D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Çare Aramak:

Sıkıntıyı ortadan kaldırmak için çözüm yolu bulmaya çalışmak. "Eşyaları taşımak için çare arıyor."

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Haber Göndermek:  

Herhangi bir araçla bildirmek. "Size özel olarak bir haber göndermek istiyorum."

Haber Patlatmak:  

Çok önemli bir haberi ilk kez açıklamak. "Yarın bir haber patlatacağım, yer yerinden oynayacak."

Haber Salmak:  

Herhangi bir araçla bildirmek. "Size özel olarak bir haber salmak istiyorum."

Haber Sızdırmak:  

Gizli kalması, saklı tutulması gereken bir bilgiyi el altından duyurmak. "Lütfen toplantıyla ilgili haber sızdırmayın."

Haber Sızdırmamak:  

Gizli kalması, saklı tutulması gereken bir bilgiyi ilgisiz kişilerin öğrenmesine izin vermemek. "Bu olayla ilgili haber sızdırmamaya özen gösteriyoruz."

Haber Sızmak:  

Gizli kalması, saklı tutulması gereken bir bilgi el altından duyurulmak. "Gazetelerden okuduğumuza göre toplantıyla ilgili haber sızmış."

Haber Tulumu:  

Dedikoducu kimse. "Git bakkala sor, haber tulumu gibidir o."

Haber Uçurmak:  

Çabucak, gizlice haber göndermek. ”Hemen haber uçurun köye, kaymakam bu gece misafir olacakmış!”

Haber Vermek:  

1- Bildirmek, haber ulaştırmak. "Öğretmenimizin gelmediğini haber verdiler." 2- Bir durumun, bir olayın belirtisi olmak. "Bu durum kışın zorlu geçeceğini haber veriyor."

Haber Yollamak:  

Herhangi bir araçla bildirmek. "Size özel olarak bir haber yollamak istiyorum."

Haberdar Etmek:  

Bildirmek, haber vermek. "Yarın giderseniz, beni de haberdar edin."

Haberdar Olmak:  

Bilgi edinmek, haber almak. "Biz, geleceğinizden bu sabah haberdar olduk."

Haberden Haber Vermek:  

Bir kimse veya bir konuda bilgi istemek. "Haberden haber vermek için müdürün yanına gitmiştim."

Haberi Olmak:  

Bilgisi bulunmak, haberdar olmak. "Sınav sonuçlarından haberim var."

Haberi Patlatmak:  

Çok önemli bir haberi ilk kez açıklamak. "Yarın haberi patlatacağım, yer yerinden oynayacak."

Haberin Çalkalanması:  

Bir söylentinin her tarafa yayılıp dedikodusu yapılır olması.

Haberin Olsun:  

Birine herhangi bir konuda uyarıda bulunmak için söylenen bir söz. "Bey, biz bahçeye çıkıyoruz, haberin olsun!"

Haberli Olmak:  

Öğrenmiş olmak, haber almış bulunmak. "Bizim geleceğimizden haberli olduğu için evdeydi."

Haç Çıkarmak:  

Hristiyanlar, sağ ellerini alın, karın, iki omuz başı ve göğüs hizasına götürerek haç biçiminde tapınma işaretini yapmak, istavroz çıkarmak. "Haç çıkarmak için yurt dışından gelenler çok oluyor."

Hacamat Baltası:  

Hacamat için kullanılan bıçak.

Hacamat Etmek:  

1- Hacamat yoluyla kan almak. "Sen hacamat ettirmek ister miydin?" 2- Hafifçe yaralamak. "Kavgada iki kişiyi hacamat etmişler."

Hacet Dilemek:  

İstekte bulunmak. "Sınavı kazandın ya, artık ne hacet dilesen dile."

Hacet Görmek:  

1- Gerekli bulmak, gerekli saymak "Bu telefonu şimdi hacet görmüyorum." 2- Tuvalete gitmek. "Hacet görmek için müsaadenizi istiyorum." 3- Alışveriş yapmak. "Eviyle ilgili hacet görmek için çarşıya çıktı."

Hacet Kalmamak:  

Gereği olmamak, lüzumu kalmamak. ”Seni çağırmaya hacet kalmadı.”

Hacet Kapısı:  

Hacet dilemek için durularak dua edilen yer, kapı veya pencere.

Hacet Tepesi:  

Üzerinde yapılan duanın kabul olacağına inanılan tepe.

Hacet Yeri:  

Ayakyolu, hela.

Hacet Yok:  

"Gerekliği yok, gerekli değil, istemez." anlamında kullanılan bir söz. "Başka söze hacet yok, o ne demek istediğimizi anladı."

Hacetini Görmek:  

Küçük veya büyük abdestini yapmak. "Hacetini görmeye gitti, az sonra gelir."

Hacetini Yapmak:  

Küçük veya büyük abdestini yapmak. "Hacetini yapmaya gitti, az sonra gelir."

Hacı Ağa:  

Özellikle büyük kentlerde gereksiz yere çok para harcayan, taşralı bilgisiz zengin. ”Ne bu israf! Hacı ağa mısın sen?”

Hacı Bekler Gibi Beklemek:  

Büyük bir sabırsızlıkla beklemek. "Çocuklar annelerini, hacı bekler gibi kapıda beklediler."

Hacı Mandal Mührü:  

Sonunun nereye varacağını hesap etmeden tüm isteklerinin yerine getirilmesini beklemek. "İnsanoğlu işte ne yaparsın, illa da hacı mandal mührü der."

Hacı Yağı:  

Gül yağından çıkarılan ağır bir esans.

Hacı Yolu Bekler Gibi Beklemek:  

Büyük bir sabırsızlıkla beklemek. "Çocuklar annelerini, hacı yolu bekler gibi kapıda beklediler."

Hacıağalık Etmek:  

Gereksiz yere, gösteriş için bol para harcamak. "Mirasa kondu ya, hacıağalık etmeyi çok seviyor."

Hacir Altına Almak:  

1- Kısıtlamak. "Yirmi yaşına geldim, beni hacir altına almaya çalışma." 2- Hastalık, bunama vb. sebeplerden dolayı davranışlarının nasıl sonuç vereceğini bilemeyen bir kişiyi mahkeme aracılığıyla mal ve mülk yönetimi bakımından kısıtlamak. "Babalarını hacir altına aldırmak için dava açmışlar." 3- Medeni Kanun'a göre çeşitli haklarını kullanmaya yetkili olan kişinin bu haklarını mahkeme kararı ile elinden almak, haklarını kullanma bakımından kısıtlamak. "Bana boş laf yapma, seni mahkeme hacir altına almış!"

Hacıyatmaz:  

1- Yere nasıl bırakılırsa bırakılsın, dibinde bulunan ağırlık sebebiyle dik bir durum alan oyuncak. 2- Güç durumlarda çıkarı için kişiliğinden özveride bulunarak kendini çabucak toparlamayı beceren kimse.

Haciz Gelmek:  

Borcundan dolayı malına el konmak. "Ödemeyi yapmazsak haciz gelecek."

Haciz Koymak:  

Borçlunun malına el koymak. "Ödemelerinizi yapın, bizi haciz koymak zorunda bırakmayın."

Haddeden Çekmek:  

Birinin halini, huyunu türlü denemelerden geçirmek.

Haddeden Geçirmek:  

1- Madenleri tel durumuna getirmek için haddeyi kullanmak. "Bizim işimiz gelen madenleri haddeden geçirmek." 2- En küçük ayrıntısına kadar incelemek, dikkatle araştırmak. "Bu meseleyi haddeden geçirip, bir rapor hazırlayın." Hadde: Madenleri tel durumuna getirmek için kullanılan ve türlü çapta delikleri olan çelik araç.

Haddi Aşmak:  

Ölçüyü kaçırmak, aşırı gitmek. "Konuşmana dikkat et! Haddi aşma."

Haddi Değil:  

Hakkı veya yetkisi yok. "Bana akıl vermesi haddi değil."

Haddi Hesabı Yok:  

Sayılamayacak kadar çok, sınırsız, ölçüsüz. "Seni gördüğümde yaşadığım mutluluğun haddi hesabı yok."

Haddi mi:  

"Onun bunu yapmaya yetkisi yoktur; böyle bir işe nasıl, hangi yetenekle girişir? Bu işi yapması imkânsızdır" anlamında kullanılır. "Haddi mi ki ona söz söyleyebilsin."

Haddi Olmamak:  

Bir işin yapılması birine düşmemek.

Haddi Varsa:  

Göz korkutmak için söylenir.

Haddi Zatında:  

Aslında. ”Haddi zatında sen ona hakkını vermemiştin ki!”

Haddikifayeyi Bulmak:  

Yeterince olmak. "Bu kadar ekmek haddikifayeyi bulur."

Haddinden Fazla:  

Gereğinden çok. "Haddinden fazla yemek yeme."

Haddine mi Düşmüş!:  

“Onun bunu yapmaya yetkisi yoktur; böyle bir işe nasıl, hangi yetenekle girişir? Bu işi yapması imkânsızdır” anlamında kullanılır. ”Haddine mi düşmüş ki ona söz söyleyebilsin.”

Haddini Aşmak:  

Ölçüyü kaçırmak, aşırı gitmek. "Konuşmana dikkat et! Haddini aşmaya başladın."

Haddini Bildirmek:  

Yetkisi dışındaki işlere karıştığı için sert bir karşılık vererek onu cezalandırmak, yola getirmek, uslandırmak, yetki sınırını bildirmek. ”Haddini bildirin şu serseme de bir daha onun bunun malına el uzatmasın.”

Haddini Bilmek:  

Kendi değer ve yeteneğini bilmek, üstün görmemek, kendi yapabileceği şeylerin ötesine geçmemek. ”Merak etme sen, o haddini bilen bir çocuktur.”

Haddini Bilmez:  

Konumuna, durumuna uygun davranmayan. "Sen ne haddini bilmez bir insansın be!"

Haddini Bilmezlik:  

Konumuna, durumuna uygun davranmamak. "Ben yokken sakın haddini bilmezlik yapma."

Hadi Annem:  

Bir kimseyi bir işi yapmaya ikna etmek için söylenir.

Hadi Canım Sen de:  

"Böyle şey olmaz, sana inanmam." anlamında kullanılan bir sözü. "Sınavda birinci mi olmuş, hadi canım sen de."

Hadi Oradan:  

1- Kovmak, azarlamak için kullanılan bir söz. "Hadi oradan, ne biliyorsun da konuşuyorsun, kes sesini!" 2- Böyle şey olmaz, inanılacak gibi değil, anlamında söylenir. "Sınavda birinci mi olmuş, hadi oradan sen de." "Hadi oradan sen de, sen bu işten ne anlarsın."

Hadım Etmek:  

1- Kısırlaştırmak. "Sokak köpeklerini hadım etmişler." 2- Köreltmek, önemini azaltmak. "Ülkesindeki muhalefeti zamanla hadım etti."

Hadise Çıkarmak:  

Hoş olmayan bir durum meydana çıkarmak, hadise çıkarmak. "Buraya hadise çıkarmak için gelmedim."

Hafakanlar Basmak:  

Çok sıkılıp bunalmak. "Bütün gün yalnız kalınca hafakanlar basmıştı." , "Hafakanlar basmasın diye gelip sana yardım edeyim dedim." Hafakan: Yürek çarpıntısı.

Hafakanlar Boğmak:  

Çok sıkılıp bunalmak. "Bütün gün yalnız kalınca hafakanlar boğdu." "Hafakanlar boğmasın diye gelip sana yardım edeyim dedim." Hafakan: Yürek çarpıntısı.

Hafif Atlatmak:  

Tehlikeli bir durumdan çok az bir zararla kurtulmak. "Akşam az daha gidiyorduk, kazayı hafif atlattık."

Hafif Gelmek:  

1- Ağırlığı fazla olmamak. "Hafif geldiği için kardeşini tahterevallide kaldıramadı." 2- Önemsiz görmek, değer verilmemek. "O para ona çok hafif gelir, hemen öder."

Hafif Giyinmek:  

ince elbiseler giymek.

Hafif Tertip:  

Şöyle böyle, biraz, aşırılığa kaçmadan.

Hafife Almak:  

Küçümsemek, önem vermemek, ”Beni hafife alıyorlar ama yanılıyorlar.”

Hafiflik Etmek:  

Yakışıksız bir davranışta bulunmak veya söz söylemek. "Hafiflik etmek senin gibi birine yakışmaz."

Hafiften Almak:  

Önemsiz bulup üzerine düşmemek, yeterince ilgilenmemek. "Bu işi hafiften aldığınız için zarara uğradık."

Hafızayı Yoklamak:  

Hatırlamaya çalışmak. "Hafızamı yokluyorum, ama çocuğunun adını hatırlayamıyorum."

Hafta Sekiz, Gün Dokuz:  

"Tedirgin edercesine sık sık." anlamında kullanılan bir söz. "Hafta sekiz, gün dokuz bu mekanda olur."

Hah Şöyle:  

Yapılan bir işin beğenildiğini anlatan bir söz. "Hah şöyle, sonunda bu işi öğrendin."

Hak Bellemek:  

Doğru bilmek, doğruluğuna kesin inanmış olmak.

Hak Etmek:  

1- Bir emek karşılığı hakkı olan şeyi elde etmek, hak kazanmak. "Al bu parayı, sen bunu hak ettin zaten." 2- Lâyık olduğu (kötü) karşılığı almak. "Sen bu sopayı çoktan hak ettin." 3- Bir başarı dolayısıyla ödüllendirilmek. "Doğru bir karardı, müdürlüğü tek o hak etti zaten."

Hak Getire:  

“Yoktur, bulunmaz, Allah vermemiştir” anlamında kullanılır. ”Öyle bir diyardayız ki su ve yiyecek Hak getire.”

Hâk İle Yeksan Etmek:  

Yapı, şehir vb. için temelinden yıkıp harap etmek, bütünüyle ortadan kaldırmak. "Ya Rab! Senin adınla bizi aldatanları hâk ile yeksan et."

Hak Kazanmak:  

Davasında haklı olduğu meydan çıkmak, emeğinin karşılığını alabilecek duruma gelmek. ”Emekliliğe yedi yıl sonra hak kazanacağım.”

Hak Vermek:  

Bir kimsenin davranışını, düşüncesini, iddiasını doğru bulmak. "Bu konudaki düşüncelerine hak veriyorum."

Hak Yolu:  

Cenab-ı Allah`ın insanlara kitapları ve peygamberleri ile bildirdiği, dünya hayatında tutmaları gereken yol, yaşama düzeni, doğru ve haklı yol.

Hakaret Etmek:  

Ağır veya küçültücü davranış göstermek, aşağılamak, tahkire uğratmak. "Bize hakaret etti, tek dayak yemediğimiz kaldı."

Hakaret Görmek:  

Ağır veya küçültücü davranış görmek, aşağılanmak, tahkire uğramak. "Azar işittik, hakaret gördük, tek dayak yemediğimiz kaldı."

Hakaret Saymak:  

Bir sözü veya davranışı hakaret olarak kabul etmek. "Hesabı ödemeye filan kalkışmayın, bunu hakaret sayarım."

Haki Payiniz:  

Ayağınızın toprağı.

Hakikatsiz Çıkmak:  

Yakınlığı ve bağlılığı sürekli olmamak. "Senin bize bulduğun eleman hakikatsiz çıktı."

Hakikatten Ayrılmamak:  

Hak ve adaletten, ayrılmamak.

Hakiki Dost:  

Gerçek dostluğu bir çıkara dayanmayan, kara günlerde insanı yalnız bırakmayan.

Hâkim Olmak:  

1- Buyruğunu yürütmek, egemenliğini sürdürmek. "Bölgeye hakim olmak için operasyonlar sürdürülüyor." 2- Etkili olmak, hükmetmek. "Olaylara hâkim olmak kolay olmadı."

Hakir Görmek:  

Önemsememek, değer vermemek, küçümsemek, küçük görmek, hor görmek. "Çobanlık yapan insanları hakir görmen hoş değil."

Hakir Görülmek:  

Aşağı ve değersiz görülmek.

Hakk'a Kavuşmak:  

Ölmek. "Dedem çoktan Hakk'a kavuştu."

Hakk'a Yürümek:  

Ölmek. "Dedem çoktan Hakk'a yürüdü."

Hakk'ın Rahmetine Kavuşmak:  

Ölmek. "Dedem çoktan Hakk'ın rahmetine kavuştu."

Hakk-ı Sükût:  

Bir kimseye bildiklerini söylememesi karşılığında sağlanan yarar, susmalık, sus payı. "Belli ki o adama da hakkısükût vermişler." Türkçe kullanımı hakkısükût şeklindedir, deyim değil isimdir.

Hakk-ı Sükût (Sus Payı):  

Bir konu üzerinde konuşmaması, bildiği şeyi söylememesi karşılığında bir kimseye sağlanan yarar.

Hakkı Geçmek:  

1- Birisinin payından bir başkası almış olmak. 2- Bir şeyde veya bir kimsede emeği bulunmak. ”Komşumun çok hakkı geçmiştir bana, onunla mutlaka helâlleşmeliyim.”

Hakkı Ödenmemek:  

Birinin iyiliklerine, emeklerine karşılık olarak ne yapılsa az olmak. "Vatan için şehit olan kahramanlarımızın hakkı ödenmez."

Hakkı Ödenmez:  

Onun iyiliklerine, emeklerine karşılık olarak ne yapılsa azdır anlamında.

Hakkı Olmak:  

1- Alacağı, payı, hissesi olmak. "Bu parada onun da hakkı var." 2- Davranışının, sözünün doğru olduğu kabul edilmek. "Hakkı var, bu sıcakta oraya gidilmez."

WhatsApp