili olduğu partinin karşısına geçmesi hoş karşılanmadı."
Karşıt Anlamlı:
Anlamları birbirinin karşıtı olan (söz), zıt anlamlı: Aşağı yukarı, ileri geri, siyah beyaz, dar geniş, büyük küçük gibi.
Kart Basmak:
İşçiler iş yerine giriş ve çıkışta gelip gittiklerini bir makine aracılığıyla belirtmek. "Kart basmayan işçilerin listesini getiriver."
Kart Çıkarmak:
Hakem kural dışı hareket eden oyuncuya cezalandırma amacı ile sarı veya kırmızı kart göstermek. "O hareketten sonra hakem kırmızı kart çıkarmakta haklıydı."
Karun Gibi Zengin:
Çok zengin, malının, parasının hesabını bilmeyecek kadar zengin.
Kaş Çatmak:
Kızmak, öfkelenmek, kaş yıkmak. "Memnun olmadığı, kaş çatmış halinden belliydi."
Kaş Göz Etmek:
Kaş ve göz hareketleriyle bir işaret vermeye, istediğini bu yolla anlatmaya çalışmak. ”Kalabalıkta kaş göz ederek Hasan`ı çağırmayı düşündü.”
Kaş Göz İşareti Yapmak:
Kaş ve gözle bir şeyler anlatmak, dikkat çekmek. "Sen kime kaş göz işareti yapıyorsun birader?"
Kaş Yaparken Göz Çıkarmak:
İşi düzelteyim, bir iyilik yapayım derken büsbütün bozmak ve büyük bir zarar vermek. "Çok iyi niyetli, ama kaş yaparken göz çıkarıyor."
Kaş Yaparken Göz Çıkartmak:
İşi düzelteyim, bir iyilik yapayım derken büsbütün bozmak ve büyük bir zarar vermek. "Çok iyi niyetli, ama kaş yaparken göz çıkartıyor."
Kaş Yapayım Derken Göz Çıkarmak:
İşi düzelteyim, bir iyilik yapayım derken büsbütün bozmak ve büyük bir zarar vermek.
Kaş Yapayım Derken Göz Çıkartmak:
İşi düzelteyim, bir iyilik yapayım derken büsbütün bozmak ve büyük bir zarar vermek. "Çok iyi niyetli, ama kaş yapayım derken göz çıkartıyor."
Kaş Yıkmak:
Kızmak, öfkelenmek, kaş çatmak. "Memnun olmadığı, kaş yıkmış halinden belliydi."
Kasavet Çekmek:
Üzülmek, tasalanmak. "Gece gece kasavet çekmenize gerek yok, yarın sorunu hallederiz."
Kasavet Etmek:
Üzülmek, kaygılanmak. "Böyle basit şeyler için kasavet etme anneciğim."
Kasayı Devretmek:
İşletmelerde nöbetleşe çalışan kasadarlar kasa mevcudunu birbirine aktarmak. "Çabuk buraya gelip, kasayı devretsin."
Kaşı Çatılmak:
Kızmak, öfkelenmek. "Memnun olmadığı, kaşı çatılmış halinden belliydi."
Kaşık Atmak:
İştahla ya da çabuk yemek. "Çocuklar masaya oturup, kaşık atmaya başlamışlar bile."
Kaşık Çalmak:
İştahla ya da çabuk yemek. "Çocuklar masaya oturup, kaşık çalmaya başlamışlar bile."
Kaşık Düşmanı:
Kadın, eş.
Kaşık Kadar:
Çok küçük. "Yaşlılıktan suratı kaşık kadar kalmış, gözlerinde dev güneş gözlükleri vardı." "Gökte kaşık kadar bile bulut yok."
Kaşık Oyunu:
Yurdumuzun birçok bölgesinde, parmaklar arasına sıkıştırılmış tahta kaşıklar ile şıkırdatılarak çok hareketli bir biçimde oynanan halk oyunu.
Kaşık Sallamak:
Yemek yemek. "Kaşık sallamak için babamı bekliyorduk."
Kaşıkla Verip Kepçeyle Geri Almak:
Yaptığı bir iyiliğin acısını çıkarırcasına davranmak. "Memura yine kaşıkla verip kepçeyle geri aldılar."
Kaşıkla Verip Sapıyla Gözünü Çıkarmak:
Bir iyilik yaptıktan sonra, bu iyiliği hiçe indirecek bir kötülük yapmak. "Bize kaşıkla verip sapıyla gözümüzü çıkarmasan şaşardım zaten."
Kaşıkla Yedirip Sapıyla Gözünü Çıkarmak:
Bir iyilik yaptıktan sonra, bu iyiliği hiçe indirecek bir kötülük yapmak. "Bize kaşıkla yedirip sapıyla gözümüzü çıkarmasan şaşardım zaten."
Kaşıkla Yedirip Sapıyla Kusturmak:
Bir iyilik yaptıktan sonra, bu iyiliği hiçe indirecek bir kötülük yapmak. "Bize kaşıkla yedirip sapıyla kusturmasan şaşardım zaten."
Kaşıkla Yedirip, Sapıyla Göz Çıkarmak:
Bir iyilik yaptıktan sonra, bu iyiliği hiçe indirecek bir kötülük yapmak.
Kasım Kasım Kasılmak:
Gururlanmak, büyüklük taslamak, büyüklenmek. "Sonradan zenginleşince, hepsi kasım kasım kasılmaya başladı."
Kaşını Gözünü Eğmek:
Kızgın bir durumdayken kaş çatmak. "Kaşını gözünü eğmeye başladı, daha fazla konuşmayalım."
Kaşının Altında Gözün Var demek:
Bir kimseye, alınmasına neden olacak söz söylemek, onun her davranışını hoş karşılamamak, yaptığını beğenmemek, takdir etmemek. "Sen o parti üyesi olmadıktan sonra, kaşının altında gözün var deyip kabul etmezler."
Kaşının Altında Gözün Var Dememek:
Bir kimseye, alınmasına neden olacak hiçbir söz söylememek, onun her davranışını hoş karşılamak, olduğu gibi kabullenmek. "Ona kaşının altında gözün var demez, ne isterse gücü yettiğince yapmaya çalışırdı."
Kasıp Kavurmak:
1- Bir afet çok zarar vermek, mahvetmek. 2- Baskı yaparak, kıyıcı davranışlarda bulunarak bir topluluğu ezmek; zulmetmek, ortalığı korku ve dehşet içinde bırakmak. ”Eşkıyalar ortalığı kasıp kavurmaya başladılar!”
Kaskatı Kalmak:
Aşırı coşku, soğuk, korku, üzüntü vb. etkisiyle hareket edemeyecek, bir şey söylemeyecek duruma gelmek, donup kalmak. "Çocuk gördüğü kabus sonrası yatağında kaskatı kalmış halde sayıklıyordu."
Kaskatı Kesilmek:
Aşırı coşku, soğuk, korku, üzüntü vb. etkisiyle hareket edemeyecek, bir şey söylemeyecek duruma gelmek, donup kalmak. "Çocuk gördüğü kabus sonrası yatağında kaskatı kesilmiş halde sayıklıyordu."
Kaşla Göz Arasında:
Çok çabuk, kimsenin sezmesine fırsat vermeyecek kadar az bir zaman içinde. ”Kaşla göz arasında kapıverdi mendili.”
Kaşları Çatılmak:
Kızmak, öfkelenmek. "Memnun olmadığı, kaşları çatılmış halinden belliydi."
Kaşlarını Çatmak:
Kızgın, öfkeli ve sinirli olduğunu kaşlarını birbirine yaklaştırarak göstermeye çalışmak. ”Bana öyle kaşlarını çatıp durma!”
Kaşlı Gözlü:
Yüzü güzel.
Kastı Olmak:
Ona karşı kötülük etmek, zarar verme isteği beslemek. "Bana kastı olduğu için böyle davranıyor."
Kasvet Basmak:
Çok sıkılmak, içi daralmak. "Evde kasvet basınca çıkıp sana geleyim dedim."
Kasvet Çökmek:
Çok sıkılmak, içi daralmak. "Evde kasvet çökünce çıkıp sana geleyim dedim."
Kasvet Vermek:
Sıkıntı vermek. "Böyle yaparak bize kasvet verdiğinin farkında mısın?"
Kat Çıkmak:
Yapıya kat eklemek. "Evine kaçak kat çıktığı için ceza kesmişler."
Katakulli Çevirmek:
Tuzak veya düzen hazırlamak, oyun oynamak. "Sakın bana katakulli çevirmeyin, bedeli ağır ol."
Katakulli Okumak:
Yalan söylemek, palavra atmak. "Sakın bana katakulli okumayın, bedeli ağır ol."
Katakulli Yapmak:
Tuzak veya düzen hazırlamak, oyun oynamak. "Sakın bana katakulli yapmayın, bedeli ağır ol."
Katakulliye Gelmek:
Tuzağa düşmek. "Koskoca patron böyle bir katakulliye gelmez."
Katakulliye Getirmek:
Tuzağa düşürmek. "Dolandırıcılar katakulliye getirip tüm parasını almış." , "Beni de katakulliye getirmeye çalıştılar, ama bir hile olduğunu anladım." Katakulli: Yalan dolan, oyun, tuzak, düzen.
Katana Gibi:
İri yarı kadın. "Bizim biraderin bir kaynanası var, katana gibi maşallah."
Katar Katar:
Dizi dizi, bölük bölük.
Katı Söz:
Sert, kırıcı söz.
Katı Yürekli:
Acımasız, merhametsiz, acı veren şeylere aldırmayan. ”Onun gibi katı yürekli bir insan daha görmedim desem yeridir.”
Katık etmek:
Ekmeğin çok, yemeğin az olduğu durumlarda yemeği ölçülü yemek. "Zeytini, peyniri ekmeğe katık edip karnımızı doyurduk."
Katıla Katıla Ağlamak:
Aşırı derecede ağlamak. "Canı çok yanmış olacak ki, hala katıla katıla ağlıyor."
Katıla Katıla Gülmek:
Aşırı derecede gülmek. "Herkes katıla katıla güldüğünden, filmi zor izledik."
Katır Boncuğu:
Büyük mavi boncuk.
Katır Gibi:
İnatçı kimse. "Katır gibi bir babası var, Allah kimseye vermesin, kız kapıdan dışarı adım atamıyor." "Bence sen de gel, katır gibi etme."
Katır İnadı:
Fazla inatçı olma durumu. "Ondaki bu katır inadı varken barışamazlar."
Katır Kuyruğu Gibi Kalmak:
Bir işte ilerlemeden kalmak. "On yılı aşkın süredir memurluk yapıyor, katır kuyruğu gibi kaldı işte."
Katır Tepmişe Dönmek:
Çok hırpalanmak, perişan duruma düşmek, felaketin nereden geldiğini anlayamamak. "Borsa sert düşüşle katır tepmişe döndü."
Katkı Sağlamak:
Bir şeyin oluşmasına, gelişmesine veya gerçekleşmesine emek, bilgi, para vb. ile yardım etmek. "Hastane yapımında katkı sağlamış değerli bir insandır."
Katkıda Bulunmak:
Bir şeyin oluşmasına, gelişmesine veya gerçekleşmesine emek, bilgi, para vb. ile yardım etmek. "Hastane yapımında katkıda bulunmuş değerli bir insandır."
Katmer Kaldırmak:
Karışıklık çıkarmak. "Bu insanların huzuru bozup, katmer kaldırmasına şaşırıyorum."
Katmerli Katmerli Gülmek:
Üst üste ve ara vermeden aşırı derecede gülmek. "Katmerli katmerli gülmenizin sebebi nedir?"
Katmerli Uyku:
Derin, tatlı uyku.
Katmerli Yalan:
Yalan üstüne söylenmiş yalan.
Katran Gibi:
Karaya yakın koyu renkte. "Katran gibi saçlarının boya olduğunu düşünüyorum."
Katresi Kalmadı:
Hiç kalmadı, hiç yok. "Akşam gelen baklavanın katresi kalmamış."
Katresi Yok:
Hiç kalmadı, hiç yok. "Akşam gelen baklavanın katresi yok."
Kav Gibi:
1- Kolaylıkla tutuşacak durumda olan. "Kav gibi odun parçalarını tutuşturmak zor olmadı." 2- Kuru ve gevrek. "Kav gibi cipsleri yemelerini doğru bulmuyorum."
Kavanoz Dipli Dünya:
Üzülmemeyi, biraz boş vermeyi, rahat bir biçimde yaşamayı anlatan söz. "Ailem hariç bu kavanoz dipli dünyada kimse umurumda değil."
Kavara Çekmek:
Yellenmek. "Yediklerinden olsa gerek, sık sık kavara çekmekteydi."
Kavga Çıkarmak:
Kavgaya neden olmak. "Böyle davranırsan kavga çıkar."
Kavga Çıkmak:
Dövüş meydana gelmek. "Bizim sokakta, gençler arasında kavga çıkmış."
Kavga Etmek:
Karşılıklı atışmak, dövüşmek. "Sebepsiz yere kavga etmeyin."
Kavga Kaşağısı:
Ara bozup kavga çıkartan.
Kavga Kopmak:
Dövüş başlamak. "Sınıfta kavga kopmak üzereydi ki öğretmen geldi."
Kavga Patlamak:
Dövüş başlamak. "Sınıfta kavga patlamak üzereydi ki öğretmen geldi."
Kavgaya Girişmek:
Kavgaya başlamak. "Üst kattakiler şu an azılı bir kavgaya giriştiler."
Kavgaya Tutuşmak:
Kavgaya başlamak. "Üst kattakiler şu an azılı bir kavgaya tutuştular."
Kavil Kesmek:
Sözleşmek. "Arkadaşlarla bu pazar için kavil kestik." "Kendi aralarında kavil kesip, bir karar almışlar."
Kavis Çizmek:
Yay biçiminde yol izlemek. "Bisiklet sürmeyi öğrenmiş, kavis çizmeyi bile yapabiliyordu."
Kavlükarar Etmek:
1- Karar vermek. "Doğru bir kavlükarar etmek için süre istedi." 2- Birlikte söz vermek. "Eşimle kavlükarar ettik, bir daha bu ürünleri almayacağız."
Kavuk Sallamak:
Bir kimseye yaranmak için onun söz ya da davranışlarını uygun bulmak, onaylamak. "İktidara kavuk sallamaktan başka vasfı olmayan bir gazeteci."
Kaya Gibi:
Çok sağlam. "Öyle böyle değil, kaya gibi boru."
Kayda Geçirmek:
İlişkili bulunduğu deftere yazmak. "Çocuğunu kayda geçirmek için sıra bekliyordu." , "Aldığımız yeni ürünleri de kayda geçirin."
Kaydını Düşmek:
Yazılı olduğu evraktan çıkarmak. "Elden çıkarılan eşyaların kaydını düşmemiz lazım."
Kaydını Silmek:
Bir yere mal olmaktan çıkararak defterde bu durumu belirtmek. "Eski abonelerin kaydını silmemiz gerekiyor."
Kaygı Çekmek:
Üzüntü, tasa duymak. "Bir yıl sonraki sınavın kaygısını çekmeye başladı."