Bir Deyim Öğrenelim!
At Gözlüğü İle Bakmak:
Çevresinde olup bitenleri iyi algılayamamak, değerlendirememek. "At gözlüğü ile bakanlar, yaşanan olayları anlayamaz."
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Kızılca Kıyamet Kopmak:
Bir meselede büyük, aşırı, gürültülü bir kavgaya yol açmak; yüksek sesli tartışma başlatmak. ”Sizin bostanlara su vermeyeceğim deyince kızılca kıyamet koptu.”
Kızılca Kıyameti Koparmak:
1- Bir şeye çok kızarak bağırıp çağırmak, feryat etmek. "Onlara ayrılan masaya, başka müşteriler oturdu diye kızılca kıyameti kopardı." 2- Aşırı gürültülere, kargaşaya yol açmak. "Öğretmen olmayınca, çocuklar sınıfta kızılca kıyameti koparıyor."
Kızılcık Sopası:
Dayak.
Kızılderili:
Amerika'nın eski yerli halkı.
Kızım Sana Dedim Gelinim Sen Anla:
Çok yakınım olan bir kimseye düşüncelerimi söylemiş olsam da, amacım bu sözleri kendisine söylemeyi uygun bulmadığım kimsenin duymasıdır. Bir sözün muhatabına doğrudan söylenmeyip, dolaylı olarak söylenmesini ifade eder. "Konuşmasının sonunda kızım sana dedim, gelinim sen anla deyince içim rahatladı."
Kızım Sana Dedim Gelinim Sen İşit:
Çok yakınım olan bir kimseye düşüncelerimi söylemiş olsam da, amacım bu sözleri kendisine söylemeyi uygun bulmadığım kimsenin duymasıdır. Bir sözün muhatabına doğrudan söylenmeyip, dolaylı olarak söylenmesini ifade eder. "Konuşmasının sonunda kızım sana dedim, gelinim sen işit deyince içim rahatladı."
Kızım Sana Söylüyorum, Gelinim Sen Anla:
Çok yakınım olan bir kimseye düşüncelerimi söylesem de aslında bu sözler kendisine söylemeyi uygun bulmadığım kimse içindir. Sözlerimi o da duymaktadır, anlamına gelir. "Konuşmasının sonunda kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla deyince içim rahatladı."
Kızım Sana Söylüyorum, Gelinim Sen Dinle:
Çok yakınım olan bir kimseye düşüncelerimi söylesem de aslında bu sözler kendisine söylemeyi uygun bulmadığım kimse içindir. Sözlerimi o da duymaktadır, anlamına gelir. "Konuşmasının sonunda kızım sana söylüyorum, gelinim sen dinle deyince içim rahatladı."
Kızım Sana Söylüyorum, Gelinim Sen İşit:
Çok yakınım olan bir kimseye düşüncelerimi söylesem de aslında bu sözler kendisine söylemeyi uygun bulmadığım kimse içindir. Sözlerimi o da duymaktadır, anlamına gelir. "Konuşmasının sonunda kızım sana söylüyorum, gelinim sen işit deyince içim rahatladı."
Kızın Boyu Bacadan mı Aştı:
"Daha evlenecek yaşta değil" anlamında kullanılan bir söz. "Ne dünürü gelecekmiş, kızın boyu bacadan mı aştı?"
Kızıp Durmak:
Sürekli olarak kızmak ve söylenmek. "Rahmetli babam, ablam kaçtı diye sürekli kendisine kızıp durdu."
Kızlar Ağası:
Osmanlı sarayındaki harem ağalarının başı.
Kızlar Tuvaletine Çevirmek:
Çok yüksek sesle konuşup erkek dedikodusu yapmak. "Altın gününü kızlar tuvaletine çevirmişsiniz."
Kızoğlan Olmak:
Cinsel ilişkide bulunmamış (dişi), bakire, kızoğlankız, erden olmak.
Kızoğlankız Olmak:
Cinsel ilişkide bulunmamış (dişi), bakire, kızoğlan, erden olmak.
Kloş Dudak:
Dudakları öne çıkık kimseler için söylenir. "Kloş dudaklı sevimli bir çocuğu vardı."
Koç yiğit:
Yakışıklı, genç ve gürbüz delikanlı.
Koca Bulmak:
Kız veya kadın kendisi ile evlenecek bir erkek bulmak. "Kadının tek derdi koca bulmak olmuş."
Koca Herif Olmak:
Bir çocuğun büyüdüğünü kabaca anlatır.
Kocakarı İlacı:
Halk arasında kullanılan, çok kere fayda yerine zarar getiren boş tedavi.
Kocakarı Masalı:
Boş sözler, değersiz sözler.
Kocakarı Soğuğu:
Mart ayı ortalarında görülen soğuklar. "Kocakarı soğuğu başladı."
Kocakarılığı Tutmak:
Geçimsiz, inatçı, şirret yaşlı bir kadın gibi davranmak. "Annemin yine kocakarılığı tuttu."
Koçan Bağlamak:
Mısırda koçan oluşmak. "Mısırlar koçan bağlamaya başlamış."
Kocaoğlan:
Ayı.
Kocaya Gitmek:
Evlenmek. "Okul bitmeden kocaya gitmek istemedi."
Kocaya Kaçmak:
Kız ailesinin izni olmadan ve nikâhlanmadan bir erkekle kaçmak. "Ablası erken yaşta kocaya kaçmış."
Kocaya Varmak:
(Kız, kadın) Evlenmek. "Komşumuzun kızı kocaya vardı."
Kocaya Vermek:
Kız veya kadını evlendirmek. "Kızını, zengin kocaya verme telaşına düşen anneydi."
Koduğum Yerde Otluyor:
Uzun süredir hiçbir ilerleme göstermeyenler için söylenen bir söz. "Kaç yıldır görüşmüyoruz, sen hala koduğum yerde otluyorsun."
Kodunsa Bul:
Arandığı hâlde bulunamayan şeyler veya bulunması gereken yerde bulunmayan kimseler için kullanılan bir söz. "Nerede bu çanta? Kodunsa bul."
Kof Çıkmak:
İşe yaramadığı, sanıldığı gibi olmadığı, boş ve değersiz bir kişi olduğu anlaşılmak. "İyi bir güreşçi sanıyorduk, ama kof çıktı."
Köfte Dudak:
İri ve etli dudak. "Babasının köfte dudaklı meleğiydi o."
Köftehor:
Sevgiyle söylenen paylama (azarlama) sözü. "Sizi gidi köftehorlar, nerelerdesiniz görüşmeyeli?"
Kök Salmak:
1- Bir yere iyice, ayrılmamacasına yerleşmek. 2- İyice tutunmak, köklenmek, sağlamlaşmak, yayılmak. ”Onun sevgisi, içine iyice kök salmıştı.”
Kök Sökmek:
Çok çetin iş görmek. "Eşyaları beşinci kata taşırken, resmen kök söktük."
Kök Söktürmek:
Uğraştırmak, güçlük çıkarmak, engel olmak. ”O takıma kök söktürmeye yemin ettik.”
Köklü Aile:
Bulunduğu bölgede eskiden beri bilinen ve iyi tanınan aile. "Köklü bir ailenin bireyi olmaktan mutluyum."
Koku Almak:
1- Gizli tutulan bir şeyi sezmek. "Bir şeyler saklıyorsunuz, ama ben bir koku alıyorum." 2- Bir nesnenin kokusunu algılamak. "Hoş bir koku aldım, parfüm mü sıktın?"
Koku Duymak:
1- Gizli tutulan bir şeyi sezmek. "Bir şeyler saklıyorsunuz, ama ben bir koku duyuyorum." 2- Bir nesnenin kokusunu algılamak. "Hoş bir koku duydum, parfüm mü sıktın?"
Kökü Kazınmak:
Bir daha ortaya çıkamayacak biçimde yok edilmek. "Terörün kökü kazınıncaya kadar, operasyonlarımız sürecek."
Kökü Kurumak:
Yok olmak, ortadan kalkmak. "Bakımsızlıktan bahçedeki çiçeklerimin kökü kurumuş."
Kökünden Halletmek:
Herhangi bir konuyu veya sorunu temelden çözümlemek. "Kötüleri değil, kötülüğü yok etmek lazım. Sorunu kökünden halletmek lazım."
Kökünden Kazımak:
Bir daha belirmeyecek, ortaya çıkmayacak biçimde yok etmek, ortadan kaldırmak. Kökünü kazımak. "Döktüğümüz son ilaç, sanırım tüm haşereleri kökünden kazıdı."
Kökünden Kurutmak:
Bir daha belirmeyecek, ortaya çıkmayacak biçimde yok etmek, ortadan kaldırmak. Kökünü kazımak. "Döktüğümüz son ilaç, sanırım tüm haşereleri kökünden kuruttu."
Köküne Kibrit Suyu:
Yerin dibine batsın, ölsün, kahrolsun. "Size o aklı verenin köküne kibrit suyu."
Köküne Kibrit Suyu Dökmek:
Bir daha belirmeyecek, ortaya çıkmayacak biçimde yok etmek, ortadan kaldırmak. "On yıllık işimizin, köküne kibrit suyu döktü."
Kökünü Kazımak:
Bir daha belirmeyecek, ortaya çıkmayacak biçimde yok etmek, ortadan kaldırmak, kökünü kurutmak. "Terörün kökünü kazıyıncaya kadar, operasyonlarımız sürecek."
Kökünü Kurutmak:
Bir daha belirmeyecek, ortaya çıkmayacak biçimde yok etmek, ortadan kaldırmak. Kökünü kazımak. "Döktüğümüz son ilaç sanırım tüm haşerelerin kökünü kuruttu."
Kokusu Çıkmak:
Gizli yapılmış bir iş, daha sonra herkes tarafından bilinir olmaya başlamak. ”Bu işin kokusu çıkar diye korkuyorum.”
Kokusunu Almak:
1- Gizli tutulan bir şeyi sezmek. "Bir şeyler saklıyorsunuz, ama ben kokusunu alıyorum." 2- Bir nesnenin kokusunu algılamak. "Hoş bir çiçek kokusunu aldım, parfüm mü sıktın?"
Kokusunu Duymak:
1- Gizli tutulan bir şeyi sezmek. "Bir şeyler saklıyorsunuz, ama ben kokusunu duyuyorum." 2- Bir nesnenin kokusunu algılamak. "Hoş bir çiçek kokusunu duydum, parfüm mü sıktın?"
Kol Atmak:
1- Bitkinin gövdesinden ayrılan bir dal bir yöne uzanmak. "Erik, bizim cama doğru kol atmış." 2- Çevreye yayılmak, genişlemek, ulaşmak, uzanmak. "Nehir, bölgedeki ovaya kollar atmıştı."
Kol Gezmek:
1- (Bir kişi, bir şey) Etkinliği olan bir durum sürmek. "Bölgede, salgın bir hastalık kol geziyor." 2- Güvenlik amacıyla dolaşmak. "Caddede, zabıtalar kol geziyor." 3- Dolaşmak. "Organik ürünler satan, bir satıcı kol geziyor." 4- Kötü durum ve davranışlar çokça olmak. "Muhalif medyaya baskılar kol gezmeye devam ediyor."
Kol Kanat Germek:
Yardım etmek, gözetmek, korumak, himaye etmek, bir kimseyi koruyuculuğu altına almak. "Abim, her zaman bana kol kanat germiştir."
Kol Kanat Olmak:
Yardım etmek, gözetmek, bir kimseyi koruyuculuğu altına almak. "Abim, her zaman bana kol kanat olmuştur." , "Devletimiz, mazlum insanlara her zaman kol kanat olmuştur."
Kol Uzatmak:
Yayılmak, ulaşmak. "Yardımseverlerin, kendilerine kol uzatmasını bekliyor."
Kol Vermek:
Destek olmak. "Annene kol ver de, yemeği bir an önce hazırlayın."
Kol Vurmak:
Dolaşmak. "Mahallede, yabancılar kol vurmaya başlamış."
Kola Çıkmak:
Hırsız, polis vb. faaliyete geçmek, işe başlamak. "Polisler kola çıkmış, bizim sokaktalar."
Kolaçan Etmek:
Çevresini ya da kendisinden istenilen yeri dolaşıp ne var ne yok diye bakmak, olup biteni anlamak amacıyla dolaşmak. ”Bir kişi etrafı şöyle bir kolaçan etsin de gelsin.”
Kolay Değil:
Zor ve sıkıntılı. "O iş o kadar kolay değil."
Kolay Gele:
Çalışmakta olanlara söylenen, işinde zorluk çekme, anlamında iyi dilek sözü "Kolay gele! Ayşe Abla, yardıma ihtiyaç var mı?"
Kolay Gelsin:
Çalışmakta olanlara söylenen, işinde zorluk çekme, anlamında iyi dilek sözü "Kolay gelsin! Ayşe Abla, yardıma ihtiyaç var mı?"
Kolay Kolay:
Kolayca, sorunsuz, zahmetsiz. "Biz bu işi kolay kolay yapamayacağız."
Kolay Lokma:
Kolaylıkla üstesinden gelinebilir. "Bu iş bizim için gerçekten kolay lokma."
Kolay Lokma Olmak:
Kolaylıkla üstesinden gelinebilir olmak. "Bu iş bizim için gerçekten kolay lokma oldu."
Kolaya Kaçmak:
Özen göstermeden bir işi kolay ve kestirme yoldan yapmak. "Bu işte titiz davranın, kolaya kaçmayın lütfen."
Kolayı Var:
Çaresi var. "Bu lekeleri çıkarmanın bir kolayı var."
Kolayına Bakmak:
Bir işi yaparken kolay ve kestirme yolu seçmek. "Kolayına bakıp, uyduruk bir ödev yapmayın."
Kolayına Gelmek:
Öyle yapmayı daha kolay bulmak. "Böyle yapmak kolayıma geldi."
Kolayına Kaçmak:
Özen göstermeden bir işi kolay ve kestirme yoldan yapmak. "Kolayına kaçarsan, iyi bir iş çıkmaz."
Kolayını Bulmak:
Kolay bir biçimde yapma yolunu bulmak. "Kolayını bulup, elimdeki ürünleri satmalıyım."
Kolaylık Göstermek:
Zorluk çıkarmadan bir işi yapabilme yolu, olanağı sağlamak. "Fiyat konusunda kolaylık gösterirseniz, çok memnun oluruz."
Kolaylık Sağlamak:
Zorluk çıkarmadan bir işi yapabilme yolu, olanağı göstermek. "Fiyat konusunda kolaylık sağlarsanız, çok memnun oluruz."
Kolektif Ortaklık:
Bütün ortakların sorumluluğu tam ve sınırsız olan ortaklık, kolektif şirket.
Kolları Buz Gibi Donmak:
Soğuktan dolayı kolları çok üşümek. "Kısa kollu giydiğin için, kolların buz gibi donmuş."
Kolları Kopmak:
Çok ağır bir şey taşımaktan ya da ağır bir iş yapmaktan dolayı yorulmak. "Çok ağırmış, kollarım koptu."
Kolları Sıvamak:
Bir işi bütün gücüyle yapmaya hazırlanmak. "Bir an önce kolları sıvayıp işe başlamak istiyordu."
Kollarına Almak:
Kollarıyla sarılıp kucaklamak. "Yavrusunu kollarına almak için sabırsızlıkla bekliyordu."
Kollarını Açmak:
1- İçtenlikle karşılamak veya kucaklamaya hazırlanmak, sevgisini ve dostluğunu göstermek. "Sınıfımıza yeni gelen arkadaşımıza hepimiz kollarımızı açmıştık." 2- Korumak, yardım etmek. "Şirketimiz yeri geldiğinde, ihtiyaç sahiplerine kollarını açmaktan çekinmedi."
Kollarını İki Yana Açmak:
İçtenlikle karşılamak veya kucaklamaya hazırlanmak, sevgisini ve dostluğunu göstermek. "Kollarını iki yana açmış, torunun kendisine koşmasını bekliyordu."
Kollarını Sallaya Sallaya Gelmek:
Hiçbir şey getirmeden gelmek. "İnsan ablasının düğününe kollarını sallaya sallaya gelir mi?"
Kollarını Sallaya Sallaya Gezmek:
Suçlu kimse serbestçe dolaşmak. "Bana silah çeken adam, kollarını sallaya sallaya geziyor."
Kollarını Sıvamak:
Bir işi bütün gücüyle yapmaya hazırlanmak. "Bir an önce kollarını sıvayıp işe başlaman lazım."
Kollarının Arasına Almak:
Kucaklayıp sarılmak. "İki gündür görmediği evladını, kollarının arasına alıp sevmeye başladı."
Kolpoya Düşmek:
Aldatılmak, tuzağa düşürülmek, oyuna gelmek. "Onların kolposuna düşmemeye çalış, dikkatli ol."
Kolpoya Gelmek:
Aldatılmak, tuzağa düşürülmek, oyuna gelmek. "Onların kolposuna gelmemeye çalış, dikkatli ol."
Koltuğuna Girmek:
Birinin himayesine girmek, koltuğunun altına sığınmak. "Daha on yaşında dayısının koltuğuna girmişti."
Koltuğuna Sığınmak:
Birinin koruyuculuğuna sığınmak.
Koltuğunun Altına Sığınmak:
Birinin koruyuculuğuna, himayesine girmek, koltuğuna girmek. "Daha on yaşında dayısının koltuğunun altına sığınmıştı."
Koltuk Altı:
1- Kolun omuzla birleştiği yerin altındaki çukurluk. 2- Kayırma.
Koltuk Çıkmak:
Desteklemek. "Araba alırken sen de bize koltuk çıkarsın."
Koltuk Değneği Olmak:
Birine, yaptığı uygunsuz işlerde destek sağlamak. "Birilerine koltuk değneği olacağına, şerefinle istifa et."
Koltuk Değneğiyle:
Başkasının yardımıyla.
Koltuk Vermek:
1- Yüzüne karşı övmek, pohpohlamak. "Siz ona koltuk veriyorsunuz, ama bir gün darbeyi yiyeceksiniz." 2- Koltuklamak. "Şu tabloya koltuk ver de üst kata çıkaralım."
Koltukları Kabarmak:
Kendisine ya da yakınlarına yapılan övgüden ötürü kıvanç duyup büyüklenmek, böbürlenmek. ”Oğlun oldukça becerikli dedikleri zaman koltuklarım kabardı doğrusu.”
Koltuklarını Kabartmak:
1- Kıvanç duymaya, övünmeye, iftihar etmeye yol açacak bir şey yapmak. "Milli takım, aldığı galibiyetlerle koltuklarımızı kabarttı." 2- Bir olaydan dolayı kıvanç duygusunu ortaya koymak, övünmek, gururlanmak, iftihar etmek. "Babası, koltuklarını kabartmış en baş köşede oturuyordu."
Koltukta Olmak:
Başkasının konuğu olup kendi masraf etmemek. "Tatil ve yanında koltukta olmak da ayrı güzel."
Kolu Kanadı Kırılmak:
Çaresiz duruma düşmek, bir şey yapamaz hâle gelmek. ”Kolu kanadı kırılmış bir vaziyette dolaşıyordu.”