D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Talan Etmek:

Yağma etmek, yağmalamak. "Mafyanın adamları ofisi talan etmişler."

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Fasit Olmak:  

Namaz, oruç, abdest vb. bozulmak. "Orucu fasit olduğu için, karnını iyice doyurdu."

Fasulye Gibi Kendini Nimetten Saymak:  

Gereksiz yere kendini olduğundan fazla değerli görmek. "Fasulye gibi kendini nimetten sayıyor, bu yüzden ona hiç ısınamadım." , "Fasulye gibi kendini nimetten sayma, seni de her an paket edebilirler."

Fasulye Sırığı Gibi:  

Zayıf, sıska ve çok uzun boylu. "Tam kapımızın karşısına, fasulye sırığı gibi bir direk diktiler."

Fasulye Yazmak:  

(yun.t.arg.) Kumarhane sahibinin payını ayırmak.

Fasulyenin Faydaları:  

1- Lüzumsuz bilgiler. "Şimdi geldik fasulyenin faydalarına." 2- Asıl amacından sapan sohbet için alay yollu olarak kullanılır. "Anlat bakalım fasulyenin faydalarını.

Fatiha Okumak:  

O şeyden umudunu kesmek. "Bence, sen o paranın üstüne bir Fatiha oku."

Fatura Etmek:  

Faturalamak. "Bu ürünler kimin adına fatura edilecek?"

Fatura Kesmek:  

Satılan bir şey için fatura düzenlemek. "Fatura kesmek için üst kata çıktılar."

Faturasını Birine Çıkarmak:  

Sorumluluğu birine yüklemek. "Dilerim bu kazanın faturasını da sana çıkarmazlar."

Faturasını Birine Ödetmek:  

Sorumluluğu birine yüklemek. "Dilerim bu kazanın faturasını da sana ödetmezler."

Faullü Çalışmak:  

Sporda, özel yönetmeliklerle belirtilen kurallar dışına çıkmak.

Fayda Etmek:  

Etkisi olmak, işe yaramak, yararlı olmak. "Eve yalıtım yaptırdık, çok fayda etti."

Fayda Etmemek:  

Etkisi olmamak, işe yaramamak, yararlı olmamak. "Doktorun verdiği bu ilaçlar da fayda etmedi."

Fayda Görmek:  

Yararlanmak. "Bugüne kadar senden bir fayda görmedik."

Fayda Sağlamak:  

Etkisi olmak, işe yaramak, yararlı olmak. "Eve yalıtım yaptırdık, çok fayda sağladı."

Fayda Vermek:  

Yararlı olmak. "Ben kendisiyle konuştum, umarım fayda verir."

Fayda Vermemek:  

Yararlı olmamak. "Ne kadar ders anlatsan da fayda vermiyor." , "Fayda vermeyen şeylerden uzak dur."

Faydalı Olmak:  

Yararlı olmak. "Faydalı olsun diye, bir lamba daha açtı." , "Siz değerli ziyaretçilerimize, faydalı olmak için çalışıyoruz."

Faydası Dokunmak:  

Yararı dokunmak. "Faydası dokunmayacak olduktan sonra, bu vantilatörü neden aldık?"

Faydası Olmak:  

Yararı olmak. "Faydası olmayan ilimden uzak dur." "Benim oraya gelmemin bir faydası olacaksa geleyim."

Faydası Olmamak:  

Yararı olmamak, işe yaramamak. "Faydası olmayan ilimden uzak dur."

Faydasını Görmek:  

1- Yarar sağlamak. "Yaptırdığım masajın faydasını gördüm." "Öğrendiğin bilgilerin zamanla Faydasını göreceksin." 2- Kâr elde etmek. "Bu kadar masraf ettim, daha bir faydasını görmedim." , "Bu işe girmenin çok faydasını gördük."

Faydasız Baş Mezara Yaraşır:  

"Yaşayan kimse bir işe yaramalıdır, bir işe yaramayan kimsenin ölüden farkı yoktur." anlamında kullanılan bir söz. "Faydasız baş mezara yaraşır, gel biraz bize yardım et."

Fayrap Etmek:  

1- Ocağın ateşini harlandırmak. "Şu ocağı fayrap et de, çay suyu kaynasın." 2- Herhangi bir işi veya şeyi hızlandırmak. "Hava kararmasına yakın fayrap edip işi bitirdiler." 3- Açmak, çıkarmak. "Tüm kapıları fayrap etti." "Kirli kıyafetlerini fayrap etti." Fayrap: 1. Herhangi bir şeyi veya işi hızlandırma. 3. Kapı, pencere, giysi vb.ni açma, çıkarma.

Fazla Gelmek:  

Çekilmeyecek, bıktıracak, tedirgin edecek bir durum almak. "Bu kadar sıkıntı da kadına fazla geldi."

Fazla Kaçırmak:  

Gereğinden fazla yemek, içmek, konuşmak, uyumak vb. eylemler. "Akşam yemeğinde fazla kaçırınca gece uyuyamadım."

Fazla Kaçmak:  

Çekilmeyecek, bıktıracak, tedirgin edecek bir durum almak. "Bu kadar sıkıntı da kadına fazla kaçtı."

Fazla Mal Göz Çıkarmaz:  

"Ne kadar ve ne türden mal olursa olsun elden çıkarılmamalıdır." anlamında kullanılan bir söz. "Bunları da koy dursun kenarda, fazla mal göz çıkarmaz."

Fazla Olmak:  

Dayanma gücünü aşacak davranışlarda bulunmak, çok olmak. "Derya, fazla oluyorsun çeneni kapat!"

Fazlalık Etmek:  

Birinin varlığı, bulunduğu yerde gereksiz olmak. "Benim şu eski kıyafetleri de al, fazlalık etmesinler."

Feda Etmek:  

Kıymak, gözden çıkarmak. "Ben senin için her şeyimi feda etmeye hazırım."

Feda Olmak:  

Uğrunda yok olmak. "Sen iste yeter ki, canım feda olsun sana."

Feda Olsun:  

"Varsın gitsin, uğrunda yok olsun!" anlamında kullanılan bir söz. "Sen iste yeter ki, canım feda olsun sana!"

Fedakârlığa Katlanmak:  

Bir amaca, bir emele ulaşmak için birçok sıkıntıya, üzüntüye, güçlüğe dayanmaya çalışmak. "Ebeveynler, çocukları için fedakârlığa katlanmaktan çekinmez."

Fedakârlık Etmek:  

1- Özverili davranmak. "Senin için çok fedakârlık etti, böylesi kolay kolay karşına çıkmaz." 2- Azlığına katlanmak, az oluşu ile yetinmek, vazgeçmek. "Başarı için, yeri gelecek uykundan fedakârlık edeceksin."

Fedakârlık Göstermek:  

Özverisini ortaya koymak. "Lafla fedakârlık göstermek kolaydır, ama fiiliyatta o kadar kolay değildir."

Fedakârlık Yapmak:  

Özverisini ortaya koymak. "Lafla fedakârlık yapmak kolaydır, ama fiiliyatta o kadar kolay değil."

Felah Bulmak:  

Kurtulmak, onmak. "Sen artık buralarda felah bulamazsın."

Felç Gelmek:  

İnme inmek, bedenin bir yeri hareketsiz ve duygusuz duruma gelmek. "Adamın sağ yanına felç gelmiş diyorlar."

Felç Olmak:  

1- Felç gelmek, bedenin bir yeri hareketsiz ve duygusuz duruma gelmek. "Adamın sol yanı, felç olmuş diyorlar." 2- Bir iş içinden çıkılamaz durum almak, tıkanmak. "Akşam saatlerinde köprü trafiği felç oldu."

Felce Uğramak:  

1- Bir işin tamamen bozulması, durup ilerleyemez olması 2- Hastalık sebebiyle organlarının bir kısmı çalışamaz duruma gelmek, kötürüm olmak. ”Yaptığımız işin felce uğramasından korkuyorum.”

Feleğe Küsmek:  

Talihten yakınmak, şanstan ümidini kesmek. "Feleğe küsmüşüm, dertlerimle baş başayım."

Feleği Şaşmak:  

Ummadığı bir durumda kalmak, şaşkınlık içine düşmek. "Bela öyle bir yerden gelir ki, feleği şaşar insanın."

Feleğin Çemberinden Geçmek:  

Hayatta çok günler görmüş, acı tatlı olaylar yaşayıp tecrübe kazanmış, olgunlaşmış. ”O ihtiyar mı? Feleğin çemberinden geçmiş biridir o.”

Feleğin Çemberinden Geçmiş:  

Yaşamında iyi, kötü birçok hallere uğrayarak gözü açılmış, tecrübeli, bilmiş. "O ihtiyar mı? Feleğin çemberinden geçmiş biridir o."

Feleğin Sillesine Uğramak:  

Büyük bir felakete, yıkıma uğramak. "Feleğin sillesine uğradığından beri insanlarla ilişkileri bozuldu."

Feleğin Sillesini Yemek:  

Büyük bir felakete, yıkıma uğramak. "Feleğin sillesini yediğinden beri insanlarla ilişkileri bozuldu."

Feleğini Şaşırmak:  

Ummadığı bir durumda kalmak, şaşkınlık içine düşmek. "Bela öyle bir yerden gelir ki, feleğini şaşırır insan."

Felek Yâr Olursa:  

"Bir terslik çıkmazsa, şartlar uygun giderse." anlamında kullanılan bir söz. "Her zamân insâna felek yâr olmaz."

Felek, Kimine Kavun Yedirir Kimine Kelek:  

"Bu dünyada kimi insanlar mutluluk içinde yaşarlar, kimileri de talihsizdirler." anlamında kullanılan bir söz. "Felek, kimine kavun yedirir kimine kelek; bize de düştü bir kelek."

Felekten Bir Gece Çalmak:  

Çok keyifli ve eğlenceli bir gece geçirmek. "Arkadaşlarla felekten bir gece çalmak için anlaştık."

Felekten Bir Gün Çalmak:  

Çok keyifli ve eğlenceli bir gün geçirmek. "Arkadaşlarla felekten bir gün çalmak için anlaştık."

Felekten Kâm Almak:  

Güzel vakit geçirmek, istediği gibi eğlenmek. "Bu gece hep beraber, felekten kâm almaya ne dersiniz?"

Felfelek Sokmak:  

Birini kuşkuya düşürmek. "Annemin aklına felfelek soktun, uyuyamayacak şimdi."

Fellik Fellik Aramak:  

Telâşla, hemen her köşeye bakarak heyecanla aramak. ”Bütün her yeri fellik fellik aradım ama bıçağı bulamadım.”

Felsefe Yapmak:  

Olayların sebep ve sonuçları üzerine kendince birtakım soyut düşünceler ileri sürmek.

Fen Lisanı:  

Fen bilimlerinde kullanılan tabirler.

Fena Bulmak:  

Yok olmak.

Fena Etmek:  

Kötü duruma düşürmek, işini bozmak, zor durumda bırakmak, dövmek. ”Biraz daha konuşursan seni fena edeceğim.”

Fena Gözle Bakmak:  

Kötü niyetini anlatır biçimde bakmak. "Yanında çalışana pek güvenme, fena gözle bakıyor gibi geldi bana."

Fena Hâlde:  

Aşırı ölçüde, son derece, adamakıllı. "Sabahtan beri yoldayız, fena hâlde yoruldum."

Fena Kalpli:  

Herkesin kötülüğünü isteyen.

Fena Olmak:  

1- Çok üzülmek, çok sarsılmak. "Kazada hayatını kaybettiğini duyunca fena oldum." 2- Hasta gibi olmak, fenalaşmak. "Ay ben fena oluyorum! Bir bardak su versene tatlım." 3- Kötüleşmek. "Çocuğun okulu değişince, dersleri daha fena oldu."

Fena Yapmak:  

Kötü ve sıkıntılı bir duruma düşürmek. "Odasını dağınık bırakıp gitmiş, akşam gelsin onu fena yapacağım."

Fena Yerine Vurmak:  

Tehlike yaratabilecek bir yerine vurmak. "Fena yerine vurunca, sakat kalacak diye korktuk."

Fenalık Çökmek:  

Kendini bilmeyecek veya bayılacak bir duruma gelmek. "Kaza haberini alınca fenalık çöktü, doktorlar müdahale etti."

Fenalık Etmek:  

Kötülük etmek, kötülükte bulunmak. "O arkadaşını pek gözüm tutmadı, sana fenalık etmesin."

Fenalık Geçirmek:  

Kendini bilmeyecek veya bayılacak bir duruma gelmek. "Kaza haberini alınca fenalık geçirdi, doktorlar müdahale etti."

Fenalık Gelmek:  

Kendini bilmeyecek veya bayılacak bir duruma gelmek. "Kaza haberini alınca fenalık geldi, doktorlar müdahale etti."

Fenasına Gitmek:  

Üzülmek, gücenmek, kırılmak, sinirlenmek. "Yaptığın şaka fenasına gitmiş, sana çok kırgın."

Fenaya Çekmek:  

Söylene bir söze kötü anlam vermek. "Ben senin iyiliğin için konuşuyorum, söylediklerimi fenaya çekmene gerek yok."

Fenaya Sarmak:  

İş veya durum kötüye gitmek. "Hakkındaki düşüncelerim değişmedi, hatta daha fenaya sarıyor."

Fener Alayı:  

Bayram gecelerinde kalabalık halk topluluklarının, ellerinde fener veya meşalelerle şehri dolaşarak yaptıkları gösteri.

Fener Çekmek:  

1- Elinde fenerle önden gitmek. "O mağarada, fener çekme işini ben üstlenmiştim." 2- Bir kalabalığa önderlik etmek. "Oradakilere fener çeken biri olarak, sözlerine dikkat etmeli."

Feneri Nerede Söndürdün:  

Geç kalanlara takılmak için söylenen bir söz. "Üç gündür feneri nerede söndürdüğün belli değil."

Fenersiz Yakalanmak:  

Beklenmedik bir zamanda istenmeyen bir durumla karşılaşmak. "Dün gece babama fenersiz yakalandık, biraz ayıp oldu."

Fennini Almak:  

Bir işin inceliklerini, püf noktalarını kavrayıp o alanda usta olduğunu göstermeye başlamak. "Boya badana işinin fennini almışsın."

Fennini Kapmak:  

Bir işin inceliklerini, püf noktalarını kavrayıp o alanda usta olduğunu göstermeye başlamak. "Boya badana işinin fennini kapmışsın."

Fent Çevirmek:  

Düzen, hile yapmak. "Bana fent yapma dombili, aklını alırım!"

Feragat Etmek:  

Hakkından vazgeçmek, el çekmek. "Uykumdan feragat ettim, erkenden geldim."

Feragat Göstermek:  

Hakkından vazgeçmek, el çekmek. "Uykumdan feragat gösterdim, erkenden geldim."

Feragat Sahibi:  

Gönlü tok, özveri gösterebilen, fedakârlık yapabilen.

Ferah Fahur:  

1- Bolluk içinde. 2- Geniş ve sıkıntısız biçimde. 3- Bağımsız, bağlantısız, canının istediği gibi.

Ferah Ferah:  

1- Bol bol, geniş geniş, sere serpe. 2- En aşağı.

Ferah Tutmak:  

İç rahatlığını, huzurunu korumak "İçinizi ferah tutun, az sonra sahile yanaşacağız."

Ferahlık Duymak:  

İçinin açıklığını, rahatlığını hissetmek. "Bu bahçeye her geldiğimde, bir ferahlık duyuyorum."

Ferahlık Vermek:  

İç açmak, rahatlık hissettirmek. "Duvardaki şu renge bayılıyorum, bana ferahlık veriyor."

Feraset Sahibi Olmak:  

Anlayışlı ve sezgileri kuvvetli olmak. "Feraset sahibi olan kişi lafı çabuk anlıyor."

Ferasetli:  

Anlayışlı. "Ferasetli bir babam olduğu için çok şanslıyım."

Feri Kesilmek:  

Güçsüzleşmek, gücü kalmamak. "Beşinci kata çıkıncaya kadar feri kesildi."

Ferih Fahur Yaşamak:  

Bağımsız, bağlantısız bir biçimde yaşamak. "Ferih fahûr yaşadığınız toprakların kıymetini bilin."

Feriştahı Gelse:  

1- "En güçlüsü, en yetkilisi, en üstünü olsa." anlamında kullanılan bir söz. "Feriştahı gelse, seni elimden alamaz." 2- "En iyisi olsa." anlamında kullanılan bir söz. "Feriştahı gelse, bu kadar işimize yaramazdı."

Ferman Buyurmak:  

Emretmek, emir vermek. "Padişah ferman buyurdu, tüm halk meydanda toplanacak." "Sen ferman buyurursan hemen sorunumuzu çözerler."

Ferman Çıkarmak:  

1- Padişah tarafından herhangi bir konuda emir verilmek. "Fatih Sultan Mehmet Han; ormandan bir dal kesenin başını keserim, diye ferman çıkarmış." 2- Yetkili bir kimse tarafından buyruk verilmek. "Müdür bey ferman çıkarmış, sabah dokuzda toplantı varmış."

Ferman Dinlememek:  

Kural, yasa, söz dinlememek; hiçbir yerden buyruk almamak. ”Âşığın gönlü ferman dinlemez oldu.”

Ferman Sizin:  

"Siz nasıl isterseniz öyle olsun." anlamında kullanılan bir söz. "Ferman sizin, yemekte dilediğinizi yiyebilirsiniz."

Fermanlı Deli:  

Deli olduğu herkesçe bilinen, zır deli. ”Halk bu ülkeyi fermanlı delilerin eline bırakmayacaktır.”

Fersah Fersah:  

1- Kat kat. "Sağlıkta fersah fersah ilerideyiz." 2- Çok, pek çok. "Fikirlerinden fersah fersah uzaktık."

Fersiz Göz:  

Keskinliği, canlılığı kaybolmuş göz.

Fertiği Çekmek:  

Gizlice sıvışıp gitmek, gizlice kaçmak, kaçıp uzaklaşmak. "Dünkü kavgada fertiği çekmekte geç kaldık."

WhatsApp