D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Yüzde Kalmak:

1- Derinleştirmemek. 2- Önemli şeyler meydana getirmemek.

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




İşin Kurdu:  

Bir iş en ince ayrıntısını bilen, deneyimli, uzman (kimse). "Ağaç ve fidan aşılama işinin kurdu amcamdır."

İşin Kurdu Olmak:  

Belirli bir konuyla ilgili her şeyi bilmek, uzmanlaşmak. "Emlak işinin kurdu olmuş biri, ona da danışalım."

İşin mi Yok:  

Aldırma, boş ver, anlamında kullanılır. "İşin mi yok senin! Yürü gidelim."

İşin Ortasını Bulmak:  

Ortak bir noktada anlaşmak. "İşin ortasını bulmamız uzun sürmedi."

İşin Rengi Değişmek:  

Konu başka biçimde gelişmek, öncekinden farklı davranmaya başlamak. "Seçim günü yaklaştıkça, işin rengi değişmeye başladı."

İşin Sarpa Sarması:  

İş, içinden çıkılması zor bir duruma girmek.

İşin Tuhafı:  

İşin tuhaf olan yanı, işin garibi. "İşin tuhafı, onu kimse görmemiş."

İşin Ucu Birine Dokunmak:  

O işten dolaylı olarak zarar görmek. "İnşallah bu işin ucu bize dokunmaz."

İşin Üstesinden Gelmek:  

Güç bir işi başarmak, sonuçlandırmak. "İşin üstesinden gelemeyince seni çağırmak zorunda kaldım."

İşinden Olmak:  

Bir süredir yaptığı işi elinden gitmek, görevini yitirmek. ”Haydi canım, yoluna git de patronunla kavga etme; yoksa işinden olacaksın.”

İşine Bak:  

1- "Görevini, işini sürdür." anlamında kullanılan bir söz. "Ben marketten alır gelirim, sen işine bak!" 2- "Sen karışma." anlamında kullanılan bir söz. "Sana sormadık, sen işine bak!"

İşine Dört Elle Sarılmak:  

Yapılan işe büyük bir özen ve önem vererek girişmek. "Boya işine dört elle sarılırsak iki günde bitiririz."

İşine Gelmek:  

Kendi çıkarına, amacına, düşüncesine, yararına uygun olmak. "İşine geldiği zaman yardım ederdi."

İşine Gelmemek:  

Kendi çıkarına, amacına, düşüncesine, yararına uygun olmamak. "İşine gelmediği zaman ortalarda görünmüyor."

İşine Koyulmak:  

İşini yapmayı sürdürmek. "Erkenden işine koyuldu, harıl harıl çalışıyor."

İşine Taş Koymak:  

İşini engelleyecek biçimde davranmak. "Onu işine taş koymaya kalkarsan, başın büyük belaya girer."

İşine Yaramak:  

Kendi çıkarına, amacına, düşüncesine, yararına uygun olmak. "Bu kitaplar işine yararsa alabilirsin."

İşini Bilmek:  

1- Yapacağı iş için gerekli bilgiye sahip olmak. "İşini bilen bir insandır o." 2- Hangi durumlardan yarar sağlayacağını bilmek. "O işini bilir, aç kalmaz."

İşini Bitirmek:  

1- Yaptığı işi sona erdirmek. "İşini bitirip evin yolunu tuttu." 2- Bir kimseyi iş yapamayacak bir duruma sokmak. "Benim işimi bitirdiler, artık mahvoldum." 3- Öldürmek. "Sokak ortasında işini bitirdiler."

İşini Görmek:  

1- Kendi ya da başkasının işini, görevini yapmak. "İşimi görüp geleceğim." 2- Bir nesne, başka bir nesnenin yapacağı işi yapmak. "Bu kalem de işimi görür." 3- Dövmek. "Onun işini görmeden dönmeyeceğim." 4- Öldürmek. "Hasmının işini görmek için fırsat kolluyormuş."

İşini Uydurmak:  

Kurnaz, açıkgöz davranarak işine istediği gibi biçim vermek. "İşini uydurup para kazanmaya başlamış."

İşini Yoluna Koymak:  

İşi veya görevi olumlu olarak yürütmek, sıkıntı çekmeden gerçekleştirmek. "İşini yoluna koyup gelecekmiş."

İşinin Adamı:  

Çalıştığı işte başarı sağlayan, işinin gerektirdiği nitelikleri taşıyan kimse. "İşinin adamı olduğu için onu kaybetmek istemiyoruz."

İşinin Eri:  

Yaptığı işin gerektirdiği özellikleri taşıyan kişi. "İşinin eri bir elektrikçiydi."

Isınmak:  

1- Sıcak duruma gelmek. "Su ısınınca çayı demleyin." 2- Üşümesini gidermek "Sıcak bir çorba için de, içimiz ısınsın." 3- Yadırgamaz olmak, hoşlanır olmak, alışmak, benimsemek. "Tüm köy halkı, zamanla bize ısınmaya başladı." 4- Var olan gerginlik sona ermek. "Hatalı arkadaş özür dileyince ortalık ısındı, sıcak bir sohbet başladı."

Isıtıp Isıtıp Önüne Koymak:  

Daha önce meydana gelmiş bir olayı ya da bir işi bir düşünceyi yeniden, sık sık tekrarlamak.

İşitmezden Gelmek:  

İşitmemiş, duymamış gibi davranmak, aldırmamak, işitmezlikten gelmek. "İşitmezden gelip benim isteklerimi yazmadı."

İşitmezliğe Getirmek:  

İşitmemiş, duymamış gibi davranmak, aldırmamak, işitmezlikten gelmek. "İşitmezliğe getirip benim isteklerimi yazmadı."

İşitmezlikten Gelmek:  

İşitmemiş, duymamış gibi davranmak, aldırmamak, işitmezliğe getirmek. "İşitmezlikten gelip benim isteklerimi yazmadı."

Iska Geçilmek:  

Gözden kaçırılmak, atlanmak, değeri ve önemi anlaşılmamak. "Görüşmenizde en önemli meselelerden bir ıska geçilmiş."

Iska Geçmek:  

1- Hedefe isabet ettirememek, vuramamak. 2- Üzerinde durmamak, önem vermemek, atlamak. ”Bu sefer de ıska geçersen kaybedeceksin.”

Iskala Yapmak:  

Çalgı perdelerine parmak alıştırmak.

İskambil Kâğıdı Gibi Devrilmek:  

Birer birer ve birbiri ardı sıra devrilmek. "Bowling topları iskambil kağıdı gibi devrilme başladı."

İskana Açmak:  

Kadastrosunu, planlarını ve altyapısını bitirip bir bölgeyi inşaat yapmaya hazır duruma getirmek. "İskana açılmış büyük bir arazi arıyoruz."

İskandil Atmak:  

Deniz derinliğini ölçmek için aleti denize atmak.

İskandil Etmek:  

1- Deniz derinliğini ölçmek. 2- Soruşturmak, araştırmak. 3- Bir işin içyüzünü araştırmak, bilgi toplamak. 4- Gözetlemek, çevreyi kollamak.

Iskarça Olmak:  

(Kalabalık) Pek sıkışmak.

Iskartaya Ayırmak:  

İşi yaramaz, değersiz bularak bir yana atmak. "Beni hiç kimse ıskartaya ayıramaz."

Iskartaya Ayrılmak:  

Eskimek, işe yaramaz ve kullanılamaz hale gelmek. "Yazlıktaki çamaşır makinesi de ıskartaya ayrıldı." , "Bizim artık ıskartaya ayrılma vaktimiz gelmiş." Iskarta: Herhangi bir nedenle değerini yitirmiş mal.

Iskartaya Çıkarmak:  

İşi yaramaz, değersiz bularak bir yana atmak. ”Beni hiç kimse ıskartaya çıkaramaz.”

Iskartaya Çıkmak:  

Eskimek, işe yaramaz ve kullanılamaz hale gelmek. "Yazlıktaki çamaşır makinesi de ıskartaya çıktı." , "Bizim artık ıskartaya çıkma vaktimiz gelmiş." Iskarta: Herhangi bir nedenle değerini yitirmiş mal.

İskele Almak:  

1- Gemi merdivenleri kaldırılıp harekete hazırlanmak. 2- Bir erkek, bir kadına sarkıntılık etmek.

İskele Vermek:  

Vapura binmek, vapurdan inmek için iskeleyi uzatmak.

İskelet Gibi:  

Çok zayıf. "Hastalık yüzünden iskelet gibi kaldı." "İskelet gibi bu adam mı taşıyacak bu yükü."

İskelete Dönmek:  

Çok zayıflamak. "Hastalık yüzünden iskelete döndü babam."

İskeleti Çıkmak:  

Çok zayıflamak. "Altı ayda iskeletin çıkmış, hastalığın filan mı var?"

İşkembe Suratlı:  

Çopur yüzlü. Çopur: Yüzü çiçek hastalığından kalma küçük yara izleri taşıyan, aşırı çiçek bozuğu olan (kimse)

İşkembeden Atmak:  

Uydurarak söylemek, tutarı olmayan sözler sarf etmek. ”Ona sakın inanmayın, işkembeden atıyor.”

İşkembeden Sallamak:  

Uydurarak söylemek, tutarı olmayan sözler sarf etmek. "Ona sakın inanmayın, işkembeden sallıyor."

İşkembeden Söylemek:  

Uydurarak söylemek, tutarı olmayan sözler sarf etmek. "Ona sakın inanmayın, işkembeden söylüyor."

İşkembesini Düşünmek:  

Öncelikle karın doyurmayı düşünmek. "Şu an hepsi işkembesini düşünüyor, sen bize yiyecek bir şeyler ayarla."

İşkembesini Şişirmek:  

Oburca yemek. "Lokantada işkembesini şişirmekle meşgul."

İşkenceye Sokmak:  

Maddi veya manevi sıkıntı vermek, zora sokmak. "Arabayı kaldırıma park edip, insanları işkenceye sokmaya utanmıyor musun?"

Islah Etmek:  

1- İyi bir duruma getirmek, iyileştirmek, düzeltmek. "Bahçesini ıslah eden bir bahçıvanı vardı." 2- Yola getirmek. "Bu çocuğu, ıslah etmemiz gerekiyor."

Islah Olmaz:  

Düzelmez, iyileşmez. "Islah olmaz bir kişiydi."

Islak Kargaya Dönmek:  

Miskin, hareketsiz duruma girmek. Çirkin görünmek.

Islak Tavuk:  

Miskin kadın. "Islak tavuk gibi ortalarda dolaşması hoş değil."

Islatmak:  

Dövmek. "Hırsızı yakalamışlar, güzelce de ıslatmışlar."

İşlek Yazı:  

El alışkanlığı ve yatkınlığı ile çabuk yazılan, okunaklı ve güzel olan yazı.

İşlem Görmek:  

Herhangi bir mal, kıymetli kağıt, döviz vb. piyasada alınmak, satılmak, değiştirilmek. "Dolar şu an 4.11 TL'den işlem görüyor."

İşleme Koymak:  

Bir işin gerçekleşmesi için gerekli olan işlemleri başlatmak. "Benim istifa dilekçemi neden işleme koymadınız?"

İşler Açılmak:  

Alışverişte hareket başlamak, piyasa canlanmak. "İlkbahar gelince işler açıldı."

İşler Arapsaçına Dönmek:  

İşler çok karmaşık bir hal almak. "Bir hafta tatile gittim, işler arapsaçına dönmüş."

İşler Becermek:  

Zararlı, uygunsuz, gizli işler yapmak. "Yine ne işler beceriyorsun kuzen?"

İşler Sarpa Sarmak:  

İşler, içinden çıkılması zor bir hâl almak; engellerle karşılaşmak. "İşler sarpa sarmadan çekip gidelim buradan."

İşler Tıkırında Olmak:  

İşleri hoşnut edici ve istenilen bir biçimde yürümek. "O konuşmayacak da ben mi konuşacağım, işleri tıkırında adamın."

İşleri Açılmak:  

Ürün veya hizmetlerine talep çoğalmak, satışları artmak, ticareti canlanmak. "Reklamlardan sonra işlerimiz açıldı."

İşleri Sağlama Almak:  

İşlerin gerçekleşmesi ve bozulmaması için gerekli önlemleri almak. "İşleri sağlama almak için babanla konuşmamız lazım."

İşleri Tıkırında Olmak:  

İşleri hoşnut edici ve istenilen bir biçimde yürümek. "O konuşmayacak da ben mi konuşacağım, işleri tıkırında adamın."

İşleri Yoluna Koymak:  

İşleri veya görevleri olumlu olarak yürütmek, sıkıntı çekmeden gerçekleştirmek. "İşlerini yoluna koyup gelecekmiş."

İşleri Yolunda Gitmek:  

İşleri hoşnut edici ve istenilen bir biçimde yürümek. "İşlerinin yolunda gitmesine çok sevindim."

Islık Çalmak:  

Islık sesi çıkarmak. "Kimler dişlerini fırçalarken ıslık çalabilir? - Takma dişli olanlar :) " "Islık çalmayı hiç başaramam."

İslim Tutmak:  

Gerekli koşulların olgunlaşmasını beklemek.

Ismarlama Laf:  

Güzel olmakla beraber başkalarından duyularak söylenen laf.

İsmi Bile Olmamak:  

Değeri olmamak, adı bile olmamak. "O kadar yazmışsın, yazarın ismi bile yok."

İsmi Çıkmak:  

1- Kötü bir şöhret kazanmak. "Bir kere ismi çıkmış, ne yapsa fayda etmiyor, kimse dinlemiyor onu." 2- Hakkı olmayan bir şekilde ünlü olmak. "İsmi çıksın diye yapmadığı yalakalık kalmadı."

İsmi Geçmek:  

1- Anılmak, söz konusu olmak. "Dünkü tartışmada senin de ismin geçti." 2- Adı yazılmak. "İsmi bilim tarihine geçmiş bir adammış."

İsmi Gibi Bilmek:  

Çok iyi bilmek, adı gibi bilmek. "Senin kaçta uyuduğunu ismim gibi biliyorum."

İsmi Lazım Değil:  

"Adının anılması gerekmiyor." anlamında kullanılan bir söz. "İsmi lazım değil bir arkadaş bizi suçlamış."

İsmi Var, Cismi Yok:  

1- Sözü edilen bir kimse veya şeyin gerçekte var olmadığını anlatmak için kullanılır. 2- Adı olmasına karşılık görevini ve etkinliğini yerine getirmeyen, varlığı ile yokluğu arasında bir fark bulunmayan.

İsmini Bağışlamak:  

Kendi adını başka bir kimseye söylemek, adını bağışlamak. "İsminizi bağışlar mısınız hanımefendi?"

İsmini Cismini Almak:  

Adını, kimliğini belirleyip kaydetmek.

İsmini Cismini Bilmemek:  

Tanımamak. "İsmini cismini bilmediğim adamlar gelip seni soruyor."

İsmini Vermek:  

1- Birinin adını bildirmek. "Patron çok kızdı, ama senin ismini vermedim." 2- Biri tarafından salık verildiğini gönderildiği kimseye söylemek. "Benim ismini ver ki işlerin çabuk görülsün."

İsnat Etmek:  

1- Dayandırmak. "Söylediklerinizi neye isnat ediyorsunuz?" 2- İftira etmek. "Hatayı bana isnat etmeni affetmiyorum."

İspat Etmek:  

1- Kanıtlamak. "Bini suçlamadan önce, suçunu ispat etmek zorundasın." 2- Tanıtlamak, muhakeme etme yoluyla veya tanık göstererek bir şeyin doğruluğunu ortaya koymak. "Gerçek bir oyuncu olduğunu bu filmle ispat etti."

Ispazmoza Tutulmak:  

Aşırı derecede titremeye başlamak. "Bu soğukta ıspazmoza tutulmuş gibi titriyordum." Ispazmoz: Aşırı titreme, kasılma.

İspenç Horozu:  

Ufak tefek olduğu halde kabadayılık taslayan.

İspenç Horozu Gibi:  

Ufak tefek kimse.

İşportaya Düşmek:  

Değerini yitirmek, herkes tarafından kullanılmak. "Senin parfüm işportaya düşmüş."

İsrafa Kaçmak:  

Gereksiz yere aşırı harcamalarda bulunmak. "Bu kadar para vermek bence israfa kaçar."

İsrafil Suru:  

İsrafil adlı meleğin kıyamet günü bütün ruhların bedenlerine girmeleri için işaret olarak öttüreceği boru.

Israr Etmek:  

1- Bir konuda, bir düşüncede sürekli direnmek, ayak diremek. "Diğer yoldan gitmekte ısrar etti." 2- Çok istemek. "Çok ısrar ettiği için, onu da getirdik."

Israrlı Olmak:  

Düşüncesinde, kararında direnmek. "Söylediklerinde ısrarlı olunca, olay araştırıldı ve o haklı çıktı."

İşsiz Güçsüz Olmak:  

Yapacak hiçbir işi olmamak veya bir işte tutunamamak. "İşsiz güçsüz olduğu için pek sevilmiyor."

Issız Kalmak:  

Issızlaşmak, tenhalaşmak. "Siz gidince, apartman çok ıssız kaldı."

Issızlık Çökmek:  

Issız, tenha duruma gelmek, tenhalaşmak. "Sen gidince, yüreğime bir ıssızlık çöker."

İştah Açmak:  

Yemek isteğini artırmak. "İştah açıcı, nefis kokular geliyor."

İştah Kapamak:  

Yemek isteğini azaltmak. "Moralimi bozdun, iştahım da kapandı şimdi."

İştah Kesmek:  

Yemek isteğini azaltmak. "Moralimi bozdun, iştahım da kesildi şimdi."

WhatsApp