Bir Deyim Öğrenelim!
Sevinç Gözyaşları Dökmek:
Sevinçten ağlamak. "Düğünde, gelin ve damat sevinç gözyaşları döküyordu."
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Davacı Olmak:
Hukuksal korunmanın bir hüküm ile sağlanması için yargı organlarına başvurmak., dava etmek.
Dâvâlı Olmak:
Dâvâ konusu olup mahkemeye düşmek. “Dâvâlı olan ben değilim.”
Davar Gütmek:
1- Sürüyü otlatmak, korumak ve gerektiğinde süt sağmak. 2- İşe yaramayan, aptal veya acemi insanları kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak.
Davasını Gütmek:
Sürekli olarak bir konuyu savunmak veya gündemde tutmak.
Davaya Bakmak:
Açılan davayı incelemek, araştırmak ve sonuçlandırmak.
Dâvâya Düşmek:
1- Mahkemelik olmak. 2- Aralarında anlaşmazlık çıkmak, iddialaşmak.
Dâvâyı Kaybetmek:
1- Mahkemede haksız çıkmak. 2- İddiasında haksız çıkmak.
Dâvâyı Kazanmak:
1- Mahkemede haklı olduğu kabul edilmek. 2- İddiâsında haklı olduğu ortaya çıkmak. "Sonraları yurdumda cumhûriyetçi Türk görüşü dâvâyı kazandı." (Safiye Erol)
Davayı Nakzen Görmek:
Yargıtay tarafından bozulan bir karar üzerine bozma sebeplerini de göz önünde tutarak davaya yeniden bakmak. "Yakın zamanda davamız nakzen görülecek."
Davayı Nakzen İade Etmek:
Bir yargı kararını, yargılama yöntemine ilişkin hükümler bakımından yerinde görmeyip bozarak hükmü veren mahkemeye geri göndermek. "Yargıtaydaki dava dosyası nakzen iade edilmiş."
Dâvet Edilmek:
Çağrılmak. "Yeniçeri ağasına hat gönderilip dîvâna dâvet olundu." (Kâtip Çelebi’den Seç.) "Bir mûsikî ziyâfetine dâvet edilmiştim." (Ahmet Hâşim) "Bir İngiliz evine çaya dâvet edilmiştim." (Safiye Erol)
Davet Etmek:
1- Çağırmak. "Bizi ablasının düğününe davet ettiler." 2- Birinin bir şeye uymasını istemek. "Sizi terbiyeli konuşmaya davet ediyorum." 3- Yol açmak. "Bu yol kazayı davet ediyor."
Davet Eylemek:
1- Çağırmak. "Sizi dâvet eden mi vardı?" (Nâmık Kemal) 2- (Yemeğe, çaya, toplantıya) Çağırmak. “Eve yerleşelim, bir gün hepinizi dâvet edeceğim.” Müslüman olan zenci arkadaşlarıyle beni lokantaya dâvet ettiler. (Ergun Göze) 3- Sebebiyet vermek, bir hâlin olmasına, meydana gelmesine sebep olmak, yol açmak. "Operatör, ihmâlin dâvet edeceği fenâ netîcelere dâir telkîninde devam ediyordu." (Peyâmi Safâ)
Davet Kılmak:
(esk.) Dâvet etmek. "Kıldı da’vet Tanrı’ya hem kulları." (Süleyman Çelebi) "Ol şehre mürsel gelmedi onlara da’vet kılmadı." (Niyâzî-i Mısrî)
Dâvet Vermek:
Ziyâfet veya toplantı düzenlemek.
Davet Yapmak:
Mutlu bir olay dolayısıyla birçok kimseleri çağırıp şölen düzenlemek.
Davete İcabet Etmek:
Çağrılı olduğu yere gitmek. "Davete icabet etmezsek ayıp olur."
Davranma:
Karşıdakinin hücûma geçmesini önlemek için söylenen ihtar sözü, kımıldama. “Davranma yakarım!”
Davul ... Boynunda, Tokmak ... Elinde:
Sorumluluğu taşıyan biri olduğu halde, sözü geçen öbürü. "Davul senin boynunda, ama tokmak babanın elinde."
Davul Birinin Boynunda, Tokmak Öbürünün Elinde:
Sorumluluğu taşıyan biri olduğu halde, sözü geçen öbürü. "Davul senin boynunda, ama tokmak babanın elinde."
Davul Çalmak:
Bir şeyi herkesin duyabileceği biçimde ortalığa yaymak. ”Davul çalıp bizi elâleme rezil etti.”
Davul Çalsan İşitmez:
1- Uykusu ağır olan kimseler için söylenir. "O şimdi kim bilir hangi rüyalarda, davul çalsan işitmez." 2- Bir kimsenin çalışırken başka hiçbir şeyle ilgilenmediğini belirtmek için de kullanılır. "Masal okumaya o kadar dalmış ki davul çalsan işitmez." 3- Sağır. "Kulaklarından rahatsız, davul çalsan işitmez."
Davul Çalsan Kâr Etmez:
Sağır, derin uykuda veya hiçbir şey duymayacak kadar meşgul kimseler için kullanılır.
Davul Dövmek:
1- Bir şeyi herkesin duyabileceği biçimde ortalığa yaymak. "Davul dövüp bizi elâleme rezil etti." 2- Davula vurarak ses çıkarmak. "Ramazan ayında davul dövmek istiyormuş."
Davul Gibi:
Şiş ve gergin. "Çok yedim galiba, göbeğim davul gibi oldu." "Bu valiz davul gibi oldu."
Davul Gibi Olmak:
Çok şişip gergin bir durum almak. "Oğlanın kolu davul gibi şişmiş mi sana." (Sait Fâik)
Davul Gibi Şişmek:
Fazla yemek yemek, çok şişmek. "Pilavdan o kadar çok yedim ki davul gibi şiştim."
Davul Tozu, Minâre Gölgesi:
Gerçekleşmesi imkânsız şeyler için kullanılır.
Davula Dönmek:
Şişmek, şişip derisi gerilmek, davul gibi olmak.
Davulu Biz Çaldık, Parayı El Topladı:
Bütün çalışmaları emek harcayarak biz yaptık, çalışmaların sonunda elde edilenlerden başkaları yararlandı.
Davulu Yarık:
Sır saklamayan, önüne gelene içini döken.
Dayağa İdmanlı Olmak:
Dayak yemeye alışmış olmak. "Dayağa idmanlı olduğumuz için pek sıkıntı olmadı."
Dayak Arsızı:
Dayak yemekten korkmayan, dayak yemeye alışmış kimse, tokat arsızı. "Çocuğu iyice dayak arsızı oldu." "Senin gibi dayak arsızı görmedim."
Dayak Atmak:
Dövmek, pataklamak, sopa ile vurmak. "İki arkadaşını almış gelmiş, Berk'e dayak atacaklarmış."
Dayak Düşkünü:
Dayağa layık olan, dövülmeyi hak eden.
Dayak Yemek:
Dövülmek, hırpalanmak. "Dayak yemek için mi geldik bu maça?"
Dayalı Döşeli:
Döşemesi ve eşyası eksiksiz.
Dayayıp Döşemek:
Evi, odayı eşyalarla donatmak. "Evini dayayıp döşemek için hayli eşya almış."
Dayısı Dümende Olmak:
Arkası olmak, kayıran olmak.
Dediği Çıkmak:
Dediği şey gerçekleşmek. "Sana dediğim çıktı, bize de uğrayacaklarmış."
Dediği Dedik Çaldığı Düdük:
1- Sözünden dönmez, asla caymaz. "Dediği dedik bir insandır o." 2- İstediklerini yaptırır. "Çocuk dondurma isteyince, dediği dedik çaldığı düdüktür."
Dediğim Dedik, Çaldığım Düdük:
Bir insanın sözünde direndiğini anlatmak için söylenen bir tekerleme. "Dediğim dedik, çaldığım düdük deyince fiyatta anlaşamadık."
Dediğim Dedik, Öttürdüğüm Düdük:
Bir insanın sözünde direndiğini anlatmak için söylenen bir tekerleme. "Dediğim dedik, öttürdüğüm düdük deyince fiyatta anlaşamadık."
Dediğinden Çıkmak:
Sözünü dinlememek. "Babamın dediğinden çıkmamaya dikkat ettik."
Dediğinden Dışarı Çıkmak:
Sözünü dinlememek. "Babamın dediğinden dışarı çıkmamaya dikkat ettik."
Dediğine Gelmek:
Birinin, önceden reddettiği bir düşünceyi kabul etmesi. "Çok inat etti ama sonunda babasının dediğine geldi."
Dedikodu Çıkarmak:
Birisi hakkında dedikodu ortaya atmak.
Dedikodu Etmek:
Birini çekiştirmek. "Dedikodu etmekten, iş yapmaya zaman bulamıyorsunuz." "Bir saattir içeride ne dedikodusu ediyorsunuz?"
Dedikodu Sermayesi Olmak:
Konuşma, sohbet konusu durumuna gelmek.
Dedikodu Yapmak:
Birini çekiştirmek. "Dedikodu yapmaktan, iş yapmaya zaman bulamıyorsunuz." "Bir saattir içeride ne dedikodusu yapıyorsunuz?"
Dedikodusunu Yapmak:
Birini çekiştirmek. "Bir saattir içeride neyin dedikodusunu yapıyorsunuz?"
Defe (tefe) Koymak:
Dedikodusunu yapmak, kınayan bir dille başkalarına anlatmak, alaya almak. ”Sakın söyleme, yoksa bizi defe koyarlar.”
Defibela Kabîlinden:
Bir belayı savarcasına.
Defihacet Etmek:
Küçük veya büyük abdest bozmak.
Defol:
“Git, burayı terket!” anlamında hiddet ve hakāret ifâde eden kovma sözü. "Uğraşma kadın benimle, defol!" (Abdülhak Hâmit)
Deforme Etmek:
Biçimini bozmak.
Deforme Olmak:
Biçimi bozulmak.
Defter Açmak:
1- Para yardımı veya gönüllü toplamaya girişmek. 2- Hesap açmak, banka cüzdanı vermek. 3- Bir şeye yeniden başlamak.
Defter Emini:
Eskiden tapu işlerine bakan yüksek görevli.
Defter Tutmak:
İşlem veya hesapları düzenli olarak bir deftere geçirmek.
Defterden Silmek:
İlişkisini kesmek, yok saymak, adını anmaz olmak, unutmak. ”Ali`yi defterden iyice sildim.”
Deftere Geçmek:
Unutmamak üzere bellemek. "Yaptıkların deftere geçti, elbet senin de bana işin düşer."
Deftere Yazmak:
Unutmamak üzere bellemek. "Yaptıklarını deftere yazdım, elbet senin de bana işin düşer."
Defteri Dürülmek:
1- İşine son verilerek bir yerden uzaklaştırılmak. 2- Ölmek ya da öldürülmek. ”Onun da defterini dürecekler yakında.
Defteri Kapamak:
İlgiyi kesmek, uğraşmaz olmak, söz konusu işi yapmaz olmak. “O defteri kapadık biz, artık soru sormayın.
Defteri Kapatmak:
1- Söz konusu işi artık yapmaz, uğraşmaz olmak. "Hırdavatçılık defterini kapattık, artık inşaat işine girdik." 2- Bir şeyle ilgiyi kesmek. "Biz siyaset defterini çoktan kapattık."
Defteri Kebir:
Ana defter.
Defterinde Olmamak:
Sahip bulunmamak, tabiatında bulunmamak.
Defterinde Yazmamak:
Aklına ve mantığına aykırı düşmek, kitabında yer almamak. "Dostu satmak bizim defterimizde yazmaz."
Defterinden Silmek:
İlişkisini kesmek, yok saymak, adını anmaz olmak, unutmak. "Ali'yi defterimden iyice sildim."
Defterini Dürmek:
1- Öldürmek. "Beş teröristin daha defterini dürülmüş." 2- İşine son vermek, işten çıkarmak. "İşini ciddiye almazsan, yakında defterin dürülür." 3- Başarısını kıskanarak yükselmesine engel olmak. "Defterini dürmek isteyenlere karşı dikkatli ol."
Değer Biçmek:
Bir şeyin değerini belirtmek, bir şeye değer koymak. "Bu tarihi eserlere değer biçilemiyor."
Değer Düşümüne Uğramak:
Değersizleşmek.
Değer Kâğıdı:
Esham ve borç senedi gibi herhangi bir para üzerinde iyelik hakkı veren belge.
Değer Vermek:
Değerli saymak, önem vermek. "Her anne baba evladına değer verir."
Değerini Yitirmek:
Değersizleşmek, değersiz duruma gelmek. "Altın gün geçtikçe değerini yitiriyor."
Değirmenin Suyu Nereden Geliyor:
Harcanan para nasıl kazanılıyor, paranın kaynağı nedir? "Bey, sen bol bol alıyorsun ama bu değirmenin suyu nereden geliyor böyle?"
Değirmenin Suyu Nereden Geliyor?:
Harcanan para nasıl kazanılıyor, paranın kaynağı nedir? "Bey, sen bol bol alıyorsun ama bu değirmenin suyu nereden geliyor böyle?" , "Bu işe çok para yatırmışlar. Acaba değirmenin suyu nereden geliyor?"
Değiş Etmek:
Bir şey verip yerine başka bir şey almak. "Susam ile unu değiş etmişler."
Değiş Tokuş:
Bir şey verip yerine başka bir şey alma. "Kitaplarımızı değiş tokuş yaptık."
Değme Gitsin:
"Anlatılması güç, anlatılamaz." anlamında kullanılan bir söz.
Değme Keyfine:
Çok keyifli. Pazar sabahları çok mutlu oluyor. Değme keyfine!
Değnek Gibi:
Çok zayıf ve ince. "Hastalıktan Değnek gibi kalmışsın."
Değnek Yutmuş Gibi:
Dimdik (duran, oturan, yürüyen) kimsenin durumu. "Değnek yutmuş gibi ortalıkta dolaşıp da asabımı bozma!"
Dehşet Saçmak:
Ortalığa korku vermek. "Cinnet geçiren adam dehşet saçtı."
Dehşete Düşmek:
Çok korkmak. "Yangın çatıyı sardığında tüm apartmandakiler dehşete düştü."
Dehşete Düşürmek:
Çok korkutmak, dehşete kapılmasına sebep olmak. "İnsanı dehşete düşüren görüntüler yayınlandı."
Dehşete Kapılmak:
Çok korkmak. "Yangın çatıyı sardığında tüm apartmandakiler dehşete kapıldı."
Dejenere Etmek:
Soysuzlaştırmak, asıl karakterini bozmak. "Bâzan iktidar, bâzan da para hırsı nice sağlam karakteri dejenere etmiştir." (Ergun Göze)
Dejenere Olmak:
Soysuzlaşmak, asıl karakteri değişip bozulmak. "Bizim ineklerimiz dejenere olmuştur. Koyunlarımız soysuzlaşmıştır." (Burhan Felek). Bu cemiyet gitgide dejenere olarak mânâsını kaybetmiş (Sâmiha Ayverdi)
Deke Düşmek:
Hileye, oyuna gelmek. "Seni deke düşürmeye çalışıyorlar."
Dekolte Konuşmak:
Açık saçık konuşmak. "Dekolte konuşmaya başlayınca uyarmak zorunda kaldım."
Dekore Etmek:
Süsleme amacıyla düzen vermek.
Deli Bal:
Arıların zehirli çiçeklerden topladıkları bal.
Deli Bayrağı Açmak:
Âşık olmak. "Bu defa kime deli bayrağı açtın?"
Deli Çıkmak:
1- Çıldırmak. 2- Çok sinirlenmek.
Deli Dana Gibi Dönmek:
Şaşkınca hareketler yapmak, ne yapacağını bilemeyerek delice davranmak. "Çantasını çaldırınca deli dana gibi dönmeye başladı."
Deli Danalar Gibi Dönmek:
Şaşkınca hareketler yapmak, ne yapacağını bilemeyerek delice davranmak. "Çantasını çaldırınca deli danalar gibi dönmeye başladı." , "Deli danalar gibi dönmesinin sebebini anlayamadık."
Deli Divane Aşık Olmak:
Aşırı derecede sevmek.
Deli Divane Olmak:
Bir şeyi, bir kimseyi aşırı derecede sevmek, ona tutkun olmak. ”Delikanlı o kız için deli divane oluyordu.”