Bir Deyim Öğrenelim!
Gaipten Haber Vermek:
Kendisinde manevi güç olduğuna inanılan kimse, gelecekte neler olacağından veya bilinmeyen âlemden haber vermek. "Gaipten haber veriyorum diye, iki bin lirasını dolandırmış."
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Elektrik Düğmesi:
Bir devreden elektrik geçmesini veya geçmemesini sağlayan ve genellikle elle kumanda edilen düğme.
Elektrik Feneri:
Pille çalışan el feneri. Elektrik ocağı: Elektrik enerjisi ile çalışan ısıtma aracı.
Elektrik Saati:
Kullanılan elektrik enerjisinin miktârını gösteren araç.
Elektrik Santrali:
Su, ısı, rüzgâr, nükleer enerji vb. enerjiler kullanılarak elektrik elde edilen tesis.
Elektrik Süpürgesi:
Elektrik enerjisiyle çalışan süpürge.
Elektrik Tedâvisi:
(tıp.) Bâzı hastalıklarda elektriğin çeşitli etkilerinden faydalanılarak yapılan tedâvi.
Elektrik Vermek:
1- Bir yeri elektrikle donatmak. 2- İşkence amacıyla birinin çıplak bedenine doğru akım vermek. 3- Elektrik enerjisini kullandırmak. 4- Etkilemek, etkisi altında bırakmak.
Elektrikli Sandalye:
Bâzı ülkelerde ölüm Fendi Replica Bags cezâsının uygulanmasında kullanılan araç.
Elektronik Beyin:
Bilgisayar.
Elektronik Posta:
Bilgisayar ile haberleşmede, belirli adresler arasında aktarılan mektup veya doküman. (Kısaltılmışı: e-posta). İng. e-Mail.
Eleme Sınavı:
Sınav sonuçlarına göre yerleştirme yapılan yerlere talip olan adayların seçilmesi için yapılan ayıklama sınavı.
Elemtere Fiş Kem Gözlere Şiş:
Nazar değmesin anlamında.
Elense Çekmek:
1- Güreşte, kolunu hasmın boynuna getirip başparmağı gırtlağa, dört parmağı da enseye geçirerek hasmı yıkmak amacıyla çekmek. "Birkaç kez elense çekti, ama başarılı olamadı." 2- Yenmek, mağlup etmek. "Bana elense çekmek o kadar kolay değil."
Elense Etmek:
1- Güreşte, kolunu hasmın boynuna getirip başparmağı gırtlağa, dört parmağı da enseye geçirerek hasmı yıkmak amacıyla çekmek. "Birkaç kez elense çekti, ama başarılı olamadı." 2- Yenmek, mağlup etmek. "Bana elense çekmek o kadar kolay değil."
Eli Açık:
Cömert, çok para harcayan, sakınmadan para verebilen. ”Eli açık olan insanları severim.”
Eli Ağır:
1- Oldukça yavaş iş yapan. 2- Vurunca çok acıtan. ”Eli o kadar ağırmış ki enseme gülle düştü sandım.”
Eli Ağzına Yetmemek:
Kazancı geçimini karşılayamayacak durumda olmak.
Eli Ağzında Kalmak:
deyiminin anlamı, açıklaması ve örnek cümleleri: Çok şaşırıp kalmak. "Bizi karşısında görünce eli ağzında kaldı."
Eli Alışmak:
1- bir işte uzluk, ustalık kazanmak. 2- Herhangi bir davranışı âdet edinmek.
Eli Altında Olmak:
1- İstediği anda ele alıp kullanabileceği bir yerde bulunmak. 2- Buyruğunda olmak. ”İyi bir usta, araç ve gereçlerinin elinin altında olmasını ister.”
Eli Ayağı Bağlı:
Yapmak istediği bir şeyi, bir engel nedeniyle yapamaz durumda. "Fabrikada elektrikler kesilince, elimiz ayağımız bağlandı."
Eli Ayağı Bağlı Durmak:
Yapmak istediği bir şeyi, bir engel nedeniyle yapamaz durumda olmak. "Fabrikada elektrikler kesik, elimiz ayağımız bağlı duruyoruz."
Eli Ayağı Bağlı Kalmak:
Yapmak istediği bir şeyi, bir engel nedeniyle yapamaz durumda olmak. "Fabrikada elektrikler kesilince, elimiz ayağımız bağlı kaldık."
Eli Ayağı Bağlı Olmak:
Yapmak istediği bir şeyi, bir engel nedeniyle yapamaz durumda olmak. "Fabrikada elektrikler kesilince, elimiz ayağımız bağlandı."
Eli Ayağı Buz Kesilmek:
1- Korku, heyecan ve üzüntüden ne yapacağını bilemez duruma gelmek, donup kalmak. 2- Çok üşümek. ”Haydi elimiz ayağımız buz kesmeden girelim içeri.”
Eli Ayağı Buz Kesmek:
Korku, heyecan ve üzüntüden ne yapacağını bilemez duruma gelmek, donup kalmak, çok üşümek anlamında kullanılmaktadır. Daha çok heyecanlanılan durumlarda vücudun gösterdiği reaksiyon olarak bilinmekte ve halk arasında bu şekilde deyim haline gelmiş bir sözcük öbeğidir.
Eli Ayağı Buz Tutmak:
Çok üşümek. "Elimiz ayağımız buz tutmadan, içeri girelim."
Eli Ayağı Dolanmak:
Heyecandan, telaştan ne yapacağını şaşırıp düzensiz iş yapmak. "Karşısında bizi görünce eli ayağı dolandı."
Eli Ayağı Dolaşmak:
Şaşırmak, telaşlanmak. "Karşısında beni görünce eli ayağına dolaştı."
Eli Ayağı Gevşemek:
Sıcak nedeniyle ya da korkudan, hareket etme gücü azalmak.
Eli Ayağı Kesilmek:
Korkudan bir şey yapamayacak kadar kuvvetsiz kalmak.
Eli Ayağı Olmak:
Yardımcısı olmak. "Onun eli ayağı olmak hoşuma gidiyordu."
Eli Ayağı Titremek:
Korku, sinir, üzüntü vb. sebeplerle heyecanlanmak. "Çocuk köpekten çok korkmuş, hâlâ eli ayağı titriyor."
Eli Ayağı Tutmak:
İş yapabilecek güçte olmak, bedenî gücü var olmak. ”Çok şükür şimdilik elimiz ayağımız tutuyor.”
Eli Ayağı Tutmamak:
1- Korku, heyecan ve üzüntüden ne yapacağını bilemez duruma gelmek, donup kalmak. "Evladımı kanlar içinde görünce, elim ayağım tutmadı." 2- Güçsüz, dermansız kalmak. "Çok yaşlandığı için, eli ayağı tutmaz oldu."
Eli Ayağına Dolanmak:
Heyecandan, telaştan ne yapacağını şaşırıp düzensiz iş yapmak. "Karşısında bizi görünce eli ayağına dolandı."
Eli Ayağına Dolaşmak:
Heyecandan, telaştan ne yapacağını şaşırıp düzensiz iş yapmak. "Sınıfa girince eli ayağına dolaştı, öğretmenden çekindi sanırım."
Eli Bayraklı:
Kavgacı, şirret, edepsiz. ”Onun eli bayraklı bir kadın olduğunu daha yeni anladınız.”
Eli Böğründe Kalmak:
Çaresiz kalmak, bir şey yapamaz duruma gelmek, başarısızlığa uğramak. ”Tek hayvanın öldüğünü görünce eli böğründe kaldı.”
Eli Bol:
Cömert, esirgemeyen, çok para ve eşyası olan. ”Duyduğumuza göre Hasan Çavuş eli bol bir insanmış.”
Eli Boş Çevrilmek:
Umduğunu alamadan geri dönmek. "Eli boş çevrileceği hiç aklıma gelmezdi."
Eli Boş Çıkmak:
Umduğunu alamamak, başarısızlığa uğramak.
Eli Boş Dönmek:
Umduğunu alamadan geri dönmek. ”Eli boş döneceği hiç aklıma gelmezdi.”
Eli Boş Gelmek:
1- Hediyesiz gelmek. "Kusura bakmayın, elimiz boş geldik." 2- Umulan şeyi getirmeden gelmek. "Siparişlerimizi almadan eli boş gelmişsin."
Eli Boş Olmak:
O sırada yapacak bir işi olmamak.
Eli Çabuk:
Süratli iş gören. ”Eli çabuk adamlara ihtiyacımız var.”
Eli Cebine Gitmemek (veya varmamak):
Cimri olmak, para harcamaya kıyamamak. ”Ondan da yardım istediler, ancak eli cebine bir türlü gitmedi, arkasını dönüp uzaklaştı.”
Eli Cebine Varmamak:
Cimri olmak, para harcamaya kıyamamak. "Ondan da yardım istediler, ancak bir türlü eli cebine varmadı."
Eli Cüzdanına Gitmemek:
Cimri olmak, para harcamaya kıyamamak. "Ondan da yardım istediler, ancak bir türlü eli cüzdanına gitmedi."
Eli Cüzdanına Varmamak:
Cimri olmak, para harcamaya kıyamamak. "Ondan da yardım istediler, ancak bir türlü eli cüzdanına varmadı."
Eli Dar:
Geçimi için para sıkıntısı çeken. "Elin dar olduğunu bildiğim için yardım etmek istedim."
Eli Daralmak:
Eli Darda:
Geçimi için para sıkıntısı çeken. ”Eli darda insanlara yardım etmek insanlık borcudur.”
Eli Değmek:
Bir şey yapmaya vakit ve fırsat bulmak. "Elim değerse senin kekini de yaparım."
Eli Değmemek:
Bir işi yapmaya zaman bulamamak. ”Odanı temizlemeye elim değmiyor.”
Eli Dizginde Yürümek:
1. Kontrolü elinde bulundurmak. 2. Hakimiyet sahibi olmak.
Eli Dursa Ayağı Durmaz:
Kıpırdak, hareketli kimse. "Bu çocuğun eli dursa ayağı durmaz."
Eli Dursa, Götü Durmaz:
Kıpırdak, hareketli kimse. "Bu çocuğun eli dursa götü durmaz."
Eli Eline Değmemek:
1- Herhangi bir yakınlaşma olmamak. 2- Birisiyle cinsel ilişkiye girmemiş olmak.
Eli Ermek:
1- Yapabilmek, ulaşabilmek. 2- Bir işi yapmak için zaman bulabilmek.
Eli Ermez Gücü Yetmez:
Çaresiz. "Eli ermez gücü yetmez, nasıl verecek o parayı?"
Eli Genişlemek:
Bolca paraya kavuşmak. "Elimiz genişleyince koltuk takımını yenileyeceğiz."
Eli Hafif:
İncitmeden, can yakmadan iş gören. ”İğneyi Hatice hemşireye vurdurun eli hafiftir onun.”
Eli Harama Uzanmak:
Dini bakımdan yasaklanmış bir işe yönelmek. "Bir kez bile elim harama uzanmadı."
Eli Her İşe Yatkın:
Her işi becerebilen.
Eli İşe Yatmak:
Becerikli, eli yatkın olmak, eli yatmak. "Her işe eli yatar, ustaya ihtiyacımız olmaz."
Eli İşlemek:
İş yapmak, iş görmek.
Eli İşte Gözü Oynaşta:
İş yapar gibi görünüyor, ama aklı başka yerde, anlamında söylenir. "İşe yaramaz biri; eli işte gözü oynaşta."
Eli Kalem Tutar:
Düşündüğünü derli toplu yazabilir.
Eli Kalem Tutmak:
1- Yazı yazmayı bilmek. 2- Düşüncelerini derli toplu güzel bir ifade ile yazabilmek. ”Elin kalem tutmaz mı senin?”
Eli Kırılmak:
Eli, işe yatkın bir duruma gelmek. "Berberde bir süre çalışınca, elim kırıldı."
Eli Kolu Bağlı Durmak:
Yapmak istediği bir şeyi, bir engel nedeniyle yapamaz durumda olmak. "Fabrikada elektrikler kesik, elimiz kolumuz bağlı duruyoruz."
Eli Kolu Bağlı Kalmak:
Yapmak istediği bir şeyi, bir engel nedeniyle yapamaz durumda olmak. "Fabrikada elektrikler kesilince, elimiz kolumuz bağlı kaldık."
Eli Kolu Bağlı Olmak:
Yapmak istediği bir şeyi, bir engel nedeniyle yapamaz durumda olmak. "Fabrikada elektrikler kesilince, elimiz kolumuz bağlandı."
Eli Koynunda:
Kendi halinde kimse. Boş, işsiz, çaresiz, kimsenin işine karışmaz, sessiz.
Eli Koynunda Kalmak:
Çaresiz kalmak. "Kız isteyince, ailesi eli koynunda kabul etti." "Buralarda elin koynunda kalmış, neden bizimle gelmiyorsun? "
Eli Mahkum Olmak:
Yapmak zorunda olmak, mecbur durumda kalmak. "Eli mahkum olduğundan, her dediğini yapıyor."
Eli Maşalı:
Kavgacı, şirret, dayak atmayı seven kimse. "O eli maşalıya görünmeden gidelim."
Eli Maşalı Olmak:
Kavgacı, şirret, dayak atmayı seven bir kişi olmak. "Kocası eli maşalı olduğundan, evine pek gelen giden olmuyor."
Eli Pek:
Borcunu kolay kolay ödemeyen.
Eli Sıkı:
Kolay para harcamayan, cimri, çok tutumlu. ”Bu kadar eli sıkı bir adam olmak zorunda değilsin.”
Eli Silah Tutmak:
Silah kullanabilmek. "Eli silah tutan her kişiyi cepheye yolladılar."
Eli Sopalı:
Sert davranış sergileyen yöneticiler için söylenir. "Artık günümüzde eli sopalı yöneticilere yer yok."
Eli Uzun:
Hırsız, fırsat buldukça bir şeyler aşırmaktan geri kalmayan.
Eli Varmamak:
Bir işi yapmaya gönlü razı olmamak. ”Bulaşıkları yıkamaya bir türlü elim varmıyor.”
Eli Yatkın:
Bir işe eli alışkın, bir işi yapabilecek el becerisi bulunan kişi. "Yemek yapmaya eli yatkındı."
Eli Yatkın Olmak:
Bir işe eli alışkın olmak, bir işi yapabilecek el becerisi bulunmak. "Yemek yapmaya eli yatkın olduğu belliydi."
Eli Yatmak:
Bir işe eli alışkın olmak, bir işi yapabilecek el becerisi bulunmak.
Eli Yüreğinin Üstünde Olmak:
1- Fena bir haber çıkacak, fena bir sonuç meydana gelecek diye üzüntü içinde vakit geçirmek. 2- Karışmış olmak, gizli bir ilgisi bulunmak. "Amcamın bu işte eli olmasa, satışı yapamazdık."
Eli Yüzü Düzgün:
Güzelce, çirkin olmayan. "Eli yüzü düzgün bir kız bulayım, evlendireceğim bu oğlanı artık Necla'cım."
Elif'i Mertek Sanmak:
Çok cahil olmak. "Ona mı akıl danışıyorsun, elifi mertek sanır o."
Elifi Elifine:
Tastamam, noktası noktasına.
Elifi Görse Mertek Sanır:
Cahil, okuması yazması yoktur. ”Ona mı akıl danışıyorsun, elifi görse mertek sanır o. “
Elifi Görünce Mertek Sanmak:
Çok cahil olmak. "Ona mı akıl danışıyorsun, elifi görünce mertek sanır o."
Elim Ve Vahim:
Acı ve korkulu, tehlikeli.
Elimi Sallasam Ellisi, Başımı Sallasam Tellisi:
Bir kimsenin, bir işaretiyle karşı cinsten birçok kişiyi elde edebileceğini belirtmek için söylenir. "Ben istedikten sonra, elimi sallasam ellisi, başımı sallasam tellisi gelir."
Elin Ağzı İle Çorba Yemek:
Başkasından öğrendiğini söylemek, başkasının fikirlerini benimseyip önermek. "Söylediklerin Tamer'in düşünceleri, sen elin ağzı ile çorba yiyorsun."
Elin Ağzına Bakma:
Başka kişilerin sözüyle hareket etme. "Sen elin ağzına bakma, böyle bir şey yok."
Elin Ağzıyla Çorba Yemek:
Başkasından öğrendiğini söylemek, başkasının fikirlerini benimseyip önermek. "Söylediklerin İclal'in düşünceleri, sen elin ağzıyla çorba yiyorsun."
Elin Ağzıyla Kuş Tutmak:
Başkasının sözüyle iş yapmak, onların yaptığını yapmak, gördüklerini uygulamak. "Elin ağzıyla kuş tutmaya devam edersen, başın derde girecek."