D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Selâm Verip Borçlu Çıkmak:

Küçük bir ilgi göstermek karşılığında hemen kendisine bir iş yüklenilmek. "Selâm verip borçlu çıkmak istemediğim için yanına uğramadım."

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Gıcır Gıcır:  

1- Tertemiz. "Bu paraların hepsi gıcır gıcır." 2- Sert şeylerin birbirine sürtünmesiyle çıkan ses. "Bu sandalye gıcır gıcır ediyor."

Gıcır Gıcır Etmek:  

1- "Gıcırtı" sesi çıkarmak. "Yürürken, yeni ayakkabıları gıcır gıcır ediyor." 2- Tertemiz duruma getirmek. "Tüm pencereleri, gıcır gıcır etmiş."

Gıcırı Bükme:  

1- Hemen yetiştirilen, iletilen. "Gıcırı bükme bir bilgi olduğunu anlamıştım." 2- Zoraki "Gıcırı bükme yapılmış bir tören." 3- Yersiz, anlamsız. "Gıcırı bükme bir konuşma yaptı." 4- Zorla ve çabucak "Gıcırı bükme alacak halin yok, olursa veririm."

Giderayak:  

Gitmek üzereyken. "Giderayak, bana yüz lira verdi." "Bunlar giderayak konuşulacak meseleler değil."

Gidip Gidip Gelmek:  

1- Çok gidip gelmek. "Sabahtan beri elektrikler gidip gidip geliyor." 2- Seçenekler arasında kararsız kalmak. "Maviyle yeşil arasında gidip gidip geliyorum."

Gidiş O Gidiş:  

“Gitti ve kendisinden bir daha haber alınamadı” anlamında kullanılır.

Gık Dedirtmemek:  

Ses çıkarmasına fırsat vermemek. "Adama gık dedirtmeden üzerine çullandılar."

Gık Demek:  

Ses çıkarmak, karşı çıkmak, yakınmak. "Annesi çok kızmıştı, gık dese dayağı yiyecek."

Gık Dememek:  

Hiç sesini çıkarmamak, yakınmamak, karşı çıkmamak. ”Bütün hepsi üzerine yürüdü ama o gık demedi.”

Gıkı Çıkmamak:  

Hiç sesini çıkarmamak, yakınmamak, karşı çıkmamak. "Bütün hepsi üzerine yürüdü ama o gıkını çıkaramadı."

Gıllıgışlı Olmak:  

Gizli amaçlı, inandırıcılıktan uzak bulunmak. "Yeni şoförün gıllıgışlı olduğundan şüpheliyim."

Gıllıgışsız Olmak:  

Doğru dürüst olmak, gizli ve kötü bir maksadı olmamak.

Gına Gelmek:  

Usanmak, bıkmak. ”Bu işten gına geldi artık.”

Gına Getirmek:  

Bıkmak, usanmak. "Tüm mahalleli, çamurlu yollarda yürümekten gına getirmişti."

Gıpta Etmek:  

İmrenmek.

Gır Atmak:  

Konuşmak, laf atmak. "Basit bir tartışma yüzünden, bana gır atmaz oldu."

Gır Geçmek:  

1- Bol bol konuşmak, çene çalmak. "Gır geçmekten, ödevlerinizi bitirememişsiniz." 2- Dikkat etmemek, aklı başka yerde olmak. "Bu sorunlar hep gır geçmenden kaynaklanıyor."

Gır Gır Geçmek:  

Biriyle alay etmek. "Deden yaşında adamla, gır gır geçmeye utanmıyor musun?"

Gır Gıra Almak:  

Alaya almak. "Adamı gır gıra aldık, meğer adam yeni müdürmüş."

Gır Gıra Getirmek:  

Alaya almak. "Adamı gır gıra getirdik, meğer adam yeni müdürmüş."

Gır Kaynatmak:  

Birkaç kişi işlerini bırakıp yârenlik etmek. "Gır kaynatmak için çay ocağında toplanmışlardı."

Girdabına Kapılmak:  

Etkisinde kalmak, o şeyin çekiciliğinden kurtulamamak. "Gençliğinin girdabına kapılmış, bir hata yapmış."

Girdisi Çıktısı:  

1- Bir şeyin ayrıntıları. "Bu arabanın girdisini çıktısını en iyi bizim usta bilir." 2- Bir şeyin gelir ve gideri. "Buranın girdisini çıktısını ben bilemem."

Girdisini Çıktısını Bilmek:  

Her şeyini bilmek.

Girecek Delik Aramak:  

Suçluluk duygusuyla saklanacak bir yer bulmaya çalışmak. "Girecek delik aradı, ama bulamadı."

Gırgır Geçmek:  

Biriyle alay etmek. "Deden yaşında adamla, gır gır geçmeye utanmıyor musun?"

Gırgıra Almak:  

Biriyle alay etmek. "Beni gırgıra almayı bırakıp, adam gibi dinler misin?"

Girintili Çıkıntılı:  

Düz değil de girinti ve çıkıntısı olan.

Girip Çıkmak:  

1- Bir yere kısa süre kalmak üzere uğramak. "Ali abinin yanına, beş dakika girip çıktım." 2- Bir yere sık sık gelmek. "Zamanında bu kahveye, çok girip çıktık."

Girişimde Bulunmak:  

Davranmak, teşebbüs etmek. "Şirket hisselerinin tümünü almak için, girişimde bulunmuşlar."

Gırla Gitmek:  

1- Bol bol ortaya dökülüp harcanmak. 2- Uzun sürmek. Gırtlağına kadar borca girmek: Pek çok, ödenmesi zor olacak şekilde borçlanmak. ”Nasıl gülerim, gırtlağıma kadar borca girdim.”

Gırtlağına Basmak:  

Birisine bir şey yaptırmak için baskı yapmak. "Çocuğun gırtlağına basmana gerek yok, hazırlanıyor işte."

Gırtlağına Düşkün Olmak:  

Çok yiyip içmek. "Gırtlağına düşkün olduğunu bildiğimden, sana yiyecek bir şeyler getirdim."

Gırtlağına Kadar:  

Çok fazla. "İşi gücü sahtekarlık, gırtlağına kadar pisliğe batmış."

Gırtlağına Kadar Borca Dalmak:  

Pek çok, ödenmesi zor olacak şekilde borçlanmak. "Bir araba almak için gırtlağına kadar borca dalman doğru değil."

Gırtlağına Kadar Borca Girmek:  

Pek çok, ödenmesi zor olacak şekilde borçlanmak. "Nasıl gülerim, gırtlağıma kadar borca girdim."

Gırtlağına Kadar Borcu Olmak:  

Pek çok, ödenmesi zor miktarda borcu olmak. "Gırtlağına kadar borca olsa da, eğlencesinden geri kalmıyor."

Gırtlağına Sarılmak:  

Peşini bırakmamak, musallat olmak. "Kimsenin gırtlağına sarılıp, bir şey dediğimiz yok."

Gırtlağına Yapışmak:  

Birini bir şey için zorlamak. "Gırtlağına yapışıp tüm parasını almışlar."

Gırtlağından Kesmek:  

Bir amaç için yiyecek ve içecek harcamalarını kısmak, bol keseden gıda alışverişi yapmamak. "Ailen, sen oku diye gırtlağından kesip para gönderiyor."

Gırtlağının Derdine Düşmek:  

1- Karnını doyurmak için çareler aramak. "Gırtlağının derdine düşmüş, markete bir şeyler almaya gitti." 2- Yemeğe dalmak. "Gırtlağının derdine düşmüş, mutfakta yemek yiyor."

Gırtlak Derdi:  

1- Yemek pişirme, hazırlama sıkıntıları. "Gırtlak derdine düşmeyin hemen, söyleyeceklerimi dinleyin." 2- Geçim için uğraşma, kazanç sağlama kaygısı. "Gırtlak derdi, bence dertlerin en büyüğüdür."

Gırtlak Gırtlağa Gelmek:  

Kıyasıya dövüşmek ya da dövecek hâle gelmek. ”Komşumla gırtlak gırtlağa gelecektik az kalsın.”

Girye Bana Hande Sana:  

Önce karşısındakini düşünen kimsenin kullandığı bir deyim. "Girye bana hande sana, sen karnını doyurmana bak."

Gitti de Geldi:  

Yaşayabileceğinden umut kesilecek kadar ağır hastalık geçirip de iyi olanlar için söylenen bir söz. "Geçen yaz hastalığı atlatamayacak sandık, resmen gitti de geldi yani."

Gitti Gider:  

Söz konusu olan şeyin bir daha gelmeyeceğini, ele geçmeyeceğini anlatan bir söz. "Gitti gider, güzel bir otomobildi."

Gitti Gider, Dahi Gider:  

Söz konusu olan şeyin bir daha gelmeyeceğini, ele geçmeyeceğini anlatan bir söz. "Gitti gider, dahi gider, güzel bir otomobildi."

Gıyabında:  

Kendi yokken, arkasından.

Giydiği Yakışırken Eller Bakışırken:  

"Gençken, güzelken" anlamında kullanılan bir söz. "Giydiği yakışırken eller bakışırken, tüm taliplerini geri çevirmiş."

Giydirip Kuşatmak:  

Temiz, yeni giysilerle donatmak. "İhtiyaç sahibi çocukları, giydirip kuşatmak isteriz."

Giydirmek:  

Azarlamak. "Baban bana fena giydirdi."

Giyim Kuşam:  

Giysi, giyecek. "Giyimine kuşamına özen gösterirdi."

Giyimi Kuşamı Yerinde:  

Temiz ve özenli giyinmiş.

Giyinip Kuşanmak:  

Özenle giyinmek. "Düğüne gideceğiz diye giyinip kuşandık, seni bekliyoruz."

Gizli Din Taşımak:  

Göründüğünden farklı bir din veya inanç sahibi olmak. "Gizli din taşıması, özgür iradesiyle verdiği bir karar."

Gizli Kapaklı:  

Başkalarına duyurulmadan yapılan (iş). "Yine gizli kapaklı bir iş çeviriyorlardı."

Gizli Sıtma:  

1- Kendini belli etmeyen sıtma 2- Gizli gizli kötülük eden kimse.

Gizli Tutmak:  

Bir olayı, bir haberi, bir bilgiyi başkalarına duyurmamak. "Bu olayı niçin gizli tutuyorlar?"

Gizliden Gizliye:  

Gizlice, kimsenin haberi olmadan. "Gizliden gizliye işimizi elimizden almaya çalışıyor."

Gizliden Gizliye Korkutmak:  

Gizlice, kimsenin haberi olmadan birine korku vermek, gözdağı vermek. "Seni gizliden gizliye korkutmaya çalışıyor."

Göbeği Biriyle Bağlı Olmak:  

Her zaman birlikte bulunan, birbirinden ayrılmayan kimseler için kullanılır. "Onların göbeği birbiriyle bağlı, anca beraber kanca beraberler."

Göbeği Biriyle Beraber Kesilmiş:  

Her zaman birlikte bulunan, birbirinden ayrılmayan kimseler için kullanılır. "Onların göbeği beraber kesilmiş, anca beraber kanca beraberler."

Göbeği Biriyle Birlikte Kesilmiş:  

Her zaman birlikte bulunan, birbirinden ayrılmayan kimseler için kullanılır. "Onların göbeği birlikte kesilmiş, anca beraber kanca beraberler."

Göbeği Çatlamak:  

Birçok güçlükleri yenmek için çok uğraşmak, pek çok çaba sarf etmek. ”Onu razı edeceğim diye göbeğim çatladı.”

Göbeği Çıkmak:  

Şişmanlamak. "Babamın sanki biraz göbeği çıkmış."

Göbeği Düşmek:  

Göbek deliğinin kapanmamasından fıtık oluşmak. "Kardeşimin göbeği düşmüş, yerine gelsin diye bir şeyler yaptılar."

Göbeği Sokakta Kesilmiş:  

Evde durmayıp hep sokaklarda gezen, sürtük. "Bu çocuğun göbeği sokakta kesilmiş kesin, beş dakika evde oturamıyor."

Göbeğini Eritmek:  

Zayıflamak. "Göbeğimi eritmem lazım, yoksa kıyafetlerin çoğunu giyemeyeceğim."

Göbeğini Kesmek:  

1- Çocuğun göbeğiyle etene arasındaki damar örgüsünü kesmek. "Doğduğumda, göbeğimi kesmek için iki doktor gelmiş." 2- Birini çok eskiden beri tanımak, bilmek. "Göbeğini kesmiş gibi kefil olmanı anlamıyorum."

Göbek Adı:  

Yeni doğan çocuğun göbeği kesilirken konulan ad. ”Senin göbek adın nedir?”

Göbek Atmak:  

1- Oynarken göbeğini yukarı doğru sıçratmak. "Müzik sesini duyunca, göbek atmaya başladılar." "Göbek atmak için, meydanı boşalttılar." 2- Çok sevinmek. "Haberi alınca, göbek attım." "Okul birincisi olunca, göbek atmakta haklıydı."

Göbek Bağlamak:  

Karnı büyüyüp şişmanlamak. "Görmeyeli göbek bağlamışsınız."

Göbek Çalkalamak:  

Göbeğini sağa sola hareket ettirerek oynamak. "Göbeğini çalkalayıp, rahatlamaya çalışıyordu."

Göbek Çalkamak:  

Göbeğini sağa sola hareket ettirerek oynamak. "Göbeğini çalkayıp, rahatlamaya çalışıyordu."

Göbek Havası:  

1- Göbek atmak için çalman hava. 2- Pek eğlenceli durum.

Göbek Salıvermek:  

Karnı büyüyüp şişmanlamak. "Görmeyeli göbek salmışsınız."

Göbek Taşı:  

Eski Türk hamamlarında terlemek için üzerine uzanılan geniş mermer seki.

Göbek Yapmak:  

Karnı büyüyüp şişmanlamak. "Görmeyeli göbek yapmışsınız."

Göç Etmek:  

1- Oturduğu yerden başka bir yere gidip yerleşmek, göçmek. "İnsanlar geçim derdi yüzünden, göç etmek zorunda kaldılar." 2. Ölmek. "Dedem göç edeli beş yıl oluyor."

Göç Eylemek:  

1- Oturduğu yerden başka bir yere gidip yerleşmek, göçmek. "İnsanlar geçim derdi yüzünden, göç eylemek zorunda kaldılar." 2- Ölmek. "Dedem göç eyleyeli beş yıl oluyor."

Göçer Konar:  

Göçebe bir hayat süren, bir yere sürekli yerleşmeyen (aşiret, oba vb.), konargöçer. "Benim atalarım göçerkonar yaşarlarmış." Doğrusu göçerkonar şeklindedir, deyim değil sıfattır.

Göçer Konar Yaşamak:  

Göçebe bir hayat sürmek, yerleşik bir hayat düzeni kurmamak, konargöçer olmak. "Benim atalarım göçerkonar yaşarlarmış."

Göçerkonar:  

Göçebe bir hayat süren, bir yere sürekli yerleşmeyen (aşiret, oba vb.), konargöçer. "Benim atalarım göçerkonar yaşarlarmış." Doğrusu göçerkonar şeklindedir, deyim değil sıfattır.

Göçerkonar Yaşamak:  

Göçebe bir hayat sürmek, yerleşik bir hayat düzeni kurmamak, konargöçer olmak. "Benim atalarım göçerkonar yaşarlarmış."

Göçüp Gitmek:  

Ölmek. "Niceleri göçüp gitmiş bu alemden, biz mi kalacağız."

Göğe Merdiven Dayamış:  

Çok uzun boylu. "Göğe merdiven dayamış bir oğlu vardı, nerede şimdi o?"

Göğsü Daralmak:  

1- Güçlükle nefes almak. "Göğsü daralmaya başlayınca, kapı ve pencereleri açtık." 2- İçi sıkılmak. "Anlatma şunları, göğsüm daralıyor."

Göğsü Kabarmak:  

İftihar etmek, övünç duymak. ”Senin başarılarınla göğsüm kabarıyor oğlum.”

Göğsü Tıkanmak:  

1- Güçlükle nefes almak. "Göğsü tıkanmaya başlayınca, kapı ve pencereleri açtık." 2- İçi sıkılmak. "Anlatma şunları, göğsüm tıkanıyor."

Göğsünde Ak Kıllar Bitsin:  

(Antep) Çok yaşar, ihtiyar olursun inşallah.

Göğsünü Gere Gere:  

1- Kendine güvenerek. "Göğsünü gere gere çıktı ve şiirini okudu." 2- Kıvanç duyarak, övünerek. "Göğsünü gere gere takdir belgesini aldı."

Göğsünü Germek:  

Bir zorluğa dayanmak, karşı koymak, direnmek. "Bu günlere tüm zorluklara göğsünü gererek geldi."

Göğsünü Kabartmak:  

1- Kıvanç duymaya, övünmeye, iftihar etmeye yol açacak bir şey yapmak. "Milli takım, aldığı galibiyetlerle göğsümüzü kabarttı." 2- Bir olaydan dolayı kıvanç duygusunu ortaya koymak, övünmek, gururlanmak, iftihar etmek. "Babası, göğsünü kabartmış en baş köşede oturuyordu."

Göğsünü Yırtmak:  

Coşkunluğunu ortaya koymak, coşmak, cıvıldamak. "Konser alanında bazı kişiler, göğsünü yırtmaya başladılar."

Göğüs Bağır Açık:  

Özensiz bir kılıkta. "Okula, göğüs bağır açık bir şekilde gelemezsin."

Göğüs Darlığı:  

Solunumu güçleştiren hastalık.

Göğüs Geçirmek:  

Üzüntülü bir şekilde soluk almak, içini çekmek. ”Eski hatıraları gözünde canlanınca derin derin göğüs geçirdi.”

Göğüs Germek:  

Bir zorluğa dayanmak, karşı koymak. ”Bu güne birçok zorluklara göğüs gererek geldik.”

Göğüs Göğse:  

Biri diğerinin karşısında, anlamına gelir. "Göğüs göğse çarpışarak savaşı kazanmışlardı."

Göğüs Göğüse:  

Biri diğerinin karşısında, anlamına gelir. "Göğüs göğüse çarpışarak savaşı kazanmışlardı."

WhatsApp