D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Atı Eşkin, Kılıcı Keskin:

Her bakımdan güçlü, dilediğini yapabilir. ”Zalimlere karşı durmak mı istiyorsun? Atın eşkin, kılıcın keskin olmalı!”

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Kapı Açmak:  

1- Bir şeyin sözünü etmek veya bir işe başlamak. "Allah'ım şu oğluma, güzel bir kapı aç diye dua ederdi." "Bu hafta yeni bir kapı açılacak inşallah." 2- Pazarlığa çok yüksek bir fiyatla başlamak. "Adama paragöz, beş binden kapıyı açıyor."

Kapı Ağası:  

Padişah saraylarında ak ağaların büyüğü.

Kapı Almak:  

Tavla oyununda bir haneye üst üste iki pul getirmek ve o hanenin karşı oyuncu tarafından kullanılmasını engellemek. "Tüm kapıları aldıktan sonra oyunu kazanması zor olmadı."

Kapı Aralamak:  

Bir konuya giriş yapmak, karşısındakini hazırlamak. "İlk görüşmemizde bir kapı aralamaya çalıştık."

Kapı Aramak:  

Ev ziyareti yapmak istemek. "Akşama sizde kapı aramak isteriz."

Kapı Baca Açık:  

Korunmaya alınmamış. "Kapı baca açık, evdekiler nereye gitmiş acaba."

Kapı Dışarı Atmak:  

Kovmak, dışarı atmak. "Ben de bu evin insanıyım, beni kapı dışarı atamazsınız!"

Kapı Dışarı Etmek:  

Kovmak, dışarı atmak. ”Ben de bu evin insanıyım, beni kapı dışarı edemezsiniz!”

Kapı Duvar:  

Çalındığı halde açılmayan kapı.

Kapı Duvar Olmak:  

Çok çalınmasına karşın kapı açılmamak. "Kapı duvar, çaresiz geri döneceğiz."

Kapı Gibi:  

1- İri vücutlu kimse. "Kapı gibi iki adamla geldiler." 2- Dayanak noktası güçlü, sağlam olan. "Ankara'da kapı gibi amcası var, o işini halleder."

Kapı Kadar:  

Çok enli ve uzun olan. "Yeni evinin pencereleri kapı kadar büyüktü."

Kapı Kapamaca:  

Evde kimse kalmamak üzere.

Kapı Kapı Aramak:  

Her yeri aramak. "Polis suçluyu kapı kapı aramaya başladı." , "Çocuğunu kapı kapı aramış, sonunda bir parkta oynarken bulmuştu."

Kapı Kapı Dolaşmak:  

1- Ev ev gezmek, her eve uğramak. 2- Hemen her devlet dairesine başvurmak. ”Kapı kapı dolaştı, ne var ki bir iş bulamadı.”

Kapı Kapı Gezmek:  

1- Ev ev gezmek, her eve uğramak. "Kapı kapı gezip insanları dolandırmaya çalışıyorlar." "Kapı kapı gezip haklılığımızı anlatacağız. " 2- İş aramak için her yere başvurmak. "Kapı kapı gezdi, ne var ki bir iş bulamadı."

Kapı Komşu:  

Bitişikte oturan komşu, evleri yan yana olan ailelerden her biri. ”Kapı komşum öyle iyi bir insan ki..”

Kapı Komşusu:  

Bitişikte oturan komşu, evleri yan yana olan ailelerden her biri. "Kapı komşum öyle iyi bir insan ki..."

Kapı Komşusu Etmek:  

Bir yere sık gidip gelmek. "Sen bu marketleri kapı komşusu ettin."

Kapı Komşusu Yapmak:  

Bir yere sık gidip gelmek. "Sen bu marketleri kapı komşusu yaptın."

Kapı Mandalı:  

İşe karıştırılmayan, kendisine önem verilmeyen kimse.

Kapı Yapmak:  

1- Bir şey istemek veya söylemek için karşısındakini önceden başka sözlerle hazırlamak. "Okul gezisi için babasına kapı yapmaya çalışıyor." 2- Ev gezmesi yapmak. "Bu saate kapı yapmak da ne oluyor Cemile!" 3- Tavla oyununda bir haneye üst üste iki pul getirmek ve o hanenin karşı oyuncu tarafından kullanılmasını engellemek. "Tüm kapıları yaptıktan sonra oyunu kazanması zor olmadı."

Kapı Yoldaşı:  

Herhangi bir yerde aynı hizmette bulananlardan her biri. "Kapı yoldaşıdır kendisi, yıllardır görüşürüz."

Kapıda Kalmak:  

İçeri girememek. "Anahtarı içeride unutunca hepimiz kapıda kaldık."

Kapıdan Çevirmek:  

Geri döndürmek, kabul etmemek. "Lokantada yer olmayınca bizi kapıdan çevirdiler."

Kapıdan Kovsan Bacadan Düşer:  

Bir kimsenin çok yüzsüz, arsız olduğu, anlamında söylenir. "O öyledir, kapıdan kovsan bacadan düşer." , "Dost dediğin, kapıdan kovsan bacadan düşendir." , "Kapıdan kovsan bacadan düşerim, sen bana kıyamazsın"

Kapıdan Kovsan Bacadan Girer:  

Bir kimsenin çok yüzsüz, arsız olduğu, anlamında söylenir. "O öyledir, kapıdan kovsan bacadan girer."

Kapılar Üstüne Kapanmak:  

İstenilen şeye ulaşma imkânı verilmemek. "Yardım istemeye gittiği her yerde, kapılar üstüne kapanmış."

Kapılar Üzerine Kapanmak:  

İstenilen şeye ulaşma imkânı verilmemek. "Yardım istemeye gittiği her yerde, kapılar üzerine kapanmış."

Kapılar Yüzüne Kapanmak:  

İstenilen şeye ulaşma imkânı verilmemek. "Yardım istemeye gittiği her yerde, kapılar yüzüne kapanmış."

Kapıları Açık Tutmak:  

Taraflar arasında bir konuda ilişkiyi kesmeden anlaşma ortamını sürdürmeye çalışmak. "İki ülke de karşılıklı kapıları açık tutmaya çalışıyor."

Kapıları Kapamak:  

Bütün ilişkileri kesmek veya anlaşma ortamını ortadan kaldırmak. "Gelen tüm tekliflere kapıları kapamak doğru değil."

Kapıp Koyuvermek:  

1- Kendini bırakmak. "Akşam eve gelince koltuğun üstüne kendini kapıp koyuvermiş." 2- Bırakmak, vazgeçmek. "Sigarayı kapıp koyuvermek kolay olmadı."

Kapış Kapış Gitmek:  

Bir mal kısa süre içinde satılıp tükenmek. "Marka gömlekler kapış kapış gitti."

Kapış Kapış Yapmak:  

Üstüne atılmak, aceleyle almak. "Mağazanın kampanyası nedeniyle herkes kapış kapış yapmaya başladı."

Kapısı Açık Olmak:  

Evine herkes serbestçe gelebilir olmak. "Sen de gelirsin, onun kapısı açıktır."

Kapısına Dayanmak:  

1- Gelip çatmak. "Kış geldi, kapıya dayandı." 2- Bir şey elde etmek için bir yeri, bir kimseyi zorlamak, göz korkutmak. "Borçları da ödeyemez olduk, esnaflar kapıya dayandı."

Kapısına Gelmek:  

Birisinden yardım istemek. "Bu adamın kapısına gelmekle yanlış yaptık."

Kapısına Kilit Vurmak:  

1- Girilip çıkılmasını önlemek için bir yeri kapamak. "Bu inşaatın kapısına kilit vurmamız lazım." 2- Bir yerin çalışmasına son vermek. "Müşterisi olmayınca kapısına kilit vurmak zorunda kaldılar."

Kapısında Büyümek:  

Birinin evinde eğitim görüp yetişmek. ”Onun kapısında büyümüştü, ona bu kötülüğü nasıl yapmıştı aklı almıyordu.”

Kapısını Aşındırmak:  

İstediğini elde edinceye kadar birinin yanına çok sık gidip gelmek. "O kadar kapısını aşındırdım, ama hiç yardımcı olmadı."

Kapısını Çalmak:  

Birine başvurmak. "İşin içinden çıkamayınca babasının kapısını çalmaya karar verdiler."

Kapısını Yapmak:  

Daha sonra istenecek bir şey için önceden hazırlayıcı sözler söylemek.

Kapıya Dayanmak:  

1- Vakti gelmek, kaçınılmaz olmak, çok yakında olmak. "Ödeme gününün kapıya dayanacağını hiç düşünmedin mi?" 2- Bir şey elde etmek için bir yeri, bir kimseyi zorlamak, göz korkutmak. "Alacaklılar kapıya dayanmadan buradan gitmeliyiz."

Kapıyı Açmak:  

1- Başlama. 2- Bir işte birilerine örnek olmak. ”Açık artırmada kapı bir milyon liradan açıldı.”

Kapıyı Büyük Açmak:  

Masrafı çok fazla olan bir işe girişmek veya hesapsız harcamak. "Kapıyı büyük açmışsın, Allah yardımcın olsun."

Kapıyı Göstermek:  

Kovmak, uzaklaştırmak. "Huzursuzluk çıkarınca ona kapıyı gösterdiler."

Kapıyı Yüzüne Çarpmak:  

Kapora Vermek:  

Güvenmelik vermek, ücretin bir kısmını güvence için vermek. "Evi kiralamak için bir aylık kapora vermemiz lazım."

Kaptan Pilot:  

Uçakta sorumlu ve en yetkili pilot.

Kaput Etmek:  

Kâğıt oyununda karşısındakini tek sayı alma imkânından yoksun bırakmak. "Gel de seni yine kaput edeyim."

Kaput Gitmek:  

1- Kâğıt oyununda hiçbir sayı alamamak. "Hiç şansım yok, yine kaput gidiyorum" 2- Hiçbir sınavı verememek. "Çalışmadan sınavlara girersen elbette kaput gidersin."

Kaput Olmak:  

1- Kâğıt oyununda hiçbir sayı alamamak. "Hiç şansım yok, yine kaput oldum" 2- Hiçbir sınavı verememek. "Çalışmadan sınavlara girersen elbette kaput olursun."

Kâr Bırakmak:  

Kazanç getirmek. "Bu komisyonculuk işi iyi kâr bırakıyor."

Kâr Etmek:  

1- Kazanç elde etmek, yarar sağlamak. 2- Etki yapmak. 3- İyi gelmek, etkisi iyi olmak.

Kâr Getirmek:  

Bir şey para kazandırmak. "Pazarcılık işi iyi kâr getiriyor."

Kar Gibi:  

Temiz, beyaz. "Çarşaflar yıkanınca kar gibi oldu."

Kâr Koymak:  

Bir şeyin maliyet fiyatı üzerine kâr payını katmak, kazanç koymak. "Zaten çok fazla kâr koyup satmıyoruz."

Kâr Olmamak:  

Yapabileceği iş olmamak. "Bunu kaldırmak benim kârım değil."

Kar Yağdı Pislik Örtüldü:  

Kötülükler kapandı, görünmez oldu.

Kara Borsa:  

Piyasada bulunmayan bir malın gizlice yüksek fiyatla alınıp satılması işi. "Bir zamanlar bu ülkede benzin kara borsaydı."

Kara Cahil:  

Hiçbir şey bilmeyen, çok bilgisiz. ”Onun kara cahil birisi olduğunu ilk konuşmamızda fark etmiştim.”

Kara Çalı:  

İki kişi, iki dost arasına girerek arayı bozan kimse. "Kara çalı yine utanmadan buraya geliyor." "Dikkatli konuş, kara çalı burada olabilir."

Kara Çalmak:  

Birine iftira etmek, leke sürmek, haksız yere suçlamak. ”Kadıncağıza yok yere kara çaldılar.”

Kara Gün:  

Sıkıntılı, üzüntülü, büyük bir yasa düşülen gün. ”Allah kimseye kara gün göstermesin.”

Kara Gün Dostu:  

Yalnız iyi günlerde değil sıkıntılı, üzücü, düşkünlük günlerinde de insanın yardımına koşan, dostunu yalnız bırakmayan kimse.

Kara Günler:  

Sıkıntı ve felaketlerle geçen, uğursuz kabul edilen kötü günler. "Bu kara günler de inşallah bir gün geride kalacak."

Kara Haber:  

Ölüm veya felâket haberi, çok üzücü haber. ”Fatma kadına bu kara haberi vermeye kimse yanaşmadı.”

Kara Kaplı Kitap:  

1- Çıkar sağlamak için yasa dışı işlerin yapılmasında yol gösteren yöntemler bütünü. 2- Kadıların hüküm vermek için baktıkları kitap.

Kara Kara Düşünmek:  

Çok üzüntülü olmak, düşünceye dalmak. "Kontenjanlar, ataması yapılmayan öğretmenleri kara kara düşündürüyor."

Kara Kış:  

1- Kış ortası, kışın en şiddetli zamanı, zemheri. 2- Çok sıkıntılı durum veya zaman.

Kara Kuru:  

1- Esmer ve zayıf kimse. "Dört beş sene önce kara kuru bir çocukken şimdi güzel bir kız olmuş. 2- Zayıf, güçsüz (şey)

Kara Liste:  

Zararlı görülüp cezalandırılmaları, öldürülmeleri düşünülen kimseler hakkında tutulan liste. ”Köy muhtarını da kara listeye almışlar.”

Kara Listeye Almak:  

Birini, bir grubu, bir ülkeyi sakıncalı veya zararlı görmek. "Bakanlığın kara listeye aldığı şirketlerin listesi açıklandı."

Kara Maşa:  

Zayıf, esmer, ufak tefek kız veya kadın.

Kara Para Aklamak:  

Yasa dışı yollarla elde edilen parayı yasallaştırmak için yatırım yapmak. "Kara para aklamak suçundan dava açılmış."

Kara Yağız:  

Esmer erkek.

Kara Yasa Bürünmek:  

1- Aşırı üzülmek. "Tüm sevenleri kara yasa büründü." 2- Derin derin düşünmek. "Boş yere kara yasa bürünme, bu davadan bir şey çıkmaz."

Kara Yasa Girmek:  

1- Aşırı üzülmek. "Tüm sevenlerini derin bir kara yasa girdi." 2- Derin derin düşünmek. "Boş yere kara yasa girme, bu davadan bir şey çıkmaz."

Kara Yaslı:  

Acısı çok olan kimse.

Kara Yazı:  

Kötü talih.

Kara Yazılı:  

Talihi kötü olan.

Kara Yüz:  

Utanç verici hal, yüz karası.

Karabatak Gibi:  

Bir görünüp bir ortadan kaybolan kimse. "Senin oğlan demin buradaydı, karabatak gibi mübarek şimdi kaybolmuş."

Karaborsa:  

Piyasada olmayan malın gizlice, el altından yüksek fiyatla alınıp satılması. ”Karaborsacılar toplumun kanını emiyorlar.”

Karaborsaya Düşmek:  

Bir mal gizlice pahalıya alınıp satılır olmak. "Bu ilaçlar karaborsaya düşmüş, temin etmekte zorlanır olduk."

Karabulutlar Dağılmak:  

Sıkıntı ve felaketlerle geçen kötü günler geride kalmak, güzel günler başlamak. "Nihayet ekonomide karabulutlar dağılmaya başladı."

Karabulutlar Dolaşmak:  

Sıkıntı ve felaketlerle geçen, uğursuz kabul edilen kötü günler yaşanmak. "Bir haftadır ailemizin üzerinde karabulutlar dolaşıyor."

Karadeniz'de Gemilerin mi Battı:  

Bu kadar çok düşünecek ne var? anlamında söylenir. "Daldın yine! Karadeniz’de gemilerin mi battı?"

Karagöz Oynatmak:  

Komik bir durum yaratmak. "Biz derdimize çare arıyoruz, sen karagöz oynatmaya çalışıyorsun."

Karagözlük Etmek:  

Güldürüp eğlendirecek davranışlarda bulunmak. "Çocuklara karagözlük edip, onların eğlenmesini sağladı."

Karakol Gezmek:  

Huzur ve güvenliği sağlamak amacıyla dolaşmak, devriye gezmek. "Karakol gezmese, hırsızlar tüm dükkanı boşaltacaklarmış."

Karakola Düşmek:  

Herhangi bir suç dolayısıyla karakolluk olmak. "Senin yüzünden karakola da düştük ya, pes diyorum artık."

Karakolluk Olmak:  

Kavga sonucu karakola gitmek zorunda kalmak. "Senin yüzünden, komşularla karakolluk olduk."

Karakter Yetiştirmek:  

Kişilik sahibi, kuvvetli, doğru kimseler yetiştirmek.

Karakuşi Hüküm:  

Akla ve mantığa aykırı karar.

Karalar Bağlamak:  

Bir felâket dolayısıyla yas tutmak, siyah elbise giymek ya da siyah örtü bağlamak.

Karalar Giymek:  

1- Büyük bir acı ve üzüntü içinde olduğunu davranışlarıyla belli etmek, siyah elbise giymek ya da siyah örtü bağlamak. "Herkes karalar giydiğine göre bu hayra alamet değil." 2- Çok üzülmek, yasa bürünmek, matem tutmak. "Hemen karalar giyme, maç daha bitmedi."

Karaman'ın Koyunu Sonra Çıkar Oyunu:  

"Dış görünüşe aldanmamalı, bir kişi ya da iş olağan görünebilir, ancak altından neler çıkabileceği hiç belli olmaz, o sonra görünür." anlamında kullanılır. "Bu durum sizi aldatmasın. Karamanın koyunu, sonra çıkar oyunu."

Karaman`ın Koyunu Sonra Çıkar Oyunu:  

“Dış görünüşe aldanmamalı, bir kişi ya da iş olağan görünebilir, ancak altından neler çıkabileceği hiç belli olmaz, o sonra görünür.” anlamında kullanılır.

WhatsApp