Bir Deyim Öğrenelim!
Kuru Soğuk:
Yağmursuz havada olan sert soğuk. "O gün kuru soğuk vardı."
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Dizgine Gelmek:
Düzelmek, belli bir disipline ve sisteme girmek.
Dizgini Ele Almak:
Yönetimi ele geçirmek, işi kendisi yönetmeye başlamak. ”Dizginleri ele almazsak fabrika kargaşa içinde boğulup kalacak, üretim yapılamayacak.”
Dizginine Çarpmak:
Yanlış yoldaki birini uyarmak.
Dizginini Çekmek:
Birinin aşırı davranışlarına engel olmak.
Dizginini Kasmak:
Birine karşı baskıyı artırmak, frenlemek.
Dizginini Kesmek:
Üzerindeki baskıyı artırmak.
Dizginleri Ele Almak:
Yönetimi ele geçirmek, işi kendisi yönetmeye başlamak. "Dizginleri ele almazsak fabrika kargaşa içinde boğulup kalacak, üretim yapılamayacak."
Dizginleri Ele Vermek:
Başkasının yönetimini kabullenmek, kendi iradesiyle davranmamak. "Evlendikten sonra dizginleri ele verdi, işi biraz zor."
Dizginleri Gevşetmek:
Birinin üzerindeki baskı ve kontrolü azaltmak.
Dizginleri Koparmak:
Her türlü bağ, kontrol, etki ve baskıdan kurtulmak. "Artık dizginleri kopardım, tek başıma yaşayacağım."
Dizginleri Salıvermek:
Başıboş bırakmak, sıkı tuttuğu yönetimi gevşetmek. ”Yönetim, dizginleri salıverince insanlar rahat bir nefes aldılar.”
Dizginlerini Ele Almak:
Yönetimi ele geçirmek, işi kendisi yönetmeye başlamak. "Dizginlerini ele almazsak fabrika kargaşa içinde boğulup kalacak, üretim yapılamayacak."
Dizi Dibinden Ayrılmamak:
Yanından hiç gitmemek, ayrılmamak. "Çocuk parkta annesinin dizi dibinden ayrılmazdı."
Dizini Dövmek:
Çok pişman olmak. ”Çocuklarını küçük yaşta eğitmezsen sonradan dizini döversin.”
Dizinin Bağı Çözülmek:
Korkudan, heyecandan, yorgunluktan ayakta duramayacak hâle gelmek. ”Yokuşu çıktım ama dizlerimin de bağı çözüldü.”
Dizinin Dibinde:
Sürekli yanında, anlamına gelir. "Annesinin dizinin dibinden ayrılmazdı."
Dizinin Dibinden Ayrılmamak:
Yanından hiç gitmemek, ayrılmamak. "Çocuk parkta annesinin dizinin dibinden ayrılmazdı."
Dizleri Kesilmek:
Dizlerinde derman, güç kalmamak. "Asansör bozuk, yedinci kata çıkıncaya kadar dizlerim kesildi."
Dizleri Tutmamak:
Dizlerinde derman, güç kalmamak. "Bir kat daha çıkamam, dizlerim tutmuyor."
Dizlerine Kapanmak:
Yalvarmak, kendini küçük düşürecek kadar çok yalvarmak, başını dizlerinin üzerine koymak. ”Göreceksin, günün birinde dizlerine kapanacak babasının.”
Dizlerine Kara Su İnmek:
Ayakta beklemekten veya yorgunluktan güçsüz kalmak. "İki saattir sıra bekliyorum, dizlerime kara su indi."
Dizlerine Kara Sular İnmek:
Ayakta beklemekten veya yorgunluktan güçsüz kalmak. "İki saattir sıra bekliyorum, dizlerime kara sular indi."
Dizlerini Dövmek:
Çok pişman olmak, pişmanlık duymak. "Çocuklarını küçük yaşta eğitmeye çalış, sonra dizlerini döversin."
Dizlerinin Bağı Çözülmek:
Korkudan, heyecandan, yorgunluktan ayakta duramayacak hale gelmek. "Yokuşu çıktım ama dizlerimin de bağı çözüldü." "Bankada eli silahlı adamları görünce, dizlerimin bağı çözülmüştü."
Dobra Dobra Söylemek:
Hiçbir şeyden çekinmeden, sözü eğip bükmeden, dosdoğru, açık açık konuşmak. ”Dobra dobra konuşan insanları severim.”
Doğaüstü:
Tabiat kanunlarına uymayan.
Doğduğuna Bin Pişman:
1- Üşengeç, çok tembel. "Doğduğuna bin pişman; bir de adama iş buyuruyorsun." 2- Canından bezmiş. "O işi yaptı ama doğduğuna bin pişman."
Doğduğuna İnanıp Öldüğüne İnanmamak:
Yarara sevinip, zararı kabullenmemek.
Doğduğuna Pişman Etmek:
Çok eziyet ederek canından bezdirmek, bir kimseyi çok üzmek. "Karşıma bir çıksın, onu anasından doğduğuna pişman edeceğim."
Doğduğuna Pişman Olmak:
Çok eziyet görmek, çok üzülmek, bezdirilmek. "Bir ortaklığa girdi, doğduğuna pişman oldu."
Doğma Büyüme Falanca Yerli:
Bir yerde doğup o yerin özellikleri içinde yetişmiş. "Biz doğma büyüme Balıkesirliyiz." "Üst komşularda doğma büyüme Karadenizliymiş."
Doğmamış Çocuğa Don Biçmek:
Henüz ele geçmemiş bir şey, gerçekleşmesi kesin olarak bilinmeyen bir durum için hazırlık yapmak.
Doğru Bildiği Yoldan Ayrılmamak:
Her ne olursa olsun inandığı ilkelere bağlı kalmak. "Doğru bildiğin yoldan ayrılmamakla çok iyi etmişsin."
Doğru Bildiği Yoldan Şaşmamak:
Her ne olursa olsun inandığı ilkelere bağlı kalmak. "Doğru bildiğin yoldan şaşmamakla çok iyi etmişsin."
Doğru Bulmak:
Uygun görmek, onamak.
Doğru Çıkmak:
Gerçek olduğu anlaşılmak.
Doğru Doğru Dosdoğru:
"En doğrusu şudur ki." anlamında kullanılan bir söz. "Doğru doğru dosdoğru, bu işi yapan Ömer'dir."
Doğru Durmak:
1- Dik durmak. 2- Uslu durmak.
Doğru Dürüst:
Eksiksiz olarak, kusursuz, istenildiği gibi. "Doğru dürüst bir işi yoktu."
Doğru Oturmak:
Uslu oturmak.
Doğrucu Davut:
Her zaman her şeyin doğrusunu söyleyen ya da yapan kimseler için söylenir. "Doğrucu Davut! Söylemese olmaz sanki." "Burada senin gibi doğrucu Davut fazla çıkmaz."
Doğu Kültürü:
Doğu milletlerinin (Arap, Acem, Hint) tinsel özelliklerini, duyuş ve düşünüş birliğini meydana getiren, yaşayış, fikir ve sanat varlıklarının insana kazandırdıkları.
Doğum Hali:
Kimyada, bileşik bir cisimden yalın bir unsur ayrılırken bunun o sıradaki özel hali.
Doğum Sancısı:
1- Doğururken dişinin duyduğu sancı. 2- Yeni bir hale geçilirken çekilen zorluklar.
Doksan Kapının İpini Çekmek:
İçinde bulunduğu sorunu çözmek için kapı kapı dolaşmak, birçok yere uğramak.
Doktor Doktor Dolaşmak:
Tedavide çabuk ve kesin sonuç almak ümidiyle birçok doktora başvurmak. "Doktor doktor dolaştılar, ama bir çare bulamadılar."
Doktor Doktor Gezmek:
Tedavide çabuk ve kesin sonuç almak ümidiyle birçok doktora başvurmak. "Doktor doktor gezdiler, ama bir çare bulamadılar."
Doktora Görünmek:
Muayene olmak.
Doktora Tezi:
Doktora payesini alabilmek için hazırlanan ilmî çalışma. "Doktora tezini bitirdiniz mi?" (Ahmet H. Tanpınar)
Doktora Yapmak:
Doktora tezi hazırlayıp sınav vermek. "Evli ve birisi kız olmak üzere doktora yapan iki çocuğu var." (Ergun Göze)
Dökülüp Saçılmak:
1- Bir şey uğruna fazla para harcamak, masraf etmek. 2- Soyunmak, çok açık giyinmek. ”Düğün yapıyorum diye sakın dökülüp saçılma, yoksa kendini toplayamazsın.”
Döküm Almak:
Ayrıntılı hesap listesini toplu olarak göstermek.
Döküm Çıkarmak:
Bütün hesap işlemlerini bir listeye yazmak.
Dokunca Görmek:
Zarara uğramak, harap olmak.
Döküp Saçmak:
Dağıtmak, ziyan etmek.
Dokuz Ayın Çarşambası Bir Araya Gelmek:
Birçok iş birden ortaya çıkıp sıkışık bir durum meydana getirmek.
Dokuz Babalı:
Babası belli olmayan.
Dokuz Canlı Olmak:
1- Kolay kolay ölmemek. "Bu balık dokuz canlı olduğundan hala ölmedi." 2- Çok sağlıklı olup, herhangi bir hastalığı olmamak, dayanıklı olmak. "Dokuz canlı olduğu için dayına bir şey olmaz."
Dokuz Doğurmak:
1- Bir işi güçlükle ve sıkıntı içinde sonuca ulaştırmak. 2- Merakla, heyecanla, sabırsızlıkla, sıkıntı çekerek beklemek. ”İşe geç kalmıştı, yeni araba gelinceye kadar dokuz doğurdu.”
Dokuz Düğüm Atmak:
Sürekli birikim yapan, parasını harcamaya kıyamayan cimri kimseler için söylenir.
Dokuz Körün Bir Değneği:
Birçok kimsenin tek yardımcısı, tek dayanağı.
Dokuz Köyden Kovulmuş:
Geçimsizliği, hatalı davranışları yüzünden birçok yerden atılmış kimse.
Dokuz Kurda Bir Eşek:
"Ortağı çok, düşen pay az" anlamında.
Dokuz Okka Kuzu Yiyip, Dokuz Ay Su İçmemek:
Uzun süre sıkıntılara katlanmak.
Dokuz Yorgan Eskitmek:
Çok uzun yaşamak, uzun ömürlü olmak. "Dokuz yorgan eskitmiş adam benim dedem."
Dokuz Yorgan Paralamak:
Çok uzun yaşamak, uzun ömürlü olmak. "Dokuz yorgan paralamış adam benim dedem."
Dokuz Yorgan Parçalamak:
Çok uzun yaşamak, uzun ömürlü olmak. "Dokuz yorgan parçalamış adam benim dedem."
Dokuz Yorgan Yırtmak:
Çok uzun yaşamak, uzun ömürlü olmak. "Dokuz yorgan yırtmış adam benim dedem." "Dokuz yorgan yırtsan da bir gün sen de öleceksin."
Döl Almak:
Cins bir hayvandan yararlanarak iyi cins yavru almak.
Döl Döş Sahibi Olmak:
Çocuk ve torunları bulunmak.
Döl Vermek:
1- Yavru vermek, üremek. 2- Ürün vermek.
Dolaba Gelmek:
Aldatılmak, oyuna gelmek. "Gerçekten de dolaba gelmekten ucuz kurtulmuşsun."
Dolaba Girmek:
Aldatılmak, oyuna gelmek. "Gerçekten de dolaba girmekten ucuz kurtulmuşsun."
Dolabı Bozulmak:
1- Kurduğu iş düzeni bozulmak. 2- Hilesi ortaya çıkmak.
Dolanıp Durmak:
Sürekli olarak aynı yerde gezinmek. "Sınav sonuna kadar öğretmen dolanıp durdu."
Dolap Beygiri Gibi Dönüp Dolaşmak:
Dar bir çevrede hiç değişmeyen yorucu bir işi yapmak. "Sabahtan beri dolap beygiri gibi dönüp dolaşıyor."
Dolap Beygiri Gibi Dönüp Durmak:
Dar bir çevrede hiç değişmeyen yorucu bir işi yapmak. "Sabahtan beri dolap beygiri gibi dönüp duruyor."
Dolap Çevirmek:
Hile, düzen ve dalavere ile iş yapmak. ”Yine ne dolap çeviriyor acaba?”
Dolap Döndürmek:
Hile, düzen ve dalavere ile iş yapmak. "Yine ne dolap döndürüyor acaba!"
Doldururken Dökmek:
Becermeye çalışırken bozmak.
Dolduruşa Gelmek:
1- Olumsuz yönde yönlendirilmek, kışkırtılmak. "Dolduruşa gelen göstericiler, kamu mallarına da zarar verdi." 2- Biri çeşitli yollarla pohpohlanarak yönlendirilmek, kışkırtılmak, gaza getirilmek. "Başını belaya sokacaklar, lütfen dolduruşa gelme."
Dolduruşa Getirmek:
Birini çeşitli yollarla pohpohlayarak yönlendirmek, kışkırtmak, gaza getirmek. "Başını belaya sokacaklar, seni dolduruşa getiriyorlar."
Dolduruşa Kapılmak:
1- Olumsuz yönde yönlendirilmek, kışkırtılmak. "Dolduruşa kapılan göstericiler, kamu mallarına da zarar verdi." 2- Biri çeşitli yollarla pohpohlanarak yönlendirilmek, kışkırtılmak, gaza getirilmek. "Başını belaya sokacaklar, lütfen dolduruşa kapılma."
Dolma Tüfek:
Barutu saçması namlunun ağzından doldurulan eski model bir tüfek.
Dolma Yutmak:
Kanıp aldanmak. ”Ona dolma yutturacağını hiç sanmam!”
Dolmaları Yutmak:
Kanmak, aldanmak.
Dolmalık Kabak Gibi Oymak:
Bir kimseye çok kızmak ve şiddet ya da hakaret yoluyla tepkisini belli etmek.
Dolmuş Yapmak:
Dolmuşla yolcu taşımak.
Dolmuşa Binmek:
1- Olumsuz yönde yönlendirilmek, kışkırtılmak. "Dolmuşa binen göstericiler, kamu mallarına da zarar verdi." 2- Biri çeşitli yollarla pohpohlanarak yönlendirilmek, kışkırtılmak, gaza getirilmek. "Başını belaya sokacaklar, lütfen dolmuşa binme."
Dolmuşa Gelmek:
1- Olumsuz yönde yönlendirilmek, kışkırtılmak. "Dolmuşa gelen göstericiler, kamu mallarına da zarar verdi." 2- Biri çeşitli yollarla pohpohlanarak yönlendirilmek, kışkırtılmak, gaza getirilmek. "Başını belaya sokacaklar, lütfen dolmuşa gelme."
Dolu Dizgin:
1- Son hızla (süvari ve at arabası için). 2- Önüne geçilemeyecek biçimde, çok fazla olarak. ”Kinlerimizi dolu dizgin salıverdik düşmanın üstüne.”
Doludizgin:
Atı son hızla koşturarak, anlamına gelir. "Muhtar, doludizgin köye gidiyordu."
Doludizgin Gitmek:
1- Son hızla koşmak. "Atlı birlikler doludizgin gitmekteydi." 2- Kendini kaptırıp sürüklenmek. "Doludizgin giderken ben hayat yolunda, geçmişi pek düşünemedim."
Dolup Taşmak:
1- Gereğinden çok olmak, gereğinden çok kaplamak. 2- Çok kalabalık olmak.
Doluya Koydum Almadı, Boşa Koydum Dolmadı:
İçinden çıkılamayan güç bir durum karşısında söylenir. “Her yolu denedim, çözüm yolu bulamadım” anlamına gelir.
Doluya Koysa Almamak, Boşa Koysa Dolmamak:
İçinden çıkılamayan güç bir durum karşısında söylenir. "Her yolu deneyip, çözüm yolu bulamamak" anlamına gelir. "Doluya koysam almaz, boşa koysam dolmaz, nasıl alacağız biz o evi?"
Dominant Karakter:
(biy.) Hâkim karakter, başat karakter.
Domur Domur Açılmak:
Tomurcuklanmak, açılmaya başlamak.
Domuz Arabası:
Ağır yükleri yakın yerlere taşımak için kullanılan; ufak tekerlekli, üstü düz alçak araba.
Domuz Gibi:
1- Kötü huylu ve hain. "O domuz gibi adamlarla ne işin var?" 2- Adamakıllı, iyice. "Domuz gibi, bilir ama söylemez!"