Bir Deyim Öğrenelim!
Gözlerini Kan Bürümüş:
Birisini öldürecek kadar öfkeli. "Katillerin gözlerini kan bürümüş, önlerine çıkanı öldürüyorlardı."
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Eşi Menendi Bulunmamak:
Benzeri olmamak. "Bu elmasın dünyada eşi menendi bulunmuyor."
Eşi Menendi Olmamak:
Benzeri olmamak. "Bu elmasın dünyada eşi menendi olmadığı için çok değerli."
Eşi Menendi Yok:
Benzeri olmamak. "Bu elmasın dünyada eşi menendi yok."
Eşiğine Yüz Sürmek:
Bir isteğinin yerine getirilmesi için bir kimseye yalvarmak, önünde eğilmek. ”İnsanların eşiğine yüz sürülmemesi gerekir.”
Eşiğini Aşındırmak:
Bir işi yaptırmak, gördürmek için bir yere çok gidip gelmek. ”Şu köy yolu için hükümet eşiğini aşındırıp durduk.”
Eşiğini Atlamak:
1- Herhangi bir konuyu doyasıya yaşayarak belli bir olgunluğa ulaşmak. "Milli takım bu maçla başarı eşiğini atladı." 2- Engelleri aşmak, zorlukları yenmek. "Şirket borç eşiğini atlarsa gerçekten kurtulur."
Eşik Atlamak:
1- Herhangi bir konuyu doyasıya yaşayarak belli bir olgunluğa ulaşmak. "Milli takım bu maçla eşik atladı." 2- Engelleri aşmak, zorlukları yenmek. "Şirket eşik atlarsa gerçekten kurtulur." "Evliliklerinin devamı için bu eşiği atlamaları gerekiyor."
Esip Gürlemek:
Sinirli bir biçimde kızmak, bağırmak. "Müdür sınıfta esip gürlemeye başladı."
Esip Savurmak:
Bağırıp çağırmak, öfke ile atıp tutmak. ”Davet edilmediğini öğrenince esip savurmaya başladı.”
Esir Almak:
1- Tutsak etmek. 2- Alıkoymak, meşgul etmek.
Esir Düşmek:
1- Savaşta düşmanın eline geçmek. "Esir düşmekten kıl payı kurtulduk." 2- Bir kimsenin veya nesnenin müptelası olmak. "Ben sana esir düşmüşüm Leyla."
Esir Etmek:
1- Tutsak durumuna getirmek. "Bizi esir etmek için yaptıkları saldırıyı atlattık." 2- Alıkoymak, meşgul etmek. "Sana değerli bir şey vereceğim diye beni esir etti."
Esir Olmak:
1- Savaşta düşmanın eline geçmek. "Esir olmaktan kıl payı kurtulduk." 2- Bir kimsenin veya nesnenin müptelası olmak. "Ben sana esir olmuşum Leyla."
Esir Yatmak:
Savaşta düşman eline düşüp uzun süre tutsak kalmak, esarette kalmak. "Dedem yedi yıl esir yatmış."
Esiri Hayal:
Özlenen gelecek.
Eski Ağza Yeni Taam:
Turfanda bir şey yenilirken söylenen söz.
Eski Çamlar Bardak Oldu:
Devir değişti, eski durumların, tutumların bir önemi kalmadı.
Eski Defterleri Açmak:
Çözüme kavuşmuş eski olayları, işleri bir çıkar umuduyla tekrar ele almak, yeniden gündeme getirmek. "Eski defterleri açarsak, biraz sıkıntıya girebilirsin."
Eski Defterleri Kapatmak:
Eski olayları yeniden ele almamak.
Eski Defterleri Karıştırmak:
Eski olayları, işleri bir çıkar umuduyla tekrar ele almak, yeniden gündeme getirmek. ”Eski defterleri karıştırmayı bırak artık”.
Eski Defterleri Yoklamak:
Çözüme kavuşmuş eski olayları, işleri bir çıkar umuduyla tekrar ele almak, yeniden gündeme getirmek. "Eski defterleri yoklarsak, biraz sıkıntıya girebilirsin."
Eski Frenk Alemi:
Avrupa'nın eski hayat ve giyimleri.
Eski Göz Ağrısı:
Eski sevgili.
Eski Hamam Eski Tas:
Hiçbir şey değişmemiş, eski durumda kalmış. ”Köy aynı, insanlar aynı, eski hamam eski tas.”
Eski Hayratı da Berbat Etmek:
Bir işi daha iyi bir duruma sokmaya çalışırken büsbütün bozmak.
Eski Kafalı:
Yeniliğe açık olmayan, yaşayış ve düşünce itibariyle eskiye bağlı. ”Eski kafalı insanlar gittikçe azalıyor mu ne?”
Eski Kimliğine Bürünmek:
Önceki düşüncelerine dönmek.
Eski Köye Yeni Adet:
Yadırganan bir yenilik yapmaya kalkışanlar için söylenir. "Biz hep burada buluşuruz, farklı yer söyleyip eski köye yeni âdet getirme."
Eski Köye Yeni Adet Getirmek:
Alışılmamış, yadırganan bir yeniliği yapmaya kalkışmak
Eski Kulağı Kesiklerden Olmak:
Görmüş geçirmiş, çok deneyimli olmak.
Eski Kurt:
Tecrübeli, görmüş ve geçirmiş, mesleğini iyi bilen, hileyi ve düzeni deneyimi sayesinde hemen anlayan. ”O da eski kurtlardandır.”
Eski Şekerlenmiş Şurup:
Aradan zaman geçmesiyle şekerlenmiş şerbet.
Eski Toprak:
Yaşlılığına rağmen dinçliğini, dayanıklılığını hâlâ sürdüren, gücünü kaybetmemiş kimse. ”Sen eski topraksın, bizim gibi birkaç genci daha cebinden çıkartırsın.”
Eskisi Gibi:
Eskiden olduğu gibi, eskiden olduğu biçimde. "Kardeşlerimle eskisi gibi görüşemiyorum."
Eskisi Kadar:
Eskiden olduğu gibi, eskiden olduğu biçimde. "Kardeşlerimle eskisi kadar görüşemiyorum."
Eskisi Olmayanın Acarı Olmaz:
Yeni bir şey yapılınca eskisini elden çıkarmamalı, yoksa yenisi de az zamanda eskir.
Eskisini Aratmamak:
Yenisi eskisinin yerini doldurabilmek, yokluğunu sezdirmemek.
Eşkıya Gibi:
Yüzü, bakışları ve kılığı korkunç olan. "Eşkıya gibi insanlarla senin ne işin var?"
Esmayı Üstüne Sıçratmak:
Davranışlarıyla belayı üstüne çekmek.
Esnaf Dili:
Esnafların kullandığı, incelikten ve gösterişten uzak, daha çok kalıplaşmış sözler.
Espri Patlatmak:
Konuşma sırasında, beklenilmedik anda, ortama uygun hoş, nükteli veya ilginç söz söylemek.
Esprisi Kalmamak:
İlgi çekici olmaktan çıkmak. "O kitabın pek esprisi kalmadı."
Esrar Çekmek:
Esrar içmek.
Esrar Küpü:
Ne yaptığı anlaşılmayan (kimse).
Esrara Dalmak:
Sırlara gömülmek.
Eşref Saati:
1- İş görecek kimsenin uysal davranacağı, aksilik çıkarmayacağı zaman. 2- Bir işin olumlu yola girmesi için en uygun zaman. ”İzin alabilmek için müdür beyin eşref saatini kollamaya başladı.”
Eşref Saati Gelmek:
Uygun zamanı gelmek.
Estek Köstek Etmek:
Oyalamak, yersiz bahaneler bulmak, işten kaçınmak.
Eşyayı Nadire:
Kıymetli, az bulunur eşya.
Et Bağlamak:
1- Şişmanlamak. 2- Yara kapanmak.
Et Kafalı:
Akılsız, anlayışı az, kavrayışı kıt olan.
Et Tırnak Olmak:
Sıkı bir ilişkiye girmek, birbirinden kopmamak.
Et Tırnaktan Ayrılmaz:
Yakın akrabalar arasındaki ilişki kolay kolay sona ermez, anlamına gelir. "Onlar kavga da etse, et tırnaktan ayrılmaz."
Et Tutmak:
Et bağlamak.
Et Tutmamak:
Bir türlü semirememek.
Ete Kemiğe Büründürmek:
Canlandırmak. "Sen cesaretin, ete kemiğe bürünmüş halisin."
Eteğe Varmak:
Yardım istemeye gitmek.
Eteği Ayağına Dolaşmak:
Telâş, korku ve heyecandan yürüyüşünü ve yapacağı işi şaşırmak.
Eteği Belinde:
Çok becerikli, çalışkan kadın.
Eteği Düşük:
Pasaklı. (kadın için)
Eteği Kirlenmek:
Kadının namusuna dokunulmak. "Kadının eteğini kirletti namussuz adam."
Eteği Tutuşmak:
Çok telaşlanmak, heyecanlanmak. "Babasını parkta göremeyince eteği tutuşmaya başladı, yoksa gelmeyecek miydi..."
Eteğinde Namaz Kılınmak:
İçi dışı çok temiz kişi olmak.
Eteğindeki Taşı Dökmek:
Bütün bildiklerini açıklamak. "Akşam gel her şeyi anlatayım dedi. Eteğindeki taşı dökmek için neden bu kadar bekledi öğreneceğiz."
Eteğindeki Taşları Dökmek:
Bütün bildiklerini açıklamak. "Akşam gel her şeyi anlatayım dedi. Eteğindeki taşları dökmek için neden bu kadar bekledi öğreneceğiz."
Eteğinden Ayrılmamak:
Peşini bırakmamak. "Kaç yaşına geldi, hala annesinin eteğinden ayrılmıyor."
Eteğinden El Çekmek:
1- Etliye sütlüye karışmamak. 2- Birini tacizden vazgeçmek.
Eteğine Düşmek:
Yalvarıp yakarmak. "Kopya çekerken yakalanınca, öğretmenin eteğine düştü."
Eteğine Sarılmak:
Yalvarıp yakarmak. "Kopya çekerken yakalanınca, öğretmenin eteğine sarıldı."
Eteğine Sığınmak:
1- Bir kimsenin manevi desteğini istemek, koruyuculuğu altına girmek. "Korkudan annesinin eteğine sığınmıştı." 2- Varlıklı, sözü geçer bir kimseden yardım ve himaye istemek. "Yine eteğine sığınacak birini buldu."
Eteğine Yapışmak:
1- Bir kimsenin manevî desteğini istemek. 2- Varlıklı, sözü geçer bir kimseden yardım ve himaye istemek. ”Korkudan annesinin eteğine yapıştı.”
Eteğini Başına Atmak:
Birini azarlamak, onur kırıcı sözlerle suçlamak. "Masum birinin eteğini başına atman hoş olmadı."
Eteğini Başına Sarmak:
Birini azarlamak, onur kırıcı sözlerle suçlamak. "Masum birinin eteğini başına sarman hoş olmadı."
Eteğini Çekmek:
Günah sayılan işlerden uzak durmak.
Eteğini Göstermez:
(kadın için) erkeklerden uzak durur, namusunu korumada çok titiz, namuslu.
Eteğini Toplamak:
1- Birinin derli toplu olmasını sağlamak, birini düzenli yaşatmak. "Çocukların eteğini toplamaktan yemek yapmaya zaman bulamıyor." 2- Birinin kötü yaptığı işleri düzeltmek. "Ben onun eteğini toplamaktan bıktım, artık ne hali varsa görsün."
Eteğini Tutmak:
Yardım istemek.
Eteğiyle Mum Söndürmek:
Uygun olmayan biçimde iş yapmak, sakar olmak, üstünkörü davranmak. "Eteğiyle mum söndürmeye çalışırken, güzelim vazoyu kırdı."
Etek Açmak:
Kadın, cinsel arzusunu belirtmek.
Etek Belde:
Kıvrak ve becerikli.
Etek Dolusu:
Bol bol, pek çok (para). "Etek dolusu parası var."
Etek Giymek:
Erkek ar, namus, erdem vb. özellikleri bulunmayan duruma düşmek. "Sana bu meydanda etek giydirmezsem namerdim."
Etek Kiri:
Yolsuz ilişki.
Etek Öpmek:
Yaltaklanmak, dalkavukluk etmek; birine yaranmak için katına çıkıp o kimsenin eteğini öpme davranışı içinde olmak. ”Bu makama etek öpe öpe çıktı soysuz herif.”
Etek Silkmek:
1- El etek çekmek. 2- Çekilmek, artık karışmamak.
Etek Takmak:
Erkek ar, namus, erdem vb. özellikleri bulunmayan duruma düşmek. "Sana bu meydanda etek takmazsam namerdim."
Etekleri Çalpara Çalmak:
1- Çok sevinmek. "Sınıf başkanı oldum diye etekleri çalpara çalıyor." 2- Alınan sevinçli bir haber üzerine telaşa ve heyecana kapılmak. "Yarın tatile gidecekmiş, bu yüzden etekleri çalpara çalıyor."
Etekleri Islık Çalmak:
1- Çok sevinmek. "Sınıf başkanı oldum diye etekleri ıslık çalıyor." 2- Alınan sevinçli bir haber üzerine telaşa ve heyecana kapılmak. "Yarın tatile gidecekmiş, bu yüzden etekleri ıslık çalıyor."
Etekleri Tutuşmak:
Çok telâşlanmak, heyecanlanmak. ”Babasını parkta göremeyince etekleri tutuşmaya başladı, yoksa gelmeyecek miydi?”
Etekleri Uzamak:
Yanlışları düzeltmek, ayıbını kapatmak. "Senin eteklerin uzamaya başladı, bu güzel."
Etekleri Zil Çalmak:
Çok sevinmek, işler yolunda olmak. ”Yazılı sınavı umduğundan iyi geçen Halit`in etekleri zil çalıyordu.”
Eteklerini İndirmek:
Üzerine düşen görevi yerine getirmek.
Eteklerini Toplamak:
Düzenli, temiz veya namuslu olmak. "Eteklerini toplamazsan seninle bozuşacağız."
Eti Budu Yerinde:
Şişmanca, semiz, tombul. "Maşallah, arkadaşının da eti budu yerindeymiş."
Eti Erimek:
Utanılacak bir duruma düşmeyeyim diye sürekli üzülmek.
Eti Kemiği:
Esası, ana özelliği, asıl ağırlığı.
Eti Kemiğine Yapışmak:
Çok zayıflamak. "Zavallı köpek, eti kemiğine yapışmış."
Eti Ne Budu Ne:
1- Yaşı küçük anlamında kullanılan bir söz. "Onun aklı ekonomiye ermez, eti ne budu ne?" 2- İmkanları, gücü sınırlı, parası az anlamında kullanılan bir söz. "Bu arabayı nasıl alacak ki, eti ne budu ne?"
Eti Ne Butu Ne?:
1- İmkânları, parası az. 2- Çelimsiz, zayıf, küçük. ”Ona baskı yapma, zavallının eti ne butu ne?”
Eti Senin Kemiği Benim:
Çocuk velilerinin öğretmene ya da ustaya çocuğun eğitiminde kendine tam yetki verdiğini anlatmak için söylenir.