D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Mim Koymak:

1- (Bir şey) unutulmaması için işaret koymak 2- Önemli bularak üstünde durmak, dikkate almak, önemli şeyler arasında saymak. ”Bu ata sözüne bir mim koy, dedi öğretmenim.”

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Elinize Sağlık:  

Yaptığın iş için teşekkür ederim, sağ ol, anlamında söylenir. "Elinize sağlık, yemekler çok lezzetliydi."

Eliyle Koymuş Gibi:  

Aramadan, kolayca. "Sakladığım parayı eliyle koymuş gibi buldu."

Eliyle Koymuş Gibi Bulmak:  

Aradığı şeyi söylenen yerde çok kolay bulmak. ”Onca şeyin arasında küçücük düğmeyi eliyle koymuş gibi buluverdi.”

Elle Tutulacak Tarafı Kalmamak:  

1- Sağlam bir yanı kalmamak. "Bu masanın elle tutulacak tarafı kalmamış." 2- Güvenli ya da değerli bir yanı olmamak. "Bu adamın elle tutulacak tarafı kalmadı."

Elle Tutulacak Yanı Kalmamak:  

1- Sağlam bir yanı kalmamak. "Bu masanın elle tutulacak yanı kalmamış." 2- Güvenli ya da değerli bir yanı olmamak. "Bu adamın elle tutulacak yanı kalmadı."

Elle Tutulur:  

1- Çok açık ve belli. "Söylediklerinin elle tutulur yanı yok." 2- Somut. "Elle tutulur bir örnek göster."

Elle Tutulur Gözle Görülür:  

Çok açık, gizli bir tarafı yok. ”Şu zamana kadar elle tutulur gözle görülür bir iş yaptın mı sen?”

Elle Tutulur Tarafı Olmamak:  

Hiçbir değerli yanı olmamak. "Söylediklerinin elle tutulur tarafı olmadığını sen de biliyorsun."

Elle Tutulur, Gözle Görülür, Dille Anlatılır:  

Çok açık, gizli bir tarafı yok. "Şu zamana kadar elle tutulur, gözle görülür, dille anlatılır, bir iş yaptın mı sen?"

Ellenmiş Dillenmiş:  

İffetsizliği yayılmış kadın. "Ellenmiş dillenmiş biriyse bile sana ne?"

Eller Yukarı:  

"Ellerini kaldırarak teslim ol." anlamında kullanılan bir söz. "Eller yukarı, polis!"

Ellerde Gezmek:  

1- Elden ele dolaşmak. "Bizim paralar, ellerde geziyor." "Şampiyonluk kupası ellerde geziyor." 2- El üstünde tutulmak, saygı ve sevgi görmek. "Şampiyon güreşçi bir süre ellerde gezdi."

Elleri Çivi Gibi Olmak:  

Elleri çok üşümek, donmak. "Kar iyice bastırdı, ellerim çivi gibi oldu."

Elleri Dert Görmesin:  

"Ellerine sağlık." anlamında kullanılan bir iyi dilek sözü "Yemekler çok lezzetli olmuş, yengenin elleri dert görmesin."

Elleri Kopmak:  

Eliyle çok iş yapmaktan elleri tutmaz olmak. "Şu lavaboyu temizleyinceye kadar ellerim koptu."

Elleri Nasır Bağlamak:  

Uzun süre elleriyle ağır işler yapmış olmak. "Bütün gün kazma sallamaktan elleri nasır bağlamıştı."

Ellerim Yanıma Gelsin:  

"Allah canımı alsın ki doğru söylüyorum." anlamında kullanılan bir söz. "Ellerim yanıma gelsin ki benim hiç haberim yok."

Ellerin Dert Görmesin:  

"Ellerine sağlık." anlamında kullanılan bir iyi dilek sözü "Yemeklerin çok lezzetli olmuş, ellerin dert görmesin."

Ellerinize Sağlık:  

Yaptığın iş için teşekkür ederim, sağ ol, anlamında söylenir. "Ellerinize sağlık, yemekler çok lezzetliydi."

Elma da Alma da Demesini Biliriz:  

"Şartlara göre uygun davranırız." anlamında kullanılan bir söz. "Sen rahat ol, elma da alma da demesini biliriz, sorun yok."

Elma Gibi:  

Kırmızı (yanak). "Elma gibi yanaklarını yerim senin!"

Elmanın Yarısı Bu, Yarısı O:  

Birbirine çok benzeyen şeyler için söylenir.

Elmas Gibi:  

Çok iyi, çok değerli. "Bu arkadaşın elmas gibi, kıymetini bil."

Eloğlu:  

Yabancı kimse. "Eloğlu çalışıp kazanıyor."

Emanet Bırakmak:  

Bir şeyi veya bir kimseyi birine veya bir yere bir süreliğine bırakmak. "Çocuğu beş dakika size emanet bırakabilir miyim?"

Emanet Etmek:  

Bir şeyi veya bir kimseyi birine veya bir yere bir süreliğine bırakmak. "Çocuğu beş dakika size emanet edebilir miyim?"

Emanet Vermek:  

Bir şeyi veya bir kimseyi birine veya bir yere bir süreliğine bırakmak. "Çocuğu beş dakika size emanet verebilir miyim?"

Emdiği Helal Süt Haram Olmak:  

Herhangi bir isteğinin yapılmamasından sonra ilenmek. "Bana iki gün izin vermezse, emdiği helal süt haram olsun."

Emdiği Süt Haram Olmak:  

Herhangi bir isteğinin yapılmamasından sonra ilenmek. "Bana iki gün izin vermezse, emdiği süt haram olsun."

Emdiği Sütü Burnundan Getirmek:  

Birisine çok sıkıntı çektirmek. "Şu matematikçi emdiğim sütü burnumdan getirdi, dersi zor geçtim."

Eme Yaramak:  

İşe yaramak, yararlı olmak. "Sonunda eme yarar bir şeyler budum."

Emeği Geçmek:  

Bir şeyin yapılmasında kendisinin de katkısı bulunmak. ”Şu caminin yapımında kimlerin emeği geçmedi ki.”

Emek Çekmek:  

Bir işte çok çalışarak yorulmak. "Emek çekmeden yemek olmazmış."

Emek Düşmanı:  

Emek harcayıp çalışan kişilerin haklarını tam olarak vermeyen, çalışanları savunmayan ve mağdur eden. "Emek düşmanı yöneticiler istemiyoruz."

Emek Harcamak:  

Bir işi başarmak için uğraşmak, emek harcamak, gayret göstermek, çaba göstermek. "Emek harcamadan amacına ulaşamazsın."

Emek Vermek:  

Bir şeyin meydana gelmesi için özenle ve çok çalışmak. ”İyi bir sonuç mu almak istiyorsun? Emek ver, gayret et.”

Emekliye Ayırmak:  

1- Kanuna göre aylık bağlayarak bir görevliyi görevinden ayırmak. "Bizi yaş sınırından emekliye ayırmışlar." 2- Kullanım dışı bırakmak. "Bizim tüplü televizyonu artık emekliye ayırdık."

Emekliye Ayrılmak:  

Emekli olmak, tekaüde sevk olunmak. "Nasipse bir ay sonra emekliye ayrılıyorum."

Emekliye Çıkarmak:  

1- Kanuna göre aylık bağlayarak bir görevliyi görevinden ayırmak. "Bizi yaş sınırından emekliye çıkarmışlar." 2- Kullanım dışı bırakmak. "Bizim tüplü televizyonu artık emekliye çıkardık."

Emekliye Çıkartmak:  

1- Kanuna göre aylık bağlayarak bir görevliyi görevinden ayırmak. "Bizi yaş sınırından emekliye çıkartmışlar." 2- Kullanım dışı bırakmak. "Bizim tüplü televizyonu artık emekliye çıkarttık."

Emekliye Çıkmak:  

Emekli olmak, tekaüde sevk olunmak. "Nasipse bir ay sonra emekliye çıkıyorum."

Emekliye Sevk Etmek:  

Kanuna göre aylık bağlayarak bir görevliyi görevinden ayırmak, emekliye ayırmak. "Bizi yaş sınırından emekliye sevk etmişler."

Emeksiz Evlat:  

Üvey evlat.

Emel Beslemek:  

İsteği, arzuyu sürekli düşünmek veya güçlendirmek.

Emeline Alet Etmek:  

Birini veya bir şeyi kendi istekleri doğrultusunda kullanmak.

Emin Ol:  

İnan olsun; kuşkun olmasın! "Emin ol, işin gerçeğini öğrenip sana söyleyeceğim."

Emin Olmak:  

İnanmak, güvenmek. "Emin olun, çok memnun kalacaksınız."

Emir Büyük Yerden Gelmek:  

Sevilen, sayılan bir kimse, bir işin yapılmasını istemiş olmak. "Emir büyük yerden gelince işi hemen bitirdi."

Emir Eri:  

(Eskiden) Subayların, kıta ve daire dışında buyruklarında bulunan er.

Emir Komuta Zinciri İçinde Olmak:  

Herhangi bir işlem en alt rütbe veya makamdan en üst rütbe veya makama doğru gerçekleşmek. "Emir komuta zinciri içinde olanlar, yasa dışı emirleri yerine getirmez."

Emir Kulu:  

Kendisine emredilen işi yapmak zorunda olan kimse. ”Emir kulu olmak o kadar da kolay değil.”

Emirül Müminin:  

(Müminlerin Emiri) Eskiden halifelere verilen bir san.

Emme Basma Tulumba:  

Hem çeken, hem de ileten tulumba.

Emniyet Etmek:  

Güvenmek. "Size emniyet etmekten başka çaremiz yok."

Emre Amade:  

Emre, hizmete hazır.

Emret, Fındık Kabuğuna Gireyim:  

Buyruğunuz ne denli zor olursa olsun yaparım.

Emretti Patrik Efendi:  

Birinin yersiz bir buyruğuna karşı kullanılan bir söz. "Emretti patrik efendi, hemen gidip yiyecek getirelim."

Emrihak Vaki Olmak:  

Ölmek. "Emrihak vaki olunca, kitabı da yarım kaldı."

Emrine Girmek:  

Bir kimsenin buyruğu altında bulunmayı kabul etmek. "Onun emrine girip çalışmak zorunda kalmıştı."

Emrine Vermek:  

1- Görevlendirmek, atamak. 2- Yararlanması için ayırmak.

Emrivaki Yapmak:  

Oldu bittiye getirmek, geri dönülmesi güç ve imkansız bir durum oluşturmak. "Emrivaki yaparak, tarlayı satın aldılar."

Emzik Borusu:  

Doğrudan doğruya sobaya takılan dirsek boru.

En Aşağı:  

En az olarak, hiç olmazsa. "Sınavdan en aşağı altmış alırım."

Enayi Çorbası:  

Bir kimseyi aşağılamak için kullanılır. Daha çok aptallık yapanlar için söylenir.

Enayi Dümbeleği:  

Çok enayi.

Enayiliğine Doyma:  

İyi niyetle yaptığı bir davranış sonunda zarar gören kimseye söylenen bir söz.

Endam Aynası:  

İnsanı boyunca gösteren büyük ayna.

Endazeye Vurmak:  

Ölçüp biçmek, düşünmek, ölçmek, hesap etmek.

Endazeyi Kaçırmak:  

Fazla abartmak, ölçüyü kaçırmak.

Endazeyi Şaşırmak:  

Ne yapacağına karar verememek, eli ayağı dolaşmak.

Endişe Duymak:  

Endişelenmek, tasalanmak, kaygılanmak. "Endişe duymadan sınavlara hazırlanmaya devam edin."

Endişe Etmek:  

Endişelenmek, tasalanmak, kaygılanmak. "Endişe edilecek bir durum yok."

Endişe Vermek:  

Endişelenmek, tasalanmak, kaygılanmak. "Sınava bir gün kalması öğrencilere endişe veriyordu."

Endişeli Olmak:  

Endişe duymak. "Kimse endişeli olmasın, her şey kontrolümüz altında."

Endişeye Düşmek:  

Endişelenmek, tasalanmak, kaygılanmak. "Endişeye düşmeden sınavlara hazırlanmaya devam edin."

Endişeye Kapılmak:  

Endişelenmek, tasalanmak, kaygılanmak. "Endişeye kapılmadan sınavlara hazırlanmaya devam edin."

Endişeye Mahal Yok:  

Endişelenin gereği yok. "Her şey kontrolümüz altında, endişeye mahal yok."

Enerjinin Baltası:  

İş görebilme gücü, iş yapabilme imkanı.

Enfes Olmak:  

Çok güzel olmak. "Bu yemekler enfes olmuş."

Enfes Yapmak:  

Çok güzel yapmak. "Bu yemekleri enfes yapmışsın."

Engel Çıkarmak:  

Bir işin yapılmasını zorlaştırmak.

Engel Olmak:  

Önlemek, geciktirmek. "Depremde can kaybına engel olmak için tedbirler alınmalı."

Engel Tanımamak:  

Her türlü zorluğa karşın başarılı olmak. "Başarı yolunda hiçbir engel tanımam."

Engeli Aşmak:  

Bir zorluğu başarıyla geçmek. "Sınav engelini de geçip, üniversitede okumaya başladı."

Engeli Geçmek:  

Bir zorluğu başarıyla aşmak. "Sınav engelini de geçip, üniversitede okumaya başladı."

Engelleri Aşmak:  

Her türlü zorluğu başarıyla geçmek. "Kış günü, köye ulaşmak için engelleri aşmaya çalışıyoruz."

Engelleri Geçmek:  

Her türlü zorluğu başarıyla aşmak. "Kış günü, köye ulaşmak için engelleri geçmeye çalışıyoruz."

Engin Dallardan Murt Yememek:  

Yükseklerden uçmak, burnu büyük olmak.

Eninde Sonunda:  

Nihayet, en sonunda. ”Eninde sonunda onu bulacağım.”

Enine Boyuna:  

1- Her yönü ile, eksiksiz, bütün ihtimalleri göz önünde tutarak. 2- İri yarı, gösterişli (adam). ”Şu meseleyi enine boyuna bir kez daha düşünelim.”

Ense Kökü:  

Ensenin gövde ile birleştiği yer.

Ense Kulak Yerinde Olmak:  

1- İri yarı olmak. 2- Kelli felli olmak.

Ense Yapmak:  

Yemek, içmek ve keyfine bakmak, hiç iş yapmamak. ”Ense yapmayı bırak da biraz işle ilgilen.”

Ensesi Kalın:  

Parası çok, varlıklı, sözü geçer, ödeme gücü yüksek (kimse). ”Neden şu ensesi kalın adamlardan yardım istemiyorsunuz.”

Ensesinde Boza Pişirmek:  

Sıkıştırıp tedirgin etmek, eziyet etmek. ”İşlerin yavaş gittiğini gören patron işçilerin ensesinde boza pişirmeye başladı.”

Ensesine Binmek:  

Birine bir işi yaptırmak için sürekli baskı altında bulundurmak.

Ensesine Yapışmak:  

Yakalamak. ”Bir hamlede ensesine yapıştı çocuğun.”

Ensesini Çevirememek:  

Boynu, ensesi kalın olmak.

Ensesini Kaşımak:  

Ne yapacağını bilemez durumda kötü kötü düşünmek.

Enseyi Karartmak:  

Ümitsizliğe kapılmak, karamsarlığa düşmek. "Daha her şey bitmeden enseyi karartmanın anlamı yok."

WhatsApp