D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Helâl Süt Emmiş:

İyi huylu, doğru yoldan sapmayan, temiz bir kişi. "İnanmıyorum onun yaptığına, o helâl süt emmiş birisidir."

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




İşe Almak:  

İş yerinde çalıştırmaya başlatmak. "Senin gibi beceriksizi işe almakla hata ettim."

İşe Asılmak:  

Bir işi; önem verip, özen göstererek gayretle yapmaya çalışmak. "Müşteriler gelecek, işe asılmamız lazım."

İşe Bak:  

Şaşkınlık yaratan bir durum karşısında söylenir. "İşe bak! Sen de buradasın."

İşe Bulaşmak:  

Bir rastlantı sonucu veya iradesi dışında bir olaya karışmak. "Nasıl bir işe bulaştık biz böyle, aklım almıyor."

İşe Dalmak:  

İşe koyulmak, büyük bir dikkatle işi yapmaya başlamak.

İşe Dört Elle Sarılmak:  

Bir işe büyük bir özen ve önem vererek girişmek. "Boya işine dört elle sarılırsak iki günde bitiririz."

İşe Girmek:  

Bir göreve başlamak. "Üniversiteyi bitirir bitirmez bir işe girdi."

İşe Kabul Edilmek:  

Bir işte çalışması uygun bulunmak, işe alınmak. "Bu işe kabul edilirsem sana bir telefon alacağım."

İşe Karışmak:  

1- Herhangi bir konuda katkıda bulunmak, görev almak. 2- Herhangi bir konuda olumsuz yönde müdahale etmek.

İşe Koşmak:  

Birini bir iş yapmak üzere görevlendirmek, göndermek. "Babam, kardeşimi de bu işe koştu." "Annem tüm gün beni işe koştu, inan hiç halim kalmadı. "

İşe Koyulmak:  

Bir işi yapmaya başlamak, işi yapmayı sürdürmek. "Zamanımız kısıtlı, hemen işe koyulmamız lazım."

İşe Odaklanmak:  

Dikkatini yaptığı işe yoğunlaştırmak. "İşe odaklanmamız lazım, siparişlerin günü geldi."

İşe Şeytan Karışmak:  

İşin anlaşılmaz hale gelmesi, kötü ve faydasız duruma gelmesi. "Son günlerde işe şeytan karışmaya başladı."

İşe Yaramak:  

İstenilen bir şeyi yapabilir olmak, elverişli olmak. "İşe yaradığımı bilmek hoşuma gidiyor.

İşe Yaramaz:  

Bir şeyin yapılmasında faydalı olmamak, elverişli olmamak. "İşe yaramaz bir ustaya denk geldim, uğraşıp duruyorum."

İşgal Etmek:  

1- Bir yeri ele geçirmek. "Yunanlılar batıda bazı şehirleri işgal etmişti." 2- İşten alıkoymak, oyalamak. "Bir grup öğrenci okulu işgal etmeye çalıştı." 3- Uğraştırmak. "Benim dersim var, bu işlerle beni işgal etme."

İşi ...-e Dökmek:  

İşi değiştirip bir başka biçime çevirmek. "Onun işi böyle filozofluğa döküşünde biraz da benim mesuliyetim olmadı değil." -H. Taner.

İşi ...-e Vurmak:  

Gerekenden başka biçimde davranmak, ... gibi görünmek. "İşi şakaya vurmak."

İşi Ağırdan Almak:  

Acele etmemek, bir işi yapmak için isteksiz görünmek. ”Söyle onlara, işi ağırdan almasınlar, müşteriler mal bekliyor.”

İşi Ahbaplığa Dökmek:  

Yerli yersiz yakınlık göstermek.

İşi Aksi Gitmek:  

İstenilen sonucu elde edememek.

İşi Allah`a Kalmak:  

Güç şartlar altında, beşerden hiçbir yardım umudu kalmamak. ”Kime baş vurduysa bir sonuç alamadı, artık işi Allah`a kalmıştı.”

İşi Azıtmak:  

Yanlış ve aşırı yollara sapmak. ”Bu çocuk da işi iyice azıttı.”

İşi Başından Aşkın Olmak:  

Pek çok işi olmak, iş içinde kaybolmak. "İşim başımdan aşkın olduğu için seni aramayı unuttum."

İşi Başından Aşmak:  

Pek çok işi olmak, iş içinde kaybolmak.

İşi Bir Şeye Vurmak:  

İşi değiştirmek. "İşi dalgaya vurmaya çalışma."

İşi Bitmek:  

1- Hâli, gücü kalmamak. 2- Yaptığı işi sona ermek. ”Git de bak, babanın işi bitmiş mi?”

İşi Bozmak:  

Yapılan anlaşmayı, verilen sözü tutmamak. "İşi bozmakla çok büyük hata ettin."

İşi Bozulmak:  

İşinden zarar etmeye başlamak. "Ekonomik kriz nedeniyle işi bozulmuştu."

İşi Ciddiye Almak:  

Soruna önem vermek. "İşi ciddiye almadığımız için kaybettik."

İşi Çıkmak:  

Başka bir işle meşgul olmak. "İşi çıkmış, iki saat filan geç gelecekmiş."

İşi Çıtlatmak:  

Bir kimseye, bir mesele hakkında, tam değil de ancak sezdirecek kadar bilgi vermek.

Isı Dam:  

Hamam.

İşi Duman Olmak:  

İşi ve durumu kötü olmak, berbat bir durumda bulunmak.

İşi Düşmek:  

Birinin yardımına ihtiyaç duymak. ”Eh, onun da bize işi düşecek bir gün.”

İşi Elinin Ucuyla Yapmak:  

Bir işi emek vermeden, uğraşmadan yapmak. "Ev işini o kadar sevmiyor ki annesinin verdiği işi elinin ucuyla yapıyor."

İşi Gücü Bırakmak:  

Yaptığı işten uzaklaşmak. "İşi gücü bırakıp nereye gidiyorsun?"

İşi İleri Götürmek:  

Beklenenden daha aşırı davranışlar içine girmek. "İşi ileri götürüp evlenme kararı almışlar."

İşi İleriye Götürmek:  

Beklenenden daha aşırı davranışlar içine girmek. "İşi ileriye götürüp evlenme kararı almışlar."

İşi İş Olmak:  

İşi yolunda, iyi olmak; hâlinden memnun bulunmak. ”İşi iş herifin, baksana yan gelip yatıyor her gün.”

İşi İş, Kaşığı Gümüş:  

"İşi tam istediği yolda." anlamında kullanılan bir söz. "İşi iş, kaşığı gümüş, mutlu mesut yaşayıp gidiyor."

İşi Ne:  

Ne işi var? "Bu adamın burada işi ne?"

İşi Olmak:  

1- Bir işi bulunmak. "Ücretli çalıştığım bir işim var." 2- İşi olumlu bir biçimde sonuçlanmak. "İşi olunca çok sevindi." 3- Uğraşmak durumunda kalmak. "Onunla bir işim var."

İşi Oluruna Bağlamak:  

İşin yapılabildiği kadarıyla yetinmek.

İşi Oluruna Bırakmak:  

İşi belli bir amaca göre değil de, kendi akışı içinde yürütmek. "İşi oluruna bırakmaktan başka çaremiz kalmadı."

Isı Ot:  

Biber.

İşi Pişirmek:  

Aralarında gizlice anlaşmak. "Artık sorun çıkmaz, işi pişirdik."

İşi Rast Gitmek:  

Şans yardımıyla işi iyi, istediği gibi olmak. "Bu hafta işi rast gitmeye başladı."

İşi Resmiyete Dökmek:  

Bir iş veya durum için resmi bir yola sokmak, resmi bir nitelik vermek. "Anlaşmalar tamam, işi resmiyete dökmek kaldı."

İşi Sağlam Kazığa Bağlamak:  

İşin aksamadan yürüyebilmesi için gerekli önlemleri önceden almak.

İşi Sağlama Almak:  

İşin gerçekleşmesi ve bozulmaması için gerekli önlemleri almak. "İşi sağlama almak için babamla konuşmamız lazım."

İşi Sağlama Bağlamak:  

İşin düzgün yürümesi için gerekli önlemleri almak. "İşini sağlama bağlayınca rahatladı."

İşi Şakaya Dökmek:  

Ciddi başlayan bir sözü veya davranışı şakaya çevirmek.

İşi Savsaklamak:  

İşi yavaşlatmak, gereken önemi göstermemek.

İşi Sıkı Tutmak:  

Gevşekliğe yol açmamak, işe gereken önemi vermek ve sağlıklı yürümesini sağlamak.

İşi Sıkışık Olmak:  

İşi çok ve külfetli olmak.

İşi Tatlıya Bağlamak:  

Sorunlu bir işi, iyi bir şekilde çözmek. "Sonunda abimler işi tatlıya bağladılar."

İşi Tavına Getirmek:  

İşi en uygun duruma getirmek. "İşi tavına getirip satışa çıkardılar."

İşi Temizlemek:  

Sorunu çözmek. "Bu işi sen başımıza bulaştırdın, işi temizlemek de senin görevin."

İşi Tıkırında Gitmek:  

İşi hoşnut edici ve istenilen bir biçimde yürümek. "İşinin tıkırında gitmesine çok sevindim."

İşi Tıkırında Olmak:  

İşi çok uygun ve iyi olmak. ”O konuşmayacak da ben mi konuşacağım, işi tıkırında adamın.”

İşi Üç Nalla Bir Ata Kaldı:  

Eline önemsiz bir imkan geçtiğinde büyük işlerin düşüne kapılanlar için söylenen bir söz. "Gördüğüm kadarıyla işiniz üç nalla bir ata kalmış."

İşi Üç Nalla Bir Ata Kalmak:  

Eline önemsiz bir imkan geçtiğinde büyük işlerin düşüne kapılanlar için söylenen bir söz. "Gördüğüm kadarıyla işiniz üç nalla bir ata kalmış."

İşi Veya Durumu Duman Olmak:  

1- İşi, durumu berbat olmak. 2- Bir kimse veya bir şey ortadan kaybolmak.

İşi Yokuşa Sürmek:  

Yapılabilir, görülebilir işi yapmamak için güçlük çıkarmak, bahaneler ileri sürmek.

İşi Yolunda Gitmek:  

İşi hoşnut edici ve istenilen bir biçimde yürümek. "İşinin yolunda gitmesine çok sevindim."

İşi Yolunda Olmak:  

İşi hoşnut edici ve istenilen bir biçimde yürümek. "İşinin yolunda olmasına çok sevindim."

İşi Yüzüne Gözüne Bulaştırmak:  

Üstlendiği görevi yapamamak, işi beceremeyerek hepten bozmak. "Çok dikkatsiz, bu işi de yüzüne gözüne bulaştıracak."

Işığı Altında:  

Bir durum veya düşüncenin konuyu aydınlatmasından yararlanarak, onu göz önünde tutarak.

Işığın Her Yana Uzanması:  

Medeniyetin, kültürün her tarafa yayılması.

Işık Almak:  

Güneş ışığından yararlanır durumda olmak. "Burası çok ışık alıyor, perdeyi çeksene."

Işık Dalgası:  

Işığın dalgalar halinde vurması.

Işık Demeti:  

Toplu halde ve bol ışık.

Işık Göstermek:  

Yol göstermek. "Fikirleriniz bir ömür bize ışık gösterecek."

Işık Hevengi:  

Işığın toplu halde vurması.

Işık Salmak:  

1- Işık tutmak. 2- Bilgice aydınlatmak.

Işık Tutmak:  

1- Karanlık bir yeri ışıkla aydınlatmak. 2- Bilgisiyle, düşüncesiyle bir konuya açıklık getirmek, tutacağı yolu göstermek. ”Kutlu Peygamber hemen her konuda ışık tutardı çevresindeki insanlara.”

Işık Yağmuru:  

Bol ışık.

Işıl Işıl:  

Parlak, ışık saçan.

Işıl Işıl Yanmak:  

Parlamak. "Gözleri ışıl ışıl yanan, sevimli bir çocuğu vardı."

İsim Yapmak:  

Bir alanda ün kazanmak, ad yapmak. "Müzik alanında isim yapmış bir sanatçıydı."

İşin Alayında Olmak:  

Bir işe gereken önemi vermemek, dalga geçmek. "Bizim canımız çıkıyor, ama sen işin alayındasın."

İşin Ayağa Düşmesi:  

İşin sorumsuz ve beceriksiz insanların eline düşmesi.

İşin Başa Düşmesi:  

Kendi işini başkasının hiç yardımı olmadan, kendi görmek zorunda kalmak. "İşin başa düşmesini beklemiyordum."

İşin Başı:  

Bir işin en önemli noktası. "Bence işin başı senin annen."

İşin Çatallanması:  

Bir işte güçlük ve zorluklarla karşılaşmak. "Beklenen ödeme gelmeyince iş çatallandı."

İşin Çığırından Çıkması:  

Bir iş asıl amaçtan çıkarak düzelmesi güç bir durum almak, bir bozukluk ve kargaşalık baş göstermek. "İş çığırından çıktı, artık ben yokum."

İşin Çığrından Çıkması:  

Bir iş asıl amaçtan çıkarak düzelmesi güç bir durum almak, bir bozukluk ve kargaşalık baş göstermek. "İş çığırından çıktı, artık ben yokum."

İşin Dallanıp Budaklanması:  

Bir şeyin herkesçe duyulması, etrafa yayılması.

İşin Fenası:  

İşin kötü yanı, işin kötüsü. "İşin fenası bende de para yok."

İşin Garibi:  

İşin tuhaf olan yanı, işin tuhafı. "İşin garibi, onu kimse görmemiş."

İşin İçinde Bit Yeniği Var:  

İçinde hile, düzen veya oyun var. İş doğru ve sağlıklı değil. "Bana bu işin içinde bit yeniği var gibi geliyor."

İşin İçinde İş Olmak:  

Bir işte çok kişinin bilmediği yönler olması, gizli tarafların bulunması. "Neden öyle konuştuğunu anlamamıştım, meğer işin içinde iş varmış."

İşin İçinde İş Var:  

Bir şeyin iç yüzü başka. "İşin içinde başka bir iş var; hiç böyle yapmazdı."

İşin İçinden Çıkamamak:  

Uğraştığı sorunu, işi başarıyla sonuçlandıramamak, çözüm üretememek. "Bu işin içinden çıkamadık."

İşin İçinden Çıkmak:  

1- Bir şeyi anlamak, bir sorunu çözümlemek. "İşin içinden çıkmak için sabaha kadar mesai yaptık." 2- Güç bir sorunu çözemeyince kestirip atmak. "İki şubemizi kapatıp işin içinden çıkmak durumunda kaldık." 3- Bir konudan veya işten uzak durmak, kaçmak. "İşin içinden çıkmak için bahane arıyorsun."

İşin İçinden Sıyrılmak:  

1- Bir şeyi anlamak, bir sorunu çözümlemek. "İşin içinden sıyrılmak için sabaha kadar mesai yaptık." 2- Güç bir sorunu çözemeyince kestirip atmak. "İki şubemizi kapatıp işin içinden sıyrılmak durumunda kaldık." 3- Bir konudan veya işten uzak durmak, kaçmak. "İşin içinden sıyrılmak için bahane arıyorsun."

İşin İşten Geçmesi:  

Bir işi gerçekleştirme imkanı kalmamış olmak. "İşin işten geçmesini beklemeden başvurunu yap."

İşin Kolayına Kaçmak:  

Derinliğine araştırmadan basit olarak düşünmek, yüzeyde kalmak, tembellik etmek. "Ödevlerinde sürekli işin kolayına kaçıyorsun."

İşin Kötüsü:  

İşin kötü yanı, işin fenası. "İşin kötüsü bende de para yok."

WhatsApp