Bir Deyim Öğrenelim!
Kuvvetle Muhtemel:
Büyük olasılıkla. "Kuvvetle muhtemel size izin vermeyecek."
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Karambole Getirmek:
1- Karışıklıktan yararlanarak birini aldatmak. "Karambole getirip yüz liramı aldı." 2- Bir işi aşırı bir çabuklukla yaparak gereken özeni göstermemek, göz boyamak. "Karambole getirmeden evi güzelce temizleyin."
Karamsarlıktan Kurtarmak:
Kötümserlikten uzaklaştırmak, iyi şeyler düşünmesine yol açmak. "Sizi karamsarlıktan kurtaracak yeni bir planım var."
Karamsarlıktan Kurtulmak:
Kötümserlikten uzaklaşmak, iyi şeyler düşünmek. "Bu kafayla karamsarlıktan kurtulmanız mümkün görünmüyor."
Karamürsel Sepeti Sanmak:
Bir kimse veya şeyi ufak, önemsiz saymak. "Beni kara, kuru gördün de, Karamürsel sepeti mi sandın."
Karamürsel Sepeti Zannetmek:
Bir kimse veya şeyi ufak, önemsiz saymak. "Beni kara, kuru gördün de, Karamürsel sepeti mi zannettin."
Karanfili Sıkmak:
Tehlikelere ve güçlüklere göğüs gerebilmek. "Karanfili sıkmak her babayiğidin harcı değildir."
Karanlığa Dalıp Gitmek:
Karanlık içinde gözden kaybolmak. "Üç arkadaş karanlığa dalıp gittiler."
Karanlığa Gömülmek:
1- Koyu karanlık içinde kalmak. "Beş dakika süreyle tüm şehir karanlığa gömüldü." "Karanlığa gömülüp bir saat kadar yürüdük." 2- Büyük sıkıntı ve keder içinde kalmak. "Baba ölünce, tüm aile adeta karanlığa gömüldü."
Karanlığa Kalmak:
Gidilecek yere varmadan akşam olmak. "Yola erken çıkalım, karanlığa kalmayalım."
Karanlığa Kurşun Sıkmak:
Yapmak istediğini planlamadan, bir amaç edinmeden rastgele davranışlarda bulunmak.
Karanlığı Deşmek:
1- Karanlıkta görmeye çalışmak, aydınlığa çıkmak için çaba harcamak. "Uzun süre orman içinde karanlığı deştik." 2- Büyük sıkıntı ve üzüntüden kurtulmak için çabalamak. "Karanlığı deşmekte kısa sürede başarılı olduk."
Karanlığı Yırtmak:
1- Karanlıkta görmeye çalışmak, aydınlığa çıkmak için çaba harcamak. "Uzun süre orman içinde karanlığı yırttık." 2- Büyük sıkıntı ve üzüntüden kurtulmak için çabalamak. "Karanlığı yırtmakta kısa sürede başarılı olduk."
Karanlık Basmak:
1- Güneşin batmasıyla ortalık yarı karanlık olmak. "Karanlık basmaya başlayınca eve dönmek zorunda kaldık." 2- Gökyüzünün bulutlanması nedeniyle ortalık yarı karanlık olmak. "Karanlık basmaya başladı, yağmur yağmadan her şeyi toplamalıyız."
Karanlık Çökmek:
1- Güneşin batmasıyla ortalık yarı karanlık olmak. "Karanlık çökmeye başlayınca eve dönmek zorunda kaldık." 2- Gökyüzünün bulutlanması nedeniyle ortalık yarı karanlık olmak. "Karanlık çökmeye başladı, yağmur yağmadan her şeyi toplamalıyız."
Karanlık Etmek:
Bir şeyin önünde durarak görünmesine engel olmak. "Televizyonun önünde karanlık etme, dizi izliyorum."
Karanlık Kesilmek:
Ortalık birdenbire kararmak. "Elektrikler kesilince tüm mahalle karanlık kesildi."
Karanlıkta Göz Kırpmak:
Bir şeyi anlatmak isterken karşısındakinin anlayamayacağı bir işarette bulunmak ya da bir söz söylemek. "Sevip de söyleyememek, karanlıkta göz kırpmaktan farksızdır."
Karantina Altına Almak:
Bulaşıcı bir hastalığın yayılmasını önlemek için belli bir bölgenin veya yerin kontrol altında tutulması ve buraya giriş çıkışların engellenmesi biçiminde sağlık önlemi uygulamak. "İlçe sınırları içindeki tüm köyler karantina altına alındı."
Karantinaya Almak:
Bulaşıcı bir hastalığın yayılmasını önlemek için belli bir bölgenin veya yerin kontrol altında tutulması ve buraya giriş çıkışların engellenmesi biçiminde sağlık önlemi uygulamak. "İlçe sınırları içindeki tüm köyler karantinaya alındı."
Karar Almak:
Bir davayı, bir sorunu sonuca bağlamak. "Dün gece çok önemli bir kararlar aldık."
Karar Altına Almak:
Karar vermek, kararlaştırmak. "Bundan sonra yapılacakları görüşerek karar altına aldık."
Karar Bulmak:
1- Kararlı bir durum almak. "Haftada üç gün konusunda karar bulduk." 2- Yatışmak. "Peşin ödeme alınca, karar bulmuş olduk."
Karar Kılmak:
Dönüp dolaşıp o şeyin üstünde durmak, onu tercih etmek, birçok şeyi deneyip onu seçmek. ”Ben bu elbisede karar kıldım.”
Karar Vermek:
Bir sorunu karara bağlamak, kararlaştırmak. "Duyduğum hiçbir şeye inanmamaya karar verdim."
Karara Bağlamak:
Bir davayı, bir sorunu çözümlemek, sonuçlandırmak. "Sıkıntı veren bir mevzuyu karara bağlamak üzereyiz."
Karara Kalmak:
Davanın görüşülmesi bitip yargıcın kararını beklemek. "Duruşmalar bitti, iş karara kaldı."
Karara Varmak:
Bir konuda anlaşmak, bir şeyi kararlaştırmak. "Burada kalmak konusunda karara varamadık."
Kararında Bırakmak:
Ölçüyü aşmamak. "Bilgisayar oyunu oynayabilirsiniz, ama kararında bırakın."
Kararsız Kasım:
Karar verememe durumu, karar vermek ile karar verememek arasında kalma hâli, kararsızlığı bile bir karar olarak gören kişi. "Kararsız Kasım gibi bir şey söylemiyorsun."
Karavana Çıkmak:
Yemek hazırlanmak veya gelmek. "Karavana çıkmak üzeredir, yemekhaneye inelim."
Karavanadan Yemek:
Toplu durumda aynı kaptan yemek. "Biz seninle çok karavanadan yemek yedik."
Karaya Ayak Basmak:
1. Deniz, göl vb.nden karaya çıkmak. "Düşman askerleri buradan karaya ayak basmış." 2- Deniz taşıtından karaya çıkmak. "Karaya ayak basar basmaz bizi karşılayacaklar."
Karaya Düşmek:
Deniz içinde bulunan bir şey akıntı veya dalga ile kıyıya atılmak. "Bölgemizde karaya düşen çöpleri toplamaya karar verdik."
Karaya Oturmak:
Gemi, sığ bir yere saplanıp kalmak. "Gemi karaya oturunca, yakıt sızmaya başladı."
Karaya Vurmak:
1- Karaya çarpmak. "Ani bir manevrayla karaya vurmaktan son anda kurtuldular." 2- Denizdeki bir cisim kendini karaya atmak. "Sabah sabah karaya vurmuş yunus balığını gördük."
Karda Gezip İzini Belli Etmemek:
Kimsenin sezemeyeceği biçimde gizli bir iş çevirmek, uygunsuz işler yapmak. ”Onun ne biçim bir insan olduğunu bana sorun; o, karda gezer izini belli etmez biridir.”
Karda Yürüyüp İzini Belli Etmemek:
Kimsenin sezemeyeceği biçimde gizli bir iş çevirmek, uygunsuz işler yapmak. "Onun nasıl biri olduğunu bana sorun; o, karda yürüyüp izini belli etmeyenlerdendir."
Kardeş Payı:
Yarı yarıya bölüşme.
Kardeş Payı Yapmak:
Eşit oranlarda bölmek, taksim etmek, paylaştırmak. ”Çok açtılar, buldukları ekmeği oracıkta kardeş payı yaptılar.”
Karga Bok Yemeden:
Sabahın çok erken vaktinde. "Karga bok yemeden yola çıkmışsın, nereye gidiyorsun?"
Karga Bokunu Yemeden:
Sabahın çok erken vaktinde. "Karga bokunu yemeden yola çıkmışsın, nereye gidiyorsun?"
Karga Derneği:
Aşağılık adamlar toplantısı.
Karga Gibi:
Çok zayıf ve esmer kimse. "Karga gibi biri geldi, sanırım çocuğun abisi."
Karga Sesli:
Kulak tırmalayıcı, rahatsız edici, çirkin sesi olan.
Karga Tulumba:
Birkaç kişi birini yakalayıp elleri üstünde havaya kaldırarak. "Güzellikle gel, yok karga tulumba geleceksin."
Karga Tulumba Etmek:
Birkaç kişi, birini kollarından bacaklarından tutup havaya kaldırmak. ”Hep birlikte babalarını karga tulumba edip havuzun başına getirdiler.”
Kargacık Burgacık:
Eğri büğrü, kötü, okunması güç, çarpık, düzensiz (yazı). "Kargacık burgacık bir yazısı vardı."
Kargadan Başka Kuş Tanımamak:
Peşin hükümlü, bildiklerinin dışına çıkamayan tutucu kimseler için alay yollu olarak söylenir. "Kargadan başka kuş tanımadığı için yıllardır aynı arabaya binmeye devam ediyor." , "Balık deyince hamsi yiyeceksin, kargadan başka kuş tanımamam."
Kargalar Bokunu Yemeden:
Sabahın çok erken vaktinde. "Kargalar bokunu yemeden yola çıkmışsın, nereye gidiyorsun?"
Kargaşa Çıkarmak:
Gürültü patırtıya yol açmak. "Şimdi gelip kargaşa çıkaracak diye korkuyorum."
Kargayı Bülbül Diye Satmak:
Kötü bir şeyi çok iyidir diyerek karşısındakilere yutturmak.
Karı Gibi:
Korkak, dönek erkek. "Karı gibi kıvırma, lafının arkasında dur."
Karı Gibi Gülmek:
Hoş karşılanmayan bir şekilde kahkahayla gülmek. "Karı gibi gülmeyi bırakıp işinizin başına geçin."
Kârı Olmamak:
Yapabileceği iş olmamak. "Elektrik arızasını gidermek senin kârın değil."
Karikatürize Etmek:
Bir olayı gülünç ve mübalağalı çizgilerle alaya almak.
Karılık Etmek:
1- Evli bir kadın kocasına olan görevini yerine getirmek. "Yıllardır sana karılık ediyorum, bir yanlışımı gördün mü?" 2- Erkek için döneklik etmek, hile yapmak. "Sözünde dur emaneti getir, sakın bir karılık etme."
Karın Doyurmak:
1- Geçinmek. "Çok şükür karın doyuracak kadar bir işimiz var." 2- Yararı olmak. "Boş konuşmak, aylak aylak oturmak karın doyurmuyor."
Karın Tokluğuna Çalışmak:
Sadece temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek kadar para kazandıran bir işte çalışmak. "İki yıldır karın tokluğuna çalışıyoruz."
Karina Etmek:
Gemiyi karinası ortaya çıkacak biçimde bir yanı üzerine yatırmak, karinaya basmak. "Gemiyi karina etmekte çok zorlandık."
Karınca Belli:
Pek ince belli.
Karınca Duası Gibi:
Çok küçük, sık ve okunaksız, birbirine girmiş (yazı). "Karınca duası gibi bir yazın var." , "Bu ders notlarını okuyamıyorum, karınca duası gibi yazmışsın."
Karınca Gibi Kaynamak:
(İnsanlar) Çok kalabalık ve çok hareketli olmak. "Cadde, karınca gibi insan kaynıyordu."
Karınca Kaderince:
Az, önemsiz ve küçük de olsa, gücü yettiği kadar, elinden geldiğince. ”Caminin yapımına karınca kararınca o da katkıda bulunmaya karar verdi.”
Karınca Kararınca:
Az, önemsiz ve küçük de olsa, gücü yettiği kadar, elinden geldiğince. ”Caminin yapımına karınca kararınca o da katkıda bulunmaya karar verdi.”
Karınca Yuvası Gibi:
Çok kalabalık. "İftar saatinde Pide için herkes fırına hücum etmiş, içerisi karınca yuvası gibi."
Karınca Yuvası Gibi Kaynamak:
Çok kalabalık ve hareketli olmak (bir yer). ”Pasajın girişi âdeta karınca yuvası gibi kaynıyordu.”
Karıncayı Bile Ezmemek:
Çok merhametli, ince ve duygulu olmak. "Bizi zaten hep, karıncayı bile ezmem diyenler ezdi."
Karıncayı Bile İncitmemek:
Çok merhametli, ince ve duygulu olmak. "Bizi zaten hep, karıncayı bile incitmem diyenler incitti."
Karine İle Anlamak:
Sözün gelişinden çıkarmak. "Karine ile anladığımıza göre işi biz yapacağız."
Kârını Tamam Etmek:
Öldürmek. "Dün gece kârını tamam etmek için saldırmışlar, ama başarılı olamamışlar."
Karış Karış Bilmek:
En ince ayrıntısına kadar biliyor olmak. "Ben bu İzmir'i karış karış bilirim."
Karış Karış Dolaşmak:
Her yeri gezmek. "Tüm Akdeniz'i karış karış dolaşmış biri olarak konuşuyorum."
Karış Karış Gezmek:
Her yeri gezip dolaşmak. "Tüm Akdeniz'i karış karış gezmiş biri olarak konuşuyorum."
Karışanı Görüşeni Olmamak:
İşine kimse karışmamak, özgür olmak. "Karışanı görüşeni yoktu, çok mutluydu."
Karısı Ağızlı:
Karısının düşüncelerini benimseyip tekrar eden erkek.
Karısının Üstüne Evlenmek:
Karısı varken bir kadınla daha evlenmek. "Karısının üstüne evlenmekle çok büyük hata etti."
Karizmayı Çizdirmek:
Yapılan kötü veya yanlış bir davranışla cakanın, fiyakanın bozulması, var olan etkileyiciliğini kaybetmek. "Toplantıda işittiği laflarla karizmayı çizdirdi."
Karman Çorman:
Karmakarışık, çok karışık, düzensiz, alt üst olup birbirine girmiş. ”Ortalık karman çormandı, nereden işe başlayacağını bilemiyordu.”
Karman Çorman Etmek:
Çok karışık ve düzensiz duruma getirmek. "Ortalık karman çorman edilmiş, nereden başlayacağını bilemiyordu."
Karman Çorman Olmak:
Çok karışık ve düzensiz duruma gelmek. "Ortalık karman çorman olmuş, nereden başlayacağını bilemiyordu."
Karmanyolaya Getirmek:
Soymak. "İş yerini karmanyolaya getirmek için gece üç gibi gelmişler."
Karnı Ağrıyıncaya Kadar Gülmek:
Kendini gülmekten alamayıp, aşırı derecede gülmek. "Bir fıkra anlattı, inan karnım ağrıyıncaya kadar güldüm.."
Karnı Burnunda:
Doğurması çok yakın (kadın). "Karnı burnundaydı, ama hâlâ işe gidiyordu."
Karnı Büyümek:
Kamile kalmak. "Karnı büyümeye başlayınca bir doktora götürdüler."
Karnı Geniş:
Hiçbir şeyi tasa etmeyen, titizlenmeyen, gamsız, umarsız. "Hakaretlere hiç sesini çıkarmadı, o kadar karnı genişmiş."
Karnı Karnına Geçmek:
Çok acıkmak, çok zayıflamış olmak. ”Günlerdir ağzına bir lokma koymamıştı, karnı karnına geçmiş ve bitap düşmüştü.”
Karnı Karnına Yapışmak:
Çok acıkmak, çok zayıflamış olmak. "Günlerdir ağzına bir lokma koymamıştı, karnı karnına yapışmış ve bitap düşmüştü."
Karnı Tok Sırtı Pek:
Geçimi iyi, hâli vakti yerinde, para sıkıntısı olmayan, birinin yardımına ihtiyaç duymayan (kimse). ”Herkesin karnı tok sırtı pek olacaktır, bize güvenin!”
Karnı Tok Sırtı Pek Olmak:
Geçimi iyi olmak, para sıkıntısı olmamak. "Herkesin karnı tok sırtı pek olacaktır, bize güvenin!"
Karnı Zil Çalmak:
Çok acıkmış olmak. ”Bugün hiçbir şey yiyemedim, karnım zil çalıyor!”
Karnım Tok:
“O sözlerine kanmıyorum, önem vermiyorum” anlamında kullanılır. ”Geç babam, geç bu sözleri, karnımız tok bu sözlere, paradan söz et sen, verecek misin, vermeyecek misin?”
Karnından Konuşmak:
1- İşitilemeyecek kadar alçak sesle söylemek. "Karnından konuşup bir şeyler söyledi, söylediklerini tam anlayamadım. " 2- Uydurarak söylemek. "Onun anlattıklarına inanma, karnından konuşmaya devam ediyor."
Karnından Söylemek:
1- İşitilemeyecek kadar alçak sesle söylemek. "Karnından söyleyip bir şeyler dedi, söylediklerini tam anlayamadım. " 2- Uydurarak söylemek. "Onun anlattıklarına inanma, karnından söylemeye devam ediyor."
Karnını Doldurmak:
1- Çok yemek yemek. "Karnını doldurmuşsun yine, nasıl kilo vereceksin?" 2- Gebe kalmak. "Evliliklerinin üçüncü ayında karnını doldurmuş."
Karpuz Kol:
Bol büzgülü, kabarık, kısa giysi kolu. "Karpuz kol kıyafet almışsın."
Karşı Çıkmak:
1- Gelenleri karşılamak üzere yola ya da kapı önüne çıkmak. 2- İleri sürülen fikrin, tutulan yolun yanlış olduğunu söylemek. ”Her fikrime karşı çıkmak zorunda mısın?”
Karşı Durmak:
Bir güce boyun eğmemek, direnmek. ”Düşmana karşı durmak boynumuzun borcudur.”
Karşı Gelmek:
1- Boyun eğmemek, başkaldırmak. "İstediklerini yapmadık, karşı geldik." "Çanakkale'de tüm dünyaya nasıl karşı geldiğimizi unutmayın." 2- Birini karşılamak. "Aşağı caddeye inin de, kardeşine karşı gelin."
Karşı Karşıya:
Biri diğerinin karşısında, anlamına gelir. "Karşı karşıya çarpışarak savaşı kazanmışlardı."
Karşı Karşıya Gelmek:
1- Birden karşılaşmak. "Kapının önünde postacıyla karşı karşıya geldim." 2- Zıtlaşmak. "Düşüncelerimi açıklayıp, seninle karşı karşıya gelmek istemem."