D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Kündeye Getirmek:

1- Güreşçi, rakibini altına alıp bir elini önden, ötekini arkadan geçirerek kilitlemek. "Rakibini kündeye getirip, bir süre bekledi." 2- Oyuna getirmek, tuzağa düşürmek. "Servis şoförünü kündeye getirmeye çalışıyorlar."

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Kısır Döngü:  

Çözüm getirmeyen durumların yinelenmesi, anlamına gelir. "Bir kısır döngü içindeyiz."

Kısıt Altına Almak:  

Kısıtlamak. "Çocuğuyla görüşmesi kısıt altına alınmış."

Kıskacında Olmak:  

Bir konu üzerinde iki taraftan da sıkıştırılıp sıkıntılı duruma düşmek. "Büyük takımların kıskacında olan bir futbolcu."

Kıskıvrak Bağlamak:  

1- Kurtulamayacak veya çözülemeyecek biçimde tutmak, sımsıkı tutmak. "Polis iki soyguncuyu kıskıvrak bağladı." 2- Tamamen etkisi altında kalmak, bir şeyle sürekli meşgul olmak. "Onun düşünceleri beni kıskıvrak bağlayınca, kendisine hak verdim."

Kıskıvrak Yakalamak:  

1- Kurtulamayacak veya çözülemeyecek biçimde tutmak, sımsıkı tutmak. "Polis iki soyguncuyu kıskıvrak yakaladı." 2- Tamamen etkisi altında kalmak, bir şeyle sürekli meşgul olmak. "Onun düşünceleri beni kıskıvrak yakalayınca, kendisine hak verdim."

Kısmet Beklemek:  

Evlenmeyi, evleneceği kimseyi beklemek. "Kızlar evde oturup kısmet beklemektense, çıkıp çalışmak istiyor."

Kısmet Çıkmak:  

Evlenme teklifi almak. "Teyzeme zengin bir kısmet çıkmış."

Kısmeti Açılmak:  

1- Kazancı artıp bolluğa erişmek. 2- Bir kızı isteyenlerin çoğalması. ”Bu miras kızın kısmetini de açtı hani!”

Kısmeti Ayağına Gelmek:  

Beklenmeyen bir nedenle kazançlı bir durumla karşılaşmak. "Çok şanslı kuş, kısmeti ayağına geldi."

Kısmeti Ayağına Kadar Gelmek:  

Beklenmeyen bir nedenle kazançlı bir durumla karşılaşmak. "Çok şanslı kuş, kısmeti ayağına kadar geldi."

Kısmeti Bağlanmak:  

İstediği hâlde evlenememek. "Kısmeti bağlanmış diye muska yaptırmaya gitmişler."

Kısmeti Çıkmak:  

Evlenme teklifi almak. "Teyzemin zengin bir kısmeti çıkmış."

Kısmeti Kapanmak:  

1- Kazancı azalmak. "Nedendir bilmiyorum, bir haftadır kısmetimiz kapanmaya başladı." 2- Kendisiyle evlenmek isteyen biri çıkmamak. "Onda bu mal mülk varken, kısmeti kapanmaz merak etme."

Kısmeti Kesilmek:  

Daha önceden kendisine nasip olan bir şey artık nasip olmamak. "Artık buradan balık çıkmıyor, demek ki kısmetim kesilmiş."

Kısmetine Mâni Olmak:  

Kazancına veya evlenmesine engel olmak. "Çocuğun kısmetine mâni olmaya utanmıyor musun?"

Kısmetini (nimetini) Ayağıyla Tepmek:  

Kavuşacağı iyi bir durumu, kıymetini bilmeyerek reddetmek; istememek, değerlendirememek.

Kısmetini Ayağıyla Tepmek:  

Kavuşacağı iyi bir durumu, bir şeyi değerini bilmeyerek istememek. "Şimdi dövünüyorsun, ama kısmetini ayağınla teptin."

Kısmetini Bağlamak:  

Bir inanışa göre büyü ile evlenmesine engel olmak. "Bence bu kızın kısmetini bağlamışlar."

Kısmetini Tepmek:  

Kendisi için kazançlı bir şeyi geri çevirmek.

Kısmi Seçim:  

1961 Anayasasına göre Cumhuriyet Senatosu üyelerinden süresi dolanların yenilenmesi için yapılan seçim.

Kişniş Şekeri:  

İçinde bir kişniş tanesi bulunan ufak şeker.

Kıssadan Hisse Almak:  

Bir olaydan, anlatılan bir hikâyeden ders almak. "Anlattığım kıssadan hisse aldınız umarım." "Kıssadan hisse almayan insanın, burnu boktan çıkmazmış."

Kıssadan Hisse Çıkarmak:  

Bir olaydan, anlatılan bir hikâyeden ders almak. "Anlattığım kıssadan hisse çıkardınız umarım."

Kıstas Tutmak:  

Ölçü olarak almak. "Birinci dönem notlarını kıstas tutarsak başarılı sayılırsın."

Kisveye Bürünmek:  

1- Herhangi bir kılığa girmek. "Bu eylemler, Müslüman kisveye bürünmüş münafıkların işi." 2- Herhangi bir niteliğe, biçime girerek gerçek kimliğinden farklı bir görünüş almak. "Bunlar, örgütün siyasi kisveye bürünmüș halleri."

Kıt Kanaat:  

"Yoksulluk içinde ve güçlükle geçinmek" anlamında kıt kanaat geçinmek deyiminde kullanılan bir söz.

Kıt Kanaat Geçinmek:  

Yoksulluk içinde, zar zor ve güçlükle geçinmek. ”Bir zamanlar biz de kıt kanaat geçiniyorduk.”

Kitaba El Basmak:  

Elini kutsal kitap olan Kur`ân-ı Kerim üzerine koyarak yemin etmek. "Kitaba el basarım ki doğru söylüyorum." , "Madem iddialarında ısrar ediyorsun, kitaba el bas o zaman."

Kitaba Uydurmak:  

Yasal olmayan bir işi hile, düzen vb. ile kanuna uygun gibi göstermek. "Kitaba uydurup adamı müdür olarak atadılar."

Kitabı Kapamak:  

Herhangi bir konu ile ilgiyi kesmek. "Ben üniversite kitabını kapatmak istemiyorum."

Kitabına Uydurmak:  

Kanunî olmayan bir işi kimi boşluklardan yararlanarak kanunî imiş gibi göstermek. ”İşi kitabına uydurmuşlar, çok zengin olmuşlardı.”

Kitabında Yer Almamak:  

Aklına ve mantığına aykırı düşmek, defterinde yazmamak. "Dostu satmak bizim kitabımızda yer almaz."

Kitabını Yazmak:  

Bir şeyi çok iyi bildiğini anlatmak için alay yollu olarak kullanılır. "Ben tavlanın kitabını yazmış adamım, benimle iddialaşma."

Kitap Devirmek:  

Bir veya birden çok kitabı başından sonuna kadar okuyup bitirmek. "Bilgisayar konusunda çok kitap devirdim."

Kitap Devretmek:  

Bir veya birden çok kitabı başından sonuna kadar okuyup bitirmek. "Bilgisayar konusunda çok kitap devrettim."

Kitap Kurdu:  

1- Kitapları yiyerek zarar veren bir böcek. "Kitap kurdu olmaması için, kitaplar düzenli olarak ilaçlanır." 2- Çok kitap okuyan, kitaplarla ilgilenen kimse. "Senin gibi kitap kurdu bir arkadaşım olduğu için mutluyum." Deyim değil isimdir.

Kitap Kurdu Olmak:  

Çok kitap okumak, kitaplarla ilgilenmek. "Senin bir kitap kurdu olduğunu yeni öğrendim."

Kitap Sarayı:  

Halk için kurulmuş büyük kitaplık.

Kitaplar Devirmek:  

Bir veya birden çok kitabı başından sonuna kadar okuyup bitirmek. "Bilgisayar konusunda çok kitaplar devirdim."

Kitaplar Devretmek:  

Bir veya birden çok kitabı başından sonuna kadar okuyup bitirmek. "Bilgisayar konusunda çok kitaplar devrettim."

Kitapta Yeri Olmak:  

Din veya yasa kitaplarında bulunmak, konusu geçmek. "Söylediklerinin kitapta yeri olsa, açar gösterirsin."

Kıtı Kıtına:  

Gereksinmeyi zor karşılayacak kadar (az). "Tuz kıtı kıtına yetti."

Kıtır Atmak:  

Yalan uydurup söylemek. "Üç kuruşluk aklınla, bana kıtır atmaya çalışma."

Kıtır Kıtır Kesmek:  

Bıçak veya kesici bir aletle acımaksızın yaralamak veya öldürmek. "Doğru konuş, o dilini kıtır kıtır keserim."

Kıtıra Almak:  

Alay etmek. "Öğretmenini kıtıra almaya çalıştığını söylediler."

Kıtlığına Kıran Girmek:  

Bir şey hiç bulunmaz olmak. "Bu yıl beyaz incirin kıtlığına kıran girmiş."

Kıtlık Çekmek:  

İhtiyaç duyulan şeyleri bulmakta sıkıntı yaşamak. "Dedelerim savaş zamanlarında çok kıtlık çekmiş."

Kıtlıktan Çıkmak:  

İhtiyaç duyulan şeyleri bulmakta yaşanan sıkıntı sona ermek. "Sonraki yıl gelen yağışlarla kıtlıktan çıktık."

Kıtlıktan Çıkmış:  

Doymak bilmeyen. "Arkadaşların sanırım kıtlıktan çıkmış."

Kıtlıktan Çıkmış Gibi:  

Doymak bilmezcesine. "Kıtlıktan çıkmış gibi yiyorsunuz."

Kıtlıktan Çıkmış Gibi Yemek:  

Doymak bilmezcesine yemek. "Misafirler düğün yemeklerini kıtlıktan çıkmış gibi yedi."

Kıvama Gelmek:  

En uygun zamanında olmak, gerekli ve istenilen şartlar yerine gelmek, istenilen duruma gelmek. "Ocaktaki mama kıvama gelince, biberona boşalttı."

Kıvamına Gelmek:  

En uygun zamanında olmak, gerekli ve istenilen şartlar yerine gelmek, istenilen duruma gelmek. "Ocaktaki mama kıvamına gelince, biberona boşalttı."

Kıvamını Bulmak:  

En uygun zamanında olmak, gerekli ve istenilen şartlar yerine gelmek, istenilen duruma gelmek. "Ocaktaki mama kıvamını bulunca, biberona boşalttı."

Kıvanç Duymak:  

1- Övünmek. "Böyle örnek evlatlarla kıvanç duymak hakkınız." 2- Sevinmek, mutlu olmak. "Sizin yanınızda olmaktan kıvanç duydum."

Kıvrım Kıvrım Kıvranmak:  

1- Çok acı çekerek kıvranmak. "Merdivenlerden düşünce, kıvrım kıvrım kıvranmaya başladı." 2- Yalvarma, sıkıntı vb. bir sebeple çok kıvranmak. "Kopya çekerken yakalanınca, kıvrım kıvrım kıvranmaya başladı."

Kıyak Çekmek:  

Maddi ve manevi destek olmak, yardım etmek. "Fiyatı çok söyledin, bize bir kıyak çeksen olur mu?"

Kıyak Geçmek:  

Maddi ve manevi destek olmak, yardım etmek. "Fiyatı çok söyledin, bize bir kıyak geçsen olur mu?"

Kıyak Kaçmak:  

Çok uygun düşmek, yakışık almak. "Bize yaptığın indirim kıyak kaçtı."

Kıyak Yapmak:  

Maddi ve manevi destek olmak, yardım etmek. "Fiyatı çok söyledin, bize bir kıyak yapsan olur mu?"

Kıyamet Gibi:  

Pek çok. "Bu çiçeklerden bizim bahçede kıyamet gibi var."

Kıyamet Kadar:  

Pek çok. "Bu çiçeklerden bizim bahçede kıyamet kadar var."

Kıyamet Kopmak:  

1- Kıyamet günü gelmek. 2- Bir yerde çok gürültü ve patırtı kavga, telâş olmak. ”Kıyamet günü gelecek ve insanlar sonunda hesaba çekilecekler.”

Kıyamet mi Kopar:  

"Ne olur? Ne çıkar? Ne önemi var?" anlamına gelir. "Söylediğimi yapsa kıyamet mi kopar?"

Kıyamete Kadar:  

Dünya var olduğu sürece, anlamında kullanılır. "Çevre sorunu kıyamete kadar hep var olacak."

Kıyamete Kalmak:  

Sorun çözülememek. "Seninle hesabımızı kıyamete kaldı."

Kıyameti Koparmak:  

1- Bir şeye çok kızarak bağırıp çağırmak, feryat etmek. "Onlara ayrılan masaya, başka müşteriler oturdu diye kıyameti kopardı." 2- Aşırı gürültülere, kargaşaya yol açmak. "Öğretmen olmayınca, çocuklar sınıfta kıyameti koparıyor."

Kıyametler Koparmak:  

1- Bir şeye çok kızarak bağırıp çağırmak, feryat etmek. "Onlara ayrılan masaya, başka müşteriler oturdu diye kıyametler kopardı." 2- Aşırı gürültülere, kargaşaya yol açmak. "Öğretmen olmayınca, çocuklar sınıfta kıyametler koparıyor."

Kıyametleri Koparmak:  

1- Bir şeye çok kızarak bağırıp çağırmak, feryat etmek. "Onlara ayrılan masaya, başka müşteriler oturdu diye kıyametleri kopardı." 2- Aşırı gürültülere, kargaşaya yol açmak. "Öğretmen olmayınca, çocuklar sınıfta kıyametleri koparıyor."

Kıyas Kabul Etmez:  

İki şey arasındaki ayrımın çok fazla olduğunu belirtmek için kullanılan bir söz. "Bu iki araba kıyas kabul etmez."

Kıyasıya Dövüşmek:  

Öldüresiye dövüşmek.

Kıyıcılık Etmek:  

Gaddarlık etmek, gaddarca davranmak. "Bu zavallı insanlara, kıyıcılık etmen kabul edilemez."

Kıyıda Bucakta:  

Göze çarpmayan, umulmayan yerde. "Kıyıda bucakta biraz param vardı."

Kıyıda Köşede:  

Göze çarpmayan, umulmayan yerde. "Kıyıda köşede biraz param vardı."

Kıyıda Köşede Kalmak:  

Göze çarpmayan bir yerde unutulmuş olmak. "Gözüm sürekli kıyıda köşede bir şeyler satan insanları arar."

Kıyıya Atmak:  

Karaya çıkartmak veya sürüklemek. "Ustam, sen bizi karşı kıyıya atar mısın?"

Kıyıya Çıkmak:  

Karaya çıkmak, gemiden karaya inmek. "Kayık su almaya başlayınca, kıyıya çıkmak zorunda kaldık."

Kıymet Biçmek:  

Bir şeyin değerini belirtmek, bir şeye değer koymak. "Bu tarihi eserlere kıymet biçilemiyor."

Kıymet Vermek:  

Değerli olarak kabul etmek, değerlendirmek. "Sana kıymet vermesek davet etmezdik."

Kıymete Binmek:  

Çok değerli duruma gelmek. "Şimdilerde psikologlar pek kıymete bindi."

Kıymetini Bilmek:  

Önemini, değerini bilmek. "Bu güzel günlerin kıymetini bil."

Kız Almak:  

Bir ailenin kızını, kendi ailesine gelin olarak almak. "Komşu köyden kız almışlardı."

Kız Biti:  

Kızlardan ayrılmayan, sürekli kızlarla vakit geçiren erkek.

Kız Çocuğu:  

Küçük yaştaki kız. "Geçen iki kız çocuğu akrabam olur."

Kız Gibi:  

1- Kıza benzeyen. "Kız gibi adam, tek başına evin tüm işlerini yapar." 2- Utangaç. "Neden konuşmuyorsun ki, kız gibi davranma." 3- Çok güzel ve yeni. "Kız gibi araba almışsın, hayırlı olsun."

Kız Girip, Dul Çıkmak:  

Bir kimseye güvenmemek gerektiğini anlatmak için söylenir. "Çok yaramaz bir çocuk, oyuncak dayanmıyor. Buraya kız giren dul çıkıyor inan."

Kız İstemek:  

Bir kızı evlenmek için ana ve babasından veya yakınlarından istemek. "Kız istemek için yola çıktılar."

Kız Kaçırmak:  

Bir kızı kendinin veya ailesinin rızası olmadan alıp götürmek. "Kız kaçırmanın cezası çok ağırdır."

Kız Kesmek:  

Erkek, bir kızı sürekli olarak süzmek, dikkatli bir biçimde bakmak. "Kız kesmekten beni dinlemiyorsun."

Kız Kilimi:  

Göçebe kızlarının işledikleri süslü çeyizlik kilim.

Kız Vermek:  

Bir ailenin kızını bir başka aileye gelin etmek. "Halamın küçük kızını onlara verdik."

Kıza Köpüre Konuşmak:  

Çok kızarak konuşmak. "Kıza köpüre konuşmaya başlayınca, susmak zorunda kaldım."

Kızağa Almak:  

1- Bir görevliyi etkin bir görevden alıp çalışmayı gerektirmeyen, pasif bir işe vermek. "Bizim ilin valisini niçin kızağa aldılar?" 2- Gemiyi bakım, onarım için bir süre veya hiç kullanılmamak üzere kızak üzerine almak. "Bugün dayımın yatını kızağa aldılar."

Kızağa Çekmek:  

1- Bir görevliyi etkin bir görevden alıp çalışmayı gerektirmeyen, pasif bir işe vermek. "Bizim ilin valisini niçin kızağa çektiler?" 2- Gemiyi bakım, onarım için bir süre veya hiç kullanılmamak üzere kızak üzerine almak. "Bugün dayımın yatını kızağa çektiler."

Kızak Yapmak:  

Taşıt fren görevini yerine getirdiği hâlde duramayıp kaymak. "Aniden önümüze çıktı, araba kızak yapsa da çarpıştık."

Kızana Gelmek:  

Dişi kedi ve köpek erkek istemek. "Kızana gelmiş kediler etrafta dolaşıyor."

Kızarıp Bozarmak:  

Utanarak renkten renge girmek, kimi duyguların etkisiyle yüzünün rengi değişmek. ”Pot kırdığını anlayınca ne yapacağını şaşırdı, kızarıp bozaran yüzünü kapatmaya çalıştı.”

Kızgınlığını Çıkarmak:  

Öfkeli kişi haksız yere ilgisiz birine çatmak. "Müdüre kızmış, gelmiş kızgınlığını öğrencilerden çıkarıyor."

Kızı Kısrağı:  

Birinin ailesindeki kızlar ve kadınlar. "Adamın kızı kısrağı var, pat diye içeri giremezsin."

Kızıl Kıyamet Kopmak:  

Bir meselede büyük, aşırı, gürültülü bir kavgaya yol açmak; yüksek sesli tartışma başlatmak. "Sizin bostanlara su vermeyeceğim deyince kızıl kıyamet koptu."

WhatsApp