D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Göçer Konar:

Göçebe bir hayat süren, bir yere sürekli yerleşmeyen (aşiret, oba vb.), konargöçer. "Benim atalarım göçerkonar yaşarlarmış." Doğrusu göçerkonar şeklindedir, deyim değil sıfattır.

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Düz Yolda Şaşırmak:  

Çok basit ve sıradan işlerde başarı sağlayamamak. "Bilen dağdan aşar, bilmeyen düz yolda şaşar."

Düz Yolda Şaşmak:  

Çok basit ve sıradan işlerde başarı sağlayamamak. "Bilen dağdan aşar, bilmeyen düz yolda şaşar."

Düze Çıkmak:  

Sıkıntılı bir durumdan kurtulmak. "Üç aya kadar ekonomik olarak düze çıkarız."

Düze İndirmek:  

Eşkıyalıktan vazgeçirmek.

Düze İnmek:  

Eşkıyalıktan vazgeçmek.

Düzen Bağı:  

Disiplin.

Düzen Kurmak:  

1- İşler duruma getirmek. Her şey tamamdı, sıra bu iş yerinde düzen kurmaya gelmişti. 2- Hile yapmaya kalkışmak. "Düzen kurduklarını anlamaya olanak yoktu." 3- Düzenlemek. "Korodaki öğrenciler için bir düzen kurun."

Düzen Vermek:  

1- Düzenlemek, dağınıklıktan kurtarmak. "Hayatına biraz düzen vermeye çalış." 2- Akort etmek, çalgıların seslerini ayarlamak. "Bu saza düzen verebilirsen sevinirim."

Düzene Koymak:  

1- Düzenlemek, dağınıklıktan kurtarmak. "Hayatını biraz düzene koymaya çalış." 2- Akort etmek, çalgıların seslerini ayarlamak. "Bu sazı düzene koyarsan sevinirim."

Düzene Sokmak:  

1- Düzenlemek, dağınıklıktan kurtarmak. "Hayatını biraz düzene sokmaya çalış." 2- Akort etmek, çalgıların seslerini ayarlamak. "Bu sazı düzene sokarsan sevinirim."

Düzlüğe Çıkmak:  

Sıkıntılı bir durumdan kurtulmak. "Üç aya kadar ekonomik olarak düzlüğe çıkarız."

Ebedî Uyku:  

Ölüm. "Ebedî uyku insana hiç uzak değil."

Ebedî Uykuya Dalmak:  

Ölmek. "Ebedî uykuya dalmasından sonra bayraklar yarıya indirildi."

Ebediyete İntikal Etmek:  

Ölmek. "İki yıl önce bugün ebediyete intikal etti."

Ebucehil Karpuzu:  

Kabakgillerden, elma büyüklüğündeki meyvesi çok acı ve iç sürdürücü, ishal yapıcı bir bitki, acı elma, acı karpuz, acı kavun.

Ebussuut Efendi'nin Gelini:  

Eski moda giyinen kadın. "Ebussuut Efendi'nin gelini gibi giyinmeye devam ediyorsun."

Ecel Aman Verirse:  

Ölmezsem, ömür yeterse. ”Ecel aman verirse torunumu da görürüm.”

Ecel Beşiği:  

Çok tehlikeli binit veya geçit.

Ecel Şerbeti İçmek:  

Ölmek, can vermek. "Bu sabaha karşı ecel şerbeti içmiş." "Vatan uğruna ecel şerbeti içmek varsa seve seve içeriz."

Ecel Şerbeti İçmemek:  

Ölmemek. "O patlamada ecel şerbeti içmediğin için şanslısın."

Ecel Şerbetini İçmek:  

Ölmek, can vermek. "Bu sabaha karşı ecel şerbetini içmiş." "Vatan uğruna ecel şerbetini içmek varsa seve seve içeriz."

Ecel Teri Dökmek:  

Çok korkmak, heyecan içinde bulunup terlemek, korku ve bunalım içinde olmak. ”Köprüden geçerken ecel terleri döktüler.”

Ecel Terleri Dökmek:  

Çok korkmak, heyecan içinde bulunup terlemek, korku ve bunalım içinde olmak. "Tahta köprüden geçerken ecel terleri döktük."

Eceli Gelmek:  

Ölmek, sonu gelmek, yok oluş vakti gelmek. ”Herkesin eceli gelecek ve bu dünyadan göçecek.”

Eceline Susamak:  

Ölümüne yol açacak kadar tehlikeli işlere girişmek. ”Bırak o silâhı elinden, eceline mi susadın sen?”

Eceliyle Ölmek:  

Yaşamı doğal bir ölümle sona ermek. "Kaza sonucu değil, eceliyle öldü."

Ecinniler Top Oynuyor:  

"Bomboş, kimse yok, ıssız ve sessiz" anlamında kullanılan bir söz. "Şimdi o sahillerde ecinniler top oynuyordur."

Ecir Sabır Dilemek:  

Başsağlığı dilemek.

Eciş Bücüş:  

Çarpuk çurpuk, eğri büğrü, düzgün yanı olmayan, çirkin bir biçim almış bulunan. ”Eciş bücüş bir yazıyla karşılaşınca şaşırdı.”

Edebi Eser:  

Edebiyatla ilgili eser, edebi kıymeti olan eser.

Edebi Kelam:  

Kaba sayılan kelimeler kullanmayıp, kavramı üstü örtülü olarak anlatan başka kelimeler seçme yolu.

Edebini Takınmak:  

Terbiyeli davranmaya başlamak. "Benimle konuşacaksan önce edebini takınmalısın."

Edebiyat Yapmak:  

Bir işe yaramayan, konuyu açıklamaya yetmeyen, gerçeği yansıtmayan süslü, parlak ve gereksiz sözler söylemek. ”Edebiyat yapmaya amma da meraklı bir insanmış.”

Edep Erkân Tanımamak:  

Yol, yöntem tanımamak.

Edep Etmek:  

Utanmak, sıkılmak. "Annen yaşındaki kadınlardan edep et."

Edep İcabı:  

Terbiye gereği.

Edep Yahu:  

Kötü davranışlarda bulunanlara "Utan, edebini takın." anlamında kullanılan bir söz.

Edep Yeri:  

İnsanlarda üreme organlarının bulunduğu yer, ut yeri

Edepsizliği Gündeliğe Takılmak:  

Edepsizliği alışkanlık haline getirmek.

Edeptir Söylemesi:  

"Affedersiniz, söylemesi ayıptır ama." anlamında kullanılan bir söz. "Edeptir söylemesi, biraz küfürlü konuşur."

Edi İle Büdü:  

Birbirinden ayrılmayan sevimli iki kafadar. "Edi ile Büdü yine nereye gittiler?"

Efektif Değer:  

Gerçek nakdî değer.

Efektif Sermâye:  

(ikt.) Ödenmiş olan ve fiilen dönen sermâye.

Efendi Baba:  

Saygı duyulan yaşlı kimseler, eski âilelerde baba ve kayınpederler için kullanılan hitap sözü.

Efendi Dâîmiz:  

(târ.) Pâdişahların şeyhülislâmlar hakkında kullandıkları bir tâbir. "Efendi dâîmizle bi’l-müşâvere tanzim ve icrâsına mübâderet edersin" ibâresindeki “efendi dâîmiz” şeyhülislâm demektir. (Mehmet Z. Pakalın)

Efendi Efendi:  

Terbiyeli terbiyeli, uslu uslu, ciddî ciddî. "Çünkü karşımızda uslu uslu oturan, efendi efendi konuşan (…) bir adamın meselâ yırtıcı bir menfaatperest olduğunu hâlinden anlayamayız." (Reşat N. Güntekin)

Efendi Gibi Yaşamak:  

Sıkıntısız, varlık içinde yaşamak. "Buralarda efendi gibi yaşamak varken, neden bilmediğin diyarlara gidiyorsun?"

Efendi Kapısı:  

1- Bir büyüğün, efendi durumunda olan bir kimsenin evi. 2- (târ.) Yeniçeri kâtibinin dâiresi. [Burada genç kâtipler hem vazîfe görür hem de bir mektepte gibi yazı ve hat sanatını öğrenirlerdi]

Efendice:  

(zf.) Bir efendiye yakışır tarzda, kibarca ve edepli bir şekilde, efendi gibi.

Efendiden Adam:  

Kibar ve terbiyeli, görünüşü güven veren erkekler için kullanılır.

Efendiden Bir Adam:  

Terbiyeli, kibar ve ağırbaşlı kimse.

Efendiler Götürsün:  

“Efendim” diye cevap verdiği halde gelmeyen, isteneni yapmayan kimseler için söylenen, “Öl de tabutunu efendiler taşısın” anlamında şaka yollu bir bedduâ sözü.

Efendiliğini Yapmak:  

Efendiliğin gereği olan lutuf ve ihsânı esirgememek, kendine düşeni yapmak.

Efendilik Etmek:  

1- Efendi durumunda olmak, hükmetmek. "Efendi, hanımefendi, beyefendi, efendim, cânım efendim, ah efendim, ay efendim, efendiciğim demek ve “bir efendilik etmek” gibi sözler ve söyleyişler Türkçe değilse Türk milleti Anadolu ve Balkanlar Türkiyesi’nde dokuz asır yaşamamış, bunların en az ikisinde dünyânın üç kıt’asına ve bu kıt’alarda yaşayan çeşitli milletlerin yurduna sâhip ve hâkim olup efendilik etmemiş demektir." (Nihad S. Banarlı) 2- Efendice davranmak, lutufkârlık göstermek.

Efendilik Yapmak:  

Saygılı hareket etmek.

Efendim:  

Hz. Peygamber, pâdişahlar, büyükler ve emrinde bulunulan kimseler için kullanılan saygı sözü. “Efendimiz sağ olsun.” “Ferman efendimizindir.” Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammed’sin efendim. (Şeyh Gālib)

Efendim Diyen Dilini Yerim:  

Birine karşı aşırı sevgi ve hayranlık ifade etmek için kullanılır. "Güzel yeğenim benim, efendim diyen dilini yerim senin."

Efendim Nerede Ben Nerede:  

Ben ne diyorum, siz ne anlıyorsunuz.

Efendim Nerede, Ben Nerede:  

Ben ne diyorum, sen ne anlıyorsun.

Efendime Söyleyeyim:  

1- Konuşurken gerekli sözcüğü buluncaya kadar zamanı doldurmak için kullanılan söz. "Efendime söyleyeyim, sonra beni eve bıraktılar." 2- Örnek olarak, mesela. "Efendime söyleyeyim, bizim evin modelini örnek alabilirsiniz."

Efendimiz:  

Hz. Peygamber, pâdişahlar, büyükler ve emrinde bulunulan kimseler için kullanılan saygı sözü. “Efendimiz sağ olsun.” “Ferman efendimizindir.” Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammed’sin efendim. (Şeyh Gālib)

Efendizadem:  

Beyim anlamında bir hitap.

Efkâr Basmak:  

Tasalanmak, kaygılanmak "Gece olunca bir efkâr basıyor içime."

Efkâr Dağıtmak:  

Sıkıntıyı gidermek, üzüntüyü yok etmeye çalışmak. ”Sahile efkâr dağıtmak için inmiş olmalı.”

Efkarı Dağılmak:  

Sıkıntı ve üzüntüden kurtulmak, rahatlamak, huzur bulmak. "Efkarı dağılsın diye biraz çıkıp dolaştık."

Efkârı Umumiye:  

Halk oyu.

Eflake Ser Çekmek:  

Çok yüksek olmak.

Efradı Belde:  

Şehir halkı.

Efradını Cami, Ağyarını Mâni:  

"Ne eksik ne fazla, eksiği artığı olmayan." anlamında kullanılan bir söz.

Efsane Nakletmek:  

Masal niteliği taşıyan olgular anlatmak.

Efsunlu Hatıra:  

Hatırlandıkça insanda derin hazlar, yüce duygular uyandıran anı.

Eğilip Bükülmek:  

Bir kimsenin karşısında sıkıntı, utanç vb. duygularını açığa vuracak hareketlerde bulunmak.

Eğitim Almak:  

Belli bir bilim dalı veya sanat kolunda yetişmek.

Eğitim Vermek:  

Belli bir bilim dalı veya sanat kolunda yetiştirmek.

Egoist Olmak:  

Kendi çıkarını, faydasını düşünerek hareket etmek, bencil olmak. "Egoist olman hiç hoş değil." "Lütfen bu kadar egoist olma."

Eğreti Almak:  

Ödünç almak.

Eğreti Oturmak:  

Bir yerde çok kısa süre kalacakmış gibi oturmak.

Eğreti Vermek:  

Ödünç vermek.

Eğretiye Almak:  

Bir yapının alt bölümünü onarmak için üstünü destekler üzerinde durdurmak.

Eğri Bakmak:  

Kötü düşünce besleyerek bakmak. "O, hiç kimseye eğri bakmazdı."

Eğri Büğrü:  

Yer yer eğrilmiş ve bükülmüş olan, çarpık çurpuk. "Araba hasarlı, her tarafı eğri büğrü olmuş."

Eğri Gemi Doğru Sefer:  

"Kullanılan araç yetersiz ancak yapılan iş isteğe uygun." anlamında kullanılan bir söz.

Eğri Gözle Bakmak:  

Kötü düşünce besleyerek bakmak. "O, hiç kimseye eğri gözle bakmazdı."

Eğri Oturup Doğru Konuşalım:  

Davranışımız nasıl olursa olsun, doğruyu söyleyelim. "Kimse kimseyi kandırmasın, eğri oturup doğru konuşalım."

Eğride Tok Doğruda Aç Görülmez:  

Dürüst davranmayanlar onmaz, doğruluktan ayrılmayanlar ise başarı kazanırlar.

Eğrisi Doğrusuna Gelmek:  

Uygunsuz yapılan işin tesadüfen uyumlu bitmesi.

Eğrisiyle Doğrusuyla:  

Doğru ya da yanlış her yönüyle. "Eğrisiyle doğrusuyla her şeyi anlattım."

Egzoz Borusu:  

Motorlarda egzoz gazının atılmasını sağlayan boru şeklindeki parça.

Egzoz Gazı:  

Egzoz borusundan çıkan kullanılmış buhar veya gaz.

Ehli Beyit:  

Hz. Muhammed'in kızı, damadı ve torunlarından oluşan ailesi. "Bizler edebimizle yaşayan, ehlibeyit yolundan yürüyen insanlarız." Doğrusu ehlibeyit şeklindedir, deyim değil isimdir.

Ehlibeyit:  

Hz. Muhammed'in kızı, damadı ve torunlarından oluşan ailesi. "Kendisinin ehlibeyitten olduğu rivayet olunur." "Bizler edebimizle yaşayan, ehlibeyit yolundan yürüyen insanlarız." Doğrusu ehlibeyit şeklindedir, deyim değil isimdir. Diğer yazım şekilleri:: ehlibeyt / ehli beyt / ehli beyit

Ehlisalip:  

XI. ve XII. yüzyıllarda Batılı Hristiyanlarca kutsal yerleri Müslümanların elinden almayı amaçlayan seferlere katılan kimse. Haçlılar. "Büyük ehlisalip ordusu harekete geçmiş." "İçimizde dost görünen hain ehlisalip gruplar da var." Doğrusu ehlisalip şeklindedir, deyim değil isimdir.

Ehlivukuf:  

(ehli vukuf) Bilirkişi. "Ehlivukuf raporuna göre de biz haklıyız." "Bir süre ehlivukuf olarak da görev yapmıştım." Doğrusu ehlivukuf şeklindedir, deyim değil isimdir.

Ehven Kurtulmak:  

Ucuz kurtulmak.

Ehvenişer:  

Kötü olanların içinde iyisi. "Teklif edilen yayınevleri içinde ehvenişer yine bizim seçtiğimiz."

Ejder Gibi:  

İri yapılı ve korkunç görünüşlü, ejderha gibi. "Rüyasında ejder gibi bir şey görmüş."

Ejderha Gibi:  

iri yapılı ve korkunç görünüşlü, ejder gibi. "Rüyasında ejderha gibi bir şey görmüş."

Ekarte Etmek:  

“saf dışı bırakmak, bir kenara itmek” anlamına gelir.

Ekin İti Gibi:  

Başını dik tutup herkese yüksekten bakanlar için söylenir.

Ekini Belli Etmemek:  

Eksik, bozuk, yanlış, kusurlu bir işi sağlam, doğru ve doğal imiş gibi gösterme becerisini kanıtlamak.

WhatsApp