D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Yüzü Kalmamak:

Bir kimseye karşı pek borçlu bulunmak ve ondan artık bir şey isteyecek hâli kalmamak. ”Bu güne kadar ne istedimse verdi. Artık yüzüm kalmadı, git, isteyebileceksen sen iste.”

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Dinim Hakkı İçin:  

"Dinimi tanık tutarım." anlamında kullanılan bir ant sözü. "Akıllı ol, dinim hakkı için çok kötü döverim."

Dinince Dinlensin:  

Müslüman olmayan bir ölü için Allah’tan merhamet dileme sözü.

Dinine Yandığım:  

Öfke, kızgınlık vb. duyguları belirtmek için kullanılan bir ilenme sözü.

Dinine Yandığımın:  

Hüküm geçirilemeyen, elde edilemeyen bir şeye karşı duyulan hasret ve esefi ifâde eden sitem ve serzeniş sözü. "Herifçioğlu bir vuruşta 500 lira vurur, dînine yandığımın dünyâsı." (Sait Fâik)

Dinini Yıkmak:  

Yalan Söylemek.

Dinlendiren Hayal:  

Ruh yorgunluğunu gideren hayaller.

Diplomatik Dokunulmazlık:  

Diplomatlar veya diplomasi zümresine dâhil kabul edilenlere tanınan, ülkesinde görevli bulundukları devletin cezâî, hükmî ve idârî yetkileri dışında tutulmaları şeklindeki hukūkî imtiyaz.

Dipnot Düşmek:  

Eklemek, açıklama yapmak. "Adresinizi de dipnot olarak düşerseniz sevinirim."

Dipsiz Kile Boş Ambar:  

Para, mal tutamayanın durumunu ya da verimsiz, sonuçsuz bir işi anlatmak için kullanılır. ”Memurların işi tam anlamıyla dipsiz kile boş ambar, sıfıra sıfır elde var sıfır.”

Dipsiz Testi:  

Eline geçen para veya malı hesapsızca, boş yere harcayan.

Dırdır Etmek:  

Bıkkınlık verecek şekilde, yerli yersiz söylenip durmak. "İki saattir dırdır ediyordu, sesi kesildi nihayet."

Direk Gibi:  

Sağlam, iri yapılı.

Direksiyon Kırmak:  

Aracı istenilen yöne çevirebilmek için direksiyonu o yöne döndürmek.

Direksiyon Sallamak:  

Motorlu taşıt kullanmak.

Direksiyona Geçmek:  

1- Aracı kullanmak üzere sürücü yerine oturmak. 2- Bir işin yönetimini üzerine almak.

Direktif Almak:  

Talimat almak, emredilmek.

Direktif Vermek:  

Talimat vermek, emretmek, buyurmak.

Dirhemle Konuşmak:  

Çok az veya zorla konuşmak. "Bakıyorum da bugün dirhemle konuşuyorsunuz Arzu Hanım." "İki saattir dirhemle konuşuyor mübarek." "Dirhemle konuşuyor çocuk, her şeyi öğrenemedim." Dirhem: 3,1 gramlık eski bir ağırlık ölçüsü birimi.

Dirhemle Söylemek:  

Çok az veya zorla konuşmak. "Bakıyorum da bugün dirhemle söylüyorsunuz Arzu Hanım."

Diri Kalmak:  

1- Dinç, sağlıklı görünmek. 2- Pirinç, bulgur vb. bakliyat gereği kadar pişmemiş olmak.

Diri Tutmak:  

1- Önem vermek, unutturmamak, hatırlatmak. "Çanakkale ruhunu diri tutmak için program düzenliyoruz." 2- Duygu ve düşünceyi azaltmadan, yok olmadan sürdürmek. "Öğrencilerin heyecanını diri tutmak için etkinlikler yapıyor."

Dırıltı Çıkarmak:  

Çekişmeye yol açmak. "Güzel güzel oturuyoruz, dırıltı çıkarmaya çalışma."

Dırıltı Etmek:  

Çekişmeye yol açmak. "Güzel güzel oturuyoruz, dırıltı etmeye çalışma."

Dirlik Bulmak:  

Huzur bulmak, sakinleşmek. "Şu iş bitmeden dirlik bulamayacağız."

Dirlik Düzenlik:  

Bir arada yaşayan, çalışan kimseler arasında iyi geçim, güven, sevgi ve anlaşma hâli. ”Bir aileye önce dirlik ve düzenlik gereklidir.”

Dirlik Yüzü Görmemek:  

Rahata kavuşamamak.

Dirsek Çevirmek:  

Daha önce birlikte iş yaptığı, anlaştığı kimseden, artık ihtiyaç duymadığı için yüz çevirmek; bir kimseyi kendinden uzaklaştıracak davranışlarda bulunmak. ”Onun da dirsek çevireceğini hiç beklemezdim.”

Dirsek Çürütmek:  

Okumak, öğrenim görmek için uzun yıllar çalışmak. ”Desene boşuna dirsek çürütmüşsün.”

Dirsek Teması:  

İş birliği isteğini gösteren yaklaşma girişimi. "Rakip firmayla dirsek teması içindeydiler."

Diş Açmak:  

Madeni boruları birbirine birleştirebilmek amacıyla özel aletle sarmal yiv ve set oluşturmak.

Diş Bilemek:  

Öç almak, kötülük yapmak için fırsat kollamak; öfkesini gösterir durum almak. ”Bana diş bilediği bakışlarından belli.”

Diş Çıkarmak:  

Çene kemikleri içinde bulunan diş, diş etini deldikten sonra ağız boşluğuna doğru sivrilmek.

Diş Geçirememek:  

Etkisiz kalmak, güç yetirememek, hükmünü yürütüp sözünü dinletememek. ”Bir çocuğa diş geçiremiyorsun, ne biçim annesin sen!”

Diş Geçirmek:  

Zorla veya inatla istediğini yaptırmak. "Bana diş geçirmeye çalışma, istediğini asla yapmayacağım."

Diş Gıcırdatmak:  

Kızgınlığını, öfkesini kimi davranışlarıyla belli etmek. ”Dediğini yaptıramayınca dişlerini gıcırdatmaya başladı.”

Diş Göstermek:  

Güçlü olduğunu, kendine güvendiğini, saldırabileceğini davranışlarıyla belli etmek; tehdit etmek. "Biraz diş göstersen hemen yola geleceklerdir."

Dış Kapının Dış Mandalı:  

Çok uzak akrabalar için kullanılır. "O mu? Dış kapının dış mandalı."

Dış Kapının Mandalı:  

1- Uzak akraba. "Bu benim dayımın oğlu, bu da dış kapının mandalı." "O kadın dış kapının mandalı, bu konu ilgilendirmez." 2- Önemsiz, değersiz. "Dış kapının mandalı olan görevliler konuşmasın."

Diş Kirası:  

1- Eskiden sarayda ya da konaklarda zenginlerin iftara çağırdıkları yoksullara verdikleri armağan veya para. 2- Harcadığı emek dışında bir kimsenin fazladan sağladığı çıkar.

Dışa Vurmak:  

Belli etmek. "Kızgınlığını dışa vurmaktan çekinmez."

Dışarı Atmak:  

1- Kovmak. "Babam beni dışarı attı." 2- Zararlı bir maddeyi terleme, idrar vb. yollarla vücuttan çıkarmak. "Atıklar terleme yoluyla da dışarı atılır." 3- Spor oyunlarında oyun dışı kalmak. "Hakem iki futbolcuyu dışarı attı."

Dışarı Çıkmak:  

Büyük abdestini yapmak. "Her akşam yatmadan önce dışarı çıkmayı alışkanlık hâline getirmişti."

Dışarı Uğramak:  

Dışarıya fırlamak.

Dışarı Vurmak:  

Belli etmek, açıklamak. "Sevincini dışarı vurmaya başladı."

Dışarıdan Evlenme:  

Kimi ilkel kavimlerde görülen, kendi soy ve boyundan evlenmeyip başka soy ve boylardan kız alma töresi.

Dişe Dokunmak:  

İşe yarar olmak, önemli olmak, yerinde ve anlamlı olmak. "Eskicide dişe dokunur bir şey bulamadık."

Dişe Dokunur:  

Hatırı sayılır, işe yarar, belirtilmeye değer, önemli. ”Dişe dokunur bir iş yapmışsın, aferin çocuğum.”

Dişe Dokunur Olmak:  

Hatırı sayılır, işe yarar, belirtilmeye değer, önemli olmak. "Dişe dokunur bir iş yapmışsın, aferin çocuğum."

Dışı Eli (seni) Yakar, İçi Beni:  

“Dıştan görünüşü, herkesi imrendirecek kadar güzel ama içyüzü elverişsiz, kötü, sahibini üzücü” anlamında kullanılır. ”Ah bir bilseler işin iç yüzünü, dışı eli yakar, içi beni.”

Dışı Eli Yakar, İçi Beni:  

"Dıştan görünüşü, herkesi imrendirecek kadar güzel ama içyüzü elverişsiz, kötü, sahibini üzücü" anlamında kullanılır. "Ah bir bilseler işin iç yüzünü, dışı eli yakar, içi beni."

Dışı Eli Yakar, İçi Beni Yakar:  

"Dıştan görünüşü, herkesi imrendirecek kadar güzel ama içyüzü elverişsiz, kötü, sahibini üzücü" anlamında kullanılır. "Ah bir bilseler işin iç yüzünü, dışı eli yakar, içi beni yakar."

Dışı Kalaylı, İçi Alaylı:  

"Dışı süslü, güzel görünüşlü ancak içi berbat." anlamında kullanılan bir söz. "Senin dışın kalaylı, için alaylı olduğu için böyle düşünebilirsin."

Dışı Seni Yakar, İçi Beni:  

"Dıştan görünüşü, herkesi imrendirecek kadar güzel ama içyüzü elverişsiz, kötü, sahibini üzücü" anlamında kullanılır. "Ah bir bilseler işin içyüzünü, dışı seni yakar, içi beni."

Dışı Seni Yakar, İçi Beni Yakar:  

"Dıştan görünüşü, herkesi imrendirecek kadar güzel ama içyüzü elverişsiz, kötü, sahibini üzücü" anlamında kullanılır. "Ah bir bilseler işin içyüzünü, dışı seni yakar, içi beni yakar."

Dışına Çıkmak:  

Tanınan hak ve yetkileri aşmak. "Yetkilerimin dışına çıkarak sana izin veriyorum."

Dışında Bırakmak:  

Hariç tutmak.

Dışında Kalmak:  

Karışmamak, ilgilenmemek. "Biz muhabbetin dışında kaldık."

Dişinden Tırnağından Artırmak:  

Yiyeceğinden, içeceğinden vb. ihtiyaçlarından keserek zorla biriktirmek. ”Seni, dişimden tırnağımdan artırdığım parayla okuttum!”

Dişine Değmemek:  

(Yiyecek) Pek az gelmek.

Dişine Göre:  

Yapabileceği, gücünün yeteceği, becerebileceği, uygun bir durumda. ”Tam da dişime göre, onu yenebilirim.”

Dişine Kestirmek:  

Birini alt edeceğine veya dövebileceğine inanmak.

Dişine Vurmak:  

1- Isırmak, dişlemek. 2- Değerini anlamak için kontrol etmek.

Dişini Sıkmak:  

Darlığa, sıkıntıya dayanmak; her türlü zorluğa katlanmak. ”Biraz daha dişini sıkmalısın, inşallah yakında rahata kavuşacağız.”

Dişini Sökmek:  

Kötülük edemeyecek duruma, zararsız hale getirmek. "Onun dişini sökmesini bilirim ben."

Dişini Tırnağına Takmak:  

Çok büyük zorluklara, sıkıntılara, darlıklara katlanarak bütün gücünü kullanıp çalışmak. ”Biz bu evi dişimizi tırnağımıza takarak yaptık, yıkmalarına izin vermeyeceğim!”

Dişinin Kovuğuna Bile Gitmemek:  

Çok az gelmek (yiyecekler için). ”Açlıktan kırılıyorduk, önümüzdeki yiyecekler dişimizin kovuğuna bile gitmeyecek kadardı.”

Dişinin Kovuğuna Yetmemek:  

Karnının doyması için çok az, yetersiz olmak. "Bu tost dişimin kovuğuna yetmez, sen başka şeyler de getir canım."

Dişinin Kovuğunu Doldurmamak:  

Karnının doyması için çok az, yetersiz olmak. "Bu tost dişimin kovuğunu doldurmaz, sen başka şeyler de getir canım."

Disiplin Altına Almak:  

Düzene sokmak.

Disiplin Cezâsı:  

Disipline aykırı hareket eden kimseye suçuna göre verilen cezâ.

Disiplin Kurulu:  

Disiplin kurallarına aykırı hareket edenlerin suçlarını ve verilecek cezâyı belirleyen kurul, inzibat meclisi.

Disiplin Suçu:  

Disiplin yönetmeliğine aykırı davranış.

Disipline Girmek:  

Disiplinli bir biçimde yaşamaya başlamak.

Disk Atma:  

(sp.) Atletizmde diski uzağa fırlatma yarışması.

Diskalifiye Etmek:  

Sporda yarış dışı bırakmak.

Diskalifiye Olmak:  

Yarış dışı kalmak.

Diskur Çekmek:  

Nutuk verir gibi konuşmak. "Diskur çekmeyi biliyorsun, ama iş olunca yoksun."

Diskur Geçmek:  

Nutuk verir gibi konuşmak. "Diskur geçmeyi biliyorsun, ama iş olunca yoksun."

Dişleri Dökülmek:  

Yaşlanmak, ihtiyarlamak. "Dişleri dökülmüş bu adamla mı evleneceksin?"

Dişleri Keman Çalmak:  

İçecek aşırı soğuk olmak. "Dolaptan bir bardak su içeyim dedim, dişlerime keman çaldırdı."

Dişlerini Sıkmak:  

Darlığa, sıkıntıya dayanmak; her türlü zorluğa katlanmak. "Biraz daha dişlerini sıkmalısın, inşallah yakında rahata kavuşacağız."

Dişli Tırnaklı:  

Saldırıcı olan, sözünü geçiren.

Dişten Artırmak:  

Yiyeceğinden, içeceğinden vb. ihtiyaçlarından keserek zorla biriktirmek. "Seni, dişten artırdığım parayla okuttum!"

Dişten Tırnaktan Artırmak:  

Yiyeceğinden, içeceğinden vb. ihtiyaçlarından keserek zorla biriktirmek. "Seni, dişten tırnaktan artırdığım parayla okuttum!"

Divan Durmak:  

Saygı gösterilen, hürmet edilen bir kişi karşısında el kavuşturup ayakta durmak. "Bakan Bey'in yanındaki herkes divan durmuş, onu dinliyordu."

Divane Olmak:  

Aklı başından gitmek.

Divanesi Olmak:  

Bir şeye çok düşkün olmak.

Divaneye Dönmek:  

Çok üzülmek.

Diyalize Girmek:  

Diyaliz makinesine bağlanmak. "Haftada iki kez diyalize girmesi gerekiyor."

Diyalog Kurmak:  

Anlaşma ve uyum sağlayacak yolda karşılıklı konuşmak.

Diyeceği Olmamak:  

Konuyla İlgili söyleyeceği söz olmamak.

Diyecek Yok:  

Eleştirilecek bir yanı yok, söz yok anlamında kullanılan bir söz. "Proje çalışman mükemmel olmuş, tebrikler, diyecek yok."

Diz Boyu:  

Dize kadar (yükseklik veya alçaklık için). ”Çukuru diz boyu kazmışlardı.”

Diz Çökmek:  

1- Dizini yere koyarak oturmak. 2- Teslim olmak. ”Düşman askerleri önümüzde diz çökmüşlerdi.”

Diz Üstü:  

Dizleri yere gelecek biçimde.

Diz Üstü Çökmek:  

Dizleri yere gelecek biçimde eğilmek veya oturmak.

Dize Gelmek:  

Teslim olmak, boyun eğmek, yenilmek, güçlünün buyruğunu kabullenmek. ”Bizim kitabımızda dize gelmek yoktur!”

Dize Getirmek:  

Kendisine karşı geleni alt ederek buyruğunu dinler duruma getirmek, boyun eğdirmek. ”İki saatte düşmanı dize getirebiliriz.”

Dizgin Boşaltmak:  

Atı hızlı bir biçimde sürmek. "Alt yolda gördüm, dizgin boşaltmış gidiyordu."

Dizgin Vurmak:  

Dizgin takmak.

WhatsApp