D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Borç Etmek:

Borçlanmak. "İnsan borç etmeden yaşamayı öğrenmeli."

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Gelsin:  

1- Yaşantı veya durumun rahatlığını anlatan bir söz. "İşi kurmuş, elemanlar çalışıyor, gelsin paralar, gezmeler." 2- Sorumsuzca davranıp işine gereken önemi vermemeyi anlatan bir söz. "Sen gez toz, sonra gelsin para, çok beklersin."

Gelsin ... Gitsin:  

1- Yaşantı veya durumun rahatlığını anlatan bir söz. "İşi kurmuş, elemanlar çalışıyor, gelsin paralar gitsin paralar." 2- Sorumsuzca davranıp işine gereken önemi vermemeyi anlatan bir söz. "Sen gez toz, sonra gelsin para gitsin para, çok beklersin."

Gem Almak:  

At, alışıp hizmete elverişli duruma gelmek. "Bu at, gem almazsa işimize yaramaz."

Gem Almamak:  

Söz dinlememek. "Sen bu günlerde gem almamaya başladın."

Gem Vurmak:  

1- Bir kimsenin aşırıya kaçan davranışlarını önlemek. "Bu kıskançlığına gem vurmalısın." 2- Hayvanın ağzına gem takmak. "Ata gem vurmaya çalışıyor."

Gemi Aslanı:  

Gösterişli, işe yaramayan adam. "Gemi aslanı gibi iki korumayla geziyor."

Gemi Azıya Almak:  

1- Söz dinlemez olmak. 2- At, gemi azıları arasına alıp etkisiz bırakarak süvarisinin yönetiminden çıkmak ve kendi istediğince koşmak.

Gemi Baş Tutamamak:  

Rüzgâr, fırtına yüzünden, yapılışındaki veya yükselişindeki bir bozukluk sebebiyle gemi dümene uymamak, rotadan çıkmak. "Gemi baş tutamayınca, rotalarını kaybettiler."

Gemi Baş Vurmak:  

Önden gelen dalgalarla gemi başı kalkıp kalkıp inmek. "Gemi baş vurmaya başlayınca, güverteyi boşaltmak zorunda kaldık."

Gemi Dövünmek:  

Şiddetli dalgaların etkisiyle gemi bağlı veya demirli olduğu yerde inip kalkmak, sallanmak. "Fırtına etkisiyle, gemi dövünmeye başladı."

Gemi Gezmek:  

Dış etkiler yüzünden gemi rota çizgisinden ayrılıp sancak veya iskele yönüne ilerlemek. "Gemi gezmeye başlayınca, rotasına sokmakta zorlandılar."

Gemi Karaya Oturmak:  

1- Gemi, sığ bir yere saplanıp kalmak. "Gemi karaya oturunca, yakıt sızmaya başladı." "Gemi karaya oturmasın diye, kılavuz almaya karar vermişler." 2- İşler ters gitmek.

Gemi Leşi:  

Batmış gemi teknesi.

Gemi Maymunu Gibi:  

Bulunduğu yerde uzun süre hareketsizce oturup belli bir noktaya bakan kişi. "Gemi maymunu gibi oturmuş birini mi bekliyorsun?"

Gemi Yatağı:  

Korunmalı koy.

Gemileri Yakmak:  

1- Geri dönüşü olmayan kararlar vermek. "Babam gemileri yakmış, her şeyi satıp İstanbul'a gitmeye karar verdi." 2- Verdiği karardan geri dönmesini sağlayacak sebepleri yine kendisi yok etmek. "Sen kocana kaçınca söylediğin sözlerle o gemilerin hepsini yaktın."

Gemini Kısmak:  

Bir kimsenin üzerindeki baskıyı, kontrolü artırmak. "Bu çocuğun gemini kısmak gerek, yoksa sınıfta kalacak."

Gemisi Şapa Oturmak:  

İş, düzelemeyecek kadar bozulmak. "Girdiği son işte de, gemisi şapa oturmuş, şansı yok adamın."

Gemisini Kurtaran Kaptan:  

Sıkıntılı ve zor bir durumdan ne yapıp yapıp kurtulanlara övgü olarak söylenir. "İşleri yoluna soktu, gemisini kurtaran kaptan oldu maşallah."

Gemisini Yürütmek:  

Bir işi hiçbir engele takılmadan sürdürmek. "O fırıldak bir siyasetçi, her partide gemisini yürütebiliyor."

Gemiye Binmeyince, Navlun Verilmez.:  

Henüz alınmamış bir eşyanın ya da bitirilip teslim edilmemiş işin bedeli ödenmez.

Gemiyi Rotasına Koymak:  

Gemiyi pusula ile gideceği yönde belli olan rota çizgisi üzerine getirmek. "Gemiyi rotasına koydukları gibi hızla gözden kayboldular."

Gemiyi Tutmak:  

Gemiyi belirli bir yerde bir süre bekletmek, çalışmadan durmak. "Gemiyi limanda iki gün tutmaya karar verdiler."

Gemiyi Yatırmak:  

Altını temizlemek amacıyla küçük gemileri yan döndürmek. "Gemiyi yatırmışlar, bakım yapıyorlardı."

Genç İrisi:  

Vakitsiz serpilip büyümüş.

Genç Kalemler:  

1970 yılında arı dili savunan yazarların Selanik'te çıkardıkları bir derginin adı.

Geniş Bir Nefes Almak:  

Sıkıntılı bir durumdan kurtulmak, ferahlığa kavuşmak. "Şu sınavlar geçsin, geniş bir nefes alacağız."

Geniş Gönüllü:  

Heyecan ve telâş göstermeyen, merak etmeyen, olayları hoş karşılayan. ”Geniş gönüllü olmak benim için o kadar kolay değil.”

Geniş Karşılamak:  

Hoşgörü ile değerlendirmek. "Olayları bu kadar geniş karşılamasına anlam veremiyorum."

Geniş Mezhepli:  

Başkalarının hoş karşılamadığı davranışlara, ayıplara göz yuman kimse.

Geniş Yürekli:  

Telaş göstermeyen, merak etmeyen, tasasız.

Genizden Çıkarmak:  

Burnu tıkalı gibi konuşmak. "Sesini genizden çıkarmaktan çok rahatsız, ameliyat olacak."

Genizden Konuşmak:  

Burnu tıkalı gibi konuşmak. "Genizden konuşmaktan çok rahatsız, ameliyat olacak."

Gerçek İnsan:  

İnsanlık görevlerini tam olarak yapabilen, insanlık bilincine ulaşmış kimse.

Gerçek Yüzünü Göstermek:  

Sakladığı düşüncelerini sonradan ortaya koymak. "Gerçek yüzünü göstermesi çok uzun sürmedi."

Gerdan Kırmak:  

1- Naz ile boynu başla birlikte iki yana oynatarak kırıtmak. "Hiç değmezdi, gerdan kırmaya, bel bükmeye." "Şarkı başlarken, gerdan kırmaya başladılar." 2- Boynu, başı geriye oynatarak büyüklük taslar bir durum almak. "Bizim hanıma miras geldi, gerdan kırmaya başladı artık."

Gerdaniye Buselik:  

Şark müziğinin bir makamı.

Gerdeğe Girmek:  

Gelinle damat düğün gecesi bir araya gelmek. "Damat, gerdeğe girmek için sabırsızlanıyordu."

Gereği Düşünülmek:  

Bir sorunu sonuçlandırmak için tutulacak yolu kararlaştırmak. "O işin gereği düşünüldü, fark bir firmayla anlaştık."

Gereği Gibi:  

Nasıl olması gerekli ise öyle. "Gereği gibi davran ve çık git şimdi."

Gerek Görmek:  

Yapılmasını istemek. "Sana haber vermeyi gerek görmedim."

Gerekçe Göstermek:  

Gerektirici sebep ve doküman ileri sürmek. "İnandırıcı bir gerekçe göstermeden, bu ağacı kesemezsiniz."

Gerekli Görmek:  

Yapılması icap etmek. "Gerekli gördüğümüz her ilde, satış ofisi açacağız."

Gerekli Kılmak:  

İcap ettirmek. "Yağmur suları, yüksekçe bir duvar yapılmasını gerekli kılıyor."

Gereksinme Duymak:  

İhtiyacı olduğunu anlamak. "Bu mahalleye bir çocuk parkı gereksinme duyuyorum."

Gereksiz Görmek:  

Gerekli bulmamak, gerekli görmemek, ihtiyaç hissetmemek. "Gereksiz gördüğüm için sana haber vermedim."

Gergef İşlemek:  

Gergefle nakış işlemek.

Gerginlik Yaratmak:  

Gergin duruma getirmek. "Akşam akşam gerginlik yaratmayın."

Geri Almak:  

1- Verdiği şeyi geri istemek. "Kitabımı geri aldım." 2- Geriye doğru götürmek. "Arabayı biraz geriye alır mısınız?" 3- Söylediğinin söylenmemiş sayılmasını istemek. "Sözümü geri alıyorum." 4- Düşmandan kurtarmak. "Buraları düşmandan geri almak için, çok şehit verdik." 5- Arabayı geri geri götürmek için vites kolunu geri durumuna getirmek. "Şimdi vitesi geri al, yavaş yavaş gel."

Geri Basmak:  

Geri geri gitmek. ”Heyecanlanınca geri basmaya başladı.”

Geri Çekilmek:  

1- Kaçmak, bulunduğu yerden arka arkaya doğru gitmek. 2- Karıştığı bir işi sürdürmekten ya da sürdürenler arasında bulunmaktan vazgeçmek. ”Düşmanın çokluğu karşısında geri çekilmekten başka çaremiz kalmamıştı.”

Geri Çevirmek:  

İade etmek, geldiği yere göndermek, kabul etmemek. ”Ona aldığım hediyeyi rüşvettir diye geri çevirdi.”

Geri Dönmek:  

Geldiği yere gitmek. "Doktor izinli olunca, geri dönmek zorunda kaldık."

Geri Durmak:  

Bir işi yapmaktan kaçınmak. "Siz geri durun, o yapsın."

Geri Durmamak:  

Bir işe girmekten kaçınmamak, o işe girişmek. ”Ona bu işi yapmaktan geri durmamasını söyle, sonunda başaracaktır.”

Geri Fikirli:  

Yeni düşüncelere ayak uyduramamış olan fikir.

Geri Geri Çekilmek:  

Arka arka gitmek. "Büyüklere saygı olarak, geri geri çekilerek odadan çıkarlardı."

Geri Gitmek:  

Kötüleşmek. "Biz düzelecek diye beklerken, işler günden güne geri gidiyor."

Geri Göndermek:  

Geldiği yere göndermek, iade etmek. "Ürünlerin bir kısmını, geri göndermek zorunda kaldım."

Geri Hizmet:  

1- Ordunun çeşitli gereksinimleri ile ilgili işlerin tümü. 2- Etkinliği ikinci dereceden sayılan, kolay görev. ”Senin bu savaşta, geri hizmette bulunacağını söylediler bana.”

Geri Kafalı:  

Yenilikleri kabul etmeyen, bağnaz, kafası hurafelerle dolu.

Geri Kalmak:  

1- Arkada kalmak. "Biraz çabuk ol, geride kalıyorsun." 2- Çağdaşlarının ve yaşıtlarının düzeyine gelememek veya düzeyinde olmamak. "Bu ilimizdeki yatırımlar, epey geri kalmış." 3- Gecikmek. "Geri kalmayalım diye, arabayla geldik."

Geri Kalmamak:  

1- Bir işi yapmaktan kaçınmamak. "Bulaşıkları yıkamaktan da geri kalmaz." 2- Bir kimseden daha az başarılı olmamak. "Arkadaşlarından geri kalmamak için çok çalışıyordu."

Geri Komamak:  

Yapmazlık etmemek, yapmak. "Sizden mi korkacağız, elinizden geleni geri komayın!"

Geri Planda Kalmak:  

1- Gözden düşmek. "Sizin takım bu sezon arka planda kalmaya başladı." "Okulunuz bu yıl geri planda kalmış." 2- Önemini yitirmek, değersizleşmek. "Bu tarz kıyafetler geri planda kalmaya başladı." 3- Gözden uzak kalmak, ilgi çekmemek. "Bizim balık tezgahı biraz geri planda mı kaldı?"

Geri Saymak:  

Geriye doğru saymak. "Saklambaç oyununda, yirmiden geri sayıyorlardı."

Geri Vermek:  

Aldığı yere veya kimseye vermek, iade etmek. "Aldığım ürün bozuk çıktı, geri vermek istiyorum."

Geride Kalmak:  

Sona ermek, geçmişte kalmak, maziye karışmak, artık yaşanmamak. "Acısıyla tatlısıyla bir yıl daha geride kaldı."

Geriden Geriye:  

Uzaktan, yakın bir ilgi göstermeyerek. "Geriden geriye işi yürütüyordu."

Gerile Gerile:  

Kendini önemli göstererek, kasılarak, kabara kabara.

Gerilla Savaşı:  

Büyük bir kuvvete karşı, dağınık, ufak kuvvetler tarafından yapılan çete savaşı.

Gerisin Geriye:  

Geldiği yöne doğru.

Geriye Bırakmak:  

Tehir etmek, ertelemek. "Doktor, bizim sırayı en geriye bırakmış."

Geriye Yürümek:  

Öncesini kapsamak. "Yeni çıkan yasalar, geriye yürümez."

Gerize Taş Atmak:  

Edepsiz bir kimseye edepsizliğini göstermeye fırsat vermek. "Gerize taş atmak lazım ki, herkes ne olduğunu daha iyi görsün."

Geviş Getirmek:  

Yutmuş olduğu yiyeceği midesinden ağzına çıkarıp yeniden çiğnemek (Hayvan). "Geviş getiren ineklere bakıyordum."

Gevrek Gevrek Gülmek:  

1- Kendine güvenip karşısındakini küçümsemek "Gevrek gevrek gülerek, milletle alay etmesi kabul edilemez." 2- Neşeli ve kendine güvenli biçimde gülmek. "Sınavdan en yüksek notu kendisinin aldığını öğrenince, gevrek gevrek gülmeye başladı."

Gevşek Adam:  

Yavaş iş gören, cansız, iradesiz adam.

Gevşek Ağızlı:  

Saklanması gereken şeyleri söyleyiveren, sır saklayamayan, geveze, ayran ağızlı, boşboğaz.

Gevşetici Zihniyet:  

Hiçbir işte gerekli ciddiyeti göstermeyen düşünce.

Geyik Etine Girmek:  

Genç kız, erginlik çağında kadın endamı almaya başlamak. "Geyik etine girmiş, çok değişmiş."

Geyik Muhabbeti:  

Gevezelik, yararsız uzun uzadıya konuşma. "Geyik muhabbetini bırak da kalk gidelim."

Geyik Muhabbeti Yapmak:  

Yararsız, uzun uzadıya konuşmak. "Geyik muhabbeti yapmayı bırakın da annenize yardım edin."

Geyik Yapmak:  

Boş, yararsız konuşmak. "Geyik yapmayı bırakın, şu temizliği bitirin."

Geyikçi Hoca:  

Av sırasında dişi geyiğin sesini çıkararak erkek geyikleri meydana çıkarmaya çalışan adam.

Geyikler Kırkımında:  

"Balık kavağa çıktığı zaman" deyimi gibi, hiçbir zaman olmayacak işler için söylenir.

Geze Almak:  

Hedefe doğrultmak. "Sesler geldi, tüfeği kapıya doğru geze aldım."

Gezip Tozmak:  

Eğlenmek amacıyla çokça gezmek. "Ailem dışında biriyle, gezip tozmak istemiyorum."

Geziye Çıkmak:  

Uzak yerleri dolaşmak. "Gel seninle Akdeniz'e doğru geziye çıkalım."

Gibi Gelmek:  

... sanısı vermek, ... sanısı yaratmak. "Açıkgöz biri gibi geldi bana."

Gibi Olmak:  

Bir duruma, bir duyguya yaklaşmak. "Onu, biraz hatırlıyor gibi oldum."

Gibi Yapmak:  

... mişçesine, mışçasına davranmak. "Atlayacak gibi yaparak, herkesi heyecanlandırıyordu."

Gibisine Gelmek:  

imiş gibi gelmek, sanmak "Öyle gibime geliyor ki, bu işten zarar edeceğiz."

Gibisine Getirmek:  

Sanısı uyandırmak, sanısı vermek. "Bu teklifi doğru bulmamış gibisine getirdi."

Gıcık Almak:  

Bir davranışa veya bir kimseye sürekli sinirlenmek. "Randevu saatine saygı göstermeyen insanlardan gıcık alıyorum."

Gıcık Etmek:  

Birini kızdırmak, sinirlendirmek, öfkelendirmek. "Kardeşini gıcık etmeyi bırak, terlik geliyor."

Gıcık Kapmak:  

Bir davranışa veya bir kimseye sürekli sinirlenmek. "Randevu saatine saygı göstermeyenlere gıcık kapıyorum."

Gıcık Olmak:  

Bir davranışa veya bir kimseye sürekli sinirlenmek. "Randevu saatine saygı göstermeyenlere gıcık oluyorum."

Gıcık Tutmak:  

Bir süre boğaz gıcıklanmasına yakalanmak, konuşamamak. ”Gıcık tuttuğu için konuşmasını yarıda kesmek zorunda kaldı.”

Gıcık Vermek:  

1- Birini kızdırıp sinirlendirmek. 2- Boğazı yakıp kaşındırarak öksürmeye yol açmak. ”Gıcık veren bu tatlıyı yiyemiyorum.”

WhatsApp