D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Zan Altında Bulunmak:

Bir şeyle suçlanmak, sanık durumunda olmak. "Zan altında bulunanların hepsi karakola götürüldüler."

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Çocuk Yapmak:  

İsteyerek çocuğu olmak. "İki tane çocuk yapmak istiyoruz."

Çocuk Yetiştirmek:  

Çocuğu topluma yararlı bir duruma getirmek. "Bu devirde çocuk yetiştirmek gerçekten çok zor."

Çocuk Yuvası:  

Çalışan kadınların küçük çocuklarını sabah bırakıp akşam aldıkları bakımevi.

Çocukla Çocuk, Büyükle Büyük Olmak:  

İçinde bulunulan yere veya çevredeki insanlara uymak. "Bir sınıf öğretmeni; çocukla çocuk, büyükle büyük olmayı başarabilmeli."

Çocuklar:  

Teklifsiz konuşmada "arkadaşlar!" anlamında kullanılan bir seslenme sözü. "Çocuklar! Biraz sessiz olursanız bir şey anlatacağım."

Çocukluğu Tutmak:  

Çocuksu davranışlarda bulunmak.

Çocukluk Etmek:  

1- Çocukça davranışlarda bulunmak. "Çocukluk edip, salıncakta sallanmaya başladı." 2- Gereği gibi düşünmeden deneyimsizce davranmak. "Çocukluk edip de ona inanma!"

Çoğa Varmak:  

Aşırı Davranmak.

Çoğu Gibi Olmak:  

1- Çoğunluğun yaptığı gibi davranmak. "Depremde insanların çoğu gibi bize de sokağa çıktık." 2- Çoğunluğun sahip olduğu özellikleri taşımak. "Bahçedeki çoğu ağaç gibi bu da kiraz ağacı."

Çoğu Gitti Azı Kaldı:  

İşin en güç, en önemli, en büyük kısmı bitti, kalanı önemsizdir. ”Ha gayret çocuklar, çoğu gitti azı kaldı.”

Çok Baharın Otunu Yemek:  

Hayatı dolu dolu yaşamış olmak. "Çok baharın otunu yemiş biri olarak bu dünyadan ayrıldı."

Çok Gelmek:  

1- Gereğinden fazla olmak. "Bu pilav bana çok geldi." "Bu para sana çok gelir." 2- Çekilmez ve katlanılmaz olmak. "Sen çok gelmeye başladın, hareketlerine dikkat et!" "İki dakika çocuğa bakmak çok gelmiş."

Çok Görmek:  

1- Esirgemek, bir kimseyi o şeye değer bulmamak. 2- Bir kimsenin yaptığını, davranışını yadırgamak. ”Gel, çok görme bana bu işi.”

Çok Olmak:  

Davranışları dayanılmaz ölçüde olmak. "O arkadaşın artık çok oldu."

Çok Renkli Memleket:  

Çeşitli özellikleri bulunan ülke.

Çok Şey:  

Şaşma anlatan bir söz.

Çok Söylemek:  

Gevezelik etmek.

Çok Teşekkür Ederim:  

"Durumdan fazlasıyla hoşnut ve memnun olduğumu belirtmek isterim." anlamında nezaket sözü. "Beni de davet ettiğin için çok teşekkür ederim."

Çokbilmişlik Taslamak:  

Kendini çokbilmiş gibi göstermek.

Çöle Dönmek:  

Harap olmak, bozulmak. "Erozyonla mücadele edilmezse ülkemiz çöle döner."

Çoluğa Çocuğa Karışmak:  

Evlenip, çocukları dünyaya gelip, onlarla uğraşır olmak. "Vay canına! Daha dünkü çocuktu, bugün çoluğa çocuğa karışmış! Zaman ne çabuk da geçiyor."

Çoluk Çocuğa Karışmak:  

Evlenip, çocukları dünyaya gelip, onlarla uğraşır olmak. ”Vay canına! Daha dünkü çocuktu, bugün çoluk çocuğa karışmış! Zaman ne çabuk da geçiyor.”

Çoluk Çocuk:  

1- Çocuklarla birlikte aile topluluğu. "Çoluk çocuk pikniğe gittik." 2- Bir işte deneyimsiz ve yaşça küçük kimseler. "Burada da çoluk çocuk çalışıyor."

Çoluk Çocuk Elinde Kalmak:  

Genç, tecrübesiz, çocuk denecek kişilerin yönetimi altında yaşar durumda olmak. ”Ülke çoluk çocuk elinde mi kalacak? Allah korusun!”

Çomak Koymak:  

Bir işi aksatan, engelleyen davranışlarda bulunmak. "Benim işlerime çomak koymak sana ne kazandırıyor?"

Çomak Sokmak:  

Bir işi aksatan, engelleyen davranışlarda bulunmak. "Benim işlerime çomak sokmak sana ne kazandırıyor?"

Çömlek Hesabı:  

Güvenilmez, yanlış hesap. ”Senin yaptığın çömlek hesabı, bir muhasebeciye havale et işi.”

Çömlek Patlatmak:  

Çocuk oyunlarında ebeyi yanıltmak. "Çömlek patlayınca ebeliğim devam etti."

Çöp Atlamaz:  

Gözünden hiçbir şey kaçmayacak kadar titiz ve dikkatli olan.

Çöp Gibi:  

Çok ince, zayıf.

Çöp Kebabı:  

Ufak ağaç şişlere geçirilerek çömlekte pişirilen et kebabı.

Çöpçatan Çatmak:  

Kısmet olmak.

Çöpe Dönmek:  

Kilo kaybedip çok zayıflamak. "Bu halin ne kız, iyice çöpe dönmüşsün, yemek vermiyorlar mı sana?"

Çöpe Gitmek:  

Yapılan iş boşa gitmek. "İki sayfa yazım çöpe gitti."

Çöplük Horozu:  

Güzeli çirkini ayırt etmeyen kadın düşkünü erkek.

Çöpsüz Üzüm:  

Kusursuz ve elverişli şey.

Çöpten Çelebi:  

Çok zayıf, güçsüz, çelimsiz. "Bu geçen çöpten çelebi de kim?"

Çorap Kaçmak:  

Çorabın bir teli kopup örgüsü uzunlamasına açılmak.

Çorap Söküğü Gibi Gelmek:  

Başlayan bir işin birbirine bağlı diğer bölümlerinin kolaylıkla halledilmesi. "Hele bir başla sen, bak nasıl çorap söküğü gibi gelecek iş."

Çorap Söküğü Gibi Gitmek:  

Başlayan bir işin birbirine bağlı diğer bölümlerinin kolaylıkla halledilmesi. ”Hele bir başla sen, bak nasıl çorap söküğü gibi gidecek iş.”

Çorba Etmek:  

Karıştırmak. "Bu evrakları çorba etmişsin." "Gardırobu toplayıp düzenledim, çorba etmemeye çalış."

Çorba Gibi:  

1- Fazla sulu yemek "Yemek yapmayın öğren, çorba gibi olmuş bu." 2- Karmakarışık. "Arabanın bagajı çorba gibi olmuş."

Çorba İçmeye Çağırmak:  

Yemek yemeye çağırmak. "Akşam çorba içmeye çağırdı."

Çorba Olmak:  

Karmakarışık bir hal almak, içinden çıkılmaz bir duruma gelmek, çorbaya dönmek. "Bu takımın oyunu iyice çorba olmaya başladı."

Çorbada Maydanozu Bulunmak:  

Yapılan bir iş ya da hizmette az da olsa çabası, emeği, maddi katkısı bulunmak. "Ellerinizi cebinize atın da, çorbada sizin de maydanozunuz bulunsun!"

Çorbada Tuzu Bulunmak:  

Yapılan bir iş ya da hizmette az da olsa çabası, emeği bulunmak. ”Haydi durmayın, çorbada sizin de tuzunuz bulunsun!”

Çorbaya Dönmek:  

Karmakarışık bir hal almak, içinden çıkılmaz bir duruma gelmek, çorba olmak. "Bu takımın oyunu iyice çorbaya dönmeye başladı."

Çorbaya Sinek Düşmek:  

İşin tadı kaçmak, yeteri kadar iyi ve güzel olmadığı anlaşılmak.

Çörten Gibi:  

Oluk gibi, çok gür bir biçimde.

Çözüm Getirmek:  

Bir sorunu çözmek için çıkar yol bulmak. "Bizim sıkıntılarımıza kimse çözüm getirmiyor."

Çözüm Yolu:  

Bir güçlüğü giderme çaresi, hal çaresi.

Çözümsüz Kalmak:  

Çözümü olmamak, çözüm bulunamamak.

Cübbe Gibi:  

Çok geniş ve uzun giysi. "Cübbe gibi bir balo kıyafeti almış."

Çubuğunu Tüttürmek:  

Üzüntüsüz, kaygısız yaşamak.

Çuha Pantolon:  

Tüysüz, ince ve sık dokunmuş bir çeşit kumaştan yapılmış pantolon.

Cuk Oturmak:  

Tam yerine denk gelmek, uygun gelmek, yakışmak. "Bu koltuk bu köşeye cuk oturdu."

Cukkayı Yutmak:  

Oyunda yenilmek, kaybetmek. "Cukkayı yutmaktan son anda kurtuldun."

Çukura Düşmek:  

Kötü ve uygunsuz bir duruma girmek.

Çukurunu Kazmak:  

Birinin üzülmesine, zarar görmesine neden olacak bir tuzak kurmak. "Dikkat et, senin çukurunu kazmaya çalışıyorlar."

Çul Tutmaz:  

Bütün kazandığını harcayan.

Çuldan Çuvaldan Olmak:  

Bütün eşyası elinden gitmek.

Çulu Düzeltmek:  

1- Giyimi kuşamı yenilemek "Ahmet, bakıyorum da çulu düzeltmişsin." 2- Maddi durumu iyileşmek. "Çulu düzeltince başka mahalleye taşındı."

Çulu Düzmek:  

1- Giyimi kuşamı yenilemek "Bakıyorum da Ahmet yine çulu düzmüş." 2- Maddi durumu iyileşmek. "Çulu düzünce başka mahalleye taşındı."

Cuma Vakti:  

Cuma namazının kılındığı sıralar.

Cumalığı Uygun Olmak:  

Keyfi yerinde, işi yolunda olmak. Tatsız tatsız söyleme Allah aşkına dedi, senin gāliba cumalığın uygun. (Reşat N. Güntekin)

Cumartesi Kibarı Gibi Süslenmek:  

Özentili fakat zevksiz süslenmek. "Cumartesi kibarı gibi süslenmiş, arabaya oturmuş bekliyordu."

Cumbadak Dalmak:  

Ani olarak girmek, dalmak. "Kapıya vurabilirdin, içeri cumbadak dalmayın."

Cümbür Cemaat:  

Topluca, hep birden. ”Halamlara cümbür cemaat gitmeye karar verdik.”

Cumburlopu Çekmek:  

Pat diye düşmek. "Balkon çökünce, hepsi cumburlopu çekmek zorunda kaldı."

Cümbüş Yapmak:  

Toplu olarak eğlenmek. "Bu hafta kızlarla buluşup, cümbüş yapmayı planlıyoruz."

Cümle Kapısı:  

Konak, saray gibi büyük binaların ana giriş kapısı. ”Devletin ileri gelenleri konağın cümle kapısı önünde toplandılar.”

Cünup Olmak:  

Boy abdesti alması gerekmek, cenabet olmak. "Söylemesi ayıp bu sabah cünup olmuşum."

Cünüp Olmak:  

Boy abdesti alması gerekmek, cenabet olmak. "Söylemesi ayıp bu sabah cünüp olmuşum."

Curcuna Koparmak:  

Gürültüyle çevreyi karıştırmak. "Davetliler salonda curcuna kopardılar."

Curcunaya Çevirmek (veya döndürmek):  

Bir yeri kargaşa, şamata, gürültü patırtı ile doldurup kimsenin ne dediğini anlamayacak hâle getirmek. ”Çocuklar bir dakikada ortalığı curcunaya çevirdiler.”

Curcunaya Döndürmek:  

Bir yeri kargaşa, şamata, gürültü patırtı ile doldurup kimsenin ne dediğini anlamayacak hale getirmek. "Çocuklar bir dakikada ortalığı curcunaya döndürdüler."

Curcunaya Kalkmak:  

Kavga ve gürültü çıkarmaya kalkmak

Curcunaya Vermek:  

Bir yeri kargaşa, şamata, gürültü patırtı ile doldurup kimsenin ne dediğini anlamayacak hale getirmek. "Çocuklar bir dakikada ortalığı curcunaya verdiler."

Cüret Etmek:  

Ataklık etmek, yüreklilikle davranmak. ”O, hemen herkesin yanında söz söylemeye cüret eden bir yapıya sahipti.”

Cürmü Meşhut Hâlinde Yakalamak:  

Bir kimseyi suçu işlerken şahitlerle birlikte yakalamak.

Çürüğe Çıkarmak:  

Bir nesneyi işe yaramayacak durumda olmasından dolayı kullanmamak.

Çürüğe Çıkmak:  

1- İşe yaramaz olduğu, sağlam olmadığı anlaşılarak bir yana atılmak. 2- Sağlığı el vermediği için askerlik görevine alınmamak. ”Çürüğe çıkmak için can atanlar da yok değil bugün.”

Çürük Çarık:  

Sağlam olmayan, kırık dökük, eski, işe yaramaz şeyler için söyleriz. "Evdeki çürük çarık eşyaları ayırdık."

Çürük Çıkmak:  

1- İşe yaramaz olduğu, sağlam olmadığı anlaşılmak. "Çürük çıktığı için işe almamışlar." "Çürük çıkan elmaları ayıkladım." 2- Sağlığı el vermediği için askerlik görevine alınmamak. "Çürük çıkmak için can atan, sözde kahramanlar var." "Oğlu da kendisi gibi çürük çıkmış."

Çürük Tahta Çivi Tutmaz:  

Aslında işe yaramaz olan veya sonradan o duruma gelmiş bir şeyi, ne kadar uğraşsanız da işe yarar duruma getiremezsiniz.

Çürük Tahtaya Basmak:  

Tedbirsiz hareket edip, kötü sonuçlanacak bir işe girişmek. ”Allah kimseyi çürük tahtaya bastırmasın.”

Çürük Tutmak:  

Gereken önemi vermemek, gevşek davranma.

Çuval Gibi:  

Kaba ve seyrek, bol ve ütüsüz. ”Pantolonun çuval gibi olmuş.”

Çuvalla Para Kazanmak:  

Aşırı kazanç sağlamak. "Reklamlardan çuvalla para kazanan bir sanatçı." "İş tutarsa, çuvalla para kazanırız."

Dadılık Etmek:  

1- Çocuk bakıcılığı ile uğraşmak. "İki çocuğuna dadılık edecek birini arıyor." 2- Üzerine sorumluluk almak, göz kulak olmak, sahip çıkmak, sahiplenmek. "Siz rahat olun, biz dadılık ederiz."

Dağ Ardında Olsun da, Yer Altında Olmasın:  

Hasret ölümden yeğdir.

Dağ Ayısı:  

Görgü kurallarına, toplumsal yaşantıya uyum sağlayamamış kaba, görgüsüz kimse. "Dağ ayısı gibi davranman hiç hoş değil."

Dağ Başı:  

1- Zorbalık yeri. "Burası dağ başı değil, yaptığının hesabını vereceksin." 2- Şehirden uzak yer. "Dağ başına ev yapmak istemiyorum."

Dağ Devirmek:  

Çok büyük güçlüklerin altından kalkmak, zor ve güçlük dolu işleri başarmak. "Canım babam, dağ devirir bir adamdı." "Biz bir olduk mu, dağ deviririz evelallah."

Dağ Doğura Doğura Fare Doğurdu:  

Önemli gibi görünen şeylerden önemsiz bir sonuç çıkması durumunda söylenir.

Dağ Eteği:  

Dağ yamacının alt bölümü. "Dağ eteğinde hiç ağaç bırakmamışlar."

Dağ Gibi:  

1- Çok büyük, çok iri, çok güçlü. "Dağ gibi adamı iki dakikada yere çarptı." 2- Pek çok. "Sorunlar dağ gibi birikti."

Dağ Kaçkını:  

Kaba saba ve görgüsüz kimse. "Bu dağ kaçkını adamla senin ne işin olur."

Dağ Kadar:  

1- Çok büyük, çok iri, çok güçlü. "Dağ kadar adamı iki dakikada yere çarptı." 2- Pek çok. "Sorunlar dağ kadar oldu."

Dağ Taş:  

Kent dışında gidilebilecek her yer. "Dağ taş aramışlar da bir izine rastlamamışlar abla."

WhatsApp