D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Kulakları Çınlamak:

Bir yerde anılmak, hatırlanmak. "Kulaklarım çınlıyor, birileri beni anıyor galiba."

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Gönül Fethetmek:  

Güzel bir davranış ve sözle birilerinin sevgisini kazanmak, ilgisini çekmek. "Bir demet çiçekle annemizin gönlünü fethedebiliriz."

Gönül Gezdirmek:  

Seçmek için aklından çok şeyler geçirmek. "Bir süre gönül gezdirdikten sonra, seçimini yaptı."

Gönül Gözüyle:  

Dünyevi değerlendirmelerin dışında, içinden gelen hislere göre. "Gönül gözüyle bizi dinlerseniz, belki yardımcı olursunuz."

Gönül Hoşluğu:  

İç rahatlığı, huzuru. "Allah, sizlere gönül hoşluğu versin."

Gönül Kaptırmak:  

Âşık olmak, sevdalanmak, birine tutulmak, aşırı sevgiden kendini kurtaramamak. "Bizim oğlan anlaşılan komşunun kızına gönül kaptırmış."

Gönül Kırmak (yıkmak):  

Birini çok üzecek, gücendirecek davranışta bulunmak. ”Gönül kırmakta üstüne yoktur onun.”

Gönül Koymak:  

Gücenmek, alınmak, darılmak. "Bize gönül koymana gerek yok Ali'cim, burada sen haksızsın."

Gönül Maskarası:  

Sevda yüzünden gülünç hallere düşmüş kimse.

Gönül Okşamak:  

Birini hoş bir davranış ve sözle sevindirmek. ”Gönlünü okşamak mı istiyorsun, bir gül uzat ona.”

Gönül Rızası İle:  

İsteyerek. "Bu görevi, gönül rızası ile yaptığını düşünmüyorum."

Gönül Vermek:  

1- Sevmek, âşık olmak, sevgiyle, aşkla bağlanmak. "Belli ki, bu delikanlı sana gönül vermiş." 2- Bir şeyi sevmeye, istemeye veya yapmaya içten yönelmek, eğinmek, meyletmek. "İşine gönül vermişti." 3- Düşkün olmak. "Akdeniz'in maviliklerine gönül vermiş insanlarız."

Gönül Yapmak:  

Hoşa giden davranışlarla veya sözle birinin kırgınlığını gidermek.

Gönülde Yatmak:  

Sevgiyi sürekli alarak içte tutmak. Çok sevmek.

Gönülden Çıkarmak:  

Anmaz ve sevmez olmak. ”Onu gönlünden çıkarmışsın anlaşılan.”

Gönülden Çıkarmamak:  

Sevilen kimseyi unutmamak. "Ben seni bir ömür gönlümden çıkaramam."

Gönülden Çıkmak:  

Sevmez ya da anmaz olmak. "Bir aydır sözünü etmez oldu, artık gönlünden çıkarmış galiba."

Gönülden Geçirmek:  

Bir şeyi yapmayı düşünmek, olmasını istemek, o şeyi düşünür olmak. ”Ben de o işi yapmayı gönlümden geçirmiştim.”

Gönülden Irak Olmak:  

Sevilmekten yoksun kalmak, sevilmemek. "Gözden ırak olan, gönülden de ırak olurmuş."

Gönüllü Gönülsüz:  

Pek de istekli olmayarak.

Gör Bak:  

"Görürsün, göreceksin" anlamında kullanılan bir söz. "Gör bak, futbol nasıl oynanıyormuş."

Gördüğünden Göz Kirası İstemek:  

Her gördüğünden kendisine verilmesini istemek.

Göreceği Gelmek:  

Görmek isteğini duymak, özlemle görmek istemek, özlemek "İstanbul'daki teyzesini göreceği gelmiş."

Görev Almak:  

Bir görevde bulunmak, bir görevi üstlenmek. "Bu seçimde görev almak istemeyenler bilgi versin."

Görev Bilmek:  

Görev olarak üzerine almak, sorumluluk üstlenmek. "Senin başarın için yardımcı olmayı hep görev bildim, her desteği verdim."

Göreyim Seni:  

1- Kendini göster, senden başarılı sonuçlar bekliyorum. "Göreyim seni, sen iyi bir futbolcusun." 2- Bunu yaparsan karşılığını görürsün (Tehdit ederek). "Ona dokun da göreyim seni."

Görgü Tanığı:  

Tanıklığı, olayı görmüş olmasına dayanan kimse.

Görmediğe Dönmek:  

1- Tam bir sağlığa kavuşmak. "Hiç grip görmediğe dönmüşsün." 2- Başından geçmemiş gibi olmak. "Sanki o sıkıntıları başkası çekmiş gibi, görmediğe dönmüş."

Görmemezliğe Gelmek:  

Görmemiş gibi davranmak. "Görmemezliğe gelip yanından geçtim."

Görmemişe Dönmek:  

1- Sağlığına tam olarak kavuşmak. "Hiç grip görmemişe dönmüşsün." 2- Başından geçmemiş gibi olmak. "Sanki o sıkıntıları başkası çekmiş gibi, görmemişe dönmüş."

Görmezden Gelmek:  

Görmemiş gibi yapmak, farkında değilmişçesine davranmak. "Bu defa görmezden geliyorum, bir daha böyle bir şey olmasın."

Görmezliğe Gelmek:  

Görmemiş gibi yapmak, farkında değilmişçesine davranmak. "Bu defa görmezliğe geliyorum, bir daha böyle bir şey olmasın."

Görmezlikten Gelmek:  

Görmemiş gibi yapmak, farkında değilmişçesine davranmak. "Bu defa görmezlikten geliyorum, bir daha böyle bir şey olmasın."

Görmüş Geçirmiş:  

Geçmişte iyi günler yaşamış kimseler için söylenir. "Görmüş geçirmiş bir adamdı."

Görücü Gitmek:  

Evlenmek isteyen erkek için kız görmeye gitmek. "Dayım görücü gitmeye hazırlanıyor."

Görücülüğe Gitmek:  

Evlenmek isteyen erkek için kız görmeye gitmek. "Görücülüğe gitmek için hazırlık yapıyorlar, herkes çok heyecanlı."

Görücüye Çıkmak:  

1- Evlenmesi söz konusu olan kız, kendisini görmeye gelenlere görünmek. "Halam, bu akşam görücüye çıkıyor." 2- Sergilenmek, sunulmak. "Milli takımımızın yeni formaları görücüye çıktı."

Görümcelik Etmek:  

Görümce, geline kötü davranmak. "Bana görümcelik etmeye kalkışınca, aramız bozuldu."

Görümcelik Yapmak:  

Görümce, geline kötü davranmak. "Bana görümcelik yapmaya kalkışınca, aramız bozuldu."

Göründü Sivas'ın Bağları:  

Gerçekleşmesi beklenen bir şeyin ortaya çıktığına dair olanaklar belirdiğinde kullanılır. "Göründü Sivas'ın bağları, sanırım bu hafta sonuçlar açıklanır."

Görünmez Kaza:  

Hiç beklenmedik bir zamanda olan kaza. "Görünmez kaza işte, düz yolda düşünce elim kırıldı."

Görüntü Var, Ses Yok:  

İyi giyimli, yakışıklı fakat kültürsüz ve aptal kimse.

Görünüş Almak:  

Şekil almak. "Renkleri karıştırdım, hoş bir görünüş aldı." "Odayı değiştirdim, çok güzel bir görünüş aldı."

Görünüşe Aldanma:  

'yalnızca dış görünüşe bakarak yargıya varmak insanı yanıltabilir' anlamında kullanılan bir söz.

Görünüşe Aldanmamak:  

"Yalnızca dış görünüşe bakarak yargıya varmak insanı yanıltabilir." anlamında kullanılan bir söz. "Görünüşe aldanmamak lazım, tuz bile şeker gibi görünüyor."

Görünüşü Kurtarmak:  

Bir işi gereği gibi değil, yapılıyor dedirtmek için üstünkörü yapmak, zevahiri kurtarmak. "Bu girişimimizle görünüşü kurtardık, daha ne istiyorsun?"

Görüp Göreceği Rahmet Bu:  

"Görülecek tek şey." anlamında kullanılan bir söz. "Bence bu hoca artık takımı bırakmalı, görüp göreceği rahmet bu."

Görüp Gözetmek:  

Korumak, yardım etmek, mukayyet olmak. "Bu çocuğu görüp gözetmek lazım."

Görürsün:  

"İşin sonucunu anla, anlarsın" anlamında kullanılan bir tehdit sözü. "Seni şikayet edeyim de, o zaman görürsün."

Görüş Açısı:  

Bir soruna yaklaşma, onu ele alma biçimi. ”Dar bir görüş açısı ile sorunlar çözümlenemez.”

Görüş Bildirmek:  

Bir konuda elde edilen düşünce ve deneyimleri vermek. "Anlattıklarınızla ilgili, kısa bir görüş bildirmek isterim."

Görüş Birliği İçinde Olmak:  

Aynı görüş ve düşünceye sahip bulunmak. "Bu kararı, görüş birliği içinde aldık."

Görüş Birliği Sağlamak:  

Aynı görüş ve düşüncede birleşmek. "Bazı konularda, görüş birliği sağlamış olduk."

Görüş Birliğine Varmak:  

Farklı görüş ve düşüncelerden sonra aynı görüş ve düşünceye ulaşmak. "İki konu hariç, tüm konularda, görüş birliğine varmış olduk."

Göstere Göstere:  

Bir kimsenin inadına, ona nispet yapa yapa yapılan şeyleri anlatmak için kullanılır. "Kaleciye göstere göstere, golü attı."

Gösterime Girmek:  

Sinema salonlarında bir film oynamaya başlamak. "Bu hafta, beş yeni sinema film gösterime giriyor."

Gösterip Vermemek:  

1- Bir kimsenin vaatlerde bulunup, bunları gerçekleştirmemesi. "Bu kaçıncı yalanı, gösterip vermemesine sinir oluyorum." 2- Gerçekleşecek gibi hissedilen bir eylemin gerçekleşmemesi. "Hayat bana hep böyle davranıyor, gösterip vermiyor."

Gösteriş Budalası:  

Bir işi sırf gösteriş olsun diye yapan, bu yüzden gülünç durumlara düşen kimse.

Gösterişe Kaçmak:  

Gösteriş yapmaya başlamak. "İyiliği, gösterişe kaçmadan ve karşıdakini incitmeden yap."

Gotik Harfler:  

İlk basın denemelerinde kullanılmış olan köşeli harfler.

Gotik Sanat:  

Temel özelliği sivrilik olan ve XII. yüzyıldan sonra Avrupa'da gelişen sanat ve mimarlık.

Götten Bacaklı:  

Kısa boylu kişi. "Nereye gidiyorsun götten bacaklı?"

Götü Başından Ağır:  

1- Akılsız, salak ve düşüncesiz kimse. 2- Koca götlü kimseler için alay yollu olarak kullanılır.

Götü Çıkmak:  

Çok yorulmak. "Sabahtan beri ot biçiyorum, götüm çıktı."

Götü Donmak:  

Çok üşümek. "İçime kalın bir şey giymedim, götüm dondu."

Götü Külde, Gönlü Gülde:  

Koşullarının çok üstünde hevesleri olan kimseler için söylenir.

Götü Yanmış İt Gibi:  

Çok dolaşan kimseler için alay yollu olarak söylenir. "Sabahtan beri götü yanmış it gibi geziyorsun."

Götüme Benziyor:  

Bir kimsenin çirkin olduğunu vurgulamak için söylenir.

Götürü Pazarlık:  

Bir işin bütünü ile ilgili olarak fiyatı üzerinde anlaşma.

Götüstü Çakılmak:  

1- Gülünç duruma düşmek. 2- Hiç beklemediği bir zamanda ve yerde yenilmek ya da yanılmak.

Gövde Gösterisi:  

Belli bir amaç için güçlerini birleştiren kalabalıkların yaptıkları gösteri. ”…partisi büyük bir gövde gösterisi yaptı.”

Gövdeye Atmak:  

Oburca yemek. "İki tabak pilavı gövdeye attıktan sonra, olduğu yerde uyumuş kalmış."

Gövdeye İndirmek:  

Oburca yemek. "İki tabak pilavı gövdeye indirdikten sonra, olduğu yerde uyumuş kalmış."

Goygoy Yapmak:  

Gereksiz ve boş yere konuşup durmak, gevezelik etmek. "Goygoy yapmayı bırakın da işlerinizi bir an önce bitirmeye çalışın."

Goygoyculuk Yapmak:  

Gereksiz ve boş yere konuşup durmak, gevezelik etmek. "Goygoyculuk yapmayı bırakın da işlerinizi bir an önce bitirmeye çalışın."

Göz Açamamak:  

İşlerinin yoğun oluşu sebebiyle başka bir şeyle ilgilenme imkânı bulamamak. ”Şu büronun işleri yüzünden göz açamıyorum.”

Göz Açıp Kapayıncaya Kadar:  

Çok çabuk, kısa bir zamanda. ”O işi göz açıp kapayıncaya kadar yaparız.”

Göz Açmamak:  

Vakit ve fırsat bulamamak.

Göz Açtırmamak:  

Baskı altında bulundurarak başka bir şeyle uğraşmasına fırsat vermemek. ”Çalışan işçilere hiç göz açtırmadı.”

Göz Alabildiğine:  

1- Gözün görebileceği en uzak yerlere kadar. "Ağaçlık arazi göz alabildiğine uzanıyordu." 2- Çok geniş, engin bir biçimde. "Hayatımda, böyle göz alabildiğine uzanan bir düzlük görmemiştim"

Göz Alıcı:  

Alımlı; şekli, rengi ve güzelliği ile dikkat çekici. ”Oldukça göz alıcı bir elbise.”

Göz Almak:  

1- Hayran bırakmak. "Her dönem takdir maşallah, göz alıyor bu çocuk." 2- Güçlü, parlak bir ışığın kısa bir zaman için görüşü bulandırması, bakılan yeri görmez etmesi. "Kapıdan çıkar çıkmaz, göz alan bir ışığın etkisine girip donakaldılar."

Göz Altına Almak:  

Bir kimseyi, belli bir yerde tutmak. "Polis, sanığı göz altına aldı."

Göz Ardı Etmek:  

Önemsememek, dikkate almamak. "Bazı küçük hataları göz ardı edebiliriz."

Göz Ardı Etmemek:  

Önemsemek, dikkate almak. "Hava şartlarını göz ardı etmezseniz iyi olur."

Göz Aşinalığı:  

Bir kimseyi, yalnızca zaman zaman görerek tanıma. "Onunla tanışmadım, yalnızca göz aşinalığım var."

Göz Atmak:  

Kısaca, dikkatli değil de şöyle bir bakıvermek; üzerinde fazla durmadan elden geçirmek. ”Kütüphaneye şöyle bir göz atıp gitti.”

Göz Aydına Gitmek:  

Bir kimseyi, kavuştuğu sevindirici bir durum nedeniyle kutlamaya gitmek. "Yeni bir bebekleri olduğu için onlara göz aydına gittik."

Göz Bebeği:  

Pek değerli, sevgili, çok önem verilen (kimse). ”Babam benim göz bebeğimdir.”

Göz Boyamak:  

Gösterişle aldatmak, bir şeyi iyi gibi göstermek, kandırmak, yanıltmak.

Göz Değmek:  

Kıskançlık ya da hayranlıkla bakmaktan dolayı bir şeye çöken uğursuzluk. "Yeni doğan bebeğini göz değecek diye hala kimseye göstermiyor."

Göz Dikmek:  

Bir şeyi ele geçirmek isteğinde olmak. ”Komşusunun tarlasına göz dikti.”

Göz Doldurmak:  

Hâli, tavrı ve görünüşü ile beklenenden çok etkilemek. ”Vitrine konan elbiseler göz dolduruyor.”

Göz Etmek:  

Gözle işaret etmek. "Sen göz edersin, ben dışarı çıkarım."

Göz Gezdirmek:  

1- Derinlemesine incelemeden okumak. 2- Bir şeyi, bir yeri pek fazla dikkat etmeden çabucak incelemek. ”Raftaki mallara şöyle bir göz gezdirip çıkalım.”

Göz Göre Göre:  

Apaçık şekilde, herkesin gözü önünde. ”Göz göre göre yaktılar zavallının evini.”

Göz Göz Olmak:  

Üzerinde birçok göz, delik oluşmak veya bulunmak. "Yaptığım pastanın üstü, göz göz oldu."

Göz Göze Gelmek:  

Bakışlarına denk gelmek, bir bakışla karşılaşmak. "Bir an ikisi de göz göze geldiler, artık sözler değil, gözler konuşuyordu."

Göz Gözü Görmemek:  

Dumandan, karanlıktan ya da yoğun tozdan hiçbir şey görülmez olmak. ”Sokağa çıkmıştık, ancak sisten göz gözü görmüyordu.”

Göz Hakkı:  

Görülüp de imrenilen yiyeceklerden görenlere çıkarılan pay, imrenmelerini yok edecek küçük parça. ”Çocukların göz hakkını ayırmayı da sakın unutmayın.”

Göz Hapsine Almak:  

Gözetlemek, bir şeyin üzerinden bakışlarını ayırmamak, birinin hiçbir davranışını gözden kaçırmamak. ”Askerler, kaçak mahkûmun sığındığı evi bir saat kadar göz hapsine aldılar.”

WhatsApp