D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Varsay ki:

"Bunları hesaba katmasak da" anlamında kullanılan bir söz. "Varsay ki ben gelmedim, ne yapacaktınız bütün gece."

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Kınalar Yakılmak:  

1- Birinin uğradığı kötü duruma çok sevinmek. "Bugün istifamı verdim, artık hepiniz kınalar yakılırsınız." 2- Kınayı su ile karıştırıp bulamaç kıvamına getirerek boyanacak yere sürmek. "Genç kızlar ellerine kınalar yakılmış."

Kınalar Yakınmak:  

1- Birinin uğradığı kötü duruma çok sevinmek. "Bugün istifamı verdim, artık hepiniz kınalar yakınırsınız." 2- Kınayı su ile karıştırıp bulamaç kıvamına getirerek boyanacak yere sürmek. "Genç kızlar ellerine kınalar yakınmış."

Kınalar Yakmak:  

1- Birinin uğradığı kötü duruma çok sevinmek. "Bugün istifamı verdim, artık hepiniz kınalar yakarsınız." 2- Kınayı su ile karıştırıp bulamaç kıvamına getirerek boyanacak yere sürmek. "Genç kızlar ellerine kınalar yakmış."

Kınayanda Kırk Batman:  

Başkasının tutumunu kınıyor ama kendisinde ondan çok kınanacak durum var.

Kinin Gibi:  

Çok acı. "Beni tedavi etmek için kinin gibi bir şey içirdiler."

Kip Gelmek:  

Tıpatıp, uygun gelmek. "Benim gömlek sana kip geldi."

Kıpık Gözlü:  

Gözleri yarı kapalı olan kimse.

Kıpkırmızı Kesilmek:  

Yüz herhangi bir nedenle çok kızarmak. "Toplantıda yolsuzlukla suçlanan kişi, kıpkırmızı kesildi."

Kıpkırmızı Olmak:  

Yüz herhangi bir nedenle çok kızarmak. "Toplantıda yolsuzlukla suçlanan kişi, kıpkırmızı oldu."

Kır Boynunu:  

"Defol! çekil! git!" anlamında kullanılan bir söz. "Çeneni kapat, kır boynunu! Daha da burada görmeyeyim seni."

Kir Götürmek:  

1- Kirini belli etmeyecek bir renkte olmak. "Genelde kir götüren kıyafetler giymeye çalışırdı." 2- Bir şey çok kirli olmak. "Bu evin her yanını kir götürüyor."

Kıraat Etmek:  

1- Kur'an'ı belli kural ve işaretlere göre okumak. "Dikkat et, Kur'an'ı kıraat etmeden okuyorsun." 2- Okumak. "Yazdıklarımı biraz kıraat etsen, ne demek istediğimi anlarsın."

Kirada Olmak:  

Kira karşılığında verilmiş olmak. "Kirada olan, iki evi daha varmış."

Kirada Oturmak:  

Kira ile tutulmuş bir yerde yaşamak. "Bu pahalılıkta, kirada oturmak kolay değil."

Kırağı Çalmak:  

Kırağı, dondurup bozmak. "Dün gece soğuktan meyveleri kırağı çalmış."

Kırağı Düşmek:  

Kırağı oluşmak. "Sabah dışarı çıktığımızda, kırağı düştüğünü fark ettik."

Kırağı Vurmak:  

Kırağı, dondurup bozmak. "Dün gece soğuktan meyveleri kırağı vurmuş."

Kırağı Yağmak:  

Kırağı oluşmak. "Sabah dışarı çıktığımızda, kırağı yağdığını fark ettik."

Kıran Girmek:  

1- Daha önce bulunan şey bulunmaz olmak. 2- Hayvanlar ya da insanlar arasında öldürücü bir hastalık yayılmak. ”Kıran girdi, bütün koyunlar telef oldu.”

Kıran Kırana:  

Acımaksızın, kıyasıya yapılan yarış, kavga. "Kıran kırana bir maçtı."

Kıratını Ölçmek:  

Değerini biçmek, kıymetini belirlemek. "Senin kıratını ölçmek kimin haddine."

Kiraya Vermek:  

Kira karşılığında vermek, icara vermek. "Ben bu evi kesinlikle kiraya vermek istemiyorum."

Kiraz Dudaklı:  

Dudakları toplu ve kırmızı.

Kırdığı Ceviz Bini Aşmak:  

Sürekli yakışıksız davranışlarda bulunmak. "Bu adamların kırdığı ceviz bini aştı, ama sabrediyoruz."

Kırdığı Ceviz Bini Geçmek:  

Sürekli yakışıksız davranışlarda bulunmak. "Bu adamların kırdığı ceviz bini geçti, ama sabrediyoruz."

Kırdığı Ceviz Kırkı Aşmak:  

Sürekli yakışıksız davranışlarda bulunmak. "Bu adamların kırdığı ceviz kırkı aştı, ama sabrediyoruz."

Kırdığı Ceviz Kırkı Geçmek:  

Sürekli yakışıksız davranışlarda bulunmak. "Bu adamların kırdığı ceviz kırkı geçti, ama sabrediyoruz."

Kırdığı Koz Bini Aşmak:  

Sürekli yakışıksız davranışlarda bulunmak. "Bu adamların kırdığı koz bini aştı, ama sabrediyoruz."

Kırdığı Koz Bini Geçmek:  

Sürekli yakışıksız davranışlarda bulunmak. "Bu adamların kırdığı koz bini geçti, ama sabrediyoruz."

Kırdığı Koz Kırkı Aşmak:  

Sürekli yakışıksız davranışlarda bulunmak. "Bu adamların kırdığı koz kırkı aştı, ama sabrediyoruz."

Kırdığı Koz Kırkı Geçmek:  

Sürekli yakışıksız davranışlarda bulunmak. "Bu adamların kırdığı koz kırkı geçti, ama sabrediyoruz."

Kireç Gibi Olmak:  

Benzinde hiç kan kalmamak.

Kireç Söndürmek:  

Kireci kullanmadan önce üzerine bolca su dökerek kalsiyum hidroksit durumuna getirmek. "Kireç söndürmek için kuyu açmışlardı."

Kireç Suyu:  

İçinde erimiş bir halde kireç bulunan su.

Kiri Kabarmak:  

Nem, ısı vb. sebeplerle kir, üzerinde bulunduğu yüzeyden ayrılabilir duruma gelmek. "Şu ayakkabıları ısla da kiri kabarsın."

Kırığı Olmak:  

1- Karnede zayıf notu bulunmak. "Karnesinde kırığı olmadığı için çok mutluydu." 2- Yasa ve törelere aykırı olarak karşı cinsten biriyle sürekli ilişki içinde bulunmak. "Duyduğuma göre kasabada bir kırığın varmış."

Kırık Dökük:  

1- Eski çürük, sağlam olmayan, değersiz (şey). 2- Düzgün olmayan, parça parça, dağınık (söz). ”Şu kırık dökük eşyaları ortadan kaldırın hemen!”

Kırık Plak Gibi:  

Durmaksızın, aynı tonda tekrarlayarak. "Sabahtan beri, kırık plak gibi aynı isteklerini tekrarlayıp durma."

Kırılıp Bükülmek:  

Kırıtarak, kibarlığa özenerek konuşmak. "Yeni iş yerinde gördük, kırılıp bükülmeye başlamış."

Kırılıp Dökülmek:  

1- Kibar görünmeye çalışmak. "Biz yabancı değiliz, kırılıp dökülmene gerek yok." 2- Çok eskimek. "Özellikle çatı kısmı, kırılıp dökülmeye başlamış." 3- Kırıklık duymak. "Yoldan geldik, ben kırılıp dökülmeye başladım."

Kırıp Dökmek:  

Dikkatsizlik veya öfkeyle birçok şeyin kırılmasına neden olmak. "Çocuğa dikkat et de, bir şeyler kırıp dökmesin."

Kırıp Geçirmek:  

1- Yakıp yıkarak, baskı yaparak, öldürerek büyük zarar vermek. 2- Çok sert davranarak darıltmak. 3- Garip olan söz ve davranışlarıyla herkesi güldürmekten katıltmak.

Kırıp Sarmak:  

Bir şeyi yapmak için, güçlükle her türlü olanaktan yararlanmak. "Kırıp sarmak, ödünç almak suretiyle tüm borçlarını kapattılar."

Kırış Kırış Olmak:  

Çok kırışmak. "Yüzü kırış kırış olmasına rağmen, makyaj yapmaktan vazgeçmedi."

Kirişi Kırmak:  

Kaçıp gitmek, bulunduğu yerden gizlice ve çabucak ayrılmak. ”Kavga başlayınca kirişi kırarım diye düşündü.”

Kırk Basmak:  

Kırk gün dolmadan doğum yapmış annenin ve bebeğin dışarı çıkarılmasının tehlikeli olacağını geleneksel olarak kabul etmek. "Doğal olarak kırk basmadan buraya gelmeyecekler."

Kırk Bir Buçuk Kere Maşallah:  

"Pek çok, binlerce kez nazar değmesin!" anlamında kullanılan bir söz. "Çok güzel bir çocuk, kırk bir buçuk kere maşallah!"

Kırk Bir Kere Maşallah:  

"Pek çok, binlerce kez nazar değmesin!" anlamında kullanılan bir söz. "Çok güzel bir çocuk, kırk bir kere maşallah!"

Kırk Dereden Su Getirmek:  

Birini kandırmak için çok dolambaçlı gerekçeler ileri sürmek, ikna edebilmek için çok uğraşmak. ”Ne inatçı adammış, bir evet demek için kırk dereden su getirtti bana.”

Kırk Evin Kedisi:  

Birçok eve girip çıkan (kimse). "Kırk evin kedisi nihayet kendi evine gelebildi."

Kırk Fırın Ekmek Yemek:  

"Bir duruma erişmek için pek çok emek vermesi, çalışması gerekir." anlamında kullanılan bir söz. "Sazla bu parçayı çalabilmen için, daha on fırın ekmek yemen lazım."

Kırk Gün Günahkâr, Bir Gün Tövbekâr:  

Sürekli kötü işler yaptıktan sonra iyi bir iş yapan insan için kullanılan söz. "Kırk gün günahkâr, bir gün tövbekâr Sadettin Abi cuma namazındaydı."

Kırk Kapının İpini Çekmek:  

İçinde bulunduğu sorunu çözmek için kapı kapı dolaşmak, birçok yere uğramak. "Doğruları anlatmak için çabalayacağız, kırk kapının ipini çekeceğiz."

Kırk Katır mı, Kırk Satır mı:  

Ölümlerden ölüm beğen, anlamında söylenir. "Kırk katır mı kırk satır mı, demişler."

Kırk Tarakta Bezi Bulunmak:  

Birbirinden farklı birçok işle uğraşmak, birçok ilişkisi bulunmak, gizli ilişkileri olmak. ”Ne iş yaptığı belli değil, kırk tarakta bezi var adamın.”

Kırk Tarakta Bezi Olmak:  

Birbirinden farklı birçok işle uğraşmak, birçok ilişkisi bulunmak, gizli ilişkileri olmak. "Ne iş yaptığı belli değil, kırk tarakta bezi olan biri."

Kırk Yıl Düşünse Aklına Gelmemek:  

1- Hiç umulmayan, beklenmeyen, ihtimal dahilinde olmayan bir durum ortaya çıkmak. "Kırk yıl düşünsem böyle doğruları söyleyeceğin aklıma gelmezdi." 2- Birinin yaptığı şey kolay kolay düşünülmeyecek, çok akıllıca ve zekice olmak. "Kırk yıl düşünse bu sorunun bu yolla çözüleceği aklına gelmez."

Kırk Yıl Düşünsem Aklına Gelmez:  

1- Hiç umulmayan, beklenmeyen, ihtimal dahilinde olmayan bir durum ortaya çıktı. "Kırk yıl düşünsem böyle doğruları söyleyeceğin aklıma gelmezdi." 2- Birinin yaptığı şey kolay kolay düşünülmeyecek, çok akıllıca ve zekice. "Kırk yıl düşünsem bu sorunun bu yolla çözüleceği aklına gelmez."

Kırk Yılda Bir:  

Çok seyrek olarak. "Bize kırk yılda bir gelir, bir gece kalır gider."

Kırk Yılın Başı:  

Çok uzun süre içinde bir kez. "Kırk yılın başı biraz eğlenelim dedik."

Kırk Yılın Başında:  

Çok uzun süre içinde bir kez. "Kırk yılın başında biraz eğlenelim dedik."

Kırk Yıllık Kani, Olur mu Yani:  

Eskimiş bir alışkanlığın değişmeyeceğini anlatır.

Kırkı Çıkmak:  

Doğumdan veya ölümden sonra kırk gün geçmek. "Rahmetlinin bugün kırkı çıkmış."

Kırkı Karışmak:  

Çocuklar için aynı kırk günlük süre içinde doğmuş olmak. "Bu Ali ile Halamın Ömer'in Kırkı karışmış."

Kırkından Sonra Azmak:  

Yaşlandıktan sonra yaşına uymayan davranış ve hareketlerde bulunmak. "Kırkından sonra azanı teneşir paklar derler."

Kırkından Sonra Saz Çalmak:  

Yaşlandıktan sonra uzun ve güç bir işe girişmek. "Kırkından sonra saz çalmak istersen, olacağı budur."

Kırkından Sonra Saz Çalmaya Kalkışmak:  

Yaşlandıktan sonra uzun ve güç bir işe girişmek. "Kırkından sonra saz çalmaya kalkışırsan, olacağı budur."

Kırklar Şerbeti:  

Bektaşilerde nasip alma gecesi içilen şerbet.

Kırklara Karışmak:  

1- Bir kimse artık ortalıkta görünmez olmak. "Bizim kuzen kırklara kırışmış, bir haftadır göremiyorum." 2- Evliyalık mertebesine erişmek. "Bu gidişle sen yakında kırklara karışırsın."

Kırklara Kırışmak:  

1- Bir kimse artık ortalıkta görünmez olmak. "Bizim kuzen kırklara kırışmış, bir haftadır göremiyorum." , "Arada buralara uğra, kırklara kırışma öyle." 2- Evliyalık mertebesine erişmek.

Kırkları Karışmak:  

Çocuklar için aynı kırk günlük süre içinde doğmuş olmak. "Bu Ali ile Halamın Ömer'in kırkları karışmış."

Kırkları Karışmış Olmak:  

Çocuklar için aynı kırk günlük süre içinde doğmuş olmak. "Bu Ali ile Halamın Ömer'in kırkları karışmış."

Kırlangıç Dönümü:  

Ekim ayının ilk günleri.

Kırlangıç Fırtınası:  

Nisan ayının ilk günlerinde görülen fırtına.

Kirli Beyaz:  

Temiz olduğu halde kirli gibi görünen beyazlıkta olan.

Kirli Çamaşırlarını Ortaya Dökmek:  

Ayıp, suç ve kusurlarını, gizli kalmış yolsuzluklarını açığa çıkarmak; açıklamak, söylemek. ”Kirli çamaşırları ortaya dökülünce ne yapacağını şaşırdı.”

Kirli Çıkı:  

Yoksul görünmesine karşın çok para biriktirmiş kimse. "Ne kirli çıkıdır o."

Kirli Çıkın:  

Başkalarına parası olmadığı hissini verdiği halde yüklü parası bulunan kimse.

Kirli Hanım Peyniri:  

Yumuşak ve yağlı bir cins beyaz peynir.

Kirli İşler:  

Başkalarınca hoş karşılanmayan kötü işler.

Kirliye Atmak:  

Yıkanmak için bir kenara koymak, bir yerde biriktirmek. "Yıkanacak kıyafetlerinizi kirliye atmayı unutmayın."

Kırmızı Dipli Mumla Davet Etmedim:  

"Gelsin diye yalvarmadım ya" anlamında bir sitem sözü.

Kırmızı Dipli Mumla Davet Etmek:  

Birine bir yere gelmesi için çok yalvarmak, ısrar etmek. "Düğüne kırmızı dipli mumla davet ettik, ama kabul etmedi."

Kırmızı Gömlek:  

Saklamaya ne kadar çalışılırsa çalışılsın er geç meydana çıkan şey.

Kırmızı Kar Yağınca:  

Hiçbir zaman gerçekleşmeyecek bir olay için şaka yollu söylenir. "Kırmızı kar yağınca sana borç veririm."

Kırmızı Kart Görmek:  

1- Oyundan çıkarılma cezasına çarptırılmak. "İki oyuncu kırmızı kart görüp, oyun dışında kaldı." 2- Ciddi bir biçimde uyarılmak. "Sınıfta bazı öğrencilere kırmızı kartı gördü." 3- Dışlanmak. "Sen kırmızı kart gördüğün için fazla yaklaşma."

Kırmızı Kart Göstermek:  

1- Oyundan çıkarma cezasına çarptırmak. "Hakem kırmızı kart göstermekte tereddüt etmedi." 2- Ciddi bir biçimde uyarmak. "Sen haddini aşıyorsun, kırmızı kart göstermek zorunda kalacağım." 3- Dışlamak. "Kırmızı kart gösterdilerse, sen de onlardan uzak dur."

Kirpiği Kirpiğine Değmemek:  

Hiç uyuyamamak. "Tüm gece kirpiği kirpiğine değmedi."

Kış Basmak:  

Kışın şiddetli soğukları başlamak. "Kış basmadan çatı kaplama işini bitirelim."

Kış Güneşi Gibi Ayda Bir Doğar:  

İyidir, yararlıdır, ama her zaman görüp yararlanmanız pek mümkün olmaz.

Kıs Kıs Gülmek:  

Alay ederek sessizce gülmek.

Kış Kıyamet:  

Yağmurlu, fırtınalı, soğuk hava. "Bu kış kıyamette nereye gidiyorsun?"

Kış Yapmak:  

Hava çok soğuk ve karlı olmak. "Bugün hava tam kış yapmış."

Kısa Kesmek:  

Sözü uzatmamak, fazla konuşmamak. "Acelesi olduğundan konferansı kısa kesti."

Kısa Tutmak:  

1- Gerektiği kadar zaman ayırmamak. "Bakan Bey okul ziyaretini, kısa tutmak zorunda kaldı." 2- Bir konuyu geniş ve ayrıntılı bir şekilde sunmamak. "Bu araştırmayı, bu kadar kısa tutmanı doğru bulmadım."

Kışı Geçirmek:  

Kış mevsimini bir yerde geçirmek. "Kışı geçirmek için şehirdeki evimize geldik."

Kişilik Kazanmak:  

Bir kişinin öz yapısı, kişiliği belirginleşmek. "Henüz kişilik kazanmadığı için verdiği kararlar hatalı olabilir."

Kışın En Civcivli Zamanı:  

Kışın en şiddetli zamanı.

Kısıntı Yapmak:  

1- Tutumlu davranmak. "Bu ay harcamalardan kısıntı yapmak zorundayız." 2- Azaltmak. "Televizyonlar böyle programlara kısıntı yapmasa daha iyi olacak."

Kişioğlu:  

1- İnsanoğlu, insan. 2- Soylu kimse.

WhatsApp