D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Ağır Çekmek:

Tartıda ağır gelmek. "Tartılmaya kalkarsak, ben senden ağır çekerim."

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Göz Kamaştırmak:  

1- Hayran bırakmak. 2- Güçlü, parlak bir ışığın kısa bir zaman için görüşü bulandırması, bakılan yeri görmez etmesi. ”Kapıdan çıkar çıkmaz göz kamaştıran bir ışığın etkisine girip donakaldılar.”

Göz Kararı:  

Gözle oranlanarak belirtilen miktar, gözle yapılan ölçme ya da oranlama. ”Kumaşı göz kararı ölçüp verdi.”

Göz Kaş Süzmek:  

Dikkatle ve hissettirmeden bakışlarla kontrol altında tutmak. "Bu çocuk, eve gelen herkesin gözünü kaşını süzer."

Göz Kesilmek:  

Bütün dikkatiyle bakmak. ”Yoldan geçen adama göz kesildi.”

Göz Kırpmadan:  

1- Hiç duraksayıp çekinmeden. 2- Acımadan, merhamet etmeden. ”Çocukları göz kırpmadan kurşuna dizdiler.”

Göz Kırpmak:  

Karşısındakine göz kapağını açıp kapatarak işaret vermek, bu şekilde meramını anlatmaya çalışmak; bir şeyi onayladığını ya da doğru olmadığını gözünü açıp kapayarak belirtmek. ”Kalabalık içinde birbirlerine göz kırparak gülümsediler.”

Göz Kırpmamak:  

1- Hiç uyumamak. 2- Tehlikeye aldırmamak. ”Bu gece hiç göz kırpmadım, hep seni düşündüm.”

Göz Koymak:  

Bir kimseyi ya da bir şeyi ele geçirmeyi istemek. "Sınıf başkanlığına göz koymuş, herkesi ayartmaya çalışıyor."

Göz Kulak Olmak:  

1- Korumak, bakmak, gözetmek. 2- Görme ve işitme yoluyla öğrenmeye çalışmak. ”Yolda ona göz kulak ol da başına bir şey gelmesin.”

Göz Kuyruğu:  

Gözün şakak tarafındaki ucu.

Göz Kuyruğuyla Bakmak:  

Belli etmemeye çalışarak, başını çevirmeden göz kenarı ile yandan bakmak. "Yabancı askerlere, göz kuyruğuyla bakmaya başladı."

Göz Nuru:  

1-Görme yeteneği. 2- Göz emeği.

Göz Nuru Dökmek:  

Göz emeği harcamak; gözün dikkatini, elin emeğini gerektiren ince bir iş yapmak ve işte uzun süre çalışmak. ”Onca göz nuru döktüğü el işleri ürünleri çok ucuza satılınca kahroldu.”

Göz Önünde Bulundurmak:  

Dikkate almak. Herhangi bir durumun nasıl bir sonuca yol açacağını hesaba katmak. "Yola çıkıyorsunuz, ama hava durumunu da göz önünde bulundurun."

Göz Önünde Olmak:  

1- Sürekli denetimi altında bulunmak. "Göz önünde olduğumuz için, daha dikkatli davranmalıyız." 2- Unutmamak, olduğu gibi hatırlamak. "Karar verirken, maddi durumu da göz önünde olsun." 3- Gündemde yer almak. "Konu göz önünde olmadığı için, pek tartışılmıyor." 4- Kolayca ulaşılabilecek bir yerde bulunmak. "Telefonunu, sürekli göz önünde olsun istiyor."

Göz Önünde Tutmak:  

Dikkate almak. Herhangi bir durumun nasıl bir sonuca yol açacağını hesaba katmak. ”Yola çıkıyorsunuz ama yağmuru da göz önünde tutun.”

Göz Önüne Almak:  

Önceden düşünmek, hesaplamak, dikkate almak. "Saati de göz önüne alarak, konuşmamı bitiriyorum."

Göz Önüne Getirmek:  

Nasıl olacağını düşünmek, zihinde canlandırmak, tasarlamak. "On yıl sonraki halimi, gözümün önüne getirmeye çalışıyorum."

Göz Önüne Serilmek:  

Görülmek, bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmak. "Dizilerde sigara ve alkol görüntüleri gizlenirken, silahlar pervasızca göz önüne serilmektedir."

Göz Önüne Sermek:  

Açıklamak, sergilemek, göstermek, tanıtmak. "Ortaya çıkan görüntüler, her şeyi göz önüne sermektedir."

Göz Pınarları Kurumak:  

Çok ağlamak, gözünde yaş kalmamak. "Bu duruma o kadar üzüldü ki, göz pınarları kurudu."

Göz Süzmek:  

Nazlı nazlı, anlamlı bakmak. Göz kapaklarını birbirine yaklaştırarak baygın baygın bakmak. "Uzun uzun göz süzdü."

Göz Ucuyla Bakmak:  

Belli etmemeye çalışarak, başını çevirmeden göz kenarı ile yandan bakmak. ”Yabancı askerlere göz ucuyla bakmaya başladı.”

Göz Ucuyla Görmek:  

Fark etmek. "Göz ucuyla görse, o bile mutlu eder beni."

Göz Ucuyla Süzmek:  

İyice tanımak, bilmek veya dikkat çekmek amacıyla hafif kısık gözle incelemek, bakmak. "Beni, göz ucuyla süzmenizin amacı nedir?"

Göz Yummak:  

Kabahatlerini, kusurlarını hoş karşılamak, görmezlikten gelmek, bağışlamak. ”Sana bu yaşa gelinceye kadar göz yumdum, ama artık yeter.”

Göz Yummamak:  

1- Hoş görmemek, bağışlamamak. 2- Hiç uyumamak. ”Sabaha kadar gözlerimi yummadım.”

Gözaltına Almak:  

Bir veya birkaç kişiyi güvenlik kuvvetlerince belli bir süre, belli bir yerde tutmak, nezarete almak. "Kavgaya karışanların tümü gözaltına alınmış."

Gözaltında Tutmak:  

1- Güvenlik kuvvetleri birini belli bir süre, belli bir yerde tutmak. "Şüpheli şahıslar gözaltında tutuluyor." 2- Gözetlemek. "Bu evi, sürekli gözaltında tutmanızı istiyorum."

Gözardı Etmek:  

Önemsememek, dikkate almamak. "Bazı küçük hataları göz ardı edebiliriz."

Gözatmak:  

Kısaca, dikkatli değil de şöyle bir bakıvermek; üzerinde fazla durmadan elden geçirmek. "Kütüphanedeki kitaplara şöyle bir göz atıp çıktı." Doğrusu göz atmak şeklindedir.

Gözaydın Etmek:  

Güzel bir olay için kutlamak, iyi dileklerde bulunmak. "Apartmandaki tüm komşular, gözaydın etmek için geldiler."

Gözaydına Gelmek:  

Birine kavuştuğu sevindirici bir durum dolayısıyla kutlamaya, iyi dilekte bulunmaya gelmek. "Tüm dost akraba sağ olsun, gözaydına gelmeyen kalmadı."

Gözaydına Gitmek:  

Birine kavuştuğu sevindirici bir durum dolayısıyla kutlamaya, iyi dilekte bulunmaya gitmek. "Üst komşuya gözaydına gittiler, biraz sonra gelirler."

Gözdağı Vermek:  

Korkutmak, tehdit etmek, istediğini yaptırmak için yıldırmak. ”Ona öyle bir gözdağı verin ki bir daha buralara ayak basmasın!”

Gözde Tütmek:  

Çok özlemek, hasret çekmek. ”Yıllardan beri gözümde tüten köyüme yarın kavuşuyorum!”

Gözden Çıkarmak:  

Bir malın elinden çıkmasına katlanmak, bir şeyden vazgeçmek ve yokluğuna razı olmak. ”Evi ister istemez gözden çıkardılar.”

Gözden Çıkmak:  

Değer kaybetmek, değersiz duruma gelmek. "Gözden çıkmış bir futbolcu çok da pahalı değildir."

Gözden Düşmek:  

Kendisine daha önce duyulan sevgi ve ilgiyi kaybetmek. ”Eskisi gibi top oynayamayan Ali bir senede gözden düştü.”

Gözden Düşürmek:  

Bir kişinin veya şeyin değerini yitirmesine sebep olmak, rağbet görmemesini sağlamak. "Gözden düşürmek için, kendisine tuzak kuruyorlar."

Gözden Geçirmek:  

1- Okumak. 2- Durumu incelemek. 3- Niteliğini anlamak için bir şeyin her yanına bakmak. ”Yapılan işleri gözden geçirdiniz mi?”

Gözden Gönülden Çıkarmak:  

Önem vermemek, ilgisini kesmek. "O seni artık gözden gönülden çıkarmış, boşa umut bağlama."

Gözden Irak Olan Gönülden de Irak Olur:  

“Ayrı düşenlerin arasındaki sevgi de zamanla azalır” anlamında kullanılır.

Gözden Irak Tutmak:  

Görmek istememek. "Gözden ırak tutmak için, üvey oğlunu yatılı yurda verdi."

Gözden Irak Tutulmak:  

Önem verilmemek, değersiz bulmak. "Bazı dersler, gözden ırak tutulmaya çalışılıyor."

Gözden Kaçırmak:  

Dalgınlıkla görmemek. "Kardeşini gözden kaçırma, az sonra yemek yiyeceğiz."

Gözden Kaçmak:  

Farkına varılmamak, ortadan çekilmek, görülmemek. ”Nasıl oldu da gözden kaçırdık onu.”

Gözden Kaybetmek:  

Görünmemek, ortadan çekilip gitmek. "Pazar yerinde, birbirimizi gözden kaybetmemeye çalışıyorduk."

Gözden Kaybolmak:  

Ortadan çekilmek, görünmez olmak. ”Adam biraz önce buradaydı ama gözden kayboldu.”

Gözden Nihan Olmak:  

Ortadan çekilmek veya görünmez olmak, kaybolmak, gözden kaybolmak. "Gün doğmaya başladı, gökteki yıldızlar gözden nihan oldular."

Gözden Sürmeyi Çalmak:  

Hırsızlıkta çok becerikli, çok usta olmak. "Gözden sürmeyi çalar, senin dediğin çocuk oyuncağı."

Gözden Sürmeyi Çekmek:  

Hırsızlıkta çok becerikli, çok usta olmak. "Gözden sürmeyi çeker, senin dediğin çocuk oyuncağı."

Gözden Uzak tutmak:  

Önem vermemek, arka plana itmek. "Ekonomik sorunları gözden uzak tutmak için, gündem oluşturuyorlar."

Gözden Uzaklaşmak:  

Ayrılıp başka yere gitmek, görünmez olmak. "Protestocuları, kısa sürede gözden uzaklaştırdılar."

Göze Alamamak:  

Cesaret gösterememek, kendine güvenememek. "O seninle arayı bozmayı göze alamaz."

Göze Almak:  

Bir iş nedeniyle karşılaşabileceği her türlü zararı ve tehlikeyi önceden kabullenmek. ”Vatan için kim ölümü göze almaz ki?”

Göze Batmak:  

1- Başkalarını aşırı söz ve davranışlarıyla tedirgin etmek. 2- Kıskançlığa, çekememezliğe yol açmak. ”Her davranışınla gözüme batıyorsun. Kendine bir çeki düzen ver.”

Göze Çarpmak:  

Görünüşü ile dikkati üzerine çekmek. ”O uzun boyuyla hemen göze çarpıyordu.”

Göze Diken Olmak:  

1- Başkalarını aşırı söz ve davranışlarıyla tedirgin etmek. "Her davranışınla gözüme diken oluyorsun. Kendine bir çeki düzen ver." "Giyim tarzı, gerçekten göze diken oluyor." 2- Kıskançlığa, çekememezliğe yol açmak. "Aldığım yüksek puanlarla, göze diken oluyordum." 3- Aşırı derecede görünür olma. "Yeni logoları, ekranda çok göze diken oluyor."

Göze Gelmek:  

Kıskançlık ya da hayranlıkla bakmaktan dolayı bir şeye çöken uğursuzluk, birisine nazar değmiş olmak. "Çocuk göze geldi galiba, akşam bir şeyi yoktu sabah hastalanmış."

Göze Girmek:  

Yetenekleri ve davranışları ile çevresinde, bulunduğu yerde sevgi ve güven kazanmak. ”Kısa zamanda göze girmeyi başardı.”

Göze Görünmek:  

Belli, açık olmak. "Allah'tan kıyafetin defosu göze görünmeyen bir yerde."

Göze Görünmemek:  

1- Ortaya çıkmamak, ortalıkta dolaşmamak, saklanmak. "Yarın da kaybedersek, sakın gözüme görünme." 2- Kendisi var olduğu hâlde göz onu görememek. "Göze görünmeyen, gizli bir dayanışma var sanki." 3- Değersiz olmak. "Göze görünmeyen maçlarda aldığı puanlarla şampiyon oldu." "Bilinmeyen, göze görünmeyen meslekler vardı."

Göze Göz, Dişe Diş:  

Misilleme; aynı biçimde kötülük yapıp öç alma, kötülüğü yapandan acısını çıkarma. ”Düşmanla artık göze göz, dişe diş mücadele edilecektir.”

Göze Hitap Etmek:  

Görünüşü etkileyici olmak. "Vitrindeki elbiseler insanların gözüne hitap ediyor."

Göze İlişmek:  

Göze çarpmak.

Gözetim Altında Tutmak:  

Göz önünden ayırmamak. "Doktor, bir süre gözetim altında tutmak gerektiğini belirtti."

Gözetime Almak:  

Gözetmek. "Sanırım alt komşumuz, bizi gözetime almış."

Gözle Görülür, Elle Tutulur Hâle Gelmek:  

Çok açık bir biçimde görülmek, herkes tarafından bilinmek. "Rüşvet, adam kayırma, gözle görülür, elle tutulur hâle gelmişti."

Gözle Yemek:  

Birine yada bir şeye istekle, dik dik bakmak.

Gözlem Altına Almak:  

1- Bir nesneyi, olayı veya bir gerçeği, niteliklerinin bilinmesi amacıyla, dikkatli ve planlı olarak ele alıp incelemek. "Doping konusunda, tüm sporcuların gözlem altına alınması gerekiyor." "Döviz hareketlerini gözlem altına almışlar gibi görünüyor." 2- Hastanın hastalığını izlemek, denetim altında bulundurmak. "Tedaviye ihtiyacı olan bir canı daha gözlem altına aldık."

Gözler Önüne Serilmek:  

Görülmek, bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmak. "Dizilerde sigara ve alkol görüntüleri gizlenirken, silahlar pervasızca gözler önüne serilmektedir."

Gözler Önüne Sermek:  

Açıklamak, sergilemek, göstermek, tanıtmak. "Ortaya çıkan görüntüler, her şeyi gözler önüne sermektedir."

Gözleri Arkada Kalmak:  

Kendisi ayrıldıktan sonra, bıraktığı şey veya kimse ile ilgili tedirginliği sürmek, merak etmek. "Köyden ayrılıyordu ama gözleri de arkada kalmıştı." "Sen var git yoluna ihtiyar, gözlerin arkada kalmasın."

Gözleri Bayılmak:  

Uyku, istek vb. bir durum gözlerinden belli olmak. "Evladım gözlerin bayılıyor, hala dizi izlemeye çalışıyorsun."

Gözleri Berraklaşmak:  

Bakışları daha canlı ve parlak olmak. "Yemeği yedik, gözlerim berraklaşmaya başladı."

Gözleri Bir Şeyde Olmak:  

Dikkati bir yerde toplanmak. "Sınavda öğretmenin gözleri, sürekli öğrencilerindeydi."

Gözleri Bir Şeyin Üzerinde Olmak:  

Dikkati bir yerde toplanmak. "Sınavda öğretmenin gözleri, sürekli öğrencilerin üzerindeydi."

Gözleri Buğulanmak:  

Gözleri yaşararak çevreyi bulanık görmek. "İki azar işitsin, hemen gözleri buğulanır."

Gözleri Bulutlanmak:  

Gözleri yaşararak çevreyi bulanık görmek.

Gözleri Çakmak Çakmak Olmak:  

Ateşli hastalık ya da öfkeden gözleri kızarmış ve parlamış olmak. "O kadar sinirlendi ki, gözleri çakmak çakmak oldu."

Gözleri Çukura Gitmek:  

Aşırı yorgunluktan göz çevresi kararmak veya çökmek "Geceden beri uyumadığı belli olan babamın gözleri çukura gitmiş, gerginliği yüzünden okunuyordu."

Gözleri Çukura Kaçmak:  

Aşırı yorgunluktan göz çevresi kararmak veya çökmek "Geceden beri uyumadığı belli olan babamın gözleri çukura kaçmış, gerginliği yüzünden okunuyordu."

Gözleri Dolmak:  

Ağlayacak gibi olmak, göz pınarlarına yaş yürümek. ”Hiç beklemediği bir anda beni karşısında görünce gözleri dolu dolu oldu.”

Gözleri Dolu Dolu Olmak:  

Ağlayacak kadar duygulanmak; gözlerine yaş dolmak. "Bize veda ederken, gözler dolu dolu olmuştu."

Gözleri Dönmek:  

1- Aşırı bir istek ya da öfkelenme nedeniyle saldıracak durumda olmak, ne yaptığını bilmemek. "Senin gözlerin dönmüş, sakinleşmen gerek." 2- Can çekişirken gözlerinin karası kapak altına kaçmak.

Gözleri Evinden Fırlamak:  

Gözlerinden korkusu, telaşı ya da öfkesi belli olmak. "Köpeği görünce, gözleri evinden fırladı."

Gözleri Evinden Oynamak:  

Öfkesi ve telaşı gözlerinden belli olmak.

Gözleri Evinden Uğramak:  

Gözlerinden korkusu, telaşı ya da öfkesi belli olmak. "Köpeği görünce, gözleri evinden uğradı."

Gözleri Fal Taşı Gibi Açılmak:  

Hayret, şaşkınlık ve öfke gibi sebeplerle gözleri iri iri açılmış olmak.

Gözleri Fıldır Fıldır Bakmak:  

Gözleri zekice, telaşlı bir biçimde, çabuk çabuk dönerek her tarafa bakmak. "Kopya çekmek için, gözleri fıldır fıldır bakıyordu."

Gözleri Fıldır Fıldır Etmek:  

Gözleri zekice, çabuk çabuk dönerek her tarafa bakmak.

Gözleri Işıklı Olmak:  

Gözleri ışık içinde olmak. "Tertemiz duygularla, karşılıksız seven, gözleri ışıklı, şirin bir çocuktu."

Gözleri Kan Çanağına Dönmek:  

Uykusuzluk, ağlama, kızgınlık ya da bir şeyin kaçması sebebiyle gözlerin çok kızarmış olması.

Gözleri Kapanmak:  

1- Çok uykusu gelmiş olmak. 2- Ölmek. ”Yemeği yer yemez gözleri kapandı, horlamaya başladı.”

Gözleri Kararmak:  

1- Açlıktan, yorgunluktan gözleri iyi göremez bir durumda olmak. "Ben daha fazla çalışamayacağım, gözlerim kararmaya başladı." 2- Aşırı bir istek ya da öfkelenme nedeniyle saldıracak durumda olmak, ne yaptığını bilmemek. "Senin gözlerin kararmış, sakinleşmen gerek."

Gözleri Parıldamak:  

Gözlerinde sevinç ve istek belirmek, sevinçli olduğu yüzünden belli olmak. "Sevgilisinin fotoğraflarına baktıkça, gözleri parıldıyor."

Gözleri Parlamak:  

Gözlerinde sevinç ve istek belirmek, sevinçli olduğu yüzünden belli olmak. "Sevgilisinin fotoğraflarına baktıkça, gözleri parlıyor."

Gözleri Şıldır Şıldır Dönmek:  

Gözleri yaş dolu bir biçimde bakmak. "Gözleri şıldır şıldır dönerek, ablasını annesine şikayet ediyordu."

Gözleri Sönmek:  

Kör olmak. "Genç yaşta gözleri sönmüş, Allah yardımcısı olsun."

WhatsApp