Bir Deyim Öğrenelim!
Koltukları Kabarmak:
Kendisine ya da yakınlarına yapılan övgüden ötürü kıvanç duyup büyüklenmek, böbürlenmek. ”Oğlun oldukça becerikli dedikleri zaman koltuklarım kabardı doğrusu.”
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Gözü Yolda Olmak:
Beklenen kimsenin ya da geciken haberin, mektubun gelmesini istekle bekleyip durmak. "Merak ettim abi, sabahtan beri gözüm yolda."
Gözü Yollarda Kalmak:
Beklenen kimsenin ya da geciken haberin, mektubun gelmesini istekle bekleyip durmak. "Merak ettim abi, gözüm yollarda kaldı."
Gözü Yollarda Olmak:
Beklenen kimsenin ya da geciken haberin, mektubun gelmesini istekle bekleyip durmak. "Merak ettim abi, sabahtan beri gözüm yollarda."
Gözü Yükseklerde Olmak:
Hâlen bulunduğu durumdan daha yüksek bir duruma ya da mevkiye çıkmak istemek, böyle bir amacı gütmek. ”Bundan böyle küçük şeylerle yetinme, gözün yükseklerde olsun daima.”
Gözü Yüksekte Olmak:
Hâlen bulunduğu durumdan daha yüksek bir duruma ya da mevkiye çıkmak istemek, böyle bir amacı gütmek. "Bundan böyle küçük şeylerle yetinme, gözün daima yüksekte olsun."
Gözüm Çıksın:
Bir şeyin doğruluğuna inandırmak için edilen ant. "Gözüm çıksın ki, ben bir şey söylemedim."
Gözüm Görmesin:
Onu uzaklaştırın, görmek istemiyorum, anlamında söylenir. "Gözüm görmesin onu!, Fena yaparım yoksa."
Gözüm Kör Olsun:
Bir şeyin doğruluğuna inandırmak için edilen ant. "Gözüm kör olsun ki, ben bir şey söylemedim."
Gözün Aydın:
Sevinçli bir olay karşısında söylenen kutlama sözü. "Gözün aydın! Ehliyet sınavını kazanmışsın."
Gözünde Büyümek:
Olduğundan fazla büyük ya da güç görünmek. ”Onca yolu nasıl yürüyeceğim, gittikçe gözümde büyüyor.”
Gözünde Büyütmek:
Bir şeyi, olayı, kimseyi veya işi abartmak.
Gözünde Kalmak:
1- İstediğini elde edememenin üzüntüsü içinde olmak. "Dondurma çocukların gözünde kalmış, markete gidip alayım." 2- İsteğine ulaşamadan ölmek. "Şu ev babamın gözünde kalmasın, inşaatı bir an önce bitirin."
Gözünde Olmamak:
Herhangi bir üzüntü veya zor durum dolayısıyla o şeye değer verecek durumda bulunmamak. "Sen yeter ki iyileş, araba gözümüzde olmaz."
Gözünde Tütmek:
Çok özlemek. "Kadıncağız çok hasta, ama çocukları gözümde tütüyor."
Gözünden Kaçırmak:
Dalgınlıkla görmemek. "Kardeşini gözünden kaçırma, az sonra yemek yiyeceğiz."
Gözünden Kaçmak:
Farkına varılmamak, görülmemek. "Nasıl oldu da gözümden kaçırdım onu."
Gözünden Kaçmamak:
Farkına varılmak, görülmek. "Sınavda kopya çekmeye çalışmamız, öğretmenin gözünden kaçmadı."
Gözünden Sakınmak:
Bir şeye aşırı ilgi göstermek, özenle koruyup gözetmek, dikkatle muhafaza etmek. "O iki çocuğunu da gözünden sakınır."
Gözünden Sürmeyi Çalmak:
Hırsızlıkta çok becerikli, çok usta olmak. "Gözünden sürmeyi çalar, senin dediğin çocuk oyuncağı."
Gözünden Sürmeyi Çekmek:
Hırsızlıkta çok becerikli, çok usta olmak. "Gözünden sürmeyi çeker, senin dediğin çocuk oyuncağı."
Gözünden Uyku Akmak:
Çok uykusu gelmek. "Gözünden uyku akıyor, git odana uyu."
Gözüne Bakmak:
1- Verilen emri yapmak üzere işaret beklemek, işareti verecek kimseyi gözlemek. 2- Gerektiğinden fazla dikkat göstermek, koruyup gözetmek. ”Üç kuruş para verecek diye adamın gözünün içine bakıyor, ne derse yapıyoruz, daha ne istiyor bizden.”
Gözüne Çarpmak:
Gözüne Diken Olmak:
Tedirgin etmek, rahatsız etmek. "Pencere önündeki saksı gözüme diken oluyor, onu oraya koymasan."
Gözüne Dizine Dursun:
Nankörlük eden kimseye karşı söylenen ilenme sözü. ”Allah, bu nankörlüğünün cezasını versin.” anlamında kullanılır.
Gözüne Fer Gelmek:
Gözüne ışıltı, parlaklık, canlılık gelmek. "Karnı doyunca çocuğun gözüne fer geldi."
Gözüne Girmek:
Birinin sevgi ve ilgisini kazanmak.
Gözüne Hiçbir Şey Görünmemek:
1- Her türlü tehlikeyi göze alacak kadar öfkelenmek. "O anda gözüme hiçbir şey görünmüyordu." 2- Kendi derdi dolayısıyla hiçbir şeye değer vermemek. "Bir haftadır sınavlardan başka gözüne hiçbir şey görünmüyor."
Gözüne İlişmek:
Birdenbire, istemeden görmek. "Saçında bir şey mi var? Gözüme ilişti de."
Gözüne Karasu İnmek:
1- Karasu hastalığı yüzünden gözü görmez olmak. "Dayımın sol gözüne karasu inmiş." 2- Gelmesini çok istediği kimsenin uzun süre yolunu gözlemek. "Üç gündür torunum gelecek diye gözüne karasu indi."
Gözüne Kestirmek:
1- Bir işi başarabileceğini sanmak. "Gözüne kestirdiği o işi de becerememişti." 2- Beğendiği bir şeyi ele geçirmeyi istemek. "O çantayı gözüne kestirmişti." 3- Uygun bulmak, elverişli görmek. Ev yapmak için bu arsayı gözüne kestirmiş."
Gözüne Sokmak:
1- Görmek istemediği bir şeyi zorla göstermek. 2- Bir çaba sonucu, bir kimseyi büyüğünün beğenmesini sağlamak. ”Kalemi gözüne sokarcasına uzattı.”
Gözüne Uyku Girmemek:
Uykusuz kalmak, hiç uyumamak. ”Gözüme uyku girmedi bu gece.”
Gözünü ... Hırsı Bürümek:
Bir şeyi aşırı ölçüde istemek. "İnsanın gözünü hırs, para hırsı bürümeye görsün!" -S. F. Abasıyanık.
Gözünü Açmak:
1- Uyanık, dikkatli olmak. 2- Birisine bilgiler vererek görüşünü genişletmek. ”Gözünü aç, işini kimseye kaptırma.”
Gözünü Ağartmak:
Gözlerini, akı çok görünecek biçimde açmak. "Gözlerini ağartıp, bana demediğini bırakmadı."
Gözünü Alamamak:
Bir şeye, bir yere bakmaktayken, gözünü oradan başka bir yere çevirememek. "O manken çıkınca, gözünü ekrandan alamıyor."
Gözünü Almak:
1- Aşırı biçimde etkilenmek, hayran olmak. "Kıyafetlerin her biri, birbirinden güzel. İnsanın gözünü alıyor." 2- Şiddetli ışık sebebiyle gözü iyi göremez duruma getirmek, göz kamaştırmak. "Güneş ışığı gözümü alıyor, perdeyi biraz çeksene."
Gözünü Ayırmamak:
Bir şeye devamlı bakmaktan kendini alamamak. ”Devamlı yola bakıyor, gözünü ayıramıyordu.”
Gözünü Bağlamak:
Doğruyu bulamaz, düşünemez duruma getirmek. "Gözünü bağlamışlar gibi, illa o ayakkabıları istiyor."
Gözünü Çıkarmak:
Zarara uğratmak, bir işi kötü biçimde yapmak, iyi yerine kötüyü seçmek. ”Öyle bir taş attı ki az kalsın kuzunun gözünü çıkaracaktı.”
Gözünü Çöpten Esirgememek:
Tehlikeli işlere girişmekten çekinmemek. "Sen ki gençliğinde gözünü çöpten esirgemezdin, ne oldu sana böyle?"
Gözünü Çöpten Sakınmamak:
Tehlikeli işlere girişmekten çekinmemek. "Sen ki gençliğinde gözünü çöpten sakınmazdın, ne oldu sana böyle?"
Gözünü Daldan Budaktan Esirgememek:
Tehlikeli işlere girişmekten çekinmemek. "Sen ki gençliğinde gözünü daldan budaktan esirgemezdin, ne oldu sana böyle?"
Gözünü Daldan Budaktan Sakınmamak:
Tehlikeli işlere girişmekten çekinmemek. ”Sen ki gençliğinde gözünü daldan budaktan sakınmazdın, ne oldu sana böyle?”
Gözünü Dikmek:
Dikkatle bakmak, gözlerini ayırmadan bir yere ya da bir kimseye sürekli bakmak. "Aynı ortamda olunca, kıza gözünü dikip bakmasına sinir oluyorum."
Gözünü Dört Açmak:
Bir hileye düşmemek, aldanmamak için çok dikkatli olmak. ”Gözünü dört aç da kuru odun yerine yaş odun koymasınlar.”
Gözünü Doyurmak:
Bol bol vermek. "İnsanın önce gözünü, sonra midesini dolduracaksın."
Gözünü Gözüne Dikmek:
Başkasının gözüne sürekli olarak bakmak. "Delikanlı gözünü kızın gözüne dikmiş, onunla göz göze gelmeye çalışıyordu."
Gözünü Kan Bürümek:
Birisini öldürecek kadar öfkelenmek. ”Katillerin gözünü kan bürümüştü, önlerine çıkanı öldürüyorlardı.”
Gözünü Kan Bürümüş:
Birisini öldürecek kadar öfkeli. "Katillerin gözünü kan bürümüş, önlerine çıkanı öldürüyorlardı."
Gözünü Kapamak:
1- Görmezlikten gelmek, yapışına ses çıkarmamak. 2- Ölmek. ”Dedem gözünü kapayınca o koca aile birdenbire dağılıvermiş.”
Gözünü Karartmak:
Bir işe atılırken hiçbir şeyden çekinmemek. "Gözünü karartıp tüm parasıyla bu işe girdi."
Gözünü Kırpmadan:
Hiç çekinmeden, hiç duraksamadan. "O kadar öfkeliydi ki, gözünü kırpmadan telefonu parçaladı."
Gözünü Kırpmamak:
Hiç çekinmemek, hiç duraksamamak. "O kadar öfkeliydi ki, gözünü kırpmadan telefonu parçaladı."
Gözünü Korkutmak:
Yıldırmak, karşı duramaz hâle getirmek. ”İlk işi, adamlarıyla kasaba halkının gözünü korkutmak oldu.”
Gözünü Oymak:
Çok kötülük etmek. "Çocuğuma bir şey olsun, onun gözünü oyarım."
Gözünü Sevda Bürümek:
Ondan başka hiçbir şeyi düşünmemek, tamamen ona bağlanmak. "Belli ki senin gözünü sevda bürümüş, git konuş açıkça."
Gözünü Sevdiğim:
Okşama, sevgi, özlem sözü. "Niye seni bu kadar çok seviyorum, gözünü sevdiğim."
Gözünü Seveyim:
Rica ederim, anlamında söylenir. "Gözünü seveyim, şunu ortadan kaldır."
Gözünü Toprak Doyursun:
Kendinden olan veya kendisine verilen şey ne kadar çok olursa olsun, bununla yetinmeyenler için söylenen bir ilenme sözü. Gözünü toprak doyursun. "Yetmiyor diyorsun, o kadar maaş alıyorsun, gözünü toprak doyursun."
Gözünü Üstünden Ayırmamak:
Sürekli denetim altında bulundurmak. "Ateşi yükselebilir, bu akşam gözünüzü üstünden ayırmayın."
Gözünü Yıldırmak:
Gözünü korkutmak. "Gözünü yıldırmak için, arkadaşlarını toplayıp gelmiş."
Gözünü Yummak:
1- Görmezlikten gelmek, yapışına ses çıkarmamak. "Bu defa affetmeyeceğim, ben onun çok şeyine göz yumdum." 2- Ölmek. "Dedem gözünü yumunca saat gece üçe geliyordu."
Gözünün Bebeği Gibi Sevmek:
Çok sevmek. "Ailenin en küçüğü olduğundan, herkes gözünün bebeği gibi sever."
Gözünün Çapağını Silmeden:
Sabahleyin uyanır uyanmaz. "Yarın gözünün çapağını silmeden buraya gel."
Gözünün Feri Gitmek:
Gözlerindeki parlaklık, ışıltı kaybolmak. "Çok yaşlanmış, gözünün feri gitmiş, zor yürüyordu."
Gözünün Feri Kaçmak:
Gözlerindeki parlaklık, ışıltı kaybolmak. "Çok yaşlanmış, gözünün feri kaçmış, zor yürüyordu."
Gözünün İçine Baka Baka:
Cesaret ve soğukkanlılıkla. "Gözünün içine baka baka, yalanlarını yüzüne vuracağım."
Gözünün İçine Bakmak:
1- Zarar gelmesin diye bir kimseyi özenle korumak, üstüne titremek. "Parka götürdüğü kardeşinin gözünün içine bakıyordu." 2- Emir ve istekleri yerine getirmeye hazır olmak. "Başkanın adamları çevresinde, gözünün içine bakıp duruyorlardı." 3- İsteğinin gerçekleşmesi için gözleriyle birine yalvarmak. "Arabasıyla götürsün diye arkadaşının gözünün içine bakıp durdu."
Gözünün Kuyruğuyla Bakmak:
Belli etmemeye çalışarak, başını çevirmeden göz kenarı ile yandan bakmak. "Yabancı askerlere, gözünün kuyruğuyla bakmaya başladı."
Gözünün Önünde Olmak:
1- Sürekli denetimi altında bulunmak. "Babamın gözünün önünde olduğumuz için, daha dikkatli davranmalıyız." 2- Unutmamak, olduğu gibi hatırlamak. "Karar verirken, maddi durumu da gözünün önünde olsun." 3- Gündemde yer almak. "Konu toplumun gözünün önünde olmadığı için, pek tartışılmıyor." 4- Kolayca ulaşılabilecek bir yerde bulunmak. "Telefonunu, sürekli gözünün önünde olsun istiyor."
Gözünün Önünden Geçmek:
Hatırlamak. "İlkokul yıllarımız bir an gözümün önünden geldi geçti."
Gözünün Önünden Gitmemek:
Unutamamak, her an görür gibi olmak. ”Gözümün önünden gitmiyor onun hayâli.”
Gözünün Önüne Gelmek:
Bir şeyi zihinde canlandırmak, tasarlamak, hatırlamak. "Evimizin bahçesinde, gece yarılarına kadar oynadığımız günler gözümün önüne geldi."
Gözünün Önüne Serilmek:
Görülmek, bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmak. "Dizilerde sigara ve alkol görüntüleri gizlenirken, silahlar pervasızca seyircinin gözünün önüne serilmektedir."
Gözünün Önünü Görmemek:
Dumandan, yoğun sisten, karanlıktan, yoğun tozdan vb. etrafını görememek. "Sokağa çıkmıştık, ancak sisten gözümüzün önünü göremiyorduk."
Gözünün Ucuyla Bakmak:
Belli etmemeye çalışarak, başını çevirmeden göz kenarı ile yandan bakmak. "Yabancı askerlere gözünün ucuyla bakmaya başladı."
Gözünün Üstünde Kaşın Var Demek:
Bir kimseye, alınmasına neden olacak söz söylemek, onun her davranışını hoş karşılamamak, yaptığını beğenmemek, takdir etmemek. "Sen o parti üyesi olmadıktan sonra, gözünün üstünde kaşın var deyip kabul etmezler."
Gözünün Üstünde Kaşın Var Dememek:
Bir kimseye, alınmasına neden olacak hiçbir söz söylememek, onun her davranışını hoş karşılamak, olduğu gibi kabullenmek. "Ona gözünün üstünde kaşın var demez, ne isterse gücü yettiğince yapmaya çalışırdı."
Gözünün Yağını Yiyeyim:
Senden rica ediyorum. "Gözünün yağını yiyeyim şu adamla beni muhatap etme."
Gözünün Yaşına Bakmamak:
Hiç acımamak, merhamet etmemek. ”Gözünün yaşına bakmadan hapse attılar adamı.”
Gözüyle Bakmak:
Bir kimseyi, bir şeyi ... yerine koymak. "Ona kardeş gözüyle bakıyorum."
Gözüyle Görmek:
Bir olaya tanık olmak. "Onun yaptığına, gözüyle görmeden inanmaz."
Gözüyle Tartmak:
Kim ve ne olduğunu anlamak için dikkatle bakmak. "Şu geçeni gözünle tart bakalım, sence nasıl biri?"
Gözüyle Yemek:
Birine yada bir şeye istekle, dik dik bakmak.
Gözyaşı Dökmek:
Ağlamak. "Annesinin ardından gözyaşı döktü."
Gözyaşı Seli:
Çok ve birbiri ardından akan gözyaşı.
Gözyaşına Boğulmak:
Çok ağlamak. "Gözyaşına boğulunca daha fazla dayanamadım."
Gözyaşlarına Boğulmak:
Çok ağlamak. "Gözyaşlarına boğulunca daha fazla dayanamadım."
Gözyaşlarına Engel Olmak:
Ağlamamak için kendini tutmak. "Anlattıklarını dinledikçe gözyaşlarıma zor engel oldum."
Gözyaşlarını Tutamamak:
Ağlamak, gözyaşı dökmek. "Anlattıkları karşısında gözyaşlarımı tutamadım."
Gradosu Düşmek:
İtibarı azalmak, derecesi düşmek. "Sık sık gaf yapmaya başlayınca, gradosu da düşmeye başladı."
Granit Gibi:
Güçlü, dayanıklı, sert. "Bizler granit gibi güçlüyüz, kolay kolay kimse zarar veremez." "Granit gibi karın kasları yapmıştı."
Güç Bela:
Zorlukla, güçlük çekerek. "Kar nedeniyle eve güç bela ulaşabildi."
Güç Gelmek:
Bir şeyin yapılmasında zorluk ve sıkıntı ile karşılaşmak. "Sabah erken kalkmak çok kişiye güç geliyor."
Güç Mevkide Kalmak:
İçinden çıkılması zor bir durumda bulunmak. "Siz böyle yapınca, ben güç bir mevkide kalıyorum."
Güce Gitmek:
Kırılmak, kırgınlık duymak.
Güce Sarmak:
Bir iş güç bir duruma gelmek, güçleşmek. "Gün geçtikçe işimizde para kazanmak, güce sarmaya başladı."
Güçlüğü Yenmek:
Bir güçlüğü, zorluğu ortadan kaldırmak. "Karşılaştığımız her güçlüğü yenecek güce sahibiz."