D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Çeltik Tarlası:

Pirinç yetiştirilen sulak tarla.

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Fırsatını Düşürmek:  

Kolayını bulmak. "Fırsatını düşürüp, bir haftalık tatile çıkmış."

Fırsattan İstifade Etmek:  

Çıkan fırsattan en iyi biçimde yararlanmak, fırsatı ganimet bilmek. "Fırsattan istifade edip, hafta sonu köye kaçtık." , "Őğretmenler; her fırsattan istifade ederek halka koşmalı, halk ile beraber olmalı ve halk, őğretmenin çocuğa yalnız alfabe okutur bir varlıktan ibaret olmayacağını anlamalıdır. - Atatűrk"

Fırtına Atlatmak:  

Güç durumdan kurtulmak. "Biz yirmi yıllık evliliğimizde ne fırtınalar atlattık."

Fırtına Çıkmak:  

Sert rüzgâr esmeye başlamak. "Fırtına çıkmadan eve dönmeliyiz."

Fırtına Gibi:  

1- Hızla, birdenbire. "Şahin; fırtına gibi gelip, avını yakaladı." 2- Aceleci. "Fırtına gibi bir golcü almışlar."

Fırtına Koparmak:  

Bir yerde kavga ve gürültü çıkarmak. "Basit bir olay yüzünden fırtına koparmanın anlamı yok."

Fırtına Kopmak:  

1- Şiddetli fırtına çıkmak. "Biz sahile demir attığımızda, fırtına kopmak üzereydi." 2- Bir yerde kavga ve gürültü çıkmak. "İçeride bir fırtına kopacağı, daha başında belliydi."

Fırtına Öncesi Sessizlik:  

Önemli bir olayın ortaya çıkmasından önceki zaman. "Gereksiz bir sakinlik var, umarım fırtına öncesi sessizlik değildir."

Fırtına Patlamak:  

1- Şiddetli fırtına çıkmak. "Biz sahile demir attığımızda, fırtına patlamak üzereydi." 2- Bir yerde kavga ve gürültü çıkmak. "İçeride bir fırtına patlayacağı daha başında belliydi."

Fiş Açmak:  

Bir işle ilgili konuda gereken bilgileri fiş üzerine yazmaya başlamak, fişlemek. "Oyun salonunda, görevliden bana bir fiş açmasını rica ettim."

Fişek Atmak:  

1- Ortalığı karıştıracak bir söz söylemek. "Hanımın yanında bir fişek attın, hala uğraşıyoruz." 2- Cinsel birleşmede bulunmak. "Bu yaşta hala fişek atma peşinde."

Fişek Gibi:  

Hızla. "Kafasına fişek gibi bir top çarptı."

Fişek Salıvermek:  

Ara bozacak söz söylemek. "Fişek salıvermekle eline ne geçecek."

Fişini Çekmek:  

1- Birine zarar vermek. "Çok uğraştılar, ama fişini çekmeleri mümkün olmadı." 2- Birini öldürmek. "Rakibinin fişini çekmek için, bir takım planlar yapıyorlardı." 3- Yaşama dönme umudu olmayan hastayı, nefes alması, kalbinin atması gibi faaliyetlerini yerine getiren aletlerden ayırmak. "Tüm umutlar tükense de, aile fertleri fişini çekmek istemiyordu." 4- Susturmak. "Biri, bu adamın fişini çeksin."

Fişini Tutmak:  

Bir kimsenin davranışlarını fiş üzerinde belirlemek. "Şirkette çalışanların fişini tutmaya özen gösterirdi."

Fiske Dokundurmamak:  

Bir kimse veya nesneyi en küçük bir tehlikeden bile korumak, titizlikle savunmak. "Dosta fiske dokundurmaz, zulme aman vermezdim."

Fiske Fiske Kabarmak:  

Kabarcıklar oluşmak. "Süte alerjisinden, çocuğun elleri fiske fiske kabardı."

Fiske Fiske Olmak:  

Kabarcıklar oluşmak. "Süte alerjisinden, çocuğun elleri fiske fiske oldu." "Bu yoğurt fiske fiske olmuş, ekşimiş herhalde."

Fiske Kondurmamak:  

Bir kimse veya nesneyi en küçük bir tehlikeden bile korumak, titizlikle savunmak. "Dosta fiske kondurmaz, zulme aman vermezdim."

Fiskos Etmek:  

Birilerinin bulunduğu bir yerde birkaç kişi gizlice ve alçak sesle konuşmak. ”Utanmıyor musunuz bu kadar kişi içinde fiskos etmeye?”

Fısku Fücur:  

Dinin yasak ettiği şeyleri yapma, günaha girme.

Fişteklemek:  

Sinsice destekleyip kışkırtmak. "Arkasında birileri var gibi, basından birileri sanırım, sürekli fiştekliyorlar herifi."

Fıstık Gibi:  

1- Dolgun, besili ve canlı. "Fıstık gibi bir kedisi var." 2- Çok güzel. "Fıstık gibi bir tatil bizi bekliyor." 3- Alımlı, çekici kadın. "Fıstık gibi bir sevgilim var."

Fıstıkî Makam:  

Çok ağır ve telaşsız. "Tevfik Bey fıstıki makam geliyor."

Fıstıki Makamla:  

Ağır ağır, yavaş yavaş. "Fıstıki makamla eve doğru gidiyordum, sonra bir banka oturdum."

Fit Olmak:  

Ödeşmek, razı olmak. "Bu kalemi sana verirsem fit oluruz."

Fit Sokmak:  

1- Kızdırmak, birini başkasına karşı kışkırtmak, aralarını açmak. "Belli ki birileri sana fit sokmuş, kalkıp gelmişsin." 2- Kuşku uyandırmak. "Yaptığı davranışlar çevresindekilere fit sokmaya başladı."

Fit Vermek:  

1- Kızdırmak, birini başkasına karşı kışkırtmak, aralarını açmak. "Belli ki birileri sana fit vermiş, kalkıp gelmişsin." 2- Kuşku uyandırmak. "Yaptığı davranışlar çevresindekilere fit vermeye başladı."

Fıtık Etmek:  

Sıkıntı vermek, üzmek. "Sabahtan beri fıtık etti, biraz ilgilen şu çocukla."

Fıtık Olmak:  

Büyük sıkıntı duymak, kahrolmak, çaresiz kalmak. "Üç saattir temizlik yapmaktan fıtık oldum."

Fitil Almak:  

Öfkeyle parlamak. "Ne söyledin de birden fitil aldı?"

Fitil Etmek:  

Kızdırmak, sinirlendirmek. "İstemediğim hareketleri yaparak beni fitil etme."

Fitil Fitil Burnundan Gelmek:  

Hoş bir durum, elde ettiği güzel bir şey, sonra gelen üzüntüler üzerine kendisine zehir olmak. "Yediğimiz yemeği fitil fitil burnumuzdan getirmek mi istiyorsun? Sus artık!"

Fitil Gibi:  

Çok sarhoş anlamında kullanılır. "Eve fitil gibi geldi."

Fitil Olmak:  

1- Çok içip sarhoş olmak. 2- Aşırı ölçüde kızmak. ”Fitil oluyorum şu adamın hareketlerine!”

Fitil Vermek:  

1- Kızdırmak, azdırmak. 2- Kışkırtmak. "Senin derdin bana fitil vermek mi?"

Fitili Alırken Mumu Söndürmek:  

Bir iş yapmaya çalışırken işe zarar vermek, faydadan çok zararı olmak.

Fitili Almak:  

Biri birdenbire telaşlanmak, kaygılanmak, öfkelenmek. "Amcan fitili almış, eve doğru gidiyor."

Fitili Yutmak:  

Kışkırtmaya gelmek. "Ne derlerse desinler, sen fitili yutma."

Fitne Fesat Çıkarmak:  

1- Ara bozucu söz söylemek. "Yalan yanlış sözlerle, fitne fesat çıkarma peşindesin." "Yeryüzünde fitne fesat çıkaranlara lanet olsun. - Rad Suresi/25" 2- Ara bozucu davranışta bulunmak. "Yüzümüze gülüp, arkamızdan fitne fesat çıkaranlar var."

Fitne Fücur:  

Çok fitneci.

Fitne Sokmak:  

İnsanları birbirine düşürecek, aralarını bozacak davranışta bulunmak, sözler sarf etmek.

Fitre Vermek:  

Ramazan ayının son günlerinde verilmesi dince buyrulan belli miktarlardaki sadakayı vermek.

Fiyaka Satmak:  

Gösteriş yapmak, caka yapmak, çalım satmak. "Sonunda bir koltuğa oturdu, bize fiyaka satıyor."

Fiyaka Sökmek:  

Gösteriş yapmak, caka yapmak, çalım satmak. "Sonunda bir koltuğa oturdu, bize fiyaka söküyor."

Fiyasko Vermek:  

Bir girişim başarısızlıkla sonuçlanmak. "Bu işte de fiyasko vermekten kurtulamadık."

Fiyat Ayarlamak:  

Para değerindeki değişiklik ve başka ekonomik şartlar dolayısıyla fiyatları düzenlemek. "Kimine göre fiyat ayarlaması, kimine göre zam, sonuçta olan hep vatandaşa."

Fiyat Biçmek:  

Bir şeyin değerini belirlemek, para karşılığını tespit etmek. ”Bu malın fiyatını biçmek o kadar kolay değil.”

Fiyat Kırmak:  

Fiyatı birilerinin verdiğinden az vermek, fiyatı düşürmek. ”Müteahhitlerden ikisi anlaşarak ihalede fiyat kırma yoluna gittiler.”

Fiyat Vermek:  

Ödenecek fiyatı bildirmek. "Bir fiyat verin, uygun gelirse alırım."

Fiyatı Dondurmak:  

Fiyatın yükselmesini önlemek, fiyatların olduğu gibi kalmasını sağlamak. ”Belediye et fiyatlarını dondurmaya yanaşmıyor.”

Fiyatı Kırmak:  

Fiyatı birilerinin verdiğinden az vermek, fiyatı düşürmek. "Müteahhitlerden ikisi anlaşarak ihalede fiyatı kırma yoluna gittiler."

Fiyatları Dondurmak:  

Fiyatların olduğu gibi kalmasını sağlamak. "Hükûmet benzin fiyatlarını dondurdu." şaka:) "Bu devirde fiyatları dondurmak imkansız."

Fiyonklu Hotoz:  

Ucuna kelebek biçiminde kurdeleler bağlanmış başlık.

Flört Etmek:  

Karşı cinsten biriyle duygusal ilişki kurmak, çıkmak. "Aralarındaki ilişki flört etmekten öte geçmedi."

Fol Yok Yumurta Yok:  

Ortada (bir konu ile ilgili) hiçbir belirti olmadığı hâlde varmış gibi bir kuşkuya düşmek. ”Henüz ortada fol yok yumurta yok, sen adama para ödemeye kalkışıyorsun.”

Fön Çekmek:  

Aletle saçı kurutup biçim vererek taramak. "Saç tıraşı oldum, fön çektirip de geldim"

Fonda Etmek:  

Demir atmak. "Fonda etmeye karar verdik, sahile doğru ilerliyorduk."

Fondip Yapmak:  

Bir solukta, bir dikişte içmek. "Ballı sütü çok sever, hemen fondip yapar."

Fora Etmek:  

Açmak, çözmek. ”Bütün yelkenleri fora ettik.”

Format Atmak:  

Biçimlendirmek. "Bilgisayara format atmak kolay bir işlem değil."

Format Çekmek:  

Biçimlendirmek. "Bilgisayara format çekmek kolay bir işlem değil."

Formda Olmak:  

Gerekli güç ve yeteneklere sahip olmak. "Sürekli formda olmak için, programlı çalışıyor."

Formdan Düşmek:  

Güç ve yeteneği yitirmek. "Formdan düşmeye başlayınca, takımda kendine yer bulamamaya başladı."

Formül Bulmak:  

Bir çözüm, işi çözümleyecek çıkar yol bulmak. ”Sabahtan beri bir formül bulmaya çalışıyorum, sense yatıyorsun!”

Formunu Korumak:  

1- Gerekli güç ve yeteneği bozmadan sürdürmek. "Formunu korumak için uykusuna dikkat eder." 2- Diri ve canlı görünmek. "Formunu korumak için, her gün en az bir saat yürüyüş yapar."

Foroz Kayığı:  

Dalyandan balık çıkarmak için kullanılan kayık.

Fors Satmak:  

Kendini itibarlı bir insanmış gibi göstermek, böbürlenmek. "Fors satmayı biliyorsun, ama iş yapmaktan kaçıyorsun."

Fors Yapmak:  

Kendini itibarlı bir insanmış gibi göstermek, böbürlenmek. "Fors yapmayı biliyorsun, ama iş yapmaktan kaçıyorsun."

Forsu Kalmamak:  

Sözü geçmez olmak; bir konuda saygınlığı, gücü kalmamak. ”Adamları arasında da forsu kalmayacak onun.”

Forsu Kırılmak:  

İtibar ve onuru sarsılmak. "Kendi mekanında fena dayak atmışlar, acayip forsu kırılmış."

Forsu Olmak:  

Bir konuda saygınlığı, gücü, söz geçirirliği bulunmak. "Forsu olduğu için, ondan yardım almalıyız."

Forsunu Kaybetmek:  

Etkinliğini ve saygınlığını kaybetmek. "Eskisi kadar etkili değil, forsunu kaybetmeye başladı."

Forsunu Yitirmek:  

Etkinliğini ve saygınlığını kaybetmek. "Eskisi kadar etkili değil, forsunu yitirmeye başladı."

Fos Çıkmak:  

Bir iş gerçekleşmemek, boş çıkmak. "Futbol takımı kurma işi fos çıktı."

Foseptiği Çıkmak:  

Niteliğini yitirmek, kötüleşmek, tekrarlana tekrarlana anlamını yitirmek. "Bu hikayenin foseptiği çıktı, başka şeyler anlat."

Fosur Fosur:  

Dumanını savurarak sigara vb. içmek.

Fotoğraf Çekmek:  

Fotoğraf makinesiyle görüntü tespit etmek. "Herkes bir yerlerde fotoğraf çekip, paylaşma derdinde."

Fotoğrafını Almak:  

Fotoğraf makinesiyle görüntüsünü tespit etmek. "Şu manzaranın bir fotoğrafını alayım."

Foyası Meydana Çıkmak:  

Yalanı, dolanı, hilesi, kötü niteliği, kusuru ortaya çıkmak. ”Yakında onun da diğerleri gibi foyası meydana çıkacak.”

Foyası Ortaya Çıkmak:  

Bir sebepten yalanı, dolanı, hilesi, kötü niteliği, kusuru ortaya çıkmak. "Yakında onun da diğerleri gibi foyası ortaya çıkacak."

Foyasını Belli Etmek:  

Göz boyacılığı, suçu, kötü niteliği veya gizli niyeti ortaya çıkmak. "Birkaç kullanımdan sonra, kalitesiz ürün foyasını belli ediyor."

Fransız Kalmak:  

1- Anlatılan bir konuyu anlayamamak. "Ben biraz Fransız kaldım, baştan anlatır mısın?" 2- Herhangi bir konudan uzak kalmak. "Bu işlere hep Fransız kaldık, keşke zamanında anlamaya çalışsaydık."

Fren Yapmak:  

Freni kullanarak taşıtın hızını kesmek veya taşıtı durdurmak. "Keskin virajlara firen yaparak yaklaş."

Freni Patlamak:  

1- Fren, görevini yapmamak. "Freni patladığı için kazaya sebep olmuş." 2- Bir iş denetimden çıkmak. "Bu işin freni patladı, tutabilene aşk olsun."

Freni Tutmamak:  

1- Fren, görevini yapmamak. "Freni tutmadığı için kazaya sebep olmuş." 2- Bir iş denetimden çıkmak. "Bu işin freni tutmuyor, tutabilene aşk olsun."

Frikik Vermek:  

Göğüs, bacak gibi vücudun belirli bölümlerini, bilerek veya bilmeyerek gereğinden fazla açarak göstermek. "Frikik vermemek için arabasından dikkatle indi."

Frikik Yakalamak:  

Bilerek veya bilmeyerek gereğinden fazla açılmış olan göğüs, bacak gibi vücudun belirli bölümlerini görmek. "Frikik yakalamak isteyen gazeteci, sürekli görüntü almaya çalışıyordu."

Fukara Babası:  

Yoksulları koruyup gözeten, onlara yardım elini uzatan, elden geldiğince yardım etmeyi seven kimse.

Fukara Sümüğü Gibi Duvara Yapıştırmak:  

Bir kimseyi dövmek ya da hakaretle sindirmek. "Fukara sümüğü gibi duvara yapıştırmakla tehdit etti."

Funda Demir Etmek:  

Demir atma komutu vermek. ”Körfeze iyice girince kaptan funda demir edin dedi.”

Fütur Etmemek:  

Umursamamak, önemsememek. "Söylediklerime fütur etmemenin cezasını çekeceksin."

Fütur Getirmek:  

Umutsuzluğa ve çaresizliğe düşmek, bezginlik getirmek, bezmek. "Ben bu işlerden artık fütur getirdim."

Fütur Getirmemek:  

Bezginlik getirmemek, umutsuzluğa düşmemek. ”Sakın fütur getirme, göreceksin başaracağız.”

Gacır Gucur:  

Çirkin ve kulak tırmalayıcı bir ses çıkararak, gacır gacır.

Gacır Gucur Etmek:  

Gacır gucur ses çıkarmak.

Gaddarlık Etmek:  

Acımamak, başkalarına zarar vermekten çekinmemek.

Gadre Uğramak:  

Haksız davranışlarla karşı karşıya gelmek. "Allah sizi gadre uğramaktan korusun."

Gaf Yapmak:  

Bilmeden karşısındakini incitecek bir söz söylemek ya da bir davranışta bulunmak. "Bunu ona söylemekle büyük gaf yaptım."

Gafil Avlamak:  

Hiç umulmadık, beklenmedik bir zamanda yakalamak, zor duruma düşürmek. "Beni gafil avladı, bir şey diyemedim."

WhatsApp