Bir Deyim Öğrenelim!
Elini Taşın Altına Koymak:
Bir olay veya durum karşısında sorunun çözümü için, sorumluluk alarak çalışmaya başlamak. "Evin tadilatıyla ilgili herkes elini taşın altına koymalı."
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Dün Cin Olmuş, Bügün Adam Çarpıyor:
Mesleğinde ustalaşmadan hileye başvuruyor.
Dünden Hazır Olmak:
Kendisine yapılan bir öneriyi seve seve ve hemen kabul etmek. "Evdekiler benim evlenmeme dünden hazır."
Dünden Ölmüş:
Bir şey yapmaya hevesi kalmamış.
Dünden Razı:
Bir öneriyi hemen kabul eden kimseler için kullanılır. "Sinemaya gitmeye dünden razı."
Dünden Razı Olmak:
Kendisine yapılan bir öneriyi seve seve ve hemen kabul etmek. "Evdekiler benim evlenmeme dünden razı."
Dünkü Çocuk:
Deneyimi az, toy acemi. ”Dünkü çocukların aklına ihtiyacım yok benim.”
Dünür Düşmek:
Bir kızı evlenmek üzere başkası için istemek.
Dünür Gezmek:
Evlenecek erkek için kız aramaya çıkmak.
Dünür Gitmek:
Evlenecek erkek için kız istemeye gitmek.
Dünya Ahret Bacım:
Bir kişiye kardeşlik duygusundan başka bir gözle bakılmadığını anlatan bir söz. "Helalin var, dünya ahret bacımsın."
Dünya Ahret Bacım Olsun:
Bir kişiye kardeşlik duygusundan başka bir gözle bakılmadığını anlatan bir söz. "Dünya ahret bacım olsun, ondan güzeli yok buralarda."
Dünya Ahret Kardeşim:
Bir kişiye kardeşlik duygusundan başka bir gözle bakılmadığını anlatan bir söz. "Helalin var, dünya ahret kardeşimsin."
Dünya Ahret Kardeşim Olsun:
Bir kişiye kardeşlik duygusundan başka bir gözle bakılmadığını anlatan bir söz. "Dünya ahret kardeşim olsun, ondan güzeli yok buralarda."
Dünya Alem:
Herkes.
Dünya Başına Dar Gelmek:
Çok sıkılmak, büyük bir çaresizlik içinde kalmak, dünya gözüne zindan olmak, dünya başına yıkılmak. "Tüm parasını dolandırıcılara kaptırdığını öğrenince, dünya başına dar geldi."
Dünya Başına Dar Olmak:
Çok sıkılmak, büyük bir çaresizlik içinde kalmak, dünya gözüne zindan olmak, dünya başına yıkılmak. "Tüm parasını dolandırıcılara kaptırdığını öğrenince, dünya başına dar oldu."
Dünya Başına Yıkılmak:
Dara düşmek, felâkete uğramak, umutlarını yitirmek, çok üzülüp acı çekmek. ”Trafik kazasında kocasını ve iki çocuğunu kaybeden kadının dünyası başına yıkılmıştı.”
Dünya Bir Araya Gelse:
“Bütün insanlar engel olmaya kalksa bile, asla, hiçbir zaman, kim ne derse desin” anlamında, yine bildiğini yapma durumu için kullanılır. ”Dünya bir araya gelse de ben o adamla barışmam.”
Dünya Birinin Olmak:
Çok fazla sevinmek. "Kazadan yara almadığını öğrendiğimizde dünya bizim oldu."
Dünya Durdukça:
Sonsuza kadar. "Dünya durdukça sizi seveceğim."
Dünya Durdukça Durasın:
Çok yaşayasın.
Dünya Evine Girmek:
Evlenmek. "Sonunda dayım dünyaevine girdi."
Dünya Gözü İle:
Ölmeden önce, yaşarken. ”Dünya gözü ile Almanya`daki kardeşimi bir daha görsem.”
Dünya Gözü İle Görmek:
Ölmeden, yaşarken, bir işin sonunu veya bir şeyi görmek istemek.
Dünya Gözüne Karanlık Görünmek:
Büyük bir karamsarlık ve umutsuzluk içinde olmak. "Eşini kaybedince dünya gözüne karanlık göründü."
Dünya Gözüne Karanlık Kesilmek:
Büyük bir karamsarlık ve umutsuzluk içinde olmak. "Eşini kaybedince dünya gözüne karanlık kesildi."
Dünya Gözüne Karanlık Olmak:
Büyük bir karamsarlık ve umutsuzluk içinde olmak. "Eşini kaybedince dünya gözüne karanlık oldu."
Dünya Gözüne Zindan Görünmek:
Büyük bir karamsarlık ve umutsuzluk içinde olmak. "Eşini kaybedince dünya gözüne zindan göründü."
Dünya Gözüne Zindan Kesilmek:
Büyük bir karamsarlık ve umutsuzluk içinde olmak. "Eşini kaybedince dünya gözüne zindan kesildi."
Dünya Gözüne Zindan Olmak:
Büyük bir karamsarlık ve umutsuzluk içinde olmak. "Eşini kaybedince dünya gözüne zindan oldu."
Dünya Gözüyle:
Ölmeden. "Artık çok yaşlandım, onu dünya gözüyle bir kez daha görmek istiyorum."
Dünya Güzeli:
Olağanüstü güzellikte kadın.
Dünya Kadar:
Pek çok. "Dünya kadar evleri var, birini size versinler."
Dünya Kazan Ben Kepçe:
Sürekli bir arayış, dolaşma. "Dünya kazan ben kepçe yaşayıp gidiyoruz."
Dünya Kazan Biz Kepçe:
Sürekli bir arayış, dolaşma. "Dünya kazan biz kepçe yaşayıp gidiyoruz."
Dünya Kelamı Etmek:
Olup bitenlerden konuşmak.
Dünya Penceresi:
Göz.
Dünya Telaşesi:
Yaşantıyı sürdürebilmek için bu dünyanın uğraşılan işi, gücü. "Bugünlerde dünya telaşesi ile uğraşmaktan ailemizi de ihmal ettik."
Dünya Telaşesine Dalmak:
Hayatı sürdürebilmek için bu dünyanın işi, gücüyle uğraşmak. "Son haftalarda dünya telaşesine daldık, ailemizi de ihmal ettik."
Dünya Telaşesine Kapılmak:
Hayatı sürdürebilmek için bu dünyanın işi, gücüyle uğraşmak. "Son haftalarda dünya telaşesine kapıldık, ailemizi de ihmal ettik."
Dünya Telaşı:
Yaşantıyı sürdürebilmek için bu dünyanın uğraşılan işi, gücü. "Bugünlerde dünya telaşı ile uğraşmaktan ailemizi de ihmal ettik."
Dünya Telaşına Dalmak:
Hayatı sürdürebilmek için bu dünyanın işi, gücüyle uğraşmak. "Son haftalarda dünya telaşına daldık, ailemizi de ihmal ettik."
Dünya Telaşına Kapılmak:
Hayatı sürdürebilmek için bu dünyanın işi, gücüyle uğraşmak. "Son haftalarda dünya telaşına kapıldık, ailemizi de ihmal ettik."
Dünya Varmış:
Sıkıntılı bir durumdan kurtulan kimsenin söylediği söz: İçerisi zindan gibiydi, oh burada dünya varmış!
Dünya Yıkılmış, O Altında Kalmış:
Dünyanın bütün problemlerini kendine dert ve sıkıntı edindiği için yüzü hiç gülmez.
Dünya Yıkılsa Umrunda Olmamak:
Sorumluluk duygusu taşımamak, hiçbir şeyle ilgilenmemek, kaygısız olmak. "Ne biçim adam bu! Dünya yıkılsa umurunda değil."
Dünya Yıkılsa Umurunda Değil:
Hiçbir şeyle ilgilenmemek, umursuz olmak, sorumluluk duymamak. ”Sakın `dünya yıkılsa umurumda değil` deme bana.”
Dünya Yüzü Görmemek:
Kapalı bir yerde sürekli kalmak.
Dünyadan El Çekmek:
Bir kenara çekilip toplum yaşamına karışmamak, kendi halinde yaşayıp dünya nimetlerine yüz çevirmek. "Bu saatten sonra dünyadan el çekmişim, beni rahat bırakın."
Dünyadan El Etek Çekmek:
Bir kenara çekilip toplum ile ilişkisini kesmek, toplumun yaşayışına karışmaz olmak, daha çok ibadetle meşgul olmak ve dünya işleriyle ilgilenmez olmak. "Dünyadan el etek çekmiş gibi odasından çıkmıyor."
Dünyadan Elini Eteğini Çekmek:
Bir kenara çekilip toplum ile ilişkisini kesmek, toplumun yaşayışına karışmaz olmak, daha çok ibadetle meşgul olmak ve dünya işleriyle ilgilenmez olmak. ”Bizim komşu her nedense dünyadan elini eteğini çekti, görünmez oldu sanki.”
Dünyadan Geçmek:
Hiçbir şeyle ilgilenmez olmak.
Dünyadan Göçmek:
Ölmek, hayatını kaybetmek. "Dedelerim de bu dünyadan göçtüler."
Dünyadan Haberi Olmamak:
Çevresinden, çağından ve çağının getirdiklerinden, zamanında yaşanan hayattan haberli olmamak. ”Sen dünyadan haberi olmayan bir adamsın, ne anlarsın bu işten, lütfen karışma!”
Dünyaevine Girmek:
Evlenmek. "Sonunda dayım dünyaevine girdi."
Dünyalar Benim Oldu:
Çok fazla sevindim, aşırı mutlu oldum. "Kazadan yara almadığını öğrendiğimde dünyalar benim oldu."
Dünyalar Birinin Olmak:
Çok fazla sevinmek. "Kazadan yara almadığını öğrendiğimizde dünyalar bizim oldu."
Dünyalar Kadar:
Pek çok. "Oysa ben onu dünyalar kadar sevmiştim."
Dünyalar Kadar Çok Sevmek:
Umulandan daha fazla sevmek. "Her fırsatta dünyalar kadar çok sevdiğini söylerdi."
Dünyalar Onun Olmak:
Oldukça çok sevinmek. ”Babası istediği oyuncağı getirince dünyalar onun oldu sanki.”
Dünyalara Değişmemek:
Her şeyden daha fazla sevmek, o şeyden vazgeçmemek. "Beşiktaş formasını dünyalara değişmez."
Dünyalığı Doğrultmak:
Yaşamı süresince yetecek parayı kazanmak.
Dünyanın Dört Bucağı:
Dünyanın her yanı, her yönü.
Dünyanın Düzenini Bozmak:
Karışıklıklar çıkarıp herkesin rahatını kaçırmak.
Dünyanın Kaç Bucak Olduğunu Anlamak:
Dünyada insanın başına neler gelebileceğini öğrenmek, zorluklarla karşılaşmak, tecrübe kazanmak. ”Elbet sen de bir gün dünyanın kaç bucak olduğunu anlayacaksın.”
Dünyanın Kaç Bucak Olduğunu Bilmez:
Dünyada ne dalavereler, kötülükler, güçlükler olduğundan habersiz, hayat tecrübesi yok. "Yaşı daha küçük, elbette dünyanın kaç bucak olduğunu bilmez."
Dünyanın Kaç Bucak Olduğunu Göstermek:
Dünyada ne gibi güçlükler olduğunu bildirmek, insanın başına neler gelebileceğini öğretmek, hayat tecrübesi kazandırmak. "Yarın sen iş yerine gel de, sana dünyanın kaç bucak olduğunu göstereyim."
Dünyanın Kaç Bucak Olduğunu Öğrenmek:
Dünyada insanın başına neler gelebileceğini öğrenmek, güçlüklerle karşılaşmak, hayat tecrübesi kazanmak. "Elbet sen de bir gün, dünyanın kaç bucak olduğunu öğreneceksin."
Dünyanın Kaç Bucak Olduğunu Öğretmek:
Dünyada ne gibi güçlükler olduğunu bildirmek, insanın başına neler gelebileceğini göstermek, hayat tecrübesi kazandırmak. "Yarın sen iş yerine gel de, sana dünyanın kaç bucak olduğunu öğreteyim."
Dünyanın Kaç Köşe Olduğunu Anlamak:
Dünyada insanın başına neler gelebileceğini öğrenmek, güçlüklerle karşılaşmak, hayat tecrübesi kazanmak. "Elbet sen de bir gün, dünyanın kaç köşe olduğunu anlayacaksın."
Dünyanın Kaç Köşe Olduğunu Bilmez:
Dünyada ne dalavereler, kötülükler, güçlükler olduğundan habersiz, hayat tecrübesi yok. "Yaşı daha küçük, elbette dünyanın kaç köşe olduğunu bilmez."
Dünyanın Kaç Köşe Olduğunu Göstermek:
Dünyada ne gibi güçlükler olduğunu bildirmek, insanın başına neler gelebileceğini öğretmek, hayat tecrübesi kazandırmak. "Yarın sen iş yerine gel de, sana dünyanın kaç köşe olduğunu göstereyim."
Dünyanın Kaç Köşe Olduğunu Öğrenmek:
Dünyada insanın başına neler gelebileceğini öğrenmek, güçlüklerle karşılaşmak, hayat tecrübesi kazanmak. "Elbet sen de bir gün, dünyanın kaç köşe olduğunu öğreneceksin."
Dünyanın Kaç Köşe Olduğunu Öğretmek:
Dünyada ne gibi güçlükler olduğunu bildirmek, insanın başına neler gelebileceğini göstermek, hayat tecrübesi kazandırmak. "Yarın sen iş yerine gel de, sana dünyanın kaç köşe olduğunu öğreteyim."
Dünyanın Öbür Ucu:
Çok uzak yer. ”Ali de dünyanın öbür ucunda oturuyor.”
Dünyanın Tadını Çıkarmak:
Bütün zevklerden yararlanmak, mutlu ve rahat yaşamak.
Dünyanın Ucu Uzundur:
Yaşadıkça insanın türlü hallerle, çeşitli olaylarla karşılaşabileceğini anlatır.
Dünyası Başına Yıkılmak:
Dara düşmek, felakete uğramak, umutlarını yitirmek, çok üzülüp acı çekmek. "Trafik kazasında kocasını ve iki çocuğunu kaybeden kadının dünyası başına yıkılmıştı."
Dünyası Haram Olmak:
Yaşamaktan acı duymak, büyük bir karamsarlık ve umutsuzluk içinde olmak. "Eşini kaybedince dünyası haram oldu."
Dünyası Kararmak:
Yaşama düzeni altüst olmak, her işi ters gitmek, mahvolmak. "O trafik kazasından sonra dünyası karardı."
Dünyası Zehir Olmak:
Yaşamaktan acı duymak, büyük bir karamsarlık ve umutsuzluk içinde olmak. "Eşini kaybedince dünyası zehir oldu."
Dünyası Zindan Olmak:
Yaşamaktan acı duymak, büyük bir karamsarlık ve umutsuzluk içinde olmak. "Eşini kaybedince dünyası zindan oldu."
Dünyasından El Çekmek:
Hiçbir şeyle ilgilenmez olmak.
Dünyasından Geçmek:
Her şeye karşı ilgisiz duruma gelmek.
Dünyaya Dana Gelip Öküz Gitmek:
Hiçbir şeyden haberi olmamak.
Dünyaya Gelmek:
Doğmak. "Kardeşim dünyaya geldiğinde ben on yaşındaydım."
Dünyaya Getirmek:
Doğurmak. "Nur topu gibi bir çocuk dünyaya getirdi."
Dünyaya Gözlerini Açmak:
Dünyaya gelmek, doğmak.
Dünyaya Gözlerini Kapamak:
Ölmek. "Atatürk, 10 Kasım sabahı dünyaya gözlerini kapadı."
Dünyaya Gözlerini Kapatmak:
Ölmek. "Atatürk, 10 Kasım sabahı dünyaya gözlerini kapattı."
Dünyaya Gözlerini Yummak:
Ölmek. "Atatürk, 10 Kasım sabahı dünyaya gözlerini yumdu."
Dünyaya Kazık Çakmak:
Ölmemek, çok yaşamak, uzun ömürlü olmak. "İyi besleniyor, kendine iyi bakıyor, dünyaya kazık çakacak."
Dünyaya Kazık Kakmak:
Ölmemek, çok yaşamak, uzun ömürlü olmak. "İyi besleniyor, kendine iyi bakıyor, dünyaya kazık kakacak."
Dünyaya Yuf Borusu Öttürmek:
Ölmek.
Dünyayı Anlamak:
Dünyada neler olduğunu öğrenmek, deneyimi artmak.
Dünyayı Başına Dar Etmek:
Bir kimseyi çok sıkıntılı bir duruma sokmak, dünyayı başına dar etmek. "Böyle hainlerin dünyayı başına dar etmek lazım."
Dünyayı Başına Zindan Etmek:
Çok sıkıntılı bir duruma sokmak.
Dünyayı Ben Yarattım Demek:
Aşırı mağrur olmak, büyüklenmek.
Dünyayı Ben Yarattım Havasında Olmak:
Çevresinde güçlü olduğu düşüncesini oluşturmak.
Dünyayı Birbirine Katmak:
Dedikodu yaparak insanların birbirlerine düşman etmek.