D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Künyesini Okumak:

1- Ayıplarını yüzüne vurarak bir kimseye sövmek. "Babam kardeşimi yanına çağırıp, künyesini okumaya başladı." 2- Adı, soyadı, memleketi, doğumu, mesleği, işi gibi özelliklerini söylemek.

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Kıçına Tekmeyi Basmak:  

Kovmak, kapı dışarı atmak. "Kıçına tekmeyi basmakta geç bile kalmışız."

Kıçına Tekmeyi Çakmak:  

Kovmak, kapı dışarı atmak. "Kıçına tekmeyi çakmakta geç bile kalmışız."

Kıçına Tekmeyi Vurmak:  

Kovmak, kapı dışarı atmak. "Kıçına tekmeyi vurmakta geç bile kalmışız." "Dikkat et, ilk hatanda kıçına tekmeyi vururlar."

Kıçına Tekmeyi Yapıştırmak:  

Kovmak, kapı dışarı atmak. "Kıçına tekmeyi yapıştırmakta geç bile kalmışız."

Kıçını Yırtmak:  

1- Bağırıp çağırmak. "Ekranlara çıkıp kıçını yırtması bir anlam ifade etmiyor." 2- Bütün gücünü toplayıp çabalamak. "Kıçını yırtsan da bu taşı yerinden oynatamazsın."

Kıçının Kılı Olmak:  

Çok değer verdiği kişi yanında değerce çok aşağı olmak. "Hepimiz senin kıçının kılıyız, canına kurban."

Kıçıyla Gülmek:  

Birisiyle alay ederek gülmek, birisinin düştüğü kötü duruma sevinerek gülmek. "Sen böyle yaparsan millet kıçıyla güler."

Kıçtan Bacaklı:  

Kısa boylu kişi. "Nereden geliyorsun kıçtan bacaklı?"

Kıçüstü Oturmak:  

1- Kıçı yere gelir duruma düşmek. "Ayağım kaydı, kıçüstü oturup kaldım." 2- Herhangi bir konuda yenilmek, umduğuna ulaşamamak. "Beni dinlemezsen, böyle kıçüstü oturup kalırsın."

Kıkır Kıkır Gülmek:  

İçinden gelerek sesli sesli bir biçimde gülmek. "Sınıfta çocuklar birden kıkır kıkır gülmeye başladı."

Kıl Gibi:  

İpince, incecik. "Yemek yerken ağzıma kıl gibi bir şey geldi."

Kıl Kadar Kalmak:  

Çok az kalmak. "Kaza yapmamıza kıl kadar mesafe kaldı."

Kıl Kapmak:  

Birisine sinirlenmek, hareketlerinden rahatsız olmak. "Şu garsona kıl kapmaya başladım."

Kıl Kuyruk:  

Züğürt ve kılığı kıyafeti yerinde olmayan. "Bu kıl kuyruğun burada ne işi var?"

Kıl Olmak:  

Birisi sinirine dokunmak. "Sana bu aralar kıl olmaya başladım, gözüme fazla görünme."

Kıl Payı:  

Çok az, az bir fark. "Araba o hızla virajı alamadı, uçuruma yuvarlanmasına kıl payı kalmıştı."

Kıl Payı Kalmak:  

Çok az, az bir fark (kalmak). ”Araba o hızla virajı alamadı, uçuruma yuvarlanmasına kıl payı kalmıştı.”

Kılağısını Almak:  

Kesici araçları bileği taşına veya kayışa sürterek keskinliğini artırmak. "Usturanın kılağısını almaya çalışıyordu."

Kılçık Atmak:  

Bir kimsenin işini karıştırmak, bozmak. "Adamın işine kılçık atmakla iyi etmedik."

Kılda Keramet Olsa, Kıçımda Çıkmaz:  

Saç, sakal, bıyık ve vücut kıllarıyla övünen kişileri aşağılamak için söylenir. "Sakalıyla övünüyor; kılda keramet olsa, kıçımda çıkmazdı."

Kıldan İnce Kılıçtan Keskin:  

İslami düşüncede Sırat köprüsü için kullanılır. Sosyal gündemde ise hukukun hassaslığı, kul hakkının korunması; zor dönemde ikilem yaşanması anlamlarında kullanılır.

Kıldan Nem Kapmak:  

En önemsiz nedenlerden üzüntü duymak.

Kılı Kıpırdamamak:  

Bir olay veya durum karşısında, kendi durum ve davranışını değiştirmemek, aldırış etmemek, umursamamak. "Neler söyledim ona, ama kılı kıpırdamadı."

Kılı Kırk Yarmak:  

Titizlenmek, çok dikkat ederek en ince ayrıntılarına kadar incelemek, önemle üstünde durmak. ”Bir malı almadan önce kılı kırk yararcasına evirir çevirir ve öyle alırdı.”

Kılıbıklık Etmek:  

Kılıbığa yakışan davranışlarda bulunmak. "Haluk Abi, duyduğumuza göre kılıbıklık etmeye başlamışsın."

Kılıç Çalmak:  

Kılıçla savaşmak, kılıç ile öldürmek. "Savaş meydanlarında yıllarca kılıç çalmıştı."

Kılıç Çekmek:  

Saldırmak veya selamlamak amacıyla kılıcı kınından çıkarmak. "Düşmana karşı kılıç çekip, birden saldırdı."

Kılıç Kınını Kesmez:  

Ne kadar sert ve öfkeli olursa olsun, hiçbir kişi yanındakilere, yakınlarına kolay kolay zarar vermez. "Kılıç kınını kesmez dersler, merak etme sana sorun çıkarmaz."

Kılıç Kuşanmak:  

Kılıcı olmak ve onu taşıyacak güce ve yetkiye hak kazanmak. "Kılıç kuşanmış askerler tören alanındaydı."

Kılıç Oynatmak:  

Egemen olarak yaşamak. "Atalarımız yıllardır bu topraklarda kılıç oynatmış."

Kılıç Sallamak:  

Kılıç ile dövüşmek, düşman üzerine kılıçla saldırmak. "Katıldığı savaşlarda kahramanca kılıç sallamış bir yiğitti."

Kılıç Takmak:  

Kılıcı olmak ve onu taşıyacak güce ve yetkiye hak kazanmak. "Kılıç takmış askerler tören alanındaydı."

Kılıç Üşürmek:  

Kılıç çekerek saldırmak. "Düşmana erken vakitte kılıç üşürmeye başladılar."

Kılıcı Kınına Koymak:  

Savaşı bırakmak, savaştan vazgeçmek. "Son anda kılıcı kınına koymaya karar verdiler."

Kılıçlama Kaçmak:  

Yan yan koşarak çaprazlamasına gitmek. "Kılıçlama kaçmaya başlayınca peşine takıldık."

Kılıçtan Artakalmak:  

Öldürülmekten kurtulmak.

Kılıçtan Geçirmek:  

Çok sayıda insanı kılıçla topluca öldürmek. "Zavallı, savunmasız köylüleri kılıçtan geçirmişlerdi."

Kilidi Küreği Olmamak:  

Her şeyi açıkta bulunmak, kilitli yere saklanmamış olmak. "Hiçbir zaman bu evin kilidi küreği olmadı."

Kılıfına Uydurmak:  

Bir durum ve tutuma, yöntemine uygun biçim vermek. "Kılıfına uydurup ceza almaktan kurtulmuş."

Kılığa Bürünmek:  

Oymuş gibi görünmek. "Dost kılığa bürünüp, bizi arkadan vurmaya çalıştı."

Kılığına Girmek:  

Onun gibi giyinmek. "Ayı kılığına girmiş iki oyuncu sahneye çıktı."

Kılık Kıyafet:  

1- Üst baş ve dış görünüş, kisve. "Bu satıcının kılık kıyafetinde hayır yok." 2- Giysi. "Pazarda kılık kıyafet satmaya başlamış."

Kılık Kıyafeti Düzmek:  

Giysilerini yenilemek. "Parayı aldığımıza ilk işimiz, kılık kıyafetimizi düzmek."

Kılıktan Kılığa Girmek:  

1- Giysi değiştirmek. "Program bitinceye kadar, sunucu kılıktan kılığa girdi." 2- Sık sık düşünce değiştirmek. "Basit bir iş için, kılıktan kılığa girmene gerek yok."

Kilimci İle Kör Hacı:  

Herhangi birileri. "Kilimci ile kör hacı da gelse içeri buyur edeceksin."

Kılına Dokunmamak:  

Bir kimseye, zarar verebilecek en ufak davranıştan bile kaçınmak. ”İnan anne, kılına bile dokunmadım kardeşimin!”

Kılına Halel Gelmemek:  

Hiçbir zarara uğramamak. "Hiçbir aile, çocuklarının kılına halel gelmesini istemez."

Kılına Hata Gelmemek:  

En Küçük zarara bile uğramamak.

Kılını Bile Kıpırdatmamak:  

Bir durum karşısında en küçük bir tepki bile göstermemek, ilgisiz kalmak, harekete geçmemek. ”Onca insan üstüme yürüdü ama o kılını bile kıpırdatmadı.”

Kılını Bile Oynatmamak:  

Bir durum karşısında en küçük bir tepki bile göstermemek, ilgisiz kalmak, harekete geçmemek. ”Onca insan üstüme yürüdü ama o kılını bile oynatmadı.”

Kilise Direği Gibi:  

Çok kalın ense. "Kilise direği gibi ensesine bir şaplak indirdi."

Kilit Altına Almak:  

Kilitlemek. "Sarraflar her akşam altınlarını kilit altına alır."

Kilit Gibi:  

Çok sıkı (ağız).

Kilit Gibi Olmak:  

Birbirine çok bağlı ve dayanışmalı olmak. "Birbirini çok seven bu gençler kilit gibi olmuş, evlenmelerine karşı çıkamam."

Kilit Kürek Altına Almak:  

Bir şeyi kilitli yere koyarak saklamak. "Tatile giderken, her tarafı kilit kürek altına aldı."

Kilit Kürek Olmak:  

Bir yeri korumak, o yerin güvenilir, sağlam adamı olmak. "Oteline kilit kürek olması için, yeğenini çağırdı."

Kilit Noktası:  

Bütün işlerin çözümlenmesi ona bağlı olan önemli unsur, üzerinde durulması gereken en önemli nokta, makam veya yer.

Kilit Vurmak:  

Kilitlemek. "Akşam çıkarken, kapıya kilit vurmayı unutma."

Kilitsiz Küreksiz:  

Açık, kilitlenmemiş.

Kilo Almak:  

Beslenerek vücudun ağırlığı artmak, şişmanlamak. "Son günlerde biraz kilo aldım."

Kilo Vermek:  

Vücudun ağırlığı azalmak, zayıflamak. "Görmeyeli kilo vermişsiniz."

Kilometre Yapmak:  

Yol almak. "Bir saatte o kadar kilometre yapamaz."

Kim Bilir:  

1- Belirsizlik, bilinmezlik bildiren bir söz. "Kim bilir, belki yarın gelir." 2- Olabilirlik bildiren bir söz. Kim bilir, belki de piyango bize çıkar.

Kim Kime Dum Duma:  

Kimsenin kimseyle ilgilenmediği, her şeyin çok karışık olduğu bir durumu anlatmak için söylenir. "Böyle düğün görmedim, kim kime dum duma."

Kim Oluyor:  

Kendini ne sanıyor? Ne hakkı var? anlamında söylenir. "Kim oluyor da bana karışıyor?"

Kim Vurduya Gitmek:  

Bir kargaşa anında ve kalabalık arasında kimin tarafından vurulduğu veya dövüldüğü belli olmamak.

Kime Hacı Desem, Haçı Koltuğundan Çıkar:  

İyi insan deyip yardım ettiğim bütün kimseler kötü çıkıyor.

Kime Ne:  

Kimseyi ilgilendirmez. "Benim giyim tarzım böyle. Kime ne?"

Kime niyet, kime kısmet:  

Bir kimse için hazırlanan bir şeyin ona değil de hiç akla gelmeyen bir kimseye kısmet olması durumunda söylenir. "Bu pastayı komşum gelecek diye yapmıştım; ama kime niyet, kime kısmet."

Kimi Kimsesi:  

Yakını, koruyucusu. "Bir araştırın bakalım, kimi kimsesi var mı."

Kimi Kimsesi Olmamak:  

Hiç akrabası, koruyucusu olmamak. "Yalnız yaşıyordu, kimi kimsesi yoktu."

Kimi Köprü Bulamaz Geçmeye, Kimi Su Bulamaz İçmeye:  

İnsanların nasipleri arasındaki karşıtlıklara işaret eder.

Kimi Nalına Vurur, Kimi Mıhına:  

Bir konu hakkında herkesin başka fikirler ileri sürmesi.

Kımıl Zararlısı:  

Tembel kimse. "O kımıl zararlısı bir daha buraya gelmeyecek."

Kimin Arabasına Binerse Onun Türküsünü Çağırır:  

Bulunduğu toplumda hangi taraftan çıkar elde ederse o tarafın istediği gibi hareket eder.

Kimin Nesi:  

"Kimin yakını." anlamında kullanılan bir söz. "Yanınızdaki bu arkadaş da kimin nesi?"

Kimine Hay Hay, Kimine Vay Vay:  

Talihin kiminin yüzüne güldüğünü, kimine de asık surat gösterdiğini anlatır.

Kımkım Etmek:  

Bir işi ağır ağır yapmak, oyalanmak. "Üç saat oldu, kımkım edip bir saatlik işi bitiremediniz."

Kimliğini Yitirmek:  

1- Sahip olduğu nitelik ve özellikleri yok olmak. "Uzak diyarlarda kimliğini yitirmeden yıllarca çalıştı." 2- Kimlik belgesini kaybetmek. "Yolda gelirken kimliğini yitirmiş."

Kimsenin Tavuğuna Kış Deme:  

Yaptıklarınla veya söylediklerinle kimseyi rahatsız etme. "Kimsenin tavuğuna kış deme, sonra başımız derde giriyor."

Kimseye Eyvallah Etmemek:  

Kimseden yardım ve iyilik beklememek, kimsenin minneti altına girmemek. ”Bu yaşa kadar kimseye eyvallah etmedim, bundan sonra da edecek değilim.”

Kimya Gibi:  

Az bulunur. "Kimya gibi adamsın, şirket kıymetini bilsin." , "Hakiki bal kimya gibi, nerede bulacağız?"

Kimya Olmak:  

Bulunmaz Olmak. "O günlerde mazot kimya olmuştu."

Kimyası Bozulmak:  

Canı sıkılmak. "İki saattir şu daracık yerde bekliyoruz, kimyam bozuldu."

Kin Bağlamak:  

Birine karşı öç alma duygusu duymak. "Belli ki eskiden beri ona kin bağlamış."

Kin Beslemek:  

Birine karşı öç alma duygusunu sürdürmek. "Belli ki o sana kin beslemiş."

Kin Duymak:  

Birine karşı öç alma duygusunu yaşatmak veya bu duyguyu hissetmek. "İşten çıkarılınca, müdüre kin duymaya başladı."

Kin Gütmek:  

Öcünü alıncaya kadar kininden vazgeçmemek. "Ölünceye kadar dayıma kin gütmeye devam etti."

Kin Tutmak:  

Birine karşı öç alma duygusunu sürdürmek. "Belli ki o sana kin tutmuş."

Kına Gecesi:  

Düğünden önceki gece kızın evinde gelinin parmaklarına kına yakılırken yapılan eğlence.

Kına Gibi:  

Çok ince. (toz durumundaki şey) "Pakette kına gibi tozlar var, ne olduğunu anlayamadık."

Kına Koymak:  

1- Birinin uğradığı kötü duruma çok sevinmek. "Bugün istifamı verdim, artık hepiniz kına koyarsınız." 2- Kınayı su ile karıştırıp bulamaç kıvamına getirerek boyanacak yere sürmek. "Genç kızlar ellerine kına koymuş."

Kına Sürmek:  

1- Birinin uğradığı kötü duruma çok sevinmek. "Bugün istifamı verdim, artık hepiniz kına sürersiniz." 2- Kınayı su ile karıştırıp bulamaç kıvamına getirerek boyanacak yere sürmek. "Genç kızlar ellerine kına sürmüş."

Kına Vurmak:  

deyiminin anlamı, açıklaması ve örnek cümleleri: 1. Birinin uğradığı kötü duruma çok sevinmek. "Bugün istifamı verdim, artık hepiniz kına vurursunuz." "Maçı kaybettik diye, kına vuranlar var." "Eşiyle arası bozuldu, siz de kına vurun artık." 2. Kınayı su ile karıştırıp bulamaç kıvamına getirerek boyanacak yere sürmek. "Genç kızlar ellerine kına vurmuş."

Kına Yakılmak:  

1- Birinin uğradığı kötü duruma çok sevinmek. "Bugün istifamı verdim, artık hepiniz kına yakılırsınız." 2- Kınayı su ile karıştırıp bulamaç kıvamına getirerek boyanacak yere sürmek. "Genç kızlar ellerine kına yakılmış."

Kına Yakınmak:  

1- Birinin uğradığı kötü duruma çok sevinmek. "Bugün istifamı verdim, artık hepiniz kına yakınırsınız." 2- Kınayı su ile karıştırıp bulamaç kıvamına getirerek boyanacak yere sürmek. "Genç kızlar ellerine kına yakınmış."

Kına Yakmak:  

1- Birinin uğradığı kötü duruma çok sevinmek. "Bugün istifamı verdim, artık hepiniz kına yakarsınız." 2- Kınayı su ile karıştırıp bulamaç kıvamına getirerek boyanacak yere sürmek. "Genç kızlar ellerine kına yakmış."

Kınalar Koymak:  

1- Birinin uğradığı kötü duruma çok sevinmek. "Bugün istifamı verdim, artık hepiniz kınalar koyarsınız." 2- Kınayı su ile karıştırıp bulamaç kıvamına getirerek boyanacak yere sürmek. "Genç kızlar ellerine kınalar koymuş."

Kınalar Sürmek:  

1- Birinin uğradığı kötü duruma çok sevinmek. "Bugün istifamı verdim, artık hepiniz kınalar sürersiniz." 2- Kınayı su ile karıştırıp bulamaç kıvamına getirerek boyanacak yere sürmek. "Genç kızlar ellerine kınalar sürmüş."

Kınalar Vurmak:  

1- Birinin uğradığı kötü duruma çok sevinmek. "Bugün istifamı verdim, artık hepiniz kınalar vurursunuz." 2- Kınayı su ile karıştırıp bulamaç kıvamına getirerek boyanacak yere sürmek. "Genç kızlar ellerine kınalar vurmuş."

WhatsApp