D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Yayan Yapıldak:

Çıplak ayakla, yayan. ”Onca yolu yayan yapıldak yürüyecek.”

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Kefil Olmak:  

Borçlu borcunu ödemediğinde veya bir kimse verdiği sözü yerine getirmediğinde bütün sorumluluğu üzerine almak. "Ben kardeşime kefilim, sorun olursa ben buradayım."

Kehanette Bulunmak:  

Doğaüstü yollardan gizli, bilinmeyen şeyleri, geleceği bilme iddiasında bulunmak. Kâhinlik etmek. "Maçı kolay kazanacaklar, bunun için kehanette bulunmaya gerek yok."

Kehribar Gibi:  

Sapsarı, koyu sarı. "Kehribar gibi bir gömlekle karşımıza çıktı."

Keklik Gibi:  

Güzel, alımlı, hareketli. "Keklik gibi sporcular önümüzden geçip uzaklaştılar."

Kel Başa Şimşir Tarak:  

Pek çok ihtiyaç giderilmeyi beklerken gereksiz özenti ve gösterişi belirtmek için kullanılır.

Kel Kâhya:  

Bilgisi olsun olmasın her işe karışan, burnunu sokan. "Yine konuştu bizim kel kâhya." , "Kel kâhya sen bir kere de yorum yapmasan."

Kelebek Gözlük:  

Burundan tutturma sapsız gözlük.

Kelek Atmak:  

Birisini beklemediği anda hile ve dalavere yaparak zarara sokmak. "Benim gibi adama kelek atmaya utanmadın mı?"

Kelek Yapmak:  

Mızıkçılık etmek, birlikte yapılması gereken işten tek taraflı vazgeçmek, oyunbozanlık etmek. "Kelek yapma da gel birlikte gidelim."

Keleklik Etmek:  

Görgüsüzlük, bilgisizlik nedeniyle karşısındakinin gerçek amacını anlayamamak. "Baba ben bir keleklik ettim, kusuruma bakma."

Kelepçe Takmak:  

Bileklere demir halka geçirmek. "Saldırgana kelepçe takıp götürdüler."

Kelepçe Vurmak:  

Bileklere demir halka geçirmek. "Saldırgana kelepçe vurup götürdüler."

Kelepçeye Vurmak:  

Bileklere demir halka geçirmek. "Polis saldırganları kelepçeye vurup götürdü."

Kelepir Yakalamak:  

Bir şeyi çok ucuza almak. "Kelepir yakalayınca iki çift ayakkabı almış."

Kelepire Konmak:  

Bir şeyi çok ucuza almak. "Kelepire konmuş, iki çift ayakkabı almış." "Mağazada kelepire konmak için dolaşıyordu."

Keleş Keleş Sırıtmak:  

Birinin düştüğü kötü duruma öç alır gibi, arsız arsız gülmek. "Ne diye keleş keleş sırıtıyorsun şebelek?"

Keleye Çekmek:  

İneği boğa ile cinsel ilişkide bulundurmak, boğaya çekmek. "İneği keleye çekmek için bahçeye kapattılar."

Keli Görünmek:  

Bir kabahati, kusuru ortaya çıkmak. ”Kelinin görünmeyeceğini sanıyordu şapşal!”

Keli Kızmak:  

Öfkelenmek. "Babanın keli kızmaya başladı, sus bence."

Keli Körü Toplamak:  

İşe yaramaz kimseleri toplamak. "Keli körü toplamış, yeni bir parti kurmuş."

Kelime Almak:  

Bir kimseden çeşitli yollarla bir şeyler öğrenmek. "Boşuna uğraşma, ağzımdan tek kelime alamazsın."

Kelime Hazinesi:  

Bir dilde, bir eserde kullanılan veya bir kimsenin kullandığı kelimelerin tümü.

Kelimelere Dökmek:  

Duygu ve düşüncelerini uygun cümlelerle ifade etmek. "Onun hakkındaki duygularımı kelimelere dökmek kolay olmadı."

Kelimeleri Tartarak Konuşmak:  

Sonucu hesaplayarak konuşmak. "Kelimeleri tartarak konuşuyorum, hatam olursa şimdiden özür dilerim."

Kelimenin Tam Anlamıyla:  

Bir durumu anlatmak için kullanılan sözün kapsadığı anlamın tamamıyla. "Kelimenin tam anlamıyla bu işten çok zarar ettik."

Kelimesi Kelimesine:  

Olduğu gibi, tıpkı, aynısı, sözcüğü sözcüğüne. "Ben her şeyi size kelimesi kelimesine anlattım."

Kelle Götürmek:  

Gereksiz bir aceleyle gitmek, koşturmak, acele davranmak. "Güzel anam yine kelle götürmeye başladı."

Kelle Götürür Gibi:  

Gerekli olmayan bir acelecilikle, bir şey ulaştıracakmış gibi çok hızlı koşarak. "Güzel anam yine kelle götürür gibi koşuşturmaya başladı." "Yine nereye kelle götürür gibi Nuray Hanım?

Kelle Koltukta Gezmek:  

Tehlikeli işlere girişmekten çekinmemek, gözünü budaktan esirgememek. "Sen ki gençliğinde kelle koltukta gezerdin, ne oldu sana böyle?"

Kelle Koparmak:  

Olumsuz ve başarısız bir durum sonunda işe, göreve son vermek. "Bu durum karşısında patron mutlaka kelle koparmak isteyecek."

Kelle Koşturmak:  

Gereğinden çok acele etmek. "Sabah sabah yine kelle koşturuyorsun, nereye böyle?"

Kelle Kulak Yerinde:  

1- Kanlı canlı ve iri yapılı olan. "Kelle kulak yerinde iki futbolcu almışlar." 2- Gösterişli, itibarlı sayılan. "Kelle kulak yerinde adamlardan oluşan bir derneğimiz vardı."

Kellesi Koltuğunda Olmak:  

Ölümü göze alarak bir işe girişmek.

Kellesinden Olmak:  

Can vermek, ölmek. "Saldırı hazırlığı yapanların hepsi kellesinden oldu."

Kellesini Koltuğun Altına Almak:  

Ölümü göze alarak bir işe kalkışmak. "Kellesini koltuğun altına alıp düşman karşısına çıkmış bir babayiğitti."

Kellesini Koltuğuna Almak:  

Ölümü göze alarak bir işe kalkışmak. "Kellesini koltuğuna alıp düşman karşısına çıkmış bir babayiğitti."

Kellesini Koltuğunun Altına Almak:  

Ölümü göze alarak bir işe kalkışmak. "Kellesini koltuğunun altına alıp düşman karşısına çıkmış bir babayiğitti."

Kellesini Uçurmak:  

Kafasını keserek koparmak. "Tek hamleyle horozun kellesini uçurdu."

Kellesini Vurdurmak:  

Öldürtmek. "Esirlerin kellesini vurdurmak için askerlerine emir verdi."

Kelleyi Koltuğa Almak:  

Ölümü göze alarak bir girişimde bulunmak. "Kelleyi koltuğa alıp içeri girdi."

Kelleyi Koltuğun Altına Almak:  

Ölümü göze alarak bir işe kalkışmak. "Kelleyi koltuğun altına alıp düşman karşısına çıkmış bir babayiğitti."

Kelleyi Koltuğuna Almak:  

Ölümü göze alarak bir işe kalkışmak. ”Kelleyi koltuğuna alıp düşman karşısına çıkmak her babayiğidin harcı değil.”

Kelleyi Koltuğunun Altına Almak:  

Ölümü göze alarak bir işe kalkışmak. "Kelleyi koltuğunun altına alıp düşman karşısına çıkmış bir babayiğitti."

Kelleyi Vermek:  

Canını feda etmek. "Bu vatan uğruna kelleyi vermekten kaçmayız."

Kelli Felli:  

Kılığı kıyafeti düzgün, olgun, gösterişli (kimse). "Kelli felli iki adam gelip seni sordu."

Kem Küm Etmek:  

Anlatmak istediğini açık seçik ifade edememek, bir soru karşısında bocalayıp cevap bulamayarak anlamsız sözler söylemek. ”Kem küm etme de ne söyleyeceksen söyle çabuk!”

Kem Söz, Kem Akçe Sahibinindir:  

Kötü bir sözü, söyleyene çevirmek için kullanılır.

Kemal Bulmak:  

Olgunlaşmak, kemale ermek, kemale gelmek. "Dayımın yaş kemal bulunca bir eve kavuştu."

Kemale Ermek:  

Olgunlaşmak, kemal bulmak, kemale gelmek. "Dayımın yaş kemale erince bir eve kavuştu."

Kemale Gelmek:  

Olgunlaşmak, kemal bulmak, kemale ermek. "Dayımın yaş kemale gelince bir eve kavuştu."

Keman Gibi:  

İnce, düzgün kaş. "Keman gibi kaşlarına her zaman hayrandım."

Kemer Sıkmak:  

Tutumlu davranmak, açlığa ve susuzluğa katlanmak. "Kemerleri sıktıra sıktıra, millette hâl bırakmadılar."

Kemeri Dolu Olmak:  

Çok zengin olmak. "Kemeri dolu olana hayat hep güzel."

Kemerini Sıkmak:  

Tutumlu davranmak, açlığa ve susuzluğa katlanmak. "Kemerlerini sıktıra sıktıra millette hâl bırakmadılar."

Kemerleri Sıkmak:  

Tutumlu davranmak, açlığa ve susuzluğa katlanmak. ”Kemerleri sıktıra sıktıra millette hâl bırakmadılar.”

Kemik Atmak:  

Susturmak, oyalamak için birini küçük bir şeyle avutmak. "Konuşup işimizi bozmasın diye kesin ona da kemik atmışlardır."

Kemik Gibi:  

1- Pek kuru, katı, sert. "Pilav yerken ağzıma kemik gibi bir şey geldi." 2- Sağlam. "Kemik gibi telefon, kaç kez düştü, bir şey olmadı."

Kemik Yalayıcı:  

Dalkavuk. "Senin gibi kemik yalayıcısı biri objektif olamaz."

Kemikleri Sayılmak:  

Çok zayıflamak. "Çocuklarının kemikleri sayılıyor, durumları iyi değil."

Kemikleri Sızlamak:  

Ölmüş biri huzursuz, rahatsız olmak. "Senin yaptıklarını görse dedenin kemikleri sızlardı."

Kemiklerine Kadar:  

İyice, en son sınıra dek. "Soğuk etkisini, insanın kemiklerine kadar hissettiriyor."

Kemiklerini Kırmak:  

Birini çok dövmek, aşırı dayak atmak. "Laflarımı dinle, yoksa senin kemiklerini kırarım."

Kemlik Etmek:  

Kötü davranışlarda bulunmak. "Sana kemlik eden olursa bana söyle."

Kemre Bağlamak:  

Deride kir tabakası oluşmak. "Kolların kemre bağlamış, git güzelce yıka."

Kenar Gezmek:  

Bir şeyden uzaklaşmış olmak. "Mahallede kenar gezmeye çıkmışsın."

Kenar Mahalle:  

Şehrin merkezinden uzak ve çoğu yoksul halkın oturduğu semt. "Üç yıl kadar kenar mahallede oturduk."

Kenar Süsü:  

Kendisinden beklenileni yapmayan, ya da kendisinden çekinilmeyen, göstermelik kimse. "Müdür tam bir kenar süsü, memurlar ne iş yapıyor ne güç."

Kenara Atmak:  

Bir şeyin üstünde durmamak, önemsememek. "Senin gömleği şimdilik kenara atalım, gelince yaparız."

Kenara Çekilmek:  

Artık hiçbir şeye karışmamak. "Çocuklar işi öğrendi, artık kenara çekilme vaktim geldi."

Kenarda Kalmak:  

Kendine yakışan yeri tutamayarak önemsiz bir duruma düşmek. "Kenarda kaldın Faruk Abi, gel yanımıza otur."

Kenarın Dilberi:  

Bir kız veya kadının görgü eksikliğini anlatmak isin söylenir. "Kenarın dilberi, ağzından çıkanı kulağın duysun."

Kendi Ağzıyla Tutulmak:  

Suçu, yalanı veya iddiasının yanlışlığı kendi sözüyle ortaya çıkmak. "Gevezelik ettiği için kendi ağzıyla tutulmaktan kurtulamadı."

Kendi Alemine Dalmak:  

1- Çevre ile ilgisini kesip iç dünyasına kapanmak. "Son günlerde kendi âlemine daldı, pek bizimle de konuşmuyor." 2- Eğlenceye, zevküsefaya kapılmak. "Kendi âlemine dalmış çocuğu, gidip niye rahatsız ediyorsun?"

Kendi Ayağı İle Gelmek:  

Kendi isteğiyle gelmek. "Kendi ayağı ile gelip benden özür dileyecek."

Kendi Ayakları Üzerinde Durmak:  

Başkasının yardımına ihtiyaç duymadan güçlü bir biçimde sorunları çözebilecek durumda olmak. "Otuz yaşındaki bir insanın kendi ayakları üzerinde durması gerekir."

Kendi Başına:  

1- Kimseye sormadan. "Kendi başına karar verip o işe girdi." 2- Başkasının yardımı olmadan. "Bisikletini kendi başına onardı."

Kendi Başının Derdine Düşmek:  

Başka bir şeyle ilgilenemeyecek kadar sıkıntılı, üzücü ve tehlikeli bir duruma çare bulmaya çalışmak. "Adamın bizi umursadığı yok, baksana kendi başının derdine düşmüş."

Kendi Borusunu Öttürmek:  

Dediğini yaptırmak, sözünü dinletmek, o yerde egemen olmak. "Koskoca şirkette kendi borusunu öttürmeye devam ediyor."

Kendi Çalar, Kendi Oynar:  

Yaptığı işte başkalarının dikkatini çektiği halde kimseyi işine karıştırmayan, bildiğini okuyan.

Kendi Çalıp Kendi Oynuyor:  

Konuya herkesin ilgisini çeken de işine kimseyi karıştırmayıp ortalığı gereksiz telaşa ve heyecana sürükleyen de odur, anlamına gelir. "İlgilenmeyin şununla, kendi çalıp kendi oynuyor."

Kendi Dalını Kesmek:  

Kendisi için gerekli ve yararlı olan şeyi kendi eliyle yok etmek. "Geçimini sağladığın o tarlayı sakın satma, yoksa kendi dalını kesmiş olursun."

Kendi Derdine Düşmek:  

Kendi önemli sorunları nedeniyle başka şeyle ilgilenememek. "Ondan yardım istenmez, o kendi derdine düşmüş."

Kendi Göbeğini Kendi Kesmek:  

İstediği yardım gelmeyince kendi işini kendi yapmak durumunda kalmak. ”O her zaman kendi göbeğini kendisi kesmiş, kimseden yardım beklememiştir.”

Kendi Gölgesinden Korkmak:  

Çok korkak olmak, bir sakınca söz konusu olmayan işlere girişmekten bile korkmak. "Kendi gölgesinden korkan adamla işim olmaz."

Kendi Hâlinde:  

Sessiz, hiçbir şeye karışmayan, karışmak istemeyen, sakin (kimse). ”Yazık olmuş, kendi hâlinde biriydi, kimsenin etlisine sütlüsüne karışmazdı.”

Kendi Hâlinde Bırakmak:  

Üzerinde çalışmayarak geliştirmemek veya bakımsız bırakmak, işlememek. "İki yıldır tarlalarını kendi hâlinde bıraktık."

Kendi Hâline Bırakmak:  

Bir kimseyle, bir şeyle ilgilenmemek. "Artık onu kendi hâline bırak."

Kendi Havasında Gitmek:  

Yalnız başına, istediği gibi davranmak. "Bütün gün kendi havasında gitti, gezdi tozdu."

Kendi Havasında Olmak:  

Yalnız başına, istediği gibi davranmak. "Bütün gün kendi havasında olduğundan görüşemedik."

Kendi Hesabına Çalışmak:  

Uğraştığı işi sadece kendisi için yapmak. "Bizim ailede artık herkes işini kurdu, kendi hesabına çalışıyor."

Kendi İçine Çekilmek:  

Başkasıyla ilişki kurmamak, yalnız başına kalmak, inzivaya çekilmek. "Stresli zamanlarda kendi içine çekilmesi gayet normal bir durum."

Kendi İpini Kendisi Çeker:  

Yaptığı olumsuz davranışlarla kendi kendini mahveder.

Kendi Kabuğuna Çekilmek:  

Tek başına kalmak, dış dünya ile ilgisini kesmek, kimse ile görüşmemek. "Geçirdiği kazadan sonra iyice kendi kabuğuna çekildi."

Kendi Kanatlarıyla Uçmak:  

Hiç kimsenin desteği veya yardımı olmaksızın yaşamak veya bir işi olumlu sonuca ulaştırmak. "Beş aydır kendi kanatlarıyla uçmaya başladı."

Kendi Kazdığı Çukura Düşmek:  

Başkası için hazırladığı kötülük kendi başına gelmek. "Beni kötü bir duruma düşürecekti, ama kendi kazdığı çukura düştü."

Kendi Kazdığı Kuyuya Düşmek:  

Başkası için hazırladığı kötülük kendi başına gelmek. "Beni kötü bir duruma düşürecekti, ama kendi kazdığı kuyuya düştü."

Kendi Kendine:  

1- Kimseye sormadan. "Kendi kendine karar verip o işe girdi." 2- Başkasının yardımı olmadan. "Bisikletini kendi kendine onardı."

Kendi Kendine Gelin Güvey Olmak:  

Başkalarının ne diyeceğini hesaba katmadan, bir işi sadece kendi başına tasarlayıp olmuş sayarak sevinmek. ”Kendi kendine gelin güvey olmayı bırak, bakalım kız ne diyecek bu işe.”

Kendi Kendine Gelin Güveyi Olmak:  

İlgilinin nasıl karşılayacağını düşünmeden bir işi olmuş bitmiş sayarak sevinmek. "Kendi kendine gelin güveyi olmuşsun, kızın senden haberi bile yok, ne sevmesi?"

Kendi Kendini Didiklemek:  

Kendi kendini harap etmek, sıkıntı veya üzüntüden perişan olmak, üzmek. "Üç kuruş param gitti diye kendi kendini didikleme."

WhatsApp