Bir Deyim Öğrenelim!
Altına Almak:
Kavga, güreş gibi mücadele durumunda rakibini yere yatırıp üstüne çıkmak. "Zorlu bir rakip olmasına rağmen onu kısa sürede altına alıp mağlup etti."
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Gözleri Sulanmak:
Güneşe bakma, hastalık gibi nedenlerle gözlerinden yaş gelmek. "Hasta oldum galiba, gözlerim sulanıyor."
Gözleri Süzülmek:
Göz kapakları hafifçe kapanmaya başlamak. "Saat ilerledikçe, çocuğun gözleri süzülmeye başladı."
Gözleri Takılmak:
Bakışlarını dikkati çeken bir şeyden kolaylıkla ayıramamak. "Gözleri duvardaki tarihi tabloya takılmıştı."
Gözleri Velfecri Okumak:
Kurnazlığı gözlerinden belli olmak. "O görmeden alamayız, baksan gözleri velfecri okuyor."
Gözleri Yaşarmak:
Üzücü ve duygulandırıcı bir durum karşısında gözlerinden yaş gelmek. ”Gurbetteki oğlundan gelen mektup eline tutuşturulunca gözleri yaşardı.”
Gözleri Yolda Olmak:
Beklenen kimsenin ya da geciken haberin, mektubun gelmesini istekle bekleyip durmak. "Merak ettim abi, sabahtan beri gözlerim yolda."
Gözleri Yollarda Kalmak:
Özlemle beklemek.
Gözleri Yuvalarından Fırlamak:
Gözlerinden korkusu, telaşı ya da öfkesi belli olmak. "Köpeği görünce, gözleri yuvalarından fırladı."
Gözlerinde Şimşek Çakmak:
Birdenbire aşırı öfkelenmek. "Olayı kendisinden gizlediğimizi öğrenince, gözlerinde şimşek çaktı."
Gözlerinde Şimşekler Çakmak:
1- Çok sinirlenmek, kızmak, öfkelenmek. "Kızdığında gözlerinde şimşekler çakan, gülünce gözlerinin için gülen biriydi." "Abimin kara gözlerinde şimşekler çakıyordu." 2- Çok üzücü bir nedenle sarsılmak. "Yüreğinde fırtınalar patlarken, gözlerinde şimşekler çakar." "Koltuğa çayı döktüm, annemin gözlerinde şimşekler çaktı." 3- Sert ve şiddetli darbe yüzünden göz önünde yıldızlar oluşmak. "Top kafama çarptı, gözlerimde şimşekler çakmaya başladı." 4- Çok sevindiğini belli etmek. "Gözlerinde şimşekler çakmasından belli, hediyesine çok sevindi."
Gözlerinden Okumak:
Bir kimsenin içinden geçenleri bakışlarından sezmek. "Ne demek istediğini, gözlerinden okuyabiliyorum dostum."
Gözlerinden Uyku Akmak:
Çok uykusu geldiği için göz kapakları kapanır gibi olmak. ”Çocukcağızın gözlerinden uyku akıyor, şunu yatağına yatırın.”
Gözlerine Bakmak:
1- Verilen emri yapmak üzere işaret beklemek, işareti verecek kimseyi gözlemek. "Üç kuruş para verecek diye adamın gözlerinin içine bakıyor, ne derse yapıyoruz, daha ne istiyor bizden." 2- Gerektiğinden fazla dikkat göstermek, koruyup gözetmek. "Hasta olacak diye, çocuklarının gözlerine bakar durur."
Gözlerine Fer Gelmek:
Gözlerine ışıltı, parlaklık, canlılık gelmek. "Karnı doyunca çocuğun gözlerine fer geldi."
Gözlerine İnanamamak:
Gördüklerinin doğru olduğunu kabul edemeyecek kadar şaşırmak. "Bunu sen mi yaptın? Gözlerime inanamıyorum!"
Gözlerine İnanmamak:
Hiç beklemediği bir anda bir şeyi görüp çok şaşırmak, bu sebeple gördüğünün gerçek olduğuna inanmamak. ”Gözlerime inanamıyorum, sen misin Ahmet?”
Gözlerine Mil Çekmek:
Birinin gözlerini kızgın mille kör etmek. "İnsanın gözlerine mil çekmek, ne büyük bir insanlık suçudur."
Gözlerine Uyku Girmemek:
Uykusu gelmemek, uyumamak.
Gözlerini (gözünü) Kan Bürümek:
Çok öfkeli, kinli olmak; her kötülüğü yapacak hâle gelmek. ”Bir adamın gözlerini kan bürümesin, ondan her türlü belâ beklenebilir.”
Gözlerini Alamamak:
Bakışlarını üzerinden ayıramamak. "Kız, yakışıklı çocuktan bir an bile gözlerini alamadı."
Gözlerini Bayıltmak:
Gözlerini yarı kapamak. "Gözlerini bayıltıp, bana öfkeyle bakıyor."
Gözlerini Devirmek:
Öfke ve kızgınlıkla bakmak. "Karşımda gözlerini devirip durma, kaybol odadan."
Gözlerini Dikmek:
Dikkatle bakmak, gözlerini ayırmadan bir yere ya da bir kimseye sürekli bakmak. "Aynı ortamda olunca, kıza gözlerini dikip bakmasına sinir oluyorum."
Gözlerini Duman Bürümek:
1- Hayale dalmak, dalgınlaşmak. "Penceresinin önüne oturur, gözlerini duman bürür, gider uzak diyarlara." 2- Hüzünlenmek. "Gözlerimi duman bürüyünce, yazdım üç beş satır bir şeyler."
Gözlerini Fal Taşı Gibi Açmak:
Şaşkınlıkla, hayretle bakmak. "Bizi karşısında görünce, gözlerini fal taşı gibi açıp baktı kaldı."
Gözlerini Kan Bürümek:
Birisini öldürecek kadar öfkelenmek. "Katillerin gözlerini kan bürümüş, önlerine çıkanı öldürüyorlardı."
Gözlerini Kan Bürümüş:
Birisini öldürecek kadar öfkeli. "Katillerin gözlerini kan bürümüş, önlerine çıkanı öldürüyorlardı."
Gözlerini Kırpmadan:
Hiç çekinmeden, hiç duraksamadan. "O kadar öfkeliydi ki, gözleri kırpmadan telefonu parçaladı."
Gözlerinin İçi Gülmek:
Çok sevindiğini gözlerinden ve yüzünden belli etmek. ”Sınıfını geçtiğini öğrenen Halim`in gözlerinin içi gülüyordu.”
Gözlerinin İçine Bakmak:
1- Zarar gelmesin diye bir kimseyi özenle korumak, üstüne titremek. "Parka götürdüğü kardeşinin, gözlerin içine bakıyordu." 2- Emir ve istekleri yerine getirmeye hazır olmak. "Başkanın adamları çevresinde, gözlerinin içine bakıp duruyorlardı." 3- İsteğinin gerçekleşmesi için, gözleriyle birine yalvarmak. "Arabasıyla götürsün diye, arkadaşının gözlerinin içine bakıp durdu."
Gözü Aç:
Aç gözlü, doymak bilmeyen, gerektiğinden fazlasını isteyen. ”Gözü aç insanlar topluma huzur vermezler.”
Gözü Açık:
Uyanık, kurnaz, çıkarlarını iyi kollayan, becerikli, zeki. ”Senin çocuk gözü açık birisi olacak galiba.”
Gözü Açık Gitmek:
Çok istediği şeylere kavuşamadan ölmek. ”Halam `gurbete giden oğluma kavuşamadan ölürsem gözüm açık gider` dedi.”
Gözü Açılmak:
Yararlıyı yararsızı, iyiyi kötüyü ayırt edebilir duruma gelmek. ”Yaşı büyüdükçe gözü de açılmaya başladı.”
Gözü Akmak:
Gözü yaralanıp kör olmak. "Şakalaşırken dikkatli olun, kalem batar, gözü akar gider arkadaşının."
Gözü Alışmak:
1- Önceden iyi göremediği bir şeyi sonradan görür olmak. "Karanlıkta gözüm alıştı, artık rahat hareket edebiliyorum." 2- Bir şey ilk etkisini yitirmek, yadırganmaz olmak. "Sakallı hâline gözüm alıştı artık."
Gözü Almamak:
İşi becerebileceğine inanmamak, aklı yatmamak. "Sabaha kadar oturup ders çalışmayı gözüm almıyor."
Gözü Arkada Kalmak:
Kendisi ayrıldıktan sonra, bıraktığı şey veya kimse ile ilgili tedirginliği sürmek, merak etmek. ”Köyden ayrılıyordu ama gözü de arkada kalmıştı.”
Gözü Bağlı:
1- Sorup soruşturmadan, anlayıp anlamadan. 2- Gafil, çevresinde olup bitenlerin farkında olmayan. ”Hiçbir zaman gözü bağlı biri olmanı istemem senin.”
Gözü Bağlı Olmak:
1- Sorup soruşturmadan, anlayıp anlamadan. "Bu konuda gözü bağlı karar veremem, ailemle görüşmeliyim." 2- Gafil, çevresinde olup bitenlerin farkında olmayan. "Hiçbir zaman gözü bağlı biri olmanı istemem." 3- Bağlanmak, tutulmak. "Bu kızın gözü bağlı, heme de yan komşunun oğluna." 4- Büyülenmiş bulunmak. "Resmen gözünü bağlamışlar, o kadar parayı nasıl dolandırıcılara verir ki."
Gözü Bir Şeyde Olmak:
Dikkati bir yerde toplanmak. "Sınavda öğretmenin gözü, sürekli öğrencilerindeydi."
Gözü Bir Şeyin Üzerinde Olmak:
Dikkati bir yerde toplanmak. "Sınavda öğretmenin gözü, sürekli öğrencilerin üzerindeydi."
Gözü Dalmak:
Gözlerini bir noktaya dikerek dalgın dalgın bakmak. ”Zavallı ihtiyar bir noktaya gözü dalmış öylece duruyordu.”
Gözü Değmek:
Uğursuzluk, kötülük getirdiğine inanılan kıskanç veya hayran bakışlar dolayısıyla kötü bir duruma düşürmek. "Kıskananların gözü değmesin diye dua ediyor."
Gözü Dışarda Olmak:
Evine, eşine bağlı olmayıp başkalarıyla da ilişki kurmak. "Gözü dışarıda olan insan, kolay kolay iflah olmaz."
Gözü Dışarıda Olmak:
Evine, eşine bağlı olmayıp başkalarıyla da ilişki kurmak. "Gözü dışarıda olan insan, kolay kolay iflah olmaz."
Gözü Dönmek:
Aşırı bir istek ya da öfkelenme nedeniyle saldıracak durumda olmak, ne yaptığını bilmemek. "Senin gözün dönmüş, biraz sakinleşmen gerek."
Gözü Dönmüş:
Aşırı bir istek ya da öfkelenme nedeniyle saldıracak durumda, ne yaptığını bilmeyen. "Senin gözün dönmüş, biraz sakinleşmen gerek."
Gözü Doymak:
Çok istenen bir şeye kavuşup, artık istemez duruma gelmek. ”Sanırım şimdi gözün doymuştur, daha istemezsin artık.”
Gözü Doymamak:
Açgözlülük etmek, doyumsuzca davranmak, elindekiyle yetinmeyip daha fazlasını istemek. "Ne kadar para versen de bu tip insanların gözü doymaz."
Gözü Dünyayı Görmemek:
Hiç kimseye, hiçbir şeye önem vermemek. "Çılgınca eğleniyorlar, gözleri dünyayı görmüyor."
Gözü Fal Taşı Gibi Açılmak:
Hayret, şaşkınlık ve öfke gibi sebeplerle gözleri iri iri açılmış olmak. "Beni karşısında görünce gözü fal taşı gibi açıldı."
Gözü Gibi Esirgemek:
Bir şeye aşırı derecede ilgi duymak, onu koruyup gözetmek, dikkatle muhafaza etmek. "Kadıncağız çocuğunu gözü gibi esirgiyordu."
Gözü Gibi Sakınmak:
Bir şeye aşırı derecede ilgi duymak, onu koruyup gözetmek, dikkatle muhafaza etmek. "Kadıncağız çocuğunu gözü gibi sakınıyordu."
Gözü Gibi Sakınmak (esirgemek):
Bir şeye aşırı derecede ilgi duymak, onu koruyup gözetmek, dikkatle muhafaza etmek. ”Çocuğunu gözü gibi sakınıyordu kadıncağız.”
Gözü Gibi Sevmek:
Çok sevmek. "Arkadaşını gözü gibi severdi."
Gözü Gitmek:
Bir şeyi istemeden görmek, elinde olmayarak bakmak. "Bir ara televizyona gözüm gitti, orada gördüm."
Gözü Gönlü Açılmak:
İçi huzur dolmak, neşelenmek, ferahlamak. "Hafta sonu pikniğe gidelim de, gözünüz gönlünüz açılsın."
Gözü Gönlü Tok:
Gözü tok, paraya ve mala düşkünlük göstermeyen, açgözlülük etmeyen kimse. "Gözü gönlü tok biri olduğu için çok sevilir."
Gözü Görmemek:
1- Görmez olmak. "Yaş seksen olunca, artık görmez oldu." 2- Belli bir şeyden başka bir şeyle ilgilenmemek. "Sınavları var, şimdilerde gözü ders çalışmaktan başka bir şey görmüyor." 3- Öfke sonucu en kötü şeyleri yapacak duruma gelmek. "Olayı duyarsa gözü bir şeyi görmez, başını belaya sokar."
Gözü Görmez Olmak:
Artık ona değer vermemek. "Oyun konsolunu gözü görmez oldu."
Gözü Hiçbir Şey Görmemek:
Heyecana, öfkeye ya da önem verdiği bir işe kapılıp başka hiçbir şeyle uğraşamaz duruma gelmek. ”Kendinden öylesine geçmişti ki gözü hiçbir şeyi görmez olmuştu.”
Gözü ilişmek:
İstemeden, birdenbire, rastgele görmek.
Gözü Isırmak:
Bir kimseyi sanki tanır gibi olmak.
Gözü Kaçmak:
1- Gözünde şaşılık olmak. "Senin gözün kaçıyor gibi geldi bana." 2- Bir şeye istemeyerek bakmak. "Karşıdaki balkona sık sık gözü kaçıyordu." 3- Bayılmak sırasında gözünün akı çoğalmak. "Konuşurken durgunlaştı, gözünün kaçmaya başladığını fark ettim."
Gözü Kalmak:
1- Elde edemediği bir şeye karşı isteği sürmek. "O ayakkabılarda gözüm kaldı, bir gün mutlaka alacağım." 2- Elde edemediği bir şeyi kıskanmak. "Ne kadar güzel giyinmiş, gözüm kaldı gerçekten."
Gözü Kamaşmak:
1- Güçlü bir ışık sebebiyle göz bakamaz olmak. "Konser alanındaki spot ışıklarından gözüm kamaştı." "Bu ışıklar fazla değil mi, gözümü kamaştırıyor." 2- Çok etkilenmek. "İnsanların gözünü kamaştıran bir başarıya imza attı."
Gözü Kapalı Olmak:
1- Düşünmeden, duraksamadan. "Bu işe gözüm kapalı tüm paramı basarım." 2- Çevresinde olanlardan haberi olmayan, gözü bağlı. "Senin gözün kapalı, gerçekleri algılayamıyorsun."
Gözü Kapanmak:
1- Çok uykusu gelmek. "Yemeği yer yemez gözü kapandı, horlamaya başladı." 2- Ölmek. "Sabaha karşı gözü kapandı." "Gözü kapanmadan, çocuklarını son kez görmek istedi."
Gözü Kara:
Cesur, atak, korkusuz, tehlikeli işlere tereddüt etmeden girebilen. ”O gözü kara bir insandı.”
Gözü Kara Çıkmak:
Korkusuz olduğu anlaşılmak. "Sataştığı pazarcı gözü kara çıkmış, paçayı zor kurtarmış."
Gözü Kara Olmak:
Korkusuz, atılgan, cesur olmak. Tehlikeli işlere tereddüt etmeden girişmek. "Gözü kara olan insanlardan korkulmaz, çünkü onlar kartlarını açık oynarlar."
Gözü Kararmak:
1- Açlıktan, yorgunluktan gözleri iyi göremez bir durumda olmak. "Benim gözüm kararıyor, artık bir şeyler yiyelim." 2- Aşırı bir istek ya da öfkelenme nedeniyle saldıracak durumda olmak, ne yaptığını bilmemek. "Senin gözün kararmış, bu şekilde sorun çözemezsin."
Gözü Kaymak:
1- Gözünde şaşılık olmak. "Senin gözün kayıyor gibi geldi bana." 2- Bir şeye istemeyerek bakmak. "Karşıdaki balkona sık sık gözü kayıyordu." 3- Bayılmak sırasında gözünün akı çoğalmak. "Konuşurken durgunlaştı, gözünün kaymaya başladığını fark ettim."
Gözü Keskin:
Çok iyi gören. "Gözü keskindir, o okusun bakalım plakayı."
Gözü Kesmek:
Bir işi yapabilme konusunda başkalarına ve kendisine güvenmek. ”Onca işi yapmaya gözün kesiyor mu?”
Gözü Kesmemek:
1- Bir işi yaparken kendine veya başkalarına güvenmemek. "Yoğun trafikte araba kullanmayı gözü kesmedi." 2- Beğenip seçememek. "Sabahtan beri geziyoruz, bir kıyafet gözü kesmedi."
Gözü Kızmak:
Gözü hiçbir şey görmeyecek ölçüde öfkelenmek. "Gözü kızmış, iş yerinin altını üstüne getirmiş."
Gözü Kör Olsun:
1- İstemiyorum, vazgeçtim, anlamına gelir. "Bu işin gözü kör olsun!" 2- Gereksinim duyulan bir şey için "Gereksinmem var, ama ne yazık ki elime geçmiyor." anlamında da kullanılır. "Paranın gözü kör olsun!"
Gözü Korkmak:
Daha önce başından geçen kötü bir denemeden sonra, birinden veya bir şeyden zarar gelebileceği endişesine kapılmak ve o işi yapmaktan çekinmek.
Gözü Küllü:
Deneyimsiz, iyiyi kötüyü ayırt edemez. "Sen de beni iyice gözü küllü belledin."
Gözü Okşamak:
Göze hoş görünmek. "Evin, gözü okşayan bir manzarası var."
Gözü Olmak:
O şeyi ele geçirme isteği taşımak. "Kalemimde gözü var."
Gözü Olmamak:
1- Bir şeye sahip olmayı istememek. "Evi çok iyi fiyata satmışsınız, gözümüz yok da kaça sattınız?" 2- Heves beslememek, fazla önem vermemek. "Vermezsen verme, senin kaleminde gözümüz yok."
Gözü Önünde:
Yanında, yakınında. "Öğretmenin gözü önünde, kopya çekmeye çalışıyorlar."
Gözü Pek:
Korkusuz, atılgan, cesur, tehlikelere aldırmayan. ”Gözü pek insanlardan korkulmaz, çünkü onlar kartlarını açık oynarlar.”
Gözü Pek Olmak:
Korkusuz, atılgan, cesur olmak. Tehlikeli işlere tereddüt etmeden girişmek. "Gözü pek olan insanlardan korkulmaz, çünkü onlar kartlarını açık oynarlar."
Gözü Sönmek:
Kör olmak. "Genç yaşta gözü sönmüş, Allah yardımcısı olsun."
Gözü Su İçmemek:
Güvenmemek: "Gözüm hiç su içmiyor senden Murtaza."
Gözü Sulu:
En küçük sevinç ya da üzüntü karşısında hemen ağlayıveren, gözyaşlarını tutamayan. ”Senin kız da amma gözü sulu biriymiş.”
Gözü Takılmak:
Bakışlarını dikkati çeken bir şeyden kolaylıkla ayıramamak. "Gözü duvardaki tarihi tabloya takılmıştı."
Gözü Tok:
Elinde imkânlar olsun olmasın, mal-mülk veya paraya düşkün olmayan, cömert. ”O mu? Gözü tok bir insandır, inanın.”
Gözü Toprağa Bakmak:
Ölmek üzere olmak. "Gözü toprağa bakan biriyle evlilik yapıp, malına konma peşindeydi."
Gözü Tutmak:
Güvenmek, beğenmek. ”O adamı gözüm tuttu benim.”
Gözü Tutmamak:
Güvenmemek, beğenmemek.
Gözü Üstünde Kalmak:
1- Kıskançlık sebebiyle herkesin ilgisini çekmek. "Milletin gözü üstünde kalmasın diye, arabasını garaja park ederdi." 2- Herkesin dikkatini çekmek. "Süper bir gösteriydi, izleyenlerin gözü üstünde kaldı."
Gözü Uyku Tutmamak:
Uyuyamamak. "İlk defa kızından ayrıldığı için sabaha kadar gözünü uyku tutmadı."
Gözü Üzerinde Olmak:
Bir şeye, bir kimseye sık sık bakarak ne durumda olduğunu kontrol etmek, dolayısıyla kötü bir sonuca meydan vermemeye çalışmak. ”Gözünüz üzerinde olsun, devamlı izleyin onu.”
Gözü Yılmak:
Daha önce denediği için o durumla karşılaşmaktan korkmak, o işe girişmekten çekinmek. ”Sebzecilik işinden gözüm yıldı, bir daha bu işe girişeceğimi sanmıyorum.”
Gözü Yolda Kalmak:
Beklenen kimsenin ya da geciken haberin, mektubun gelmesini istekle bekleyip durmak. "Merak ettim abi, gözüm yolda kaldı."