D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Kerem Buyurun:

"İzin verin, beni dinleyin." anlamında kullanılan bir nezaket sözü. "Efendim! Kerem buyurun, gidip kendisini getireyim."

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Doyuma Ulaşmak:  

İstek ve gereksinimlerinin en üst düzeyini elde etmek.

Doyumluk Değil Tadımlık:  

Sunulan şey doyuracak kadar değil, ancak tatmaya yeter, anlamına gelir. "Bu kek doyumluk değil tadımlık."

Doyurucu Bulmak:  

Yeterli görmek.

Doyurucu Gelmek:  

Yeterli olmak.

Dozu Kaçmak:  

1- İlaçta ölçüyü tutturamamak. "İlacın dozu kaçmasın, Allah korusun zehirlenirsin." 2- Ölçüyü aşmak, aşırı gitmek. "Bir haftadır televizyon izlemenin dozunu kaçtı."

Dozunu Ayarlamak:  

1- İlacın ölçüsünü aşmamak, gerektiği kadar vermek. 2- Ölçüyü aşmamak, aşırı davranmamak.

Dozunu Kaçırmak:  

1- İlaçta ölçüyü tutturamamak. "İlacın dozu kaçırma, Allah korusun zehirlenirsin." 2- Ölçüyü aşmak, aşırı gitmek. "Bir haftadır televizyon izlemenin dozunu kaçırdınız." , "Şakanın dozunu kaçırmayın, ayıp oluyor."

Dramatize Etmek:  

1- Bir edebî eseri radyo, televizyon veya sahne oyunu biçimine getirmek. 2- Bir olayı olduğundan daha acıklı, abartılı bir biçimde ortaya koymak.

Dua Almak:  

İyilik yaparak birinin hoşnutluğunu kazanmak. "İnsanlardan dua almaktan daha güzel ne olabilir ki."

Dua Etmek:  

Allah'a yalvarıp yakarmak. "Bu saatten sonra dua etmekten başka çare yok."

Duaları Kabul Olmak:  

İstediği ve dilediği şeyler gerçek olmak. "Umarım duaları kabul olur da işine tekrar kavuşur."

Duası Kabul Olmak:  

İstediği ve dilediği şey gerçek olmak. "Umarım duası kabul olur da işine tekrar kavuşur."

Duası Makbul Olmak:  

Ettiği dua beğenilmek, tutulmak, ilgi görmek. "İnşallah dualarınız makbul olmuştur."

Duası Okunmak:  

Öldürülmek, ölmek. "Bu kafayla giderse yakında duası okunur."

Duası Tutmak:  

1- Ettiği dua gerçekleşmek. "Duası tutmuş, istediği okulu kazanmış." 2- Etkili olmak. "Düşman duası tutarsa işimiz zor."

Duasını Almak:  

İyilik yaparak birinin hoşnutluğunu kazanmak. "Aile büyüklerinizin duasını almayı unutmayın."

Duba Gibi:  

Aşırı şişman. "Duba gibi olmuş; insan biraz yediğine, içtiğine dikkat eder."

Duble Etmek:  

Astar geçirmek.

Dudağını Bükmek:  

1- Bir şeyi beğenmediğini, küçümsediğini belli etmek, umursamamak, pek aldırış etmemek. "Yeni alınan elbiseye şöyle bir dudağını büküp geçti." 2- Ağlayacak gibi olmak. "Çok azarlama, çocuk dudağını bükmeye başladı."

Dudağını Isırmak:  

Yakışıksız bir durum karşısında şaşmak. "Giydiği kıyafetleri görsen, inan dudağını ısırırsın."

Dudağının Ucuna Gelmek:  

Hemen söyleyecek durumda olmak.

Dudak Bükmek:  

Umursamamak, beğenmemek, küçümsemek. ”Yeni alınan elbiseye şöyle bir dudak büküp geçti.”

Dudak Çukuru:  

Üst dudağın ortasındaki oluk.

Dudak Dudağa:  

İki kişinin dudakları dokunmuş durumda.

Dudak Dudağa Gelmek:  

Öpüşmek. "Çocukların izlediği saatte, filmde dudak dudağa gelmeler hoş olmuyor."

Dudak Dudağa Kalmak:  

Öpüşmek. "Çocukların izlediği saatte, filmde dudak dudağa kalmalar hoş olmuyor."

Dudak Isırmak:  

1- Hayran kalmak. "Dudak ısırtan bir resim yapmış." 2- Hayrete, şaşkınlığa düşmek. "Beni karşısında görünce dudağını ısıracak eminim."

Dudak Isırtmak:  

1- Hayran bırakmak. 2- Şaşkınlığa, hayrete düşürmek. ”Yazdığı son kitabıyla dudak ısırttı herkese.”

Dudak Payı Bırakmak:  

Bardak, fincan gibi kapları ağzına kadar doldurmayıp dudağın rahatça yanaşabileceği boş yer bırakmak. "Dudak payı bırakırsan, çayımı rahatça içebilirim."

Dudak Sarkıtmak:  

Somurtmak. "Geldiğimden beri dudak sarkıtıyor bu çocuk, bir problem mi var?"

Dudak Tiryakisi:  

İçtiği sigaranın dumanını içine çekmeyip dışarı üfleyen ve dudağında sürekli sigara olan tiryaki. "Dudak tiryakisi olduğunu söylüyordu."

Dudak Ucuyla Söylemek:  

Belli belirsiz anlatmak, isteksizce söylemek.

Dudaklarını Isırmak:  

Yakışıksız bir durum karşısında şaşırmak. "Giydiği kıyafetleri görsen, inan dudaklarını ısırırsın."

Düdüğü Çalmak:  

Sevindirici bir duruma erişmek. "Çalıştı, çalıştı; sonunda düdüğü çaldı."

Düdük Gibi:  

Çok dar, daracık giysi. "Düdük gibi pantolonu nasıl giyiyorsun?"

Düdük Gibi Kalmak:  

1- Yapayalnız kalmak. "O da gidince parkın ortasında düdük gibi kaldım." 2- Zayıflamak. "Görmeyeli düdük gibi kalmışsın, hayırdır rejim mi yapıyorsun?"

Düdük Gibi Kıyafet:  

Çok dar, daracık giysi. "Düdük gibi kıyafeti nasıl giyiyorsun?"

Düdük Gibi Olmak:  

Giysi dar kesilmiş ya da daralmış olmak.

Düdük Makarnası:  

1- İçi delik makarna. 2- Aptal, anlayışsız.

Düdüklü Tencere:  

Buharı içinde tutup yemeği çabuk pişiren bir çeşit tencere.

Dudukuşu:  

Geveze.

Düello Etmek:  

Silâhla çatışmak. "Külhanbeylerinin şemsiye sopaları, kırık değneklerle kılıç karşılaştırıp düello etmeleri sokak başlarının hoş bir eğlencesi idi." (Reşat N. Güntekin)

Düğme Çengeli:  

Düğmeli potinleri iliklemek için kullanılan çengelli alet.

Düğmük Atmak:  

Düğümlemek.

Düğüm Atmak:  

Düğümlemek.

Düğüm Düğüm Düğümlenmek:  

1- Çok karışık bir duruma gelmek. "Bölgedeki insanların hayatı düğüm düğüm düğümlenmiş." 2- Birbirine geçmek. "Bilgisayarın kabloları düğüm düğüm düğümlenmiş." 3- İçinden çıkılmaz bir durum almak. "Düğüm düğüm düğümlenen bu olayı babamdan başkası çözemez."

Düğüm Düğüm Olmak:  

1- Çok karışık bir duruma gelmek. "Bölgedeki insanların hayatı düğüm düğüm olmuş." 2- Birbirine geçmek. "Bilgisayarın kabloları düğüm düğüm olmuş." 3- İçinden çıkılmaz bir durum almak. "Düğüm düğüm olan bu olayı babamdan başkası çözemez."

Düğüm Noktası:  

Bir meselenin sonuçlandırılması için çözülmesi, açıklığa kavuşturulması gereken en güç yanı. ”Biz işin daha düğüm noktasını tespit etmiş değiliz ki!”

Düğüm Üstüne Düğüm Atmak:  

Parasını cimrilik ederek saklamak. "Yaşı yetmişe yaklaştı, hala düğüm üstüne düğüm atmaya çalışıyor."

Düğüm Üstüne Düğüm Vurmak:  

Parasını cimrilik ederek saklamak. "Yaşı yetmişe yaklaştı, hala düğüm üstüne düğüm vurmaya çalışıyor." "Bazen düğüm üstüne düğüm vurmak gerektiğini düşünüyorum."

Düğüm Vurmak:  

1- Düğümlemek. 2- Parasını pintilik ederek saklamak, biriktirmek.

Düğümünü Çözmek:  

Anlaşılmaz bir şeyi anlaşılır duruma getirmek.

Düğün Aşıyla Dost Ağırlanmaz:  

"Ağırlamanın değeri, özel olarak hazırlanmasında, bir fedakârlık yapılmasındadır." anlamında kullanılan bir söz. "Düğün aşıyla dost ağırlanmaz, sen yine de bir şeyler hazırla."

Düğün Bayram Etmek:  

Çok sevinç duymak, topluca neşeli bir duruma kavuşmak. ”Ağabeyim savaştan sağ salim dönünce ailece bayram ettik.”

Düğün Bizim Oyna Kızım:  

Kendi işimizdir, en çok biz çabalamalıyız.

Düğün Değil Bayram Değil, Eniştem Beni Niye Öptü:  

Umulmadık bir anda beklenmeyen bir davranışla karşılaşıp şaşırmak. Art niyet aramak. İşin içinde iş olduğunu düşünmek.

Düğün Dernek, Hep Bir Örnek:  

Olayların veya yapılan işlerin hep birbirine benzediğini anlatan bir söz.

Düğün Evi Gibi:  

Çok kalabalık ve telâşlı görülen yer. ”Hayrola, dün akşam sizin sokak düğün evi gibiymiş!”

Düğün Pilavıyla Dost Ağırlamak:  

Başkasının kesesinden ya da elinden ikramda bulunmak. "Düğün pilavıyla dost ağırlamayı çok seversin sen."

Düğünevi Gibi:  

Sevinçli ve telaşlı bir kalabalık bulunan yer. "Sizin ev düğünevi gibi olmuş."

Düğünün En Curcunalı Zamanı:  

Düğünün en kızıştığı, halkın en coştuğu an.

Düğününde Elekle Su Taşımak:  

Bir yardımına karşılık olarak bekar bir kimseye çok büyük bir yardımda bulunma sözü vermek. "Sen onunla evlen, söz ben de düğününde elekle su taşıyacağım."

Düğününde Kalburla Su Taşımak:  

Bir yardımına karşılık olarak bekar bir kimseye çok büyük bir yardımda bulunma sözü vermek. "Sen onunla evlen, söz ben de düğününde kalburla su taşıyacağım."

Dükkân Dükkân Dolaşmak:  

Alış veriş için bütün dükkânlara girip çıkmak. "Altında taksi dükkân dükkân dolaşır, herkese münâsip hediyeler arar." (Ahmet H. Tanpınar)

Dükkânı Geç Açmak:  

Geç evlenmek.

Dul Kalmak:  

Kadın veya erkeğin eşi ölmek.

Dulda Tutmak:  

Örtünmek, koruyacak biçimde sarınmak.

Duman Almak:  

1- Sis kaplamak, sis bürümek. 2- Sigara dumanını içine çekmek.

Duman Altı Etmek:  

Bulunulan yerin havasını esrar, sigara vb. dumanıyla doldurmak.

Duman Altı Olmak:  

Esrar, sigara vb. içilen bir yerin havasından etkilenmek.

Duman Attırmak:  

Geride bırakmak, zor duruma düşürmek, birini yıldırmak. ”Silâhını çeken komutan etrafa duman attırmaya başladı.”

Duman Etmek:  

Bozmak, ortalığı dağıtmak, yok etmek; yenmek, birine karşı başarı sağlamak. ”Askerler ortalığı toz duman ettiler.”

Duman Olmak:  

1- Ortadan kaybolmak. 2- Durumu, düzeni, işi bozulmak. Kötü olmak. ”Çabuk duman ol buradan, gözüm görmesin seni!”

Duman Vermek:  

1- Çok duman çıkarmak. 2- Ortalığı karıştırmak.

Dumana Boğmak:  

1- Duman içinde bırakmak. 2- Bunaltmak, şüphe içinde bırakmak.

Dumanı Doğru Çıksın:  

İyi ve güzel olmasa bile, usulüne uygun olsun. "Dumanı doğru çıksın yeter, bir an önce gidelim."

Dumanı Tepesinden Çıkmak:  

Bir acının ateşiyle yanıp tutuşmak. "Ayağına çivi batmış, dumanı tepesinden çıkıyor."

Dumanı Üstünde:  

1- Çok taze (sebze ve meyve için). 2- Çok yeni, üzerinden zaman geçmemiş. ”Şu elmalara bak, daha dumanı üstünde bunların.”

Dümen Çevirmek:  

Düzen kurup, hileli iş yapmak. ”Yine ne dümen çeviriyorsunuz siz?”

Dümen Döndürmek:  

(arg.) Hîle yapmak, düzen kurmak.

Dümen Kırmak:  

Yön değiştirmek. Dümen suyunda gitmek: Birine bağımlı olmak, birinin tuttuğu yolu izlemek, hemen her şeyde ona uyarak onun istediğini yapmak. ”Başkasının dümen suyundan gidenler kişiliklerini bulamazlar.”

Dümen Kullanmak:  

Bir işi kurnazca yönetmek.

Dümen Neferi:  

Sonuncu olan, en geride kalan kimseler için kullanılır.

Dümen Suyu:  

Geminin arkada bıraktığı köpüklü iz.

Dümen Suyuna Girmek:  

Birinin huyuna göre davranmak, birine bağımlı olmak, birinin tuttuğu yolu izlemek, hemen her şeyde ona uyarak onun istediğini yapmak. "Başkasının dümen suyuna girenler kişiliklerini bulamazlar."

Dümen Suyuna Gitmek:  

Birinin huyuna göre davranmak, birine bağımlı olmak, birinin tuttuğu yolu izlemek, hemen her şeyde ona uyarak onun istediğini yapmak. "Başkasının dümen suyuna gidenler kişiliklerini bulamazlar."

Dümen Suyuna Kapılmak:  

Birinin huyuna göre davranmak, birine bağımlı olmak, birinin tuttuğu yolu izlemek, hemen her şeyde ona uyarak onun istediğini yapmak. "Başkasının dümen suyuna kapılanlar kişiliklerini bulamazlar."

Dümen Suyunda Gitmek:  

Birinin huyuna göre davranmak, birine bağımlı olmak, birinin tuttuğu yolu izlemek, hemen her şeyde ona uyarak onun istediğini yapmak. "Başkasının dümen suyunda gidenler kişiliklerini bulamazlar."

Dümen Suyundan Gitmek:  

Birinin huyuna göre davranmak, birine bağımlı olmak, birinin tuttuğu yolu izlemek, hemen her şeyde ona uyarak onun istediğini yapmak. "Başkasının dümen suyundan gidenler kişiliklerini bulamazlar."

Dümen Tutmak:  

Teknenin gideceği yolu gözleyerek dümeni yönetmek.

Dümen Yapmak:  

Dalavere, hile ile birini kandırmak, aldatmaya çalışmak.

Dümene Geçmek:  

Kontrolü ele almak. "Baban çok yaşlandı, dükkanda dümene geçsen iyi olur."

Dümeni Eğri:  

Yan yan yürüyen.

Dümeni Elinde Tutmak:  

Yönlendirici durumda olmak.

Dümeni Kırmak:  

Çekip gitmek, kaçmak, uzaklaşmak.

Dümenine Bakmak:  

Şartlar ne olursa olsun çıkarını gözetmek.

Dümenini Bozmak:  

Hileli işe engel olmak.

Dümenini Elinde Tutmak:  

Yönetmek, istediği yöne doğru götürmek.

Dumura Uğramak:  

Körelmek.

Dün Bir, Bugün İki:  

"Herhangi bir şeye başladığından beri çok az zaman geçtiği halde." anlamında kullanılan bir söz. "Dün bir, bugün iki, bu kitabı hemen okuyup bitiremem."

WhatsApp