D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Bıyığını Balta Kesmez Olmak:

Kimseden korkusu olmamak.

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Göğüs İngini:  

Solunum yollarının iltihaplanması

Göğüs İngisi:  

Kalın ve orta çaptaki solunum borularının yangısı.

Göğüs Sesi:  

Şarkıda bol ve ferah bir şekilde çıkarılan ses.

Göğüs Vermek:  

Eziyete, sıkıntıya katlanmak, tahammül etmek. "Maddi sıkıntılar içinde, bu kadar göğüs vermek kolay değil."

Gök Delinmek:  

Ansızın çok hızlı yağmur yağmak. "Gök delinince önümüzü göremedik."

Gök Demir, Yer Bakır:  

İmkansızlıklar ve umutsuzluklar içinde bulunuşu anlatır. "Savaşın en zor günleri gök demir, yer bakır."

Gök Gözlü:  

1- Gözleri mavi ile açık yeşil arası olan. 2- Hain.

Gök Kandil:  

Aşırı derecede sarhoş. "Dün gece ikisi de gök kandil eve geldi."

Gökçe Yazın:  

Edebi yazılar, edebiyat.

Göklere Çıkarmak:  

Aşırı ölçüde övmek. ”Adamı bu basit iş için göklere çıkartıp şımarttıkça şımarttılar.”

Göklere Çıkmak:  

1- Pek çok yükselmek. "Benim gözümde bu davranışıyla göklere çıktı." "Benim için başarı çıtası, artık göklere çıktı." 2- Çok para karşılığında, bir işi en iyi biçimde yapmak. "İşinizi, göklere çıkmak için elimizdeki tüm imkanları zorluyoruz."

Gökte Ararken Yerde Bulmak:  

Çok zor ele geçirebileceğini sandığı şeyi birdenbire ele geçirmek ya da bulamayacağını sandığı kimseyi kısa sürede bulmak. "Birader ya, seni gökte ararken yerde buldum."

Gökte Yıldız Ararken Yerdeki Çukuru Görmemek:  

Büyük hayaller ve işler gerçekleştirmek isterken, karşılaştığı en kolay işlerde beceriksizlik göstermek. "Anladığım kadarıyla sen gökte yıldız ararken, yerdeki çukuru görmemişsin."

Gökten Geniş Alın:  

Şerefine gölge düşürmemiş, temiz, açık alın.

Gökten Zembille mi İndi?:  

“Ona niçin ayrıcalık gösteriliyor?”, “Onun ne özelliği var ki ona özel imkânlar tanınıyor?” anlamında kullanılır.

Gol Atmak:  

Topun karşı takımın kalesine girmesini sağlamak. "Doksan dakika boyunca, gol atmak için çabaladılar."

Göl Ayağı:  

Göl suyunun artanını başka bir yere akıtan çay.

Gol Kaçırmak:  

Uygun durumda olmasına rağmen karşı takımın kalesine topu sokamamak. "Üç gol attılar, aynı zamanda sayısız gol kaçırdılar."

Göl Olmak:  

Gereksiz olarak bir yerde su toplanmak, göllenmek. "Dış kapının önü göl olmuş, zor geçtim."

Gol Yemek:  

Topun kendi kalesine girmesine engel olamamak. "İlk on dakikada üç gol yedi."

Gölbaşı:  

Göl kenarı, göle akan çay.

Göle Maya Çalmak:  

Gerçekleşmesi imkânsız bir işe girişmek. "Nasihatte işe yaramıyor, göle maya çalmaya devam ediyoruz."

Golf Pantolon:  

Paçaları büzgülü geniş pantolon.

Gölge Düşmek:  

Bir şey üzerine karaltı inmek, üzerine gölge gelmek. "Ekrana gölge düşürüp ilginç şekiller yapıyor."

Gölge Düşürmek:  

Bir şeyin önemini ve değerini azaltacak, ününü düşürecek işler yapmak.

Gölge Etmek:  

1- Işığa engel olmak. 2- Bir işin yapılmasına engel olmaya çalışmak. ”Gölge etme de şu işi zamanında yapayım.”

Gölge Gibi:  

Varlığını belli etmeden, gizlice. "Gölge gibi, beni eve kadar takip etmiş."

Gölge Olmak:  

Yardım etmek.

Gölgede Bırakmak:  

Değer ve nitelik bakımından daha üstün bir düzeye yükselmek, çok daha başarılı olmak. "Gençleri gölgede bırakacak kadar hareketli ve sağlıklıydı."

Gölgede Kalmak:  

Adı sanı pek duyulmamak, ön plana çıkamamak, daha az ünlü olmak. "Diğer kanallar yüzünden gölgede kalmış olsa da, çok güzel programları var."

Gölgesi Altında:  

Birisinin korumasında, himayesinde olmak. "Ağabeyinin gölgesi altında epeyce önemli işler başardı."

Gölgesinde Kalmak:  

Adı sanı pek duyulmamak, ön plana çıkamamak, daha az ünlü olmak. "Diğer kanalların gölgesinde kalmış olsa da, çok güzel programları var."

Gölgesinden Korkmak:  

Çok korkak olmak, en basit işlere bile girmekten korkar olmak. ”Gölgesinden korkan adamlarla hiçbir işe girilmez.”

Gölgesine Sığınmak:  

Birinin emri altına girmek. "Bu şartlarda, amcamın gölgesine sığınmaktan başka çare yok."

Gölgesine Yatmak:  

Daha önce elde edilen para, makam, ün vb.ne sığınarak zaman geçirmek veya bundan yararlanmak. "Gençliğindeki başarılarının gölgesine yatmış, yorumculuk yapıyor."

Gölü Görmeden Paçaları Sıvamak:  

Ham hayaller kurmak; henüz zamanı gelmediği hâlde yapılacak bir iş, meydana gelebilecek bir olay için hazırlıklara girişmek. "Gölü görmeden paçaları sıvamayın, eve varıca karar verirsiniz."

Gölü Görmeden Paçayı Sıvamak:  

Ham hayaller kurmak; henüz zamanı gelmediği hâlde yapılacak bir iş, meydana gelebilecek bir olay için hazırlıklara girişmek. "Gölü görmeden paçayı sıvamayın, eve varıca karar verirsiniz."

Gömgök Ova:  

Uçsuz bucaksız, geniş alan kaplayan ova.

Gömleğinden Geçirmek:  

Evlat olarak kabul etmek, evlat edinmek. "O zengin aile, doğduğumda beni gömleğinden geçirmeyi düşünmüş."

Gömlek Değiştirmek:  

1- Tutum ve görüşlerini değiştirmek. "Gömlek değiştirerek yeni bir yola girdiler." 2- Yılan üst derisini değiştirmek. "Buradaki kalıntılardan, yılanın gömlek değiştirdiğini anlayabiliriz."

Gömlek Eskitmek:  

1- Belli bir konuda deneyim kazanmış olmak. "Gömlek eskitmeden, ustalık kazanılmıyor dostum." 2- Ömür sürmüş olmak.

Gömlekten Geçirmek:  

Evlat olarak kabul etmek, evlat edinmek. "O zengin aile, doğduğumda beni gömlekten geçirmeyi düşünmüş."

Gönlü Akmak:  

Birine karşı güçlü sevgi duymak. "Erkek zaten istiyordu, kızın da gönlü akınca, anlaşıp evlendiler."

Gönlü Bol:  

Yeterli imkânlardan mahrum olmasına rağmen eli açık davranan, cömert.

Gönlü Bulanmak:  

1- Kusacak gibi olmak. "Bu nasıl yemek? İnsanın gönlü bulanıyor." 2- Kuşkulanmak. "Böyle konuşup, benim gönlümü bulandırma."

Gönlü Çekmek:  

Bir şeyi istemek, heves etmek, arzulamak. "Gönlüm çikolatalı pasta çekti."

Gönlü Çelinmek:  

Güzel sözlere aldanmak, kapılmak. "Kızın gönlünü çelip, evlenmeye razı etti."

Gönlü Çökmek:  

Yaşama gücü azalmak, ruhsal dengesi bozulmak. "Son olaylardan sonra, resmen gönlüm çöktü."

Gönlü Düşmek:  

Âşık olmak. "Benim gönlüm sana düşeli, çok zaman oldu."

Gönlü İle Oynamak:  

Birini sever görünüp eğlenmek. "İnsanların gönlü ile oynayıp, boşa umut verme."

Gönlü İstemek:  

Dilemek, kuvvetle içten arzulamak. "Gönül istiyor ki, yeryüzünde açlık, yokluk son bulsun."

Gönlü Kalmak:  

1- Gücenmek. 2- İstediği hâlde elde edemediği şey üzerinde isteği devam etmek. ”Gönlüm o vitrindeki elbisede kaldı.”

Gönlü Kanmak:  

Bir işle ilgili kaygısı kalmamak, mutmain olmak, müsterih olmak. "Söylediklerinden sonra, benim gönlüm de kandı artık."

Gönlü Kara:  

Başkaları hakkında kötü düşünen, onların iyiliğini istemeyen.

Gönlü Kararmak:  

Dünya zevklerine karşı isteği kalmamak, içi kararmak.

Gönlü Kaymak:  

Sevmeye eğimli olmak. "Genel olarak, pastel renklere gönlü kayıyor."

Gönlü Kırılmak:  

Üzülmek, incinmek, yerinmek. "Gönlü kırılmasın diye, onun da fikrini almak istedik."

Gönlü Olmak:  

Razı olmak, kabullenmek, sevip istemek. "Sonunda bizimle sinemaya gitmeye gönlü oldu."

Gönlü Razı Gelmemek:  

Hiç istememek. "Sabahlara kadar çalışmasına, gönlüm razı gelmiyordu."

Gönlü Razı Olmamak:  

Hiç istememek. "Sabahlara kadar çalışmasına, gönlüm razı olmuyordu."

Gönlü Takılmak:  

1- Bir şeye karşı ilgi duymak. "Bu yaz piyanoya gönlü takıldı, kursa gidiyor." 2- Aşk ile sevmeye başlamak. "Belli ki sana gönlü takılmış, seni görünce pek heyecanlanıyor."

Gönlü Tok:  

Fazla para ve mal istemeyen, zorunlu ihtiyacı kadarı ile yetinen, imkânları az da olsa bunu hissettirmeyen, bu durumda dahi cömert olan. ”Onun kadar gönlü tok bir adam görmedim.”

Gönlü Zengin:  

Maddi imkânı az olduğu halde parasını ve malını esirgemeyen kimse. "İnsanın önce gönlü zengin olmalı."

Gönlü Zengin Olmak:  

Maddi imkânı az olduğu halde parasını ve malını esirgememek. "İnsanın önce gönlü zengin olmalı."

Gönlünde Kalmak:  

Çok istediği hâlde ulaşamamak, elde edememek. "Şampiyon bir takımda oynamak, gönlünde kaldı."

Gönlünde Taht Kurmak:  

Birinin sevgisini, ilgisini, güvenini kazanmak. "Ülkemize kazandırdığı ödüllerle insanların gönlünde taht kurdu."

Gönlünden Geçirmek:  

1- Bir şeyin olmasını ya da bir şey yapmayı istemek. "Buradan bir arsa almayı gönlümden geçirmiştim, ama nasip olmadı." 2- Düşünmek. "Okulu bırakıp çalışmayı, birkaç kez gönlünden geçirmiş."

Gönlünden Geçmek:  

1- Bir şeyin olmasını ya da bir şey yapmayı istemek. "Buradan bir arsa almak gönlümden geçmişti, ama nasip olmadı." 2- Düşünmek. "Okulu bırakıp çalışmak, birkaç kez gönlümden geçmişti."

Gönlünden Kopmak:  

Birine iyilik yapma ya da bir şeyi verme isteği, içinde aniden doğuvermek. ”Gönlünden kopanı vermek kadar güzel bir şey olamaz.”

Gönlüne Doğmak:  

İçine doğmak, sezmek hissetmek. "Senin geleceğin gönlüme doğmuştu."

Gönlüne Dokunmak:  

Üzülmek, rahatsızlık duymak. "Bu programda, insanların gönlüne dokunabilmek istiyoruz."

Gönlüne Göre:  

İsteğine uygun olarak, dilediğine göre. ”Allah gönlüne göre verir inşallah.”

Gönlünü Almak:  

1- Sevindirmek, hoşnut ettirmek. "Yarım elma, gönül alma." (Atasözü) 2- Darılan, gücenen bir kimseyi güzel söz ve davranışlarla yeniden hoşnut etmek. "Daha fazla uzatmadan o çocukların gönlünü almalısın."

Gönlünü Avlamak:  

Birini kendine aşık etmek.

Gönlünü Çalmak:  

Sevgisini kazanmak, kendine âşık etmek, kalbini çalmak. "Şu geçen var ya, bizim oğlanın gönlünü çalan kızmış."

Gönlünü Çelmek:  

1- Kandırmak, yola getirmek, aşkını kazanmak. "Sınıfa yeni gelen kızın gönlünü çelmek için, bir haftadır uğraşıyor." 2- Kendi yanına çekmek, sempatisini kazanmak. "Son konuşması, tüm vatandaşların gönlünü çelmiş."

Gönlünü Düşürmek:  

Âşık olmak, sevdalanmak. "Bu genç yaşta gönlünü kime düşürdün?"

Gönlünü Eğlemek:  

Mutlu, neşeli vakit geçirmek. "Benimle gönlünü eğleme, seni pişman ederim."

Gönlünü Etmek:  

Birini razı ve hoşnut etmek, gönlünü yapmak. "Önce annesinin gönlünü etti, sonra da dışarı çıkmak için izin istedi."

Gönlünü Görmek:  

İstediğini yaparak sevindirmek.

Gönlünü Hoş Etmek:  

Birinin isteğini yerine getirerek onu sevindirmek. "Mutlu olmak istiyorsan, eşini üzme, gönlünü hoş et."

Gönlünü Kapmak:  

Birini kendine aşık etmek. "Sonunda kızın gözlünü kapmayı başarmış."

Gönlünü Kaptırmak:  

Âşık olmak, sevdalanmak, birine tutulmak, aşırı sevgiden kendini kurtaramamak. "Bizim oğlan komşunun kızına gönlünü kaptırmış anlaşılan."

Gönlünü Karartmak:  

Yaşamaya karşı sevgi ve isteğini azaltmak. "Gönlünü karartmak sana bir şey kazandırmaz, bugünler de geçecek."

Gönlünü Kazanmak:  

Güzel davranış ve sözle birinin sevgisini kazanmak, ilgisini çekmek. "Bir demet çiçekle annemizin gönlünü kazanabiliriz."

Gönlünü Kırmak:  

Birini çok üzecek, gücendirecek davranışta bulunmak, gönül yıkmak. "İnsanın gönlünü kırmak kolay, gönül yapmak çok zordur."

Gönlünü Pazara Çıkarmak:  

Sevmek için kendine yakışanı seçmeyip rastgele birini sevmek. "Gönlünü pazara çıkartma, sergilenen mal ucuzlar."

Gönlünü Serin Tutmak:  

Panik yapmamak, sakin, soğukkanlı olmak, hemen heyecanlanmamak. "Baba, sen gönlünü serin tut, evlatların işi ele aldı." , "Milletimiz gönlünü serin tutsun, Mehmetçik yirmi dört saat nöbette."

Gönlünü Söndürmek:  

Küstürmek, kırmak, incitmek. "Sen insanların gönlünü söndürmekten başka ne iş yaparsın?"

Gönlünü Yapmak:  

Birini razı ve hoşnut etmek, gönlünü etmek. "Önce annesinin gönlünü yaptı, sonra da dışarı çıkmak için izin istedi."

Gönlünü Yaralamak:  

İncitmek, kırmak, üzmek. "Sakın yanlış bir laf edip, o ihtiyarın gönlünü yaralama."

Gönlünün Dümeni Bozuk:  

İsteklerinde, özellikle gönül işlerinde tutarlılık göstermeyen, sık sık istek değiştiren. "Bizim uşağın gönlünün dümeni bozuk, işimiz zor bununla."

Gönül Almak:  

1- Sevindirmek, hoşnut ettirmek. 2- Kırılan, gücenen bir kimseyi güzel söz ve davranışlarla yeniden hoşnut etmek. ”Daha fazla uzatmadan o çocukların gönlünü almalısın.”

Gönül Bağlamak:  

Severek bağlanmak, içten sevmek. "Her önüme gelene, gönül bağlayacak bir insan değilim."

Gönül Birliği Etmek:  

Duygusal anlamda tam bir uyum içinde olmak. "Gönül birliği etmeden, mutlu bir yuva kuramazsınız."

Gönül Bulandırmak:  

1- Mide bulandırmak. "Bu yemek, gönül bulandırmaktan başka işe yaramaz." 2- Kuşkulandırmak. "Saçma sapan konuşup , gönül bulandırma." 3- Rahatsız etmek. "Hakkınızda işittiklerim gönlümü bulandırmaya başladı."

Gönül Çekmek:  

Sevdalı olmak. "Uzun zamandır, muhtarın kızına karşı gönül çektiğini biliyoruz."

Gönül Dolaştırmak:  

Birçok şey üzerinde düşünüp, seçim yapamamak.

Gönül Eğlendirmek:  

Bir sebeple geçici ilgi ve sevgi göstererek hoşça vakit geçirmek. "Benimle gönül eğlendirmeye kalkma! Seni pişman ederim."

Gönül Eri:  

Açık yürekli, güvenilir, hoşgörüsü geniş, ehli dil (kimse). ”O ihtiyar adam tam bir gönül eriydi.”

WhatsApp