D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Kalem Sahibi:

İyi bir yazı yazabilen, edip.

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Destan Düzmek:  

Kahramanlık hikayesi veya herhangi bir olayı anlatan şiir yazmak.

Destan Gibi:  

Uzun yazılmış (mektup).

Destan Olmak:  

Yaptığı (kötü) bir işten dolayı şöhreti yayılmak. ”Karısına bağırdı diye annesini kapıya attı, bütün civar köylere destan oldu.”

Destan Söylemek:  

Kahramanlık olaylarını anlatan şiirler söylemek.

Destan Yaratmak:  

1- Büyük Kahramanlıklar yapmak. 2- Kahramanlık olaylarını anlatan şiirler yazmak.

Destan Yazmak:  

Olağanüstü kahramanlık, yararlık veya başarı göstermek.

Destek Almak:  

Kendisine yardım edilmek. "Kimseden destek almadan bir ev aldık."

Destek Aramak:  

Yardım aramak, arka çıkacak birini arama. "Destek aramak için tüm güvendiği kişileri aradı."

Destek Çıkmak:  

Maddi ve manevi üç sağlamak, yardımcı olmak. "Bu kampanyaya destek çıkmak zorundayız."

Destek Görmek:  

Yardım edilmek. "Kimseden destek görmeden bir ev aldık."

Destek Olmak:  

Güç sağlamak, yardımcı olmak. "Sana destek olmak için buradayız."

Destek Vermek:  

Güç sağlamak, yardımcı olmak. "Bu kampanyaya destek vermek zorundayız."

Desteksiz Atmak:  

Abartılı konuşmak, yalan söylemek.

Destursuz Atmak:  

Kolay yalan söyleyebilmek, palavra atmak.

Detaya İnmek:  

Bir konuyu en küçük noktasına kadar inceleyip araştırmak. "Bu arabada bir sorun var, detaya inmeden bu işi çözemeyeceğiz."

Dev Adımlarıyla İlerlemek:  

Hızlı biçimde gelişmek, büyük başarılar elde etmek. "Kurdukları şirket, dev adımlarıyla ilerliyordu."

Dev Adımlarla iİerlemek:  

Çok çabuk ilerlemek, üst üste başarılar göstermek.

Dev Anası:  

l- Masallarda geçen dişi dev. 2- Pek iri yarı kadın.

Dev Aynası:  

Cisimleri olduğundan çok fazla büyük gösteren, ortası çukur, kenarları daha şişkin olan bir çeşit ayna.

Deva Olmak:  

1- Sorunu çözmek, sıkıntıyı gidermek, çare olmak. "Bendeki para deva olacaksa alıp getireyim." 2- Sağlık sorununu ortadan kaldırmak ya da önlemek. "Bu bitkisel karışım sana deva olacak."

Devalüe Etmek:  

Türkçe’de “paranın değerini düşürmek” anlamına gelir.

Devam Etmek:  

1- Başlanmış bir iş sürmek. "Evimizin inşaatı devam ediyor." 2- Sürekli, düzenli gitmek. "Hala liseye devam ediyor." 3- Sürdürmek. "Babam berberlik yapmaya devam ediyor."

Devam Ettirmek:  

Başlanmış bir işi sürdürmek. "Kısa bir aranın ardından, hakem maçı devam ettirdi."

Deve Değil ki Yedi Yerinden Boğazlansın:  

Bir kişinin gereken fedakârlığı yaptığını ve bundan fazlasının beklenmemesi gerektiğini ifade eder.

Deve Deve Hakırdak:  

Konu ile ilgisi olmayan sözler söylemek.

Deve Dişi Gibi:  

1- İri görünüşlü. 2- Sıradan olmayan, tanınmış, güçlü.

Deve Etmek:  

Başkasının malını kendine mal etmek, almak, ortadan kaybetmek, çalmak. "Benim harçlığımı da deve etmek istediğini biliyorum."

Deve Gibi:  

1- Uzun boylu. 2- Hantal.

Deve İzi Yapmak:  

Çıplak olarak yere oturmak.

Deve Kini:  

Bitmeyen, geçmeyen, unutulmayan büyük kin. ”Tam anlamıyla bir deve kini besliyordu komşusuna karşı.”

Deve Kuşu Gibi:  

Uygun şartlarda terslik çıkaran. "İş buraya gelmişken, deve kuşu gibi davranmanın sebebi nedir?"

Deve Kuşu Gibi Başını Kuma Gömmek:  

1- Bir tehlike, bir olay karşısında duyarlı olmamak, gerekli tepkiyi göstermemek, gerçekleri görmezden gelmek, sorun yokmuş gibi davranmak. "Her şey ortada, boşuna deve kuşu gibi başını kuma gömme." 2- Kendini aldatarak başkalarını aldattığını sanmak. "Deve kuşu gibi başını kuma gömerek bu masraftan kurtulamazsın."

Deve Kuşu Gibi Başını Kuma Sokmak:  

1- Bir tehlike, bir olay karşısında duyarlı olmamak, gerekli tepkiyi göstermemek, gerçekleri görmezden gelmek, sorun yokmuş gibi davranmak. "Her şey ortada, boşuna deve kuşu gibi başını kuma sokma." 2- Kendini aldatarak başkalarını aldattığını sanmak. "Deve kuşu gibi başını kuma sokarak bu masraftan kurtulamazsın."

Deve Kuşu Gibi Yüke Gelince Kuş, Uçmaya Gelince Deve:  

Uygun şartlarda terslik çıkaran. "İş buraya gelmişken, deve kuşu gibi yüke gelince kuş, uçmaya gelince deve gibi davranmanın sebebi nedir?"

Deve Kuşuluk Etmek:  

Deve kuşu gibi başını kuma sokup gerçeklerden uzak duracağını sanmak.

Deve Nalbanda Bakar Gibi:  

Hiç görmediği, bilmediği bir şeye bakar gibi. "Ben ders anlatıyorum, o deve nalbanda bakar gibi bakıyordu."

Deve Nalbanta Bakar Gibi Bakmak:  

Anlamsız ve şaşkın tavırlar içinde olmak. "Ben ders anlatıyorum, o deve nalbanta bakar gibi bakıyordu."

Deve Olmak:  

Para veya yiyecek ortadan kaybolmak, alınmak, çalınmak. "Mutfaktaki kurabiyeler deve olmuş."

Deve Tellalı:  

İşsiz, güçsüz olmak.

Deve Terzi Olur mu:  

Üstesinden gelemeyeceği nazik işle uğraşan bir kimsenin durumunu ifade eder.

Deve Yapmak:  

Başkasının malını kendine mal etmek, almak, ortadan kaybetmek, çalmak. "Benim harçlığımı da deve yapmak istediğini biliyorum."

Deve Yürekli:  

Ürkek ve çok korkak olmak.

Deve Zelbesi:  

Hantal yapılı adam.

Devede Kulak:  

Bütüne göre çok ufak bir parça. ”Onun yaptığı iş devede kulak kalır.”

Devede Kulak Gibi Kalmak:  

1- Çok az önemi olmak, söz etmeye değer bulmamak. "Senin başarının yanında onunki devede kulak gibi kalır." 2- Yetersiz, çok küçük veya az olmak. "Ev almak için para biriktirmiş, ama biriktirdiği para daha devede kulak gibi kalıyor."

Devede Kulak Kalmak:  

1- Çok az önemi olmak, söz etmeye değer bulmamak. "Senin başarının yanında onunki devede kulak kalır." 2- Yetersiz, çok küçük veya az olmak. "Ev almak için para biriktirmiş, ama biriktirdiği para daha devede kulak kalıyor."

Devenin Başında Kuduz Dalamak:  

Talihsiz insan, her yerde sıkıntı ile karşılaşmak.

Devenin Nalı:  

Anlatılan şeyin inanılacak gibi olmadığını belirtmek için konuşana karşı söylenir.

Devenin Pabucu:  

Söylenen bir sözün aşırı abartılı olduğunu belirtmeye yarar.

Devenin Üstünde Kuduz Dalamak:  

Talihsiz insan, her yerde sıkıntı ile karşılaşmak.

Devesi Buzu Geçmek:  

Güçlükleri aşıp işleri yoluna koymak.

Deveye Boynun Eğri Demişler, Nerem Doğru ki! Demiş:  

Doğru bir yeri olmayan bir iş için söylenir. - Bu iş düzelmez. Deveye "Boynun eğri." demişler, "Nerem doğru ki!" demiş.

Deveye Hendek Atlatmak:  

Birisine yapılması çok zor, hemen hemen yapamayacağı bir işi yaptırmaya çalışmak. ”Senin yaptığın deveye hendek atlatmak, bırak şu garibin yakasını.”

Deveye Kârın Ne Demişler: -Kazazlık. -Yakışır İnce Bileklerine:  

Üstesinden gelemeyeceği nazik işle uğraşan bir kimsenin durumunu ifade eder.

Deveyi Çömleğe, İnsanı Kabre Koymak:  

Biri kimsenin nazarının değmesi.

Deveyi Düze Çıkarmak:  

Güçlükleri giderip işleri yoluna koymak.

Deveyi Hamudu İle Götürmek:  

Herkesin gözü önünde büyük hırsızlık ve yolsuzluk yapmak; yasal olmayan büyük kazanç sağlamak, hakkı olmayan bir şeyi bütünüyle el geçirmek. "Deveyi hamudu ile götürmeye çalıştı, çok şükür başarılı olamadı."

Deveyi Hamudu İle Yutmak:  

Herkesin gözü önünde büyük hırsızlık ve yolsuzluk yapmak; yasal olmayan büyük kazanç sağlamak, hakkı olmayan bir şeyi bütünüyle el geçirmek. "Deveyi hamudu ile yutmaya çalıştı, çok şükür başarılı olamadı."

Deveyi Hamuduyla Götürmek:  

Herkesin gözü önünde büyük hırsızlık ve yolsuzluk yapmak; yasal olmayan büyük kazanç sağlamak, hakkı olmayan bir şeyi bütünüyle el geçirmek. "Deveyi hamuduyla götürmeye çalıştı, çok şükür başarılı olamadı."

Deveyi Hamuduyla Yutmak:  

Herkesin gözü önünde büyük hırsızlık ve yolsuzluk yapmak; yasal olmayan büyük kazanç sağlamak, hakkı olmayan bir şeyi bütünüyle el geçirmek. "Deveyi hamuduyla yutmaya çalıştı, çok şükür başarılı olamadı."

Deveyi Hamutuyla Götürmek:  

Herkesin gözü önünde büyük hırsızlık ve yolsuzluk yapmak; yasal olmayan büyük kazanç sağlamak, hakkı olmayan bir şeyi bütünüyle el geçirmek. "Deveyi hamutuyla götürmeye çalıştı, çok şükür başarılı olamadı."

Deveyi Hamutuyla Yutmak:  

Herkesin gözü önünde büyük hırsızlık ve yolsuzluk yapmak; yasal olmayan büyük kazanç sağlamak, hakkı olmayan bir şeyi bütünüyle el geçirmek. "Deveyi hamutuyla yutmaya çalıştı, çok şükür başarılı olamadı."

Deveyi Havudu İle Götürmek:  

Herkesin gözü önünde büyük hırsızlık ve yolsuzluk yapmak; yasal olmayan büyük kazanç sağlamak, hakkı olmayan bir şeyi bütünüyle el geçirmek. "Deveyi havudu ile götürmeye çalıştı, çok şükür başarılı olamadı."

Deveyi Havudu İle Yutmak:  

Herkesin gözü önünde büyük hırsızlık ve yolsuzluk yapmak; yasal olmayan büyük kazanç sağlamak, hakkı olmayan bir şeyi bütünüyle el geçirmek. "Deveyi havudu ile yutmaya çalıştı, çok şükür başarılı olamadı."

Deveyi Havuduyla Götürmek:  

Herkesin gözü önünde büyük hırsızlık ve yolsuzluk yapmak; yasal olmayan büyük kazanç sağlamak, hakkı olmayan bir şeyi bütünüyle el geçirmek. "Deveyi havuduyla götürmeye çalıştı, çok şükür başarılı olamadı."

Deveyi Havuduyla Yutmak:  

Herkesin gözü önünde büyük hırsızlık ve yolsuzluk yapmak; yasal olmayan büyük kazanç sağlamak, hakkı olmayan bir şeyi bütünüyle el geçirmek. "Deveyi havuduyla yutmaya çalıştı, çok şükür başarılı olamadı."

Deveyi Havutuyla Götürmek:  

Herkesin gözü önünde büyük hırsızlık ve yolsuzluk yapmak; yasal olmayan büyük kazanç sağlamak, hakkı olmayan bir şeyi bütünüyle el geçirmek. "Deveyi havutuyla götürmeye çalıştı, çok şükür başarılı olamadı."

Deveyi Havutuyla Yutmak:  

Herkesin gözü önünde büyük hırsızlık ve yolsuzluk yapmak; yasal olmayan büyük kazanç sağlamak, hakkı olmayan bir şeyi bütünüyle el geçirmek. "Deveyi havutuyla yutmaya çalıştı, çok şükür başarılı olamadı."

Deveyi Kulağından Yetmek:  

Bir işi tersine, olmayacak şekilde yapmaya çalışmak.

Deveyi Yardan Uçuran Bir Tutam Ottur:  

Önemsiz bir şeye karşı ihtiyatsızca gösterilen tamahkarlık pek büyük zararlara mal olur.

Devir Açmak:  

Tarihte büyük bir değişimi gösteren yeni bir çağ başlatmak. "Atatürk, cumhuriyeti kurarak bir devir açmıştı."

Devlet Düşkünü:  

Bolluk ve mutluluk içinde iken bunları yitirmiş olan kimse.

Devlet Kuşu:  

Umulmadık, iyi talih; zenginlik, mutluluk getiren talih.

Devlet Ricali:  

Devleti idare edenler.

Devletle:  

"Güle güle!" yerine kullanılan bir esenleme deyimi.

Devre Dışı Bırakmak:  

Konudan uzaklaştırmak, ilgilenmemesini sağlamak. "Miras işinde beni devre dışı bırakmaya çalışıyorlar."

Devre Dışı Kalmak:  

Konudan uzak düşmek, konuyla ilgilenememek. "Satış işinde banka devre dışı kaldı."

Devre Dışı Tutmak:  

Konudan uzaklaştırmak, ilgilenmemesini sağlamak. "Miras işinde beni devre dışı tutmaya çalışıyorlar."

Devreye Alınmak:  

İşin içine girmesi sağlanmak. "Anket çalışmasında öğrencilerde devreye alınmalı."

Devreye Girmek:  

Bir kişi, işi yürütecekler arasına alınmak; bir iş, yapılacak konular arasına alınmak. "Amcam devreye girince işler düzeldi."

Devreye Sokmak:  

İşin içine girdirmek, karıştırmak. "Partiden birini devreye sokarsak işi hallederiz."

Deyip de Geçmemek:  

Önemsemek.

Dezenfekte Etmek:  

Bir yeri veya bir eşyâyı mikrop öldürücü bir madde ile temizlemek, mikroplarını yok etmek.

Dibe Vurmak:  

En kötü duruma düşmek. "Sen iyice dibe vurduktan sonra mı iş bulacaksın?"

Dibek Gibi:  

1- Bütün ağırlığıyla. 2- Şişmiş. 3- Ağır, ağırlaşmış.

Dibi Görünmek:  

Bir kabın içindeki şey tükenmek. "Reçelin dibi göründü."

Dibi Kırmızı Balmumuyla Çağırmadım ya:  

Ben seni çağırmadım ya, kendin geldin.

Dibi Tutmak:  

Kaynamakta olan bir tencerenin içindeki yemeğin dipte kalanı tencereye yapışmak.

Dibine Darı Ekmek:  

Bir şeyi sonuna kadar tüketmek, bitirmek. "Cevizlerin dibine darı ektiniz."

Dibine Kadar:  

En ince ve gizli noktasına kadar.

Dibini Boylamak:  

Batmak. "Senin telefon gölün dibini boyladı." "Eski gemi Karadeniz'in dibini boylamak üzere."

Dibini Bulmak:  

1- İçindekini tüketmek. "Çikolatanın dibini bulmuşsun." "İki saat sonra çaydanlığın dibini bulduk." 2- Aslına veya sonucuna ulaşmak. "Sen gerçekten yalakalığın dibini bulmuşsun." "Ahşap oyma sanatının dibini bulmak istiyorum."

Dibini Karıştırmak:  

Araştırmak, sorup öğrenmek. "Bu işin dibini karıştırmayı bırak." "Birinin dibini karıştırmadan babamın içi rahat etmez."

Dibini Kurcalamak:  

Araştırmak, sorup öğrenmek. "Bu işin dibini kurcalamayı bırak." "Birinin dibini kurcalamadan babamın içi rahat etmez."

Dibini Tutmak:  

Pişen yemekler tencerenin dibine yapışmak. "Kek dibini tutmadan fırından çıkar."

Didik Didik Etmek:  

Bir şeyi iyice incelemek, her yanını yoklamak. “Bu emel bana bu üç yıllık ömrümü didik didik edip kâğıt üzerine koymamı zorluyor.” -H. E. Adıvar.

Didişip Durmak:  

Sürekli olarak birbirini hırpalamak. "Didişip durmayın, dersi dinleyin."

Didon Sakal:  

Çene ucunda bırakılan tutam şeklindeki Fransız kesimi sakal. "Bu üç kişinin biri didon sakallı, biri kıranta bir adam." (Ahmet K. Tecer)

Didon Sakallı:  

Yalnız çenesinde sivri sakalı olan.

Dik Alâsı:  

Bir halin (daha çok hoş karşılanmayan bir halin) son derecesi. "Burada yaşanan rezaletin dik âlâsı"

WhatsApp